Martin Eden, şu hayatta gerçekten bana dost olmuş, hayata bakışımın şekillenmesinde büyük katkısı olan bir roman karakteri. Bana hayatta kalmak için daha fazla mücadele etmem gerektiğini, her şeyin tadını doyasıya çıkarmam gerektiğini öğreten gerçek bir kahraman. Evet, gerçek olmayan bir insan sizin tüm düşüncelerinizi değiştirebilir. Bazen sıkıştığımda karşımda Martin varmış gibi konuşurum, ona bir şeyler anlatırım. Martin benim hayali arkadaşım.
Romanın içeriğinden de bahsetmem gerekirse Martin Eden, kimine göre bir aşk kimine göre sınıfsal çatışma romanı; aslında Jack London’ın bu başyapıt romanında yaşamını ve sanatını etkileyen olaylara dair bazı izler taşımakta olduğu için künstlerroman olarak da değerlendirilebilir.
Jack London, işçi sınıfı ile burjuva arasındaki kültürel ve ekonomik çatışmayı romanda kaleme alır. Romanın başlarında sınıfsal ayrımı Martin ve Ruth ismindeki karakterler üzerinden anlatmakta. Martin, burjuva bir ailenin kızı olan Ruth’a aşık olmuştur ve onun kalbini kazanabilmek adına da başta özendiği burjuva sınıfına dahil olmak için çok şeye katlanacak roman boyunca.
Yaşadığı sefalet ve mücadele yer yer Knut Hamsun'in Açlık romanının tek ideali yazarlık olan kendisine verdiği takma ismiyle Andreas Tangen’i çağrıştırdı.
Başarıya, üne ve paraya kavuştuğunda önünde saygıyla eğilen burjuva sınıfının ikiyüzlü davranışlarından tiksinmeye başlar Martin.
Bulunduğu konuma gelebilmek için onca mücadelenin sonunda şöhrete ve servete kavuşmuş ama artık ne o olmak istediği burjuvaya ne de içinden çıkıp geldiği sınıfa ait hisseder kendisini. Martin Eden’ın zihinsel yükselişi, başka bir ifadeyle aydınlanması süreci tamamlanmıştır.
Burjuvaya getirilen sert bir eleştiri olması yanında sosyalizm ve bireyciliğin sıkı bir savaşı var. Jack London bir sosyalist ve Martin Eden bir
Uzun süre etkisinden çıkamadığım, tekrar tekrar okuyup her seferinde farklı bir ders çıkardığım, göz pınarlarımı kurutan üzümlü kekim ‘’Yaşamak’’ ı inceliyorum.
Yu Hua ikinci kitabında, 1966 yılında Çin'de Kültür Devrimi ile birlikte değişen toplumu ele alıyor. Yazar ikinci kitabında birden fazla yaşam koşullarını ele alıyor. Kitap konusu nedeniyle 1992 yılında çıkar çıkmaz Çin'de yasaklanıyor.
Halktan hikaye toplamak için Çin’in köylerini gezmeye başlayan bir seyyahın çiftçi Fugui ile karşılamasıyla olaylar başlıyor. Fugui’nin sahip olduğu her şeyi,parasını,sağlığını ve teker teker ailesini kaybedişini okuyoruz. Fugui’nin acılarını, hislerini, ailesiyle olan ilişkisini okurken siz de onun için üzülmekten kendinizi alamıyorsunuz. Yazar tüm o çaresizliği öyle güzel anlatmış ki okumaktan ziyade siz de o durumda Fugui ve ailesiyle birlikteymiş gibi hissediyorsunuz. Ayrıca Fugui’nin etkileyici hikayesi birçok yaşam dersini de içinde barındırıyor. Romanda bir hayatın bir anda nasıl değişebileceği, insanın hayatta kalmak ve ailesiyle bir arada olmak için nasıl fedakarlıklar gösterebileceğini, sabrın ne kadar önemli olduğunu, yaşamın sonsuz mücadelelerini ve ne kadar beklenmedik gelişmelere açık olduğunu okuyoruz.
Sade dille yazılan, oldukça sarsıcı duygu yoğunluğu olan, ismi tam bir ironi olan, Fugui'in hayatı, yaşadığı dönemin baskıcı rejiminde, içinize işleyecek, kaderin ne gibi sürprizleri olduğunu merak ediyorsanız, bu kitabı okuyun derim. :)