• Topraktan geldik de, çamur atmak nedir?
    Kadimce
  • Osmanlınin öteki tarihiyle kemikleşmiş tarihcilerin kör bıraktığı, resmi tarihin karaladığı, görmek istemediği alanlara değiniliyor! Aslında kitap tarih incelemesi degil daha çok tarihsel konular hakkında makalelerden oluşuyor!
    Tarihçi putlar "kardeşim biz tarihimizi bilmiyoruz" diyorlar ancak yıllardır kendileri üniversitelerde tarihçi yetiştirmişlerdir, kitaplar yazmışlardır, birbirine çamur atmış, milleti küçümsemişlerdir. Ne yani tarih bilgisi halka gökten zembille inecek degil ya. Okullarda tarih nasıl ögretilmemişse halk da öyle bilmiyor!
    Evet Türk tarih bilincinin temelini atmak için Ataturk TTK yi kurdu, sonra da 60, 70 ve özellikle 80 askeri darbesiyle ve Akp iktidariyla Türk tarihi yolunmuş tavuğa dönüp osmanli nostaljisi oluverdi! Bilgisizlik değil hurafeler dizboyu!
    Bunun için Ayşe Hür gibilerinin tarih makaleleri cok önemli.

    Bu kitapta istanbul adının nereden geldiğini, padişahların kardeş katlinin gelişimini, temelini, tarihte geçen suyollarının hatta ünlü tarihi ağaçların kısa öyküsünü okuyoruz! Rasathanenin ve matbaanın öyküsüyle devletin bağnazlığının öyküsünü de kaçırmayın. Istanbullulara suriçinin mahallelerinin öyküsü tavsiye edilir! Tarih bilinci padişah ve savaş saymakla oluşmaz, bulunduğun mahallenin tarihini ögrenmekle olur! Bir mahalle Müzesi kurulduğunda tarih bilinci halk, şehir ve devlet katmanlarını birbirine bağlar!
    Osmanlida erkeke cinselliği özellikle önerilir. Üniversitelerde gözlerine mil çekilmiş tarihçilerin söyleyemediğini okuyacaksınız. Aslında bunları herkes az bucuk biryerlerden biliyor ama hersey muallakta kalıyor. Okunması önerilir zevkli bir tarih makalesi! Meyhanelerin, kerhanelerin, kedi ve köpeklerin, amelelerin, rüşvetin, mezartaşlarının, intiharın da tarihi vardır,
    Bilgisizliğin, yobazlığın tarihini görmek için matbaanın tarihine bakmak gerek. Türk devleti halkı bilgiden nasıl korumuş görelim! Onlarin torunlari şimdi rektör oldular ve bilgisizliğe methiye düzüyorlar.
    Ayrıca Abdülhamit günümüzde moda! iktidarin allayıp pullayıp dizilestirdiği Apo'ya bir de yasaklar ve hafiyecilik, jurnalcilik açısından buradan bakın.

    Siz hic tarih kitabinda osmanlida kadın hareketi bir sey okudunuz mu? Burada kısa bir giris bulabiliyorsunuz!

    Finalde ise elbette harem'in öyküsü var... bu nedenle kitabı tersten okumaya da başlayabilrsiniz.
    Tarih her zaman sıkıcı degildir!
  • Gazetecilerde eleştiriliyordu.Onların tek becerilerinin çamur atmak olduğu söyleniyordu. Oyunun yazarları işte bu yüzden ,onlardan korunmak için halktan yardım istiyordu
  • Küçük bir çocukken babama, "Allah nerede" diye sormuştum. O da, "Vicdanında" demişti. Çok zor bir yanıttı. Uzun yıllar anlamını çözemedim....

    Bütün gün yağmaktan adeta yorgun düşen yağmur, hafif bir sağanağa dönmüştü. Son bir yılın getirdiği hüzün omuzlarımda, yüzüm yağmurda, yürüyerek eve dönüyordum. Erken akşam üstüydü ama karanlık, çamur gibi bir grilik, sanki insanın üzerine sıvanıyordu. Şık bir cafenin önünden geçerken, büyük metal çöp kutusunun doluluğu dikkatimi çekti. Sonra da bana çok ağır gelen başka bir şey...

    Çöplerin yanında, 12 yaşlarında bir çocuk yerde oturmuştu. Üzerinde yırtık bir kazak ve pantolonla, cafenin attığı sebze artıklarının kutusundan temiz ıspanak dallarını ayıklayıp, adeta özenle yere yanyana diziyordu. Kendisine acındırmak, dilenmek gibi bir tavrı yoktu. Çevresine bile bakmıyordu. Kimse de onun farkında değildi. Çöpe atılmış bir kedi yavrusu gibi göründüğü için değil, bu feci durumunu kabullendiği her halinden belli olduğu için çok ağırıma gitti. O kadar ağırıma gitti ki paniğe kapıldım. "Dün de buna benzer bir çocuğu Şişli'de gördüm" diye düşündüm. Kalabalıkta adeta yoktular. Merhamet? Hayır duyduğum çok daha kesiciydi. Çalışan bir elektrikli testerenin keskin ağzına dokunmak gibiydi. Sahi sefalet ne ara karanlığa karışan hayaletler gibi korkudan bize görünmez olmuştu?

