• Tohum’un asal ve tek bir görevi vardı: “Dünya” adı verilen mavi gezegende yaşayan canlı türünü korumak ve neslinin devamı için çalışmak. Bu görevin en ilginç yanı ise insanı insana karşı korumak zorunda olmasıydı.
    .
    .
    İnsanoğlunda beyin denen bir organ vardı ama onu yeterince kullanmıyordu. Kullandığı zamanların çoğunda da yıkıcı amaçla kullanıyordu. İnsanlık tarihi “Tohum”un dönüştürüldüğü bedenlerin katliamlarıyla doluydu. Uzayda başka gezegenlerin de olabileceğini söylediğinde “Tohum”un adı Giardano Bruno’ydu; kazığa bağlanarak yakıldı. Evrenin merkezinde güneşin olduğunu açıkladığında ise Galileo Galilei’ydi; senelerce işkence gördü ve eve hapsedildi. Tıp biliminin önemli keşiflerinden küçük kan dolaşımını bulduğunda ise adı Miguel Servet’ti; diri diri yakıldı. “Sadece bir iyi vardır, Bilgi; ve sadece bir kötü vardır, o da cehalet” diyerek insan ırkına ayna tuttuğunda ise adı Sokrates’ti; zehirle öldürüldü.
  • 384 syf.
    Uzayın Sırlarına Dair Bireysel Bir Okuma
    17.09.2020 - Ülker Gündoğdu
    Uzayın Sırlarına Dair Bireysel Bir Okuma
    Kitaplar tohum gibidir. Yüzyıllarca bir yerde uyuyakalmış durumdadırlar, sonra da birden beklenmedik ve umut vaat etmeyen topraklarda çiçek vermeye başlar. Prof. Dr. Carl Sagan akıllara durgunluk veren, sonu olmayan evreni, Kozmos adlı eseri ile anlatmaktadır. Bilimin geçmişine, şimdiki zamanına ve geleceğine yönelik insan aklının tüm noktalarına parmak basarak, düşünsel bir değişim geçireceğiniz bir eser ortaya koymuş, Sagan. Eser, gerçek olamayacak kadar gerçek.
    Carl Edward Sagan, Yahudi kökenli Amerikalı gökbilimci, astrobiyolog. Bilimin popülerleşmesi için yaptığı çalışmalarla tanınır. Astrobiyolojinin öncülerindendir ve Dünya Dışı Akıllı Varlık Araştırması'nın (SETI) ilerlemesinde büyük katkıları olmuştur. Popüler bilim kitaplarıyla ve yazımında yer alıp sunduğu ödüllü televizyon dizisi Cosmos (Kozmos) ile dünya çapında tanınmıştır. Parlak bir bilim insanı ve aktarım üstadı olan Sagan, herkesin anlayabileceği şekilde eserlerini okuruna etkili bir üslupla sunuyor. Bilimsel konuları kitlelere tanıtma, sevdirme ve aydınlatmayı hedefleyen Prof. Dr. Carl Sagan başta televizyon olmak üzere, kitle haberleşme araçlarını etkin olarak kullanmıştır. Kozmos Bilim Dizisi olarak çekilmiş Ülkemizde de gösterilmiştir. Bilimkurgu film ve kitaplarla evrenin ve yaşamın sırlarına duyduğum derin merakı giderme isteğime bilimsel cevap niteliği taşıyan hayranlık uyandıran bir yapıt Kozmos. Halkın ilgisine ve yararına sunulmayan bilimi, “mutlu bir azınlığın ayrıcalığı” olarak tanımlanmakta araştırma ve buluşların halka sunulması yönünde özel bir çaba sarf edilmektedir. “Ben Carl Sagan adında, su, kalsiyum ve organik moleküllerin toplamı olan varlığım siz de öylesiniz, yalnız adınız başka.” Diye kendini tanımlayan bilim adamı, okurla bağ kurmaya çalışarak, insanı metaya bağlı bir olgu, bir durum olarak tamlamaya çalışıyor, bu durum da düşüncesinin temelinde materyalist bir felsefe olduğunu gözler önüne sermektedir. Kozmik perspektifin keşfini amaçlayan Kozmos adlı eser, ilginç bir kitap olarak okurların ilgisine sunulmuştur. Pozitivist aklın her şeyi açıklamaya yettiğini düşünmek, salt akılla evreni, kâinatı açıklamaya çalışmak, yetersiz bir durumdur. Bilimsel gerçekler hakikatle olan temasını yitirdikçe, eksik bilgi, yetersiz bir açıklama olarak duracaktır… Hayretten okurun soluğunu kesecek kadar ilginç bilgileri barındırmaktadır.
