• 260 syf.
    ·14 günde·Beğendi·Puan vermedi
    #okudumbitti
    Tanıtım bülteni
    Doğduğunda kulağına söylenen adının nedenli büyük bir kötülüğe verildiğini kim bilebilirdi ki...
    “Gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı ve kağıdı suya bıraktı...”
    Azra gerçekleşen dileğini kutlamak için arkadaşlarıyla bir tatil organize eder.
    Nisa’nın gizemli bir yolcuyu dahil
    Doğduğunda kulağına söylenen adının nedenli büyük bir kötülüğe verildiğini kim bilebilirdi ki...
    “Gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı ve kağıdı suya bıraktı...”
    Azra gerçekleşen dileğini kutlamak için arkadaşlarıyla bir tatil organize eder.
    Nisa’nın gizemli bir yolcuyu dahil etmesiyle hayal bile edilemeyen bir yolculuk başlar...
    Azraba Turizm İyi Yolculuklar Diler...
    .
    .
    Herkese merhabalar
    Uzun bir aradan sonra yeni bir kitap yorumu ile geldim.Kitabı bu ay yoğunluğumdan dolayı yeni okuyabildim. Kitabı okumaya başlayınca geç okuduğuma üzüldüm ve çok severek okudum. Konusu beni inanılmaz içine çekti. Günümüzde yaşanan birçok olaydan örnekler var. Aslında yazarımız Affan karakteri ile bunu çok iyi anlatmış bence. Dava diyerek bir hiç uğruna can verenleri, Allah Allah naraları atıp sonra herşeyi yapmalarını çok güzel ele almış. Kitabın akıcı bir konusu var. İlk başlarda herşey normal seyrinde ilerlerken ortalarda hiç beklemedik olaylarla karşılaşacaksınız. Kitabın sonu zaten hiç beklemediğim bir şekilde bitti ve beni bir çok konuyu sorgulamaya itti. Kitap bitince bir süre etkisinden çıkamadım. Tüm kitabı baştan sona gözümün önüne getirdim. Aslında kitabın adı gibi birbirine yabancı dostluklar gördüm. Bana göre kitapta en çok üzüldüğüm iki karakter var. Onlar da Nisa ve Mert. Azra karakterini başlarda çok sevsem de sonunda nefret ettim diyebilirim. Umarım hayatımızda hep hakiki dostluklar olur. Daha fazla detay vermeyeyim. Bence biran önce kitabı temin edip okumaya başlayın. Bu tarz konuları seviyorsanız mutlaka okumalısınız. Şimdiden keyifli okumalar dilerim, kitapla kalın...
  • 224 syf.
    ·10/10
    Merhaba Ahmet Ümit. :)

    Yazarın okuduğum ilk romanı. 3 tane cinayet öyküsü var içinde. Birinci öykü bittiği zaman kitabın parca öykülerden oluştuğunu anladım o zamana kadar bilmiyordum ve tadım kaçtı açıkçası. İlk öykü çok can alıcı ve sarıcıydı, üstelik çokta enteresandı.

    Kitap biterken öyküleri çok uzatmadan, suyunu çıkartmadan, tadında bırakabilmesi ve kurguyu yansıtan zekasına hayran kaldım. Kitapları incelerken asla olayları anlatmayı tercih etmiyorum. Güzelliklerini belki bu şekilde yansıtmak eksik oluyor ama ne dersem okumak isteyecek insanın merakından çalıyor gibi hissediyorum kendimi. Özellikle en son öykü "Sergey Nikolayeviç Jerkovski"ye Ne Oldu?" Gözümüzün önünde duran bazı şeyleri nasıl kaçırdığımızı anlatıyor. Bazen deli sandığımız insanlar doğruya götürür bizi. İlk öykü "Aşkımız Eski Bir Roman" ise muhteşem kurguya sahip. Katili tahmin ettiğim sadece neden onun cinayet işleyen olduğunu anlamadığım bir hikâyenin sonunda bunu da anlıyoruz zaten. Kurgusu en mükemmel olan da bu öykü ki kitaba adını vermiş. Mutlaka okumalısınız. Ahmet Ümit okumaya nedensiz bir ön yargım varken şu an çok pişmanım. Günlük dili, lanlı lunlu ifadelerden hoşlanmıyorum ama kurgusu bunları görmezden gelmeme sebep olacak kadar güzel.

