• 'Vaktiyle bir Atsız varmış derlerse ne hoş; 
    Anılmakla hangi bir ruh olmaz ki sarhoş!'
    Hüseyin Nihal Atsız

    Atsızlığı nam eden yiğitlerim atlansın; 
    Kor taşıyan avuçlar, pas çözsün, pusatlansın! 
    Yıkılsın Ergenekon; yurtlarım azatlansın!

    Hainlere kargışlı, kahpe acun dar olsun! 
    “Vaktiyle bir Atsız varmış”; var olsun!

    Ayzıt yarenlik etsin, kurt doğursun Almıla,
    Demir yığan, vade az, koşsun Atam Irkıl’a,
    Kara Ozan söyleye, gök çöke yer yıkıla,

    Bay kılınsın budunum, kalanı bizar olsun! 
    “Vaktiyle bir Atsız varmış”; var olsun!

    Sançar bas kahkahayı, çınlat Tanrı Dağı’ndan,
    Kara Kağan gafleti, az bu gaflet çağından,
    “Kurtkaya elini çöz”, çık sürgün otağından,

    “Kanlı sınır boyları yağıya mezar olsun”
    “Vaktiyle bir Atsız varmış”; var olsun!

    Deli kurt Çakır alsın, Gökçen’i terkisine,
    Açığma-kün kul olsun, Burkay’ın kargısına,
    İ-çing katun delirsin, Kürşad’ın korkusuna

    “Hayat çelik kollarla atılan bir zar olsun”,
    “Vaktiyle bir Atsız varmış”, var olsun!

    Geçmesin geri gelen o mektubun yarası,
    Selim Pusat sorgusu, bir mektebin sırası,
    Yurt olmaya yetmesin iki kutbun arası,

    Atam’a süngülerim, kılıçlarım yar olsun,
    “Vaktiyle bir Atsız varmış”, var olsun!

    Yeşermesi ektiğin her bir tohumun haktır,
    "Bütün Türkler bir ordu, katılmayan kaçaktır,"
    Genç Atsızlar tohumdur ve orman olacaktır!

    Kadınları Almıla, erleri Yamtar olsun,
    Vaktiyle bir Atsız varmış, var olsun…

    Bozkurtlar diriliyor, ey kutlu atam Atsız,
    Yolların başıdır bu; onun için pusatsız,
    Bir işimiz hep yarım! Yapılmıyor Kürşad'sız!

    Ve katında ona da kırk ayrı selam olsun,
    'Vaktiyle bir Atsız varmış', var olsun!

    Anılmadan yaşarsın ve bilmeden acımı,
    Belirsiz mezarlarda bir “tabutluk” geçimi,
    -ki bugünün erleri, iyi görsün öcümü,

    Böyle düzen, böyle çağ, böyle devran kahrolsun,
    “Vaktiyle bir Atsız varmış”, var olsun!

    Onbaşı Pars alamaz, Almıla'nın alını,
    Ne de Yüzbaşı Selim, Güntülü'nün gülünü,
    Kralların taçları çözemez bu düğümü,

    Sezar olsun, şah olsun, sultan olsun, çar olsun,
    "Vaktiyle bir Atsız varmış", var olsun!

    Ordularla yenilmez bir gayız var kanında,
    Bizim gönlümüzdesin, Kürşad'ın sofrasında,
    Dilek adlı sarayın, artık Tanrı Dağı'nda.

    Kutlu Atam durağın, en kutlu diyar olsun,
    "Vaktiyle bir Atsız varmış"; var olsun.

    Bilsin cihan ki sen bu cihanın nesindesin
    Bu ırkın şeref taşan efsanesidir sesin
    Atsız'ın uçmağına, sağlar Türk yurdu desin

    Altay'ın ötesinden Tuna'ya kadar olsun
    "Vaktiyle bir Atsız varmış"... Var olsun!

    Sen ömründe bir kere,bir kere sevinirken,
    Tanrı yolu uzaktır! Biz sıkı giyinirken,
    Ve demirdağ bir daha, bir daha delinirken,

    Yastığımız mezar taşı,yorganımız kar olsun,
    “Vaktiyle bir Atsız varmış”, var olsun!