    Düşüncelerin, yöntemlerin ve bilimsel hazzın okura yararlı olduğu kitap anlaşılması dikkat isteyen konulara eğilme fırsatı veriyor. “Evrenin uyumu” anlamına gelen Kozmos’un tahmin edilemeyecek kadar eski olduğu ortaya konulmakta, net bir tarih verilememektedir. Evreni inceleyen bilim adamları sayesinde karanlık bir galaksinin ücra köşesinde bir yıldızın çevresinde dolanan toz zerreciği üzerinde yaşadığımızı gördük. Uzayın enginlerinde bir zerreciksek, çağların enginliğinde de ancak bir anlık zaman içinde yaşıyoruz. Dünyaları yaratana kendimi teslim etmek zorundayım. “Sizleri toz zerreciklerinden var eden O’dur.” Kur’an-ı Kerim’de Mü’min Süresi’nde bir ayet ile örnek veren Carl Sagan, inancın bilime yön verdiğine değinmektedir.
    Kitap Hakkında Ayrıntılar
    Yerküre atmosferinin %99’u biyolojik kökenlidir. (s.48) Gökyüzü yaşamla dopdoludur. Çınar ağacının da, bizlerin de yapısı aynı harçtandı. Yiyecek parçaları hücrenin içinde şekil değiştirir. Bugün akyuvar olan, dünün ıspanağıdır. İnsan türünün kaynak potansiyeli büyüktür. Nükleik asitleri insandakinden daha iyi çalışmaları için bir araya getirmenin çeşitli yolları olmalıdır. Neyse ki, başka tür bir insan meydana getirmek için nükleotidleri değişik bileşimlere kavuşturma bilgisinden yoksunuz. İleride nükleotidleri istediğimiz biçimde bir araya getirerek arzu edilen nitelikleri yaratmak mümkün olabilir. Düşündürücü ve ürkütücü bir proje! İlk olarak biyologlar başka hayat türlerinin mümkün olduğunu anlayacaklardır. Başka bir yerde hayat arayışı önemlidir. Bulmak kolay olmayacak aramaya çok, ama çok değer. Kozmos’un çok sesli müziğine kulaklarımızı açtık. Biliyor musun göklerin yasalarını? Tanrı’nın yöntemini yeryüzünde kurabilir misin? Eyüp (a.s) Peygamber’in bir sözünden vurgu yapmaktadır. Tanrı Kozmos’taki Yaratıcı Güç’tü.
    Kepler ve Newton insanlık tarihinde çok önemli bir dönemi ifade etmektedirler. Dönemin ortaya koyduğu ilke, doğanın tümünde çok yalın matematik yasalarının geçerli olduğu ve yerküremizde olduğu kadar göklerde de aynı yasaların geçerli uygulandığıdır. Çağdaş uygarlığımızın tümü, dünya hakkındaki görüşümüz ve şu anda evreni keşifteki girişimlerimiz onlara borçlu ulduğumuz şeylerdir. Tarihin görüp göremeyeceği en ibret veren olayları ve çalışmalarını Kozmos ile okurun gözleri önüne sermektedir.
