Tahıl Beyin, Nörolog David Perlmutter tarafından 2017 yılında yayınlanan kitaptır. Kitaptaki bakış açısı tamamen beyni etkileyen nedenlere odaklıdır. Yazar özellikle glutenin beyin üzerindeki etkisi ve karbonhidratın zararlarını vurguluyor. Bilinenin aksine tam tahıllı gıdaların da insan hayatına olumsuz etkileri olduğunu bastıra bastıra anlatmış.
Karbonhidratsız yaşanır ama yağsız yaşanmaz!
Yazarın diğer bir bakış açısı ise iyi yağların hayatımızda olmasının önemi. Aşırı karbonhidrat tüketiminin yanlış olduğunu, hatta karbonhidrat tüketmesek bile karaciğerimizin bunu üretebileceğini ve bu karbonhidratların yerine iyi yağların kullanılması gerektiğini vurguluyor. İyi yağlardan kastı gerçek zeytinyağı, Hindistan cevizi yağı…
Perlmutter’in bu kitabında odak noktası beyin olduğu için ve karbonhidratlar da beyni doğrudan etkilediği için karbonhidrat alımını minimuma indirmemizi ve beyin sağlığı açısından da en sağlıklı gıdaları tüketmemizi tavsiye ediyor.
Beyin sağlığı için gıda takviyeleri
Resveratrol (Yer fıstığında ve kırmızı şarapta)
Zerdeçal
Probiyotikler
Hindistan Cevizi yağı
Alfa lipoik asit (Brokoli, havuç, patates ve kırmızı ette)
D vitamini
Benzer kitaplar
Doktorun buraya kadar anlatmak istediği şey aslında “iyi tahılların” bile bilindiği gibi iyi olmadığı ve hayatımızdan tamamen çıkarmamız gerektiğidir. Tabii bu pek mümkün gözükmüyor. Sağlık konusunda bu kadar keskin sözlerin varlığı açıkçası beni her zaman korkutmuştur. Benzer keskin bir anlatımı a Aidin Salih’in Gerçek Tıp ve Son Söz kitaplarında da görmüştük. Bu kitaplardaki anlatım her ne kadar Tahıl Beyin’deki gibi bilimsel olmasa da birilerini etkileme, sonucu etkileme anlamında ve uç bir besin alımı konusunda benzerler. Aslında bahsetmiş olduğum tüm bu kitaplar ve Tahıl Beyin uçuk kitaplardır.
Yazar
Zavallı Çocuk mu yoksa zavallı Namık Kemal mi demeliyim bilemedim! Kitabı okuduktan sonra yaptığım en büyük çıkarımlardan biri, Namık Kemal’in kendi döneminde bile bile geride bırakılmış olması. Sanki bilerek sindirilmiş oluşu, arka plana atılışı… Aslında bu çıkarımı tamamen kitabın başındaki birkaç sayfalık girişinden dolayı yapıyorum. Bu sadece bir hissiyat…
Kitaba (1873) geçecek olursak tür olarak tiyatro oyunu. Tiyatro oyunlarını okumak ayrı keyif veriyor. Bu kitaptaki oyunda genç kızların erkenden ve istemedikleri biriyle evlendirilmesi konusunu işlemiş yazarımız. Khaled Hosseini’nin yakın zamanda okuduğum ve benzer bir konuyu ele alan Bin Muhteşem Güneş adlı kitabında da yazar, kadınların yaşadığı baskıyı yoğun bir şekilde anlatıyordu.
Zavallı Çocuk, görece kısa bir kitap (60 sayfa) diyebilirim. Türk klasiklerinden olan bu kitap, gayet basit bir anlatıma sahip ve sizi yormuyor.
Daha öncelerde okuduğum Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım ve Keşanlı Ali Destanı gibi tiyatro oyunu olan kitaplar kadar keyif veriyor. Zaten Namık Kemal de özellikle tiyatro oyunlarıyla ön plana çıkan bir yazarımız. Bu nedenle uzunluk olarak olmasa da akış olarak benzerlerdi diyebilirim.
Namık Kemal'i, aslında Vatan Yahut Silistre (1872) oyunuyla daha çok biliyoruz.
Zavallı ÇocukNamık Kemal · Sis Yayıncılık · 20154,426 okunma
Bu arkadaş bize ne okuttu böyle? Bir şey anladıysam Arap olayım lafının karşılığı... Bomboş bir kitap. Biri anladıysa lütfen anlatsın. Alanınız değilse bu kitaba hiç bulaşmayın!
Çocuk Eğitiminde 33 Hata, Sait Çamlıca’nın 2010 yılında çıkardığı ve “eğitim” kategorisinde yer alan kitabıdır.