    Aklında olan varsa, şimdiden iyi okumalar. :)
  • 56 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Kitap, kendisine adını veren hikaye ile birlikte 3 hikayeden oluşuyor. İlk hikaye yani Düğünde Fransız Devrimi sırasında yaşanan onca umutsuzluğa rağmen var olan aşkı ele alıyor. İki genç ölüme giderken bile birbirinden vazgeçmiyor.

    İkinci hikaye İki Yalnız İnsan,bu hikayede toplum tarafında bazı sebeplerden dışlanmış iki insan var ve bunlar bütün acılarından birbirleri sayesinde uzaklaşıyorlar.

    Son hikayemizde ise yine toplumdan görüntüsü sebebiyle dışlanmış bir karakterimiz var ve bu karakter dünyaya bir çocuk getiriyor. Çocuk kendisinden çok farklı, çok güzel bir çocuk. Bunu devlet ondan alır diye gizliyor ama sonunda oğlu olduğu herkes tarafından biliyor. Bu kadının oğlunu vermemek adına yaptığı şeyler ve başından geçen olaylar anlatılıyor.

    Kitapta en sevdiğim hikaye Lyonda Düğün idi. Ama son hikayede oldukça etkileyici ve aslında her bir hikayede bizim başımıza gelebilecek ve rastladığımız acımasız olaylar var. Yine karakter analizi çok güzel yapılmış bir kitap. Stefan kitaplarını ayrı seviyorum. ️ Mutlaka okumalısınız.
  • 423 syf.
    ·7 günde·Puan vermedi
    Piruze'nin devamı... Hikayenin devamını merak edenler için güzel ama diğer kitapta buluştuklarını falan öğrenmiştik. Kitap olayların devamını öğrenmek için okunduğundan ayrıntıları takılmıyoruz. Piruze'yi okuduysanız bunu da mutlaka okumalısınız.
  • KİTAP TAVSİYEM
    ALINTILAR
    Yaşamak,ölümcül bir hastalıktır...
    Biz,hayatı kutsuz olan emekçilerin gününü kutlarız...
    Ne tuhaf,askerliğini yapmamışa kız vermeyiz de çocukluğunu yapmamışa soru sormayız...
    Hepimiz,ötekinin merakının nesnesi olmak ve bireyleşme refleksiyle burada olup,bunu inkâr etmekle mükellef zavallılarız...
    Değiştirebileceğin şeyler için hayıflan,diz döv.Değiştiremeyeceğin şeyler için zerre miskal acı çekme...(Epictetus)
    Gerçekten düşünebilmek,çetin iştir ve çırılçıplak,bir buzdağına tırmanmaya benzer.Ve orada yaşamaya...
    Çileyi bilmekle çekmek arasında fark vardır...
    Unutan,iyileşir...
    Ölümün son iyiliği bir daha ölümün olmamasıdır...
    Bazı Ötekiler,başka Ötekiler'i ötekileştiriyordu sıkça.Onların yargılarını yumuşatmak zor oldu.
    Acı çekmeliyiz,çekmeliyiz ki mutsuzluğa fırsat kalmasın...
    İnsan,dirilere baş kaldırır,ölülerin peşinden gider.Demek ki öldürülmesi gereken ölüler de var...
    Kafka gibi,
    Benim de yalnızlığım insanlarla dolu...
    Hatta....Ötekiler'i orada görenler çok şaşırdı...
    El ele,aynı salise Ölüme de gitsek, yine yalnız ölüyoruz.Çünkü yan yanayız "Birlikte" değil...
    KİTAP HAKKIDA
    Bir Öteki olarak,adıma yazılmış bu kitapta, hunharca kurulmuş birçok cümleyi sahiplenip,verilen birkaç örnekte kendimi buldum.Bende diyorum ki;
    _Niçin bu devre ait degilim?
    _Niçin herkesi sevemiyorum?
    _Niçin geçmişle yaşıyorum?
    _Niçin bağdaşamıyorum,farklı görünüyorum,derdimi anlatamıyorum....
    Sonunda cevabımı buldum
    E Çünkü Ben ÖTEKİ'yim
    (Sizin de olduğunuz gibi)
    Peki o zaman berikiler kimler?
    Ne bu şimdi?
    Tellioğulları ve Seferoğulları gibi ikiye ayrılmak? Hadi onlar Yeşil Vadi'yi paylaşamıyor da ayrılıyor.Biz niçin ayrılıyoruz?
    Ötekiler de çıplak gelip,çıplak gidiyor
    Berikiler de...
    O halde
    Ötekiler'i Ötekiler yapan özellik ne?