    Çağdaş gerçekçi resmin öncülerinden olan Giotto, Halley Kuyruklu Yıldızı’nın bir kez daha görünüşüne tanık olduğunda, bu yıldızı İsa’nın doğuşuna ilişkin bir tabloya dahil etmiştir. 1466’da büyük bir kuyruklu yıldızın görünmesi Avrupa’yı telaşa düşürdü. Bu da Halley Kuyruklu Yıldızı’ydı. Hıristiyanlar, yeryüzüne kuyrukluyıldız sevk eden Tanrı’nın, istanbul’u henüz yeni zapt eden Türklerin yanında olabileceği korkusuna kapıldılar.
    Yerküremizde bilimin gelişmesi temel olarak yıldızlarla gezegenlerin devimimlerindeki düzenin gözlemlenmesiyle oluşmuştur. Bizim sevimli gezegenimiz yerküre, bilebildiğimiz tek yuvamızdır. Venüs çok sıcak bir yer, Mars çok soğuk bir yer. Yeryüzümüzse uygun bir yer, insanoğlu için bir cennettir. Gezegenimizi tutarsız biçimde etkiliyoruz. Bilgisizlik ve bilinçsizlikle uzun vadeli sonuçlarını bilmeden atmosferi kirletip toprağı çoraklaştırıyoruz.
    Dünyamıza Özen Göstermek Zorundayız
    Mars’ta insan yaşadığına ilişkin verilerin entipüften kanıtlar olduğunu gözlemledik. İlk bakışta, Mars birçok bakımdan yerküremize benziyor. İleriye ait araştırmalarda öğreneceklerimiz, şimdiye dek öğrendiklerimizden çekici gelebilir. Mars’ta hayat var ama organik kimya yeryüzündekinde olduğundan daha az önemli bir rol oynuyor.
    Uzay okyanusundaki yıldızlar da birer güneştir. Göklerde keşfedilen dünyalar: çağdaş kozmik perspektife benzerlikler göstermektedir. Geceleri gökyüzü açık olduğunda yeryüzüne çok yakın görünmektedir. Elini uzatsan bir yıldız tutacakmış gibi gelen Karaman’ın Ambar Köy’ünün seması samanyolu ve yıldızlarla donanmış geceler de adını taşıdığım Ülker Yıldızı’nı aramakla geçen çocukluğumun sorusu: Yıldızlar nedir? Aynı sorunun peşinden giden Carl Sagan’ın yanıtı: Yıldızlar güçlü birer güneşlerdir, yıldızlar arası uzayda nice ışık yılı uzaklıklarda bulunmaktadırlar.
    Aristarkhos’un bize bıraktığı en büyük mirası: Ne bize, ne gezegenimize doğada ayrıcalık tanınmıştır. Bu görüş gezegenimizin yıldızlarla kıyaslanışında geçerli olduğu kadar, insanlık ailesinin kişileri arasındaki çeşitli ilişkilerde de geçerlidir. Bu görüşün etkisiyle astronomide olduğu kadar, fizikte, biyolojide, antropolojide, ekonomide ve siyasette büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. İnsanlar yaşadıkça Kozmos’taki yerimizi arayıp durmuştur. İnsanlardan çok galaksilerin bulunduğu bir evrenin ücra köşesindeki dağınık galaksiler kümesine dâhil bir galaksinin sınırlarında, iki sarmal kol arasında kaybolmuş sıradan bir gezegende yaşıyoruz.
    Uzak ve egzotik takımyıldızlarla dolu bütün bu göklerde, büyük Samanyolu’nun küçük bir bölümünü incelemek için yıldızlar arası taşıt filosunun kurulup yolculuğa çıkarıldığı bir liman olarak kullanılabilecektir. Gelecek yıldızlar arasında bir rol oynamaları mukadderse bunu tayin edecektir.