    Sürekli olarak Amerikalı, Avrupalı, Yahudi ve Ermenilere laf atıp, Allah'ın adını dilimizden düşürmeyen bizlere baktım. Evet, yurt dışında insanlar çok yalnız çünkü sistem onları koruduğu için birbirlerine ihtiyaçları yok. Amerika'daki evsiz hikayeleriyle de kendimizi avutmayalım. Orada herkese yetecek kadar evsiz barınağı var. Fakat barınaklarda alkol ve uyuşturucu kullanmak yasak olduğu için, müptelalar sokakta yaşamayı tercih ediyor. Kötü havalarda polis dolaşıp, onları alıyor, sıcak bir yatak ve yemek yiyebilecekleri merkezlere götürüyor. Biz ne yapıyoruz? Çöp kutusunun yanına insan artığı gibi atıyoruz. Ne yapabiliriz? Benim sorumluluğum değil diyebiliriz. Çocuk yapmadım, o zaman benim hiç değil. Peki insan olmak sorumluluk değil mi? Farkında olmak bence bir başlangıçtır. Küçük bir adım atmak.. Düşkünlüğe, sefalete alışmadan, ihtiyacı olan birine yardım edebiliriz, Allah rızası için. Çok sevdiğim dostum, "Böylece her türlü şekilden arınıyor insan" demişti. Saf sevginin en sade tanımlanması...

    Hayatın acı yanlarını Karacaoğlan "Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm" diye özetlemiş. Tanrı'dan hepimize, ayrılığın hayırlısını, yoksulluğun olmamasını, ölümün de sıralısını nasip etmesini diliyorum. Barış ve huzur dolu akşamlar..