Öncelikle şunu belirtmem gerekir ki çok kısa bir kitap olmasına rağmen hayatımda okuduğum en çok imla ve noktalama hatası yapılan kitap. Bu o kadar fazla ki bitişik yazılması gereken tüm -de, -da’lar ayrı, ayrı yazılması gereken tüm -de, -da’lar da bitişik yazılmış neredeyse. Dikkatimi en çok bu çekti. Bu durum okuma bütünlüğünü bozuyor.
Çocuk yetiştirmenin zorlukları
Gelelim kitabın içeriğine… Dediğim gibi kitap kısa, ama içerik olarak dolu bir kitap. Yazar, çocuk yetiştirirken yapılan tüm hatalardan bahsetmiş. Kibarca yüzümüze vurmuş diyebilirim. Çocuk yetiştirmenin zorluğu yadsınamaz bir gerçek. Bu gerçekle her gün yüz yüze gelmek zorunda kalıyoruz. Çocuğa karşı yapılan her söylemi çocuk kafasının bir kenarına yazıyor. Bu da çocuğun kendi içinde duygu değişimlerine neden oluyor. Bu değişimlerin sonucu da hepimizin bildiği içine kapanıklık, şımarıklık, şiddet bağımlılığı vb. olarak ortaya çıkabilir. Hangi anne-baba çocuğunun bunlardan birine sahip olmasını ister ki?
Yazar Sait Çamlıca da kitabını bu yolda şekillendirmiş. Çocuk ile iletişimin ne denli önemli olduğunu vurgulamış. Kitabı okurken kaygı duymadım değil. Çocuk yetiştirirken işimizin çok zor olduğunu bir kez daha anladım. Çok dikkatli olmamız lazım. Size göre basit olan bir sözcük, bir cümle karşı tarafta büyük bir yıkıma sebep olabilir. Bunu böyle düşünmek, söyleyeceklerimizi de tartarak söylememiz lazım.
Çocuk Eğitiminde 33 Hata kitabında aslında 33 tane hata yok. Belki 33 bin tane belki de 330 bin tane yaptığımız hata var. Görmediğimiz, göremediğimiz, görmek istemediğimiz türden bir sürü hata… Üşendiğimiz için çocuğumuzla oynamıyoruz. Çocuğumuzun belki de bize en çok ihtiyacı olduğu anda yorgunluklarımızın arkasına sığınıyoruz.
Bir Dinozorun Gezileri, Mina Urgan’ın 1999 yılında yayınladığı ve gezi yazılarını yazdığı ikinci kitabıdır.
Kitabın en başlarında yemek yemenin zevkinden bahsediyor. “Basit bir pilav bile benim işimi görür” diyor. Ama gel gelelim “Ustaca fırınlanmış bir ahtapot güveci sofraya getirilince heyecanlanmayan biri, Boticelli'nin bir tablosu karşısında da heyecan duymayacak gibi gelir bana” diyor. Ne kadar da sığ bir görüş!
Mina Urgan bunları nerede dile getiriyor? Bodrum'da ya da İstanbul'da. Herkesin normali buymuş gibi bir anlatım tarzı var, bana pek uymadı. İşin anlamadığım diğer kısmı ise bu kitabı zamanında okuyanların "Aynı biz de öyleyiz" tarzındaki söylemleri. Bu insanlar nerede nasıl yaşıyor da herkes bu kitabı sevmiş? Çoğunluğu fakir ve umutsuz olan bir milletin ahtapotla nasıl işi olur, ne kadar işi olur?
Ülke ülke gezmiş, çok güzel fırsatlar yakalamış bu konuda. Ama bu değirmenin suyu nereden geliyor diye de merak etmiyor değildim. Kitapta bir ara gezmek için birilerinden borç aldığını yazmış, çok ilginç. Ayrıca kardeşi de konsolosluk görevlisi olduğu ve sürekli yer değiştirdiği için de bu gezme fırsatlarını bulmuş. Bazılarını daha az da olsa Fransa, İngiltere, Belçika, Danimarka, İtalya ve birçok ülkeyi gezmiş.
Bir Dinozorun Gezileri kitabında elle tutulur bir yan bulmaya çok çalıştım. Ne yazık ki bulamadım. Yaklaşık 200 sayfalık kitabın belli başlı noktalarında sürekli “Ben ateistim” yazmasını garipsedim. Dininin ya da dinsizliğinin bizi hiçbir zaman ilgilendirmemesi gerekiyordu. Ama bunu üstüne basa basa yaptığı için garipsediğim bir başka durum da bu oldu.
Bir Dinozorun Anıları kitabına yakın bir kitap. Hikâyeler iki tarafta da hemen hemen aynı. “Şunu yedim, bunu yaptım” diye diye kitabı bitirdi. Aslında yıllardır çok merek ettiğim kitaplardan biriydi. Ancak içerik olarak kaliteli bulmadığım için tavsiye