    Newton’a göre: Tanrı, çeşitli boyut ve biçimde madde zerrecikleri yaratabiliyor… Değişik yoğunlukta ve güçte de. Bu nedenle doğanın değişik yasalarını uygulayarak evrenin birçok bölgesinde değişik dünyalar yaratabilir. Çok uzaklarda bulunan yıldız anlamına gelen Kuasarları gökadamızdaki yıldızlar olduğunu düşünmüştük. Kuasarlar evrenin genişlemesinde çok önemli oldukları sanılmaktadır. Kanıtlanmadığı kesin hiçbir zaman da kanıtlanamaz. Ama sonsuz evrenler hiyerarşisi vardır. Elektron gibi evrenimizdeki bir temel zerreciğin içine girebilse tümüyle kapalı kalmış bir başka evren bulundurduğunu görebileceğizdir. Bunun içinde gökadaların ve daha küçük yapıların bölgesel karşıtı olan çok sayıda ve daha küçük element zerrecikleri vardır. Bunlarda alt düzeyin evrenleridir. Ve hep bu böyle gider. Evren içinde evren bulunması, aşağı doğru bir hiyerarşi oluşturduğu gibi yukarı doğruda oluşturur. Sonsuza dek. Bizim bildiğimiz galaksiler, yıldızlar, gezegenler ve insanlardan oluşan evrenimiz bir üstteki evrenin tek temel zerreciğinden biridir. Sonsuz bir merdivenin basamağı yani. Sonsuzluğun ip ucunu ararken, bir sıçrama yapabiliriz…
    Kozmos henüz dün keşfedildi. Bir milyon yıl boyunca yeryüzünden başka bir yer olmadığı düşünülüyordu. Aristarkhos’tan günümüze evrenin merkezi olmadığımızı ve evrenin varoluş amacının üzerimizde toplanmadığını öğrendik. Merkezi ve kuruluş amacı biz olmayıp enginlikte ve sonsuzlukta kaybolmuş minnacık ve minyatür inceliğinde, yüzlerce milyar galaksi ve milyarlarca trilyon yıldızla bezenmiş bir Kozmik Okyanus’ta dönüp dolaşan bir dünya üzerinde yaşadığımızı fark ettik. Yıldız külünden yapılmış bulunuyoruz. Kozmos’un keşfi kendi kendimizi keşif yolculuğudur.
    Uzayın detaylı tasvir edilişi zihinde canlanıyor, evrenin haritası okurun zihninde şekilleniyor. Kitabın basımı gözü yormuyor ve akıcı okuma keyfi veriyor. Rahat okunuşuyla hızlıca okuyup bitireceğiniz kitabı, zengin içeriğiyle öğreneceğiniz paha biçilmez bilgileri nedeniyle herkesin öğrenmesi için şiddetle tavsiye edeceksiniz. Yazar tüm tasvirleriyle uzay okyanusunda hayretlere durgunluk verecek hayal kurma zevki sağlıyor. Kitabın sonunda Nasa’nın izniyle basılmış inanılmaz Kozmos manzaralarında gözünüz, gönlünüz, ufkunuz ve zihninize şölen yaşatarak kitabı tamamlıyorsunuz. Yıldız serpilmiş Kozmos’un fotoğrafını taşıyan kapağı keşfe çıktığımız uzaya farklı perspektifler ile bakış atmanızı sağlamaktadır. Bilim arayanlar gerçeğin mutluluğuna varanlardır. Eser konularını bilimsel şekilde anlaşılır aktarmaktadır. Eserin ortaya koyduğu unsurlar kozmik sırlar bakımından değerli ve çok önemlidir. Bilimsel veriler ışığında ortaya konulan Kozmos, galaksiler, yıldızlar, evreni kainat noktasında önemli ayrıntılar elde etmek için başvurulacak eserlerden biridir. Esre, popüler bilim serisi dahilinde değerlendirilebilinir. Okuyucuların evren hakkındaki meraklarını bir nebze de olsa giderebilecek türden bir eserdir. Yazar Tv programlarıyla elde ettiği popülerliğini, kitaplarlada perçinlemek için bu konuda detaylı bir eser ortaya koymaya çalışmıştır. Eser ortaya koyduğu konular dâhilinde, diğer eserlere de vesile olacak bir niteliktedir.