    Ayrık otu
  • İmparator ve kral bir ressamın fırçasını almak için edilebilir, ancak demokrasi sadece çamur atmak için eğilir.
    Oscar Wilde
    Sayfa 69 - Siyah Kuğu Yayınları
  • Tarih 1921.. Kütahya-Eskişehir muharebesinde yenilen Türkler Sakarya'nın doğusuna çekildi. Mustafa Kemal ordunun başına geçti.Türkleri yenip "Küçük Asya" dedikleri Anadolu'dan atmak isteyen 120 bin kişilik Yunan ordusu, 22 Ağustos sabahı Sakarya önlerine geldi.Yunan ordusu savaşı kazanırsa, Ankara basılır ve meclis dağıtılırdı. Türkler Sevr'i imzalamak zorunda kalırdı. Hayat memat meselesiydi.23 Ağustos'un ilk ışıklarıyla Yunan ordusu taarruza kalktı. Taarruzunun amacı, Türk mevzilerini kuşatmaktan ibaretti. Başarısız oldu.Kuşatma başarısız olunca Yunan ordusu ikinci plana geçti. Bu çok klasik bir plandı, Türk savunma hattı yarılacak ve dağıtılacaktı. Asırlardır uygulanan klasik savaş doktrinine göre bir ordunun ip gibi dizilmiş savunma hattı yarılırsa, ordu geri çekilmek zorunda kalır.Çünkü ordu geri çekilmezse, yarılan hattan içeri giren düşman, orduyu çevreler ve imha eder. Yani, imha edilmemek için çekilmek şart. Hattı yarılan bir ordu, büyüklüğüne oranla geri çekilmek zorundadır. Aksi halde düşman, orduyu yeni bir hat kuramadan yakalar. Yunan ordu komutanı Papulas, Türk hattını yarıp, ordunun Ankara'nın gerisine çekileceğini hesapladı. Böylece meclis basılabilecekti. Papulas'ın ordusu, Türk hattını Haymana mevkiinden yarıp Çal dağını ele geçirmek için taarruza kalktı. Çatışma saatlerce sürdü. Çal Dağı'nı koruyan 190. Alay kahraman gibi direniyordu. Fakat Yunan taarruzu çok güçlüydü. 30 Ağustos'ta Duatepe ve Kartaldağ düştü. Yunan topları artık Polatlı'ya düşmeye başladı. Kent boşaltıldı. Ertesi gün 31 Ağustos'ta Karadağ da düştü. Moraller bozuktu.Yunan ordusu bitirici vuruşu yapmak için 1 Eylül'de koca bir tümenle Çaldağı'na saldırdı. Çaldağı düşerse, hat kırılırdı. 2 Eylül'de çatışmalar tüm gün sürdü. Ve Çaldağı, gece vakti düştü. Haber Papulas'ın çadırında coşkuyla kutlandı. Türk hattı yarılmıştı.Şimdi Türk ordusunun Ankara'nın doğusuna çekilmesi gerekiyordu. Asırlardır uygulanan muharebe doktrini bunu gerektiriyordu.Fakat, Çaldağı'nı ele geçiren Yunan kuvvetleri Türklerin çekilmediğini gördüler. Çünkü, Mustafa Kemal sahnedeydi! Mustafa Kemal oyunu klasik harp doktrini ile oynamayı reddetti. Ve tarihi emrini verdi: HATTI MÜDAFAA YOKTUR SATHI MÜDAFAA VARDIR ! Yani Türk ordusu tek bir hat üzerinde kalmayacak, onlarca asimetrik hatlar, tüm satha yani alana yayılacaktı. Denenmemiş şey...Bu, denenmemiş olduğu kadar, riskli bir hamleydi.. Her birlik sağı ve solu düşmanla çevrelenerek imha olmak tehdidiyle karşıyaydı.Mustafa Kemal bir kumar oynamıştı.Ya yok olacaktı ya kazanacaktı. Askere güveniyordu. Askere büyük iş düşüyordu. Peki asker ne yaptı? Kısaca: Vatan, millet, Sakarya.. Askerin yaptığı buydu. Neyi varsa, ölmek ve yok olmak pahasına saldırdı.Haber Papulas'ın çadırında şok etkisi yarattı. Ankara'nın doğusuna çekilmesi gereken Türkler, Çaldağı'na saldırıyordu.. Bu delilikti.Türkler kısa süre içerisinde Çaldağı'nı geri aldı. Papulas yine taarruz emri verdi. Çaldağı yeniden düştü. Fakat Türkler yine çekilmedi.Klasik savaş doktrininde bu noktadan sonrası yoktu. Papulas bunun şaşkınlığı içerisindeydi. Ne yapacağını bilemeyecek duruma düştü. Yunan askeri, düşmanı yendiğini düşünüyordu ama Türkler çekilmemişti. Günler geçiyor ama sonuç değişmiyordu. Bir hat kırılınca, kısa mesafe çekilip savaşmaya devam ediyordu. 10 Eylül'de Yunan taarruzu durdu. Artık planlı bir savaş değil, doğaçlama bir mücadele vardı.Mustafa Kemal'in emri ise çok netti: Vatanın her karış toprağı şehit kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz. Yunan ordusu Çaldağı'nı elinde tutuyor ama ilerleyemiyordu. Türkler de çekilmiyordu. Muharebenin 14. günüydü. Bu bir dünya rekoruydu.Hattı kırılan bir ordu, 8 gündür çekilmeden direniyordu. Bu tarifi olmayan bir işti.Hava iki gündür yağmurlu.. Yerler çamur.. Savaşın ne kadar süreceği belirsiz.. Papulas orduyu Sakarya'nın batısına çekmeye karar verdi.Karar Yunan ordusunda şaşkınlık yarattı. Kazanmışlardı, ama çekiliyorlardı. Casuslar son defa Türkleri gözetledi. Hepsi yerindeydi.10 Eylül sabahı bir otomobil, Yunan elindeki Duatepe'ye yakın bir mevziye doğru ilerliyordu. Askerlerde aynı tepki: Mustafa Kemal mi o?Bölgedeki asker Başkomutan'ı yanlarında, mevzilerin içinde görünce heyecanlandı. Mustafa Kemal boşuna gelmemişti. Planı hazırdı. Yunan taarruzunun durması ve çekilme belirtileri görünce Papulas'ın hakimiyeti kaybettiğini anlamıştı. Şimdi sıra ondaydı.Önce kısa bir top atışı ve ardından 1, 15 ve 23. tümenlerin taarruzu... Yunan ordusu Duatepe'yi kısa sürede kaybetti.Tepeyi kaybeden Yunan birlikleri Beylik Köprüsü'ne çekilip mevzilenmeye başladılar. Düşmanı doğudan bekliyorlardı ama şaşkına uğradılar.Mustafa Kemal boşu boşuna Duatepe'ye gitmemişti. Amacı, düşmanı yanıltmaktı. Düşman, başkomutanı doğuda görünce, diğer yönleri unuttu.Güneye sızan süvariler düşmana hissettirmeden Mangal Köyü'ne kadar ulaşmıştı. Yunan ordusu doğu ve güneyden hilal biçiminde çevrildi.Papulas acil bir kararla 11 Eylül'de çekilme emri verdi. Fakat Türk, Yunan'ın ensesindeydi. Güneş batıyordu, gece sıcak geçecekti.Papulas gece karanlığında çekilmeye başlarken Mustafa Kemal taarruz emri verdi, çekilen Yunan ordusu gafil yakalandı.Yunan ordusu, Türk ordusunun yaptığı gibi satıh müdafaasına cüret edemedi. Böylece, Afyon'a kadar çekildiler. Papulas istifa etti.22 gün süren meydan muharebesi bitti. Türkler düşmanı kovmuştu. İstanbul bayram yeriydi. Tüm Anadolu'da şenlik vardı. Mağlup Yunan ordusu Eskişehir-Afyon hattına yerleşip yeni bir savunma hattı kurdu. Artık sıra Türklerdeydi. Ufukta yeni bir savaş vardı.Mustafa Kemal kırık kaburgasıyla, kör bir lambanın aydınlattığı ufak bir odada savaş kurallarını değiştirmişti. Ve kazanmıştı.
    https://twitter.com/...602935889264640?s=20