Okur
Sen bilmezsin ama sevmek yarıda kalan bir kitaba devam etmek gibi kolay bir iş değildi. İşte ben o büyük işe kalmıştım. Seni sevmek gibi büyük kocaman bir iş.. Yanımdayken; Gülümsemesine bakıp içinden " bu şimdi benim mi" diye çaktırmadan sevinmek, ya da aradan çok zaman geçer bazen bir kaç mevsim, bir kaç insan, bir kaç anı, bir kaç acı.. herşey biter, hesaplar ödenir, defter kapanır. Sonra olmadık bir zamanda, olmadık bir yerde saçma sapan bir karşılaşma olur.. Sonra... Sonra bişi olmaz. Çünkü hesap etmediğin bir kalbin vardır o ne ayların ne yılların geçmesine aldırış etmeden ilk günkü gibi taptaze seviyordur.. Omuzdan öpmek, diye birşey vardır. Yüküne ortağım der gibi. Hep yanındayım der gibi.. Öyle güzel. Eğer bu aşk değilse, ben sana daha önce kimsenin kimseye olmadığı birşey oldum..
2
Önce sevmenin güzel olduğunu öğrettin bana. Sonra sevgimi gösterince nasıl gidebileceğini öğrettin. Şimdilerde bende yeni bir korku oldu sayende, acaba ben sevgimi gösterince herkes sen gibi giderse diye kimseye sevgimi gösteremez oldum. Bu korku öyle bir işledi ki yüreğime kendime diyorum aman dikkat et çok sevsen bile sevginden özleminden delirsen bile kalbin yerinden çıkacak gibi olsa bile sakın diyorum kendime de kalbime de sakın gösterme belli etme sevdiğini değer verdiğini yoksa yalnızlığa mahkum eder bu sevilen insanoğlu seni. Nasıl bir korku olduğunu sen yaşama istiyorum bilme istiyorum. Zor bilirim çünkü kendimden çok sevdiğin değer verdiğin birinin senin sevginden kaçması nasıldır bilirim. Aklıma ilk olarak "acaba güzel mi sevemedim ben yoksa sevgimden iğrendi mi.." diye geliyor. Nasıl da zor bir durum düşünsene böyle bişi gelmesi aklına sen birini deli gibi seviyorsun ve senin aklına acaba sevgimden mi igrendi diye geliyor. Aslında bu korkuyla kalmıyor sadece canın yanıyor sormak istiyosun neden gittin neden sevgimden gittin diye ama soramassin işte ya vereceği cevap daha çok acıtır canını yada bir daha soru sormak için biri olmassa orda diye düşünüp susarsın. İnan bana susmak bile canını öyle çok yakar ki ama çaresizlik varya elini kolunu dilini bağlar öylece oda bırakır seni can yanıklarınla..
ARU
Ben aşkı yanlış anlamışım Ben aşkı yanlış yerlerde aramışım Binlerce kilometre öteden bir ses geldi. Merhaba tanışabilir miyiz? Benim hikayem böyle başladı. Çok uzağız biz aramızda 4.309,9 km var. Ama ben sevdim evet ben bu sefer sevdim. Kalbim huzur dolu kalbim o kadar uzun zaman sonra tekrar huzur dolu evet bir türk değil ama bir insan ve ben o insanı çok seviyorum ve ona sevgi doluyum.O bir Kazakistanlı hiç aklına gelir mi gelmez dimi. Aşk böyle hiç ummadığın anda birine vurulursun. Ben şuan çok mutluyum mutlu olarakta kalacağım inşallah. Sevin sevilin ..