    Carl Sagan
    Kozmos
    Evrenin Ve Yaşamın Sırları
    Altın Kitaplar
    384 s.
    Ülker Gündoğdu - 17.09.2020
    http://www.kitaphaber.com.tr/...bir-okuma-k3683.html

    Ülker Gündoğdu Kozmos - Evrenin ve Yaşamın Sırları Carl Sagan
  • Günümüzde bir çok insandan, üzüntü veya acı halinde “Seni anlıyorum” ifadesini duyarız. Başta bu cümle empati amaçlı bir tür iyi niyet göstergesi olarak görünebilir. Ancak psikolojik açıdan yaklaşırsak, bu cümle her zaman en iyi seçenek değildir. Çünkü böyle bir durumda, birine nasıl hissettiğini biliyorum dediğinizde, karşınızdaki kişinin duygularını değersizleştiriyor olabilirsiniz. Her şeyden önce, kimsenin tam olarak ne yaşadığını asla bilemezsiniz. Gerçek şu ki, kimse bir başkasının neler yaşadığını tam olarak anlayamaz. Sonuç olarak, sadece dinlemek ve ona destek olduğunuzu göstermek çoğu zaman yapabileceğiniz en iyi şeydir. Bu cümlenin sorunlu olmasının bir nedeni, çoğu durumda kendinizin de ne hissettiğinizi bilmemenizdir. Bu nedenle, bir insanın birden ortaya çıkıp ne hissettiğinizi bildiğini iddia etmesi pek de uygun bir davranış sayılmıyor. Zaten toplumun çoğunluğu psikoloji uzmanı veya terapist değil. Bu durumu, genelde size en yakın olan kişilerle tecrübe edersiniz. Aileler bu cümle kalıbını çocuklarıyla konuştukları zaman sıklıkla kullanır. Bir çocuğa nasıl hissettiğini biliyorum demek, hissettiklerini kendi cümleleriyle söylemesine engel olabilir. Çoğu insan, bazı şeyleri sormadan varsaymak gibi kötü bir alışkanlığa sahiptir. Bunu yapmanızın nedeni daha az bilişsel efor sarf etmek ve zamandan kazanmaktır. Çoktan beyninizde olan bir bilgi üzerinden, başka bir şeyi bildiğinizi varsaymanız çok daha kolaydır.
    İş arkadaşınızın, size partneriyle kötü bir gün geçirdiğini söylediğini düşünün. Muhtemelen “nasıl hissettiğini biliyorum” cümlesini kurmaya meyilli olacaksınız. Bunu söyleyerek iş arkadaşınızla empati kurduğunuzu hissedeceksiniz. Ancak bu doğru değil; diğer insanların duygusal dünyası ve çevresini algılama şekli sizinkiyle asla aynı olamaz. Bunu sıklıkla unutuyoruz. Dahası, bu tür durumlarda “nasıl hissettiğini anlıyorum” demek hiç de empatik olmuyor. Bu cümleyi söyleyerek karşınızdaki insanın duygularını onaylamak yerine, kendi duygularınızı onaylamış, değerlendirmiş oluyorsunuz. Karşınızdaki insana bu şekilde yardımcı olamazsınız.
    Zor zamanlardan geçen biriyle en iyi iletişim kurma yolu nedir peki?