    Ben cevabımı buldum,boynuma kolye diye taktım.Sıra sizde
    Sürü'den ayrılıp Öteki olma yolculuğu için
    Kitabı okuyun mutlaka...
    Kitap özetine çok karşıyım aslında.Çünkü özet bireysel bir yorum.Kitabın alıntılarını okumalı insan ve anlamalı ben bu kitabı okumalıyım yahut hiç bulaşmayım diye.Şimdi ben bulaştım ne oldu dersiniz? Yazarın
    Diğer kitaplarını deli gibi merak eder oldum ,daha ne olsun...?
    Özet olmaz ,hiçbir sayfayı kaçırmadan okumalısınız da,kısaca bahsetmeye çalışayım...
    Karanlık korkusunu karanlıkta değil,aydınlıkta yenersiniz sözünü duymamış olacak ki Adem(Âdem değil bakın Adem...yokluk anlamında) gözleri önünde iki kişi tarafından cinsel saldırıya uğrayıp,ölen kızın tek tanığı olarak,olay anında müdahale etmemiş,ve de sonrasında eşgal dahi vermemiş olmanın,annesini evde çikolata veren amca ile görmenin,hatta yaşamı boyunca birçok şeye susmuş olmanın enkazı altında kalmış,duygularıyla can çekişmiş,mutsuz bir evliliği ve sahip çıkamadığı iki kızı olan ancak kitaplar yazmış ve üniversitelerde seminerler veren tanınmış bir yaşam koçu...(pardon şeyi unuttum,kendi yaşamına koçluk edemeyen bir yaşam koçu...)
    Yine birgün,yoğun bir kalabalığa seminer verirken,aniden seyircilerin üzerine düşmesiyle Öteki oluveriyor...
    Meşakatli hastane zamanlarında,elleri tutmadığı için,ağzıyla imzalatılan kağıtlardan sonra hiç ziyaretçisi gelmiyor.Uzun bir zaman sonra hastaneden çıktığında ise tekerlekli sandalyeye mahkûm yaşamak zorunda kalıyor ve bunu kendine yediremeyip deniz kıyısına intihar etmeye gidiyor.İntihar etmeye giderken yanına kitap alan türünün son örneği Öteki Adem Bey,yine intihar etmeye gelmişken,şu adamın hayatını kurtarıvereyim diyen hayat kadını "Matmazel" ile böylelikle tanışıyor.Eee bozulan psikolojiyi psikolog düzeltir mantığı ile gidilen psikoloğun da,kendi psikolojisine çare bulamamış olması ile ortaya yaşadığına sevinen lâkin ölmediğine üzülen bir üçlü çıkıyor...
    Hayat hikâyeleri,yaşam tarzları,hayattan kopuşları,travmaları,acıları,tereddütleri,korku ve ümitleri farklı olan ötekiler üçlüsü,diğer ötekileri nasıl ayrıştırıyor,bunca farklılık arasında nasıl birlikte yaşayabiliyor ancak okuyunca anlayabilirsiniz...
    "Ben bir yazar degilim,ağıtlar yakan bir sancılıyım" diyen yazarımızın sancılarına ortak olmak,ilk okuduğum kitabında kalemine hayran kalmak yanında kitapta bahsedilen birkaç kitap ismini de not alarak zenginliğime zenginlik katarak,tertemiz Ötekileştim.
    Kitapta emeği geçen tüm Ötekiler'i tebrik ediyor,Yazarımızın arkadaşı Fatih Hüner'i de rahmet ve saygı ile anıyorum.
    Adem 13 rakamından niçin nefret ediyordu?
    Yaşanan zelzelede ölen Eftelya kimdi?
    ilim kavanozunu dıştan yalayan görgüsüz de kim?
    Hayatımı kaybetmeyeceğim,ölümü kazanacağım diyen kim?
    Ortak yanları,tutarsızlık olan Ötekiler kim?
    İslah evinde kimi ziyarete gittiler?
    Sahip olduklarımız yok olunca yok oluyorsak,biz zaten yokuz nu demek?
    İşte tüm bu soruların cevabı ve çok daha fazlası kitapta...
    Yorumumu kitaptan bir alıntı ile bitirmek istiyorum izninizle:
    "__Çoluk çocuğunuz elektrik ve kömürü bitmiş bir evde üşüyor.Önce ne istersiniz?Elektirik mi,kömür mü?Şüphesiz,aydınlanma ihtiyacı düşünceye,ısınma ihtiyacı inanca tekabül eder.İnanç ısıtır ama aydınlatmaz.Düşünce ise aydınlatır ama ısıtmaz" (Emre Timur)