1
5
YALNIZLIK Yine aklımda bugün sen varsın, Yine derdinle hayalim hasta. Bürüsün kalbimi derdin sarsın; Bir ümit var bu tükenmez yasta. Bir yaram var! Ona merhem vurman, Bir hayaldir ki gönülden taşıyor. Ayırırken bizi yollar ve zaman, Sana kalbim daha çok yaklaşıyor. Şimdi hülyaya gömülmüş ölüyüm; Ne gelen var, ne giden var, ne soran. Istırap yaylasıyım, gam çölüyüm; Esiyor sadece gönlümde boran. Bir hayal âlemi ardında; uzak, Sisli iklimlere sürdüm, gittim. Varlığım burada sönüp kaybolacak… Belki ben şimdiden öldüm.. Bittim.. Hüseyin Nihal Atsız
10
MANTIKLI AZAP(A***)
İlk defa bugün hiç ağlamadım Fakat içimde bir boşluk Bir hissizlik Biraz hüzün,biraz boşluk ve biraz sensizlik Meğer sen yanımda değilmişsin Bugün hiç bilmediğim bir yerdeyim Buralarda yabancıyım Ne gözyaşı ne de biraz hüzün Yoksa gerçeğin hayalini mahvedecek kadar elem verici bir azap mı? Bu mantıklı azap hislerimi eritiyor Zaten ben hissedemem çünkü sen orada yoksun O kadar çok korkuyorum ki mantığın kölesi oluyorum Biliyorum ki ne beni hiç unutmayan biri var Ne de elimi uzatsam tutacak bir sen var Sesini unutacağım diye çok korkuyorum Varlığın yerini bir hayale bırakıyor Farkında mısın ölüyorum! 30 Temmuz 2021 23:05(yokluğunun verdiği sıradan bir azap gecesi...)
5
Gözde Karadeniz
Çalıkuşu'yu inceledi.
448 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Ahhh bilmem ki, bu kitabın bendeki yerini ve anlamını hangi kelimelerle anlatmalı... Hepimizin hayatına uzanan, yüreğine dokunan, tüm kitaplar arasında eşsiz gördüğü, gönül bağı kurduğu, yerine başka bir eseri koyamadığı, kıymetli bir kitabı vardır. Ben bugün kitap okuma alışkanlığı kazandıysam sebebi bu kitaptır. 6 yaşında bir kız çocuğu iken annemin ve teyzemin bu kitabı bana sesli okuması ile bağımlısı olduğum, hemen hemen her satırını, her kelimesini bırakın her harfini ezbere bildiğim bu kitap sanıyorum ki benim ilk derin yaram. İlk aşkım da Kâmran olabilir. Onu en az Feride kadar çok sevip, nefret ettiğim yıllarım oldu. Öyle ki her yıl mutlaka bir kez bu kitabı okurum. (Hiçbir zaman bir kez okumadım en az 3, bilemedin 5) Çoğu zaman insanlardan "offf yine mi Gözde, yeter artık, senin yerine ben sıkıldım, zaten ezbere biliyorsun niye okuyorsun, şu kitabı elinden bırak artık" gibi söylemlere maruz kalmış olabilirim, yıllarca... Yine de asla bırakmadım, çünkü Doktor Beyciğim gibi sanıyorum ben de "Herhalde ben insanların hakkımda söyleyeceği, düşüneceği şeylerin üstüne çoktan tükürmüş bir insanım." diyorum. İnsanlara hep derim ki beni gerçekten anlamak ve analiz etmek isteyen hayatında en az iki kez Çalıkuşu okumalı, ilk okuyuşunda kitabı ve Feride'yi anlamalı, ikinci okuyuşunda ise daha gözlemci bir şekilde okuyup aramızda bir bağ kurmalı. O zaman Feride ile ne kadar çok benzer yönümüz olduğunu daha iyi anlayacaktırlar. Canım yazarcığım Reşat Nuri kim bilir sen ne kadar naif ruhlu bir insandın ki bir kadın kalbinin çektiği acıyı, çileyi, öfkeyi, hayal kırıklığını, nefreti, kimsesizliği, sevdanın bıraktığı yarasını böyle ilmek ilmek kalplerimize işletebildin. Son olarak zaman zaman düşünmeden edemem, acaba Feride Kâmran yerine İhsan ile evlenseydi mutlu ve mesut olabilir miydi? Sanmam... Bazen kalp yıllarca birini için için sevmeye devam edebiliyor. Feride'den farklı olarak hayatta tecrübe ettiğim bir şey daha var, o hep Sarı insanların vefasız olduğunu söyler, Feride inan bana sadece sarı insanlar değil, çekik gözlüler de vefasız olabilirmiş. Her şeye rağmen ben sen ne kadar affedebilmiş olsan da senin yerine de tüm Kâmran'ları affetmiyor, affedemiyorum Feride. Her şeye rağmen senin adına mutluyum, 5 uzun yıl sonunda evini bulduğun için.. Belki bende bulurum, sonuçta hayatta imkansız ne var ki? Bu yorumlarımdan ötürü sanmayın ki yalnızca bir aşk romanı olarak görüyorum. Kadınların her dönem çektiği çileyi, erkeklerdeki zihniyetin fenalığını, kadınlardaki hemcinsini çekememezliği, insanların kendinden güzel, başarılı ve güçlü bulduğu her insanı ezme çabasını, attığı iftiraları, kitabın yazıldığı dönemin şartlarını... Öyle ki bende Feride gibi öğretmen olmaya karar verdim. Umarım ben de mini mini yavrularıma kavuşup, başka insanların çocuklarını bağrıma bastığımda hayat bana iyi insanlar getirir. Hayallerimin büyük kısmı Çalıkuşu'ndan ibaret. Çokça okuyun çokça, Çalıkuşlarının da kalbini kırmayın, unutmayın kuşların ah'ı tutar... Keyifli okumalar diler, 1986 Yapım Çalıkuşu dizisini mutlaka izlemenizi tavsiye ederim 🕊
Çalıkuşu
8.9/10
· 65,6bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
13
yasemin yasemin
bir alıntı ekledi.