    Çocuk, ergen, yakın arkadaş veya bir yabancı; karşınızdaki kişi kim olursa olsun “nasıl hissettiğini biliyorum” demekten kaçının. Aynı durumu yaşayan iki farklı kişinin aynı şekilde hissedeceğini varsaymaktan kaçının. Bu konuda size bir örnek verebiliriz. Cenevre Üniversitesinden Dr. Klaus R. Scherer ve Agnes Moors bu konuda ilginç bir deney gerçekleştirdi. 3000 yetişkine aynı soru soruldu: Bir arkadaşınızın sizin hakkınızda kötü bir şekilde konuştuğunu duysanız ne hissederdiniz? Araştırmacılar sürpriz bir şekilde 14 farklı duygusal cevabı kategorize etti. Bazıları sinirleneceğini söylerken, bazıları utanacağını veya hayal kırıklığına uğrayacağını belirtti. Bazı insanlar suçlu hissederken, bazıları ise yalnız hissedeceğini söyledi. Hatta bazı katılımcılar arkalarından bu şekilde konuşan biriyle bundan sonra arkadaş olamayacağını belirtti. Bu basit senaryoda bile ortaya çıkan bu kadar farklı cevabı hesaba kattığınız zaman, “nasıl hissettiğini biliyorum” demek daha da uygunsuz bir hale geliyor. Peki kurabileceğiniz başka cümleler var mı? En önemli şey, birini gerçek anlamda nasıl dinleyeceğinizi öğrenmek. Sonrasında ise mutlaka şunu hatırlayın: Bazı cümleler veya sözcükler karşınızdaki kişinin duvarlar örmesine neden olabilir. “Bu hiçbir şey”, “Ben de benzerini yaşadım, aşırı tepki veriyorsun”, “Bu sana hep oluyor” veya “Başka bir şeye odaklanman lazım” gibi cümleleri kurmaktan kaçının. “Nasıl hissettiğini anlıyorum” demek yerine “Nasıl hissettiğini anlat” diyin. Bazen basit bir şekilde, “Senin için buradayım” demek en iyi cevaptır. Sonuçta asıl amacınız, hiçbir şeyin varsayılmadığı ve kimsenin duyguları hakkında yargıya varılmayan güvenli bir alan yaratmak “Seni anlıyorum” diyen insanlara, William Shakespeare şöyle cevap veriyor: ”Hissedemediğin bir şeyi anlayamazsın.”

    Okuduğunuz İçin Teşekkürler
  • Örneğin, "resmi tarih" tarafından, Fatih'in İstanbul'u fethettikten sonra kenti yağmalattırmadığı, tümüyle koruduğu öne sürülür.
           Kenti olanaklı olduğu ölçüde koruduğu doğrudur ama yağmalattırmadığı doğru değildir, zaten olamazdı da; çünkü bütün din-tarım imparatorluklarının fetihlerinde, galip gelenlerin zenginleşmesi, askerlerin canla başla dövüşmelerinin sağlanması , amacıyla yağma yapılır.
           Yenilenlerin canı, malı, ırzı, yenenlerindir.
           Nitekim Fatih Sultan Mehmet de, İstanbul'u fethettikten sonra üç gün üç gece kente girmemiş, askerlerinin yağmalaması için beklemiştir.
           Kenti fetheden Osmanlı askerleri, bütün değerli eşyayı yağmalamış, bu arada fidye verebilecek zenginlikte olanları özellikle seçerek Bizanslıları tutsak almıştır.
           Hatta tarih kitapları, Bizanslılar kuşatma sırasında toplu halde kiliselerde toplandıkları için bu seçme ve tutsak alma işinin oldukça çabuk ve doğru seçimlere dayalı bir biçimde yapıldığını yazar.
  • İsveçli olanlar, Dinyeper Nehri (Kırım Türkçesinde, Özü) üzerinden İstanbul'a da uzanıyorlar. istanbul'da oturanlarınız Ayasofya'da onlara ait olduğu söylenen runik yazıları göresiniz, yavrum. Runik alfabenin bizim Orhun Yazıtları'ndaki metinlerin yazıldığı alfabe olduğunu bilirsiniz, Runa alfabesi de denir.
  • 360 syf.
    ·10/10
    Hikmet A. Birand ülkemizde bitki sosyolojisi alanında yaptığı çalışmalar,araştırmalar ve yayınladığı eserlerle dünya çapında tanınan bir bilim adamımız.Özellikle Karapınar yavşan stepi ve Tuz Gölü tuzul bozkırları üzerine yaptığı araştırmalar en önemli bilimsel çalısmaları arasinda.Türkiye’de yaptığı güzel işler uzun bir yazıya dönüşeceğinden ben bu kısmı kısa tutup ülkemize armağan ettiği bu güzel eserinden bahsetmek istiyorum.