    Tavsiye ederim
    Sevgiler
    ZeHra Gaylan
  • 304 syf.
    ·9/10
    Michael Ende-Momo


    #alıntı
    “Momo’nun hiç kimsenin yapamayacağı şekilde başardığı şey dinlemekti. Belki şimdi pek çok kimse, bu da bir şey mi, herkes dinlemesini bilir, diyecektir. Oysa hiç de öyle değil. Çok az insan gerçekten iyi bir dinleyicidir. Dinlemek konusunda Momo’nun eşi benzeri yoktu.”


    “Nasıl gözleriniz görmeye, kulaklarınız duymaya yarıyorsa, insanın yüreği de zamanı algılamaya yarar. Kör biri için gökkuşağının renkleri ve sağır biri için kuş sesleri nasıl boşunaysa, yürekle algılanmayan zaman da öyle boşa gider, kaybolur. Ama ne yazık ki düzgün atmasını bildiği halde kör ve sağır olan nice yürekler vardır.”


    Momo insanların bazen en çok ihtiyaç duyduğu bir özelliğe sahip. Gerçekten dinleyebilen bir canlı olma özelliğine.. Bunu yapabilmek öyle zor ki. Bütün arkadaşları hatta Momo’nun bu özelliğini bilen bütün insanlar onun yanına gelip çözülmesi çok zor olan sorunları bile çözebiliyor. Aslında binevi kendilerini dinleyerek yapıyorlar bunu. Momo sadece karşılarında durup hiç bir şey yapmadan onları dinliyor.. Öyle ki insanlık zaman avcıları tarafından istila edildiğinde onları kurtarmak için tek çare Momo oluyor..


    Şu an karşımızda bizi sonsuza kadar gerçekten dinleyebilecek biri olduğunu düşünelim. Sizce de bu bir çok sorunun çözümü olmaz mıydı ? Peki dinlenme ihtiyacı bu kadar hissedilirken bizim kendimizi teknolojiye tamamıyla kaptırmış olmamız bir zaman avcısının işi değil mi ? Bu kitap bence tam da şu an ki zamanı anlatıyor ve daha da ilerlediğinde bu durum nelerle karşılaşacağımızı.. Mutlaka okumalısınız, keyifli okumalar
    Momo Michael Ende
  • 320 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Julia’nın üniversite mezuniyetinin hemen ertesinde babasının ortadan kaybolmasıyla başlar her şey. Bazı araştırmalar sonucunda çeşitli bilgiler edinseler de babasına bir türlü ulaşamazlar. Ve babasını öldü kabul ederler. Birkaç yıl sonra annesi gönderilmemiş mektuplar bulur. Bunlar Mi Mi adlı bir kadına yazılmıştır. .
    Julia tüm kariyerini ve annesini de bir kenara bırakarak babasının geçmişini çözüp öğrenmek adına yola çıkar. Elinde sadece bir adres vardır. Nerden ve nasıl başlayacağını bilemese de bunu yapmayı çok ister. Bu adres onu küçük bir dağ kasabasına götürür. Orada babasını tanıyan hatta kendinden bile iyi tanıyan biriyle tanışır ve babasının gençliği ile alakalı her şeyi dinler. Mi Mi babasının tek ve en büyük aşkı , çocukken kör olmuş ve manastırda eğitim görmüş... Tüm bunları dinlerken hayret ediyordu . Olabilir miydi bu ? Babası neden sakladı geçmişini? Peki tüm bunları detaylı bir şekilde ona anlatan adam da kimdi? Nasıl her şeyi bilebiliyordu? İşte beni asıl vuran da bu sorunun cevabı... Siz de Tin Win’in çıktığı bu yolda onu anlamak isterseniz ve Julia’ya destek olmak isterseniz mutlaka okumalısınız... ️
    .
    .
    Dünyada,iki ayağı üstünde sapasağlam yürüyenlerin anlamasına imkan olmayan bazı şeyler vardı. İnsanların gözleriyle gördüğünü,mesafelerin adımlarla aşıldığını sanıyorlardı.