Mektup şöyleydi: “Sayın Beyefendi, Yakov Petroviç! Adamınız sarhoş, ondan kimseye fayda gelmez; bu nedenle, sizi yazılı olarak yanıtlamayı tercih ederim. Acilen belirtmek isterim ki, tarafınızdan bana verilen, sizin de tanıdığınız o şahsa mektup iletme görevini dürüstçe ve tam olarak yerine getirmeye razıyım. Sizin de yakından tanıdığınız ve şimdi benim için, bir dostun yerini dolduran bu şahsın (ki burada ismini anarak, boş yere masum bir insanın adına gölge düşürmek istemem), nerede oturduğuna gelince –bizimle birlikte, Karolina İvanovna’nın dairesinde, sizin zamanınızda, Tambov’dan gelen piyade subayının kaldığı odada oturuyor. Aslında bu şahsı (kimilerimizin aksine) namuslu ve temiz kalpli insanların olduğu her yerde bulabilirsiniz. Sizinle olan bağlarımı bu tarihten itibaren kesmeye niyetliyim; eski dostane ilişkilerimizi ve yoldaşlığımızı sürdürmemiz ise artık olanaksız. Bu yüzden, beyefendi, çok rica ederim, bu samimi mektubumu alır almaz, hatırlıyorsanız, yedi ay önce, henüz bizimle birlikte, bütün kalbimle saygı duyduğum Karolina İvanovna’larda yaşadığınız zamanlarda tarafımdan size satılan, yabancı işi tıraş bıçaklarının parası olan yirmi kapik’i derhal yollamanızı rica ederim. Bu davranışımın nedeni şudur: Aklıselim sahibi insanların anlattıklarına bakılırsa siz, gururunuzu yitirmiş, adınızı lekelemişsiniz, masum ve dürüst kalmış insanların ahlakı için tehlikeli bir hal almışsınız. Biliyoruz ki, bazı şahıslar dürüstçe yaşayamaz, dahası bütün sözleri yapmacıktan ibarettir ve iyi niyetli görüntüleri şüphe vericidir. Her zaman ahlaklı bir hayat sürmüş, üstelik namuslu ve pek genç olmasa da sonuçta bir genç kız olan, hem de yabancı bir soyadı taşıyan Karolina İvanovna’nın aşağılanışını kabullenmeyecek dirayetli insanlar her zaman ve her yerde bulunabilir, zaten bazı şahıslar bu mektubumda laf arasında ve kendi ağzımdan bunu hatırlatmam için ricada bulundular. Hem, zamanı gelince her şeyi öğreneceksiniz, eğer hâlâ öğrenmediyseniz tabii. Aklı başında insanların anlattıklarına bakılırsa onurunuzu beş paralık etmiş olmanıza rağmen, başkentin bütün köşelerinde, dolayısıyla birçok yerde, kendinizle ilgili gereken bilgileri almış olabilirsiniz, beyefendi. Mektubumu bitirirken, sizin de tanıdığınız şahıs –ki onun adını, sizin de bildiğiniz nedenlerden ötürü burada anmıyorum– aklıselim sahibi insanlar arasında son derece saygıdeğer, dahası, neşeli ve hoş bir kişiliğe sahip biri olarak biliniyor; gerek işte, gerek sağduyu sahibi insanlarla olan ilişkilerinde oldukça başarılı, sözünde duruyor, dostlarına ihanet etmiyor ve yüz yüzeyken ahbap olduğu kimselerin arkalarından konuşmuyor. Her şeye rağmen, sadık hizmetkârınız olarak kalan N. Vahrameev
13