    Birand eser boyunca Çal Dağı’nın doruğunda yer alan Dikmen Alıcı ile dostluk kurup bitki dünyasının,toprağın hikayesini yaşamın oluşumundan itibaren bizlere anlatıyor.Kitabın özellikle bölgelerimizin bitki varlığını anlattığı kısımlarından çok şey öğrendim.Bu gibi bilimsel alandaki anlatılarda sıkıcı olmayan bir dil kullanıp okuyucuyu kitapta tutmak zordur fakat Birand bunu da yer yer metnin içine yerleştirdiği efsaneler yahut ilginç bilgilerle çözmüş.
    Metinde yer yer dikmen alıcı bilgi verirken yer yer de Sayın Birand sazı eline alarak bizi aydınlatıyor.Burada çok önemli bir anlatım unsuruna değinmek istiyorum,hani amiyane bir tabir vardır ya “kahvede anlatır gibi anlatmak” yani herkesin anlayabileceği bir dil kullanmak,işte eserin en önemli yanlarından biri buydu.
    Bilgi verici bir metin olmasına ve iki karakter arasındaki diyaloglarla işlenmesine rağmen kitabı hayranlıkla okudum ve ülke coğrafyasına ne kadar yabancı olduğumu gördüm.Bunun somut örneği yazarın Zigana Dağları’nı anlattığı kısımdı,Zigana’yı henüz yeni gezmiş olmama rağmen verilen bilgiler sonucunda aslında bir turistten farksız bir şekilde dolaştığımı,çevremdeki yaşama yeterli önemi göstermediğimi fark ettim.Bu farkındalık bile kitap adına bana yeterdi fakat kitabın nerddeyse yarısını çizdiğimi söylersem ne çok önemli bilgi edindiğimi de size anlatmış olurum.Kitabın sadece bir eksiği vardı o da bahsedilen bitki türlerinden,ki yüzlerceydi, hiçbirinin fotoğrafının koyulmamış olmasıydı,bu eksiklik sürekli internete bitki türlerini yazmamla beraber okumamı yavaşlattı.Sonuç olarak bitkilere ve yaşama meraklıysanız tavsiye ederim.
  • Ahlâkın/ahlâkîliğin zorunluluk teşkil ettiğini söylemek, tabii ki, insanın ihtiyar sahibi bir varlık olarak iradesini hayr yönünde kullanacağını söylemek anlamına gelmektedir. Bu durum aynı zamanda ahlâklı olmanın, ihtiyar ile alakalı olduğunu da ifade eder. İhtiyar, ahlâklı olmayı iktiza eder. Bu durum insanların iradelerini her zaman hayr cihetinde kullandıkları ; ancak hayrın ne olduğu sorusuna cevap verirken, yanılabildikleri anlamına gelmektedir. İnsanların eylemlerinde hata yapmaları, bilgi eksikliğinden kaynaklanır. Her türlü şer, aslında, hayır kisvesinde tahakkuk eder. Şer, kendi başına bir amaç olamaz. Bütün kötülükler, genellikle, iyi bir amaç gözetilerek yapılır. Bu iyi amaç, duruma göre ya bir hazdır ya tek bir insanın çıkarıdır ya bir ailenin, bir sınıfın, bir şehrin veya devletin; bir milletin çıkarıdır. Bu durum bazen istatistiki olarak çoğunluğun faydası olarak da karşımıza çıkar. Bunu dikkate aldığımız takdirde, hiçbir kötü fill, kendi başına, kendisi için yapılmaz; sürekli duruma göre yakın veya uzak bir iyiliği elde etmenin -zorunlu-bir vesilesi olarak manasını ve varlığını kazanır. Ahlâk meselesini ilginç kılan esas nokta da burada karşımıza çıkar.