    Caner Kara
  • Güz yağmurları başladı. Uzak gökler uzun uzun gürledi. Ortalık sel sele gitti. Tarlalar, Deliboğa hüyüğü diz boyu çamur oldu. Delik, eskimiş, solmuş, kavlamış kıl çadırların üstünü, içini uzun bacaklı yağmurlar dövdü. Kilimleri, keçeleri ıslattı. Çok belalar geldi başlarına. Yörükler hüyüğün yamacına yapışmışlar, kalkmıyorlar, oradan hiçbir bela onları kopartamıyordu. Kör Kemalden sonra, Teloğluna, Hacı Ali Çavuşa gidip onlara da arzuhal yazdırdılar. Sekiz kere Kaymakama çıkıp ona taze yağ götürdüler. Avukat Murtaza Beye de gittiler. Ona çok para verdiler. Parti başkanlarına da gittiler... Dertlerine hiç kimse bir derman olmadı. Çok yağmur yağıyordu. Kasaba çarsısında yağmur altında, ellerindeki arzuhalleri abalarının altında saklayarak oradan oraya dolaştılar. Uçan kuştan car umuyorlardı. Bugünlerde olan Kerem çocuğa oldu. Çok koyun, yün, yağ, kıl, keçi, yoğurt, halı, turuncu sim işleme kilimler sattılar...
  • Sedan sal e
    Di mala xwe yî wêran de
    Ez pisîka kor î kuncikê midbexa siltan im
    Sedan sal e
    Hewş û ber hewşa min vala ye
    Li ber deriyê dizên xwe pasewan im.
    Sedan sal e
    Weke çengek dan
    Aşê dîrokê ez avêtime
    Her çar dorê’m qulên gêrika ne û
    Mûrî dev dane nava min
    Sedan sal e
    Tasa serê’m minare ye
    Kî tê û dengê xwe tê de hildide
    Sedan sal e
    Niştimana min nêrgele ye
    Kî tê li devê xwe digire
    Sedan sal e
    Li ber derê tekiya dinê
    Cotek solên bipîne me
    Kî min li xwe dike
    Ji bo wî me
    Sedan sal e
    Piştî terîşekê
    Têm avêtin
    Sedan sal e
    Piştî pînekê
    Min li xwe dikin
    Ez pişteke birîndar im
    Li ber qamçiyê xwe rabûme
    Ez lehiyek bêxuy im
    Li ber keviyan rabûme
    Ku dor li min teng kirine
    Ez danaynim!
    Careke din ranazim ez
    Bê aram im
    Arama min çirayek bû
    Bareşê dora min
    Xwîna wê rijand
    Bê rehm im
    Rehma min deryayek bû
    Bi yek bêhnê vexwarin ew
    Ez danaynim
    Careke din ranazim ez
    Ku ez dan bim
    Kanî îmkan?
    An ez an mûrî!
    Ku ez xwîn bim
    Kanî îmkan?
    An ez an zîlo!
    Xayîn in ewên dibêjin
    “Dan û mûrî birayên hev in“
    Xayîn in ewên dibêjin
    “Xwîn û zîlo birayên hev in“
    Xayîn in ewên dibêjin
    “Masî û çengel
    Dest û derzî
    Werîs û gerden
    Dûzan û mû birayên hev in“
    Werin xelkno!
    Ji nêçîr û birînê bipirsin
    Bêjin Xwedêkî
    Xencer heye birîn derman bike?
    Nêçîrvan heye, nêçîr nexwe?
    De xelkno!
    Ji kayê bipirsin
    Tu car agirê sar dîtiye?
    Ji hêlîna teyr bipirsin
    Bi niyeta maçê tu car mar devê xwe kiriye wê?
    De ji dara berrû bipirsin
    Bivir dîtiye darbirr nebe?
    De ji kerekê jî bipirsin
    Gur dîtiye kerxwur nebe?
    Xayîn in ewên dibêjin
    “Marê şîrînjahr jî heye”
    Xayîn in ewên dibêjin
    “Bivrê birê dar jî heye”

    Ez pişteke birîndar im
    Li ber qamçiyê xwe rabûme
    Ez lehiyek bêxuy im
    Li ber keviyan rabûme
    Ku dor li min teng kirine
    Ez danaynim!
    Careke din ranazim ez

    Ebdulla Peşew
  • Sedan sal e
    Di mala xwe yî wêran de
    Ez pisîka kor î kuncikê midbexa siltan im
    Sedan sal e
    Hewş û ber hewşa min vala ye
    Li ber deriyê dizên xwe pasewan im.
    Sedan sal e
    Weke çengek dan
    Aşê dîrokê ez avêtime
    Her çar dorê’m qulên gêrika ne û
    Mûrî dev dane nava min

    ......

    Ebdulla peşew
  • 🍁🍃🍂

    Ji bo şevê stranek.

    Geceye bi şarkı. Kürtçe ve Türkçe'sini yazdım. Dinlemek isteyenler için link:
    https://youtu.be/e08QqpZa1u0

    DİLOP (DAMLA)

    Were dil bûye perişan
    Were wez bûm çar perçe
    Hêsîr mame li erda me
    Reben mame li erda me
    Reben li bin şeva me
    Reben li bin roja me
    Wê kengê were
    Çav rijîya dilop dilop
    Wê kengê were

    Here wê bibîne ji min ra
    Here wê bibîne ji min ra
    Li ser çîyakî spi bu
    Li nav newalikî heşîn bu
    Reben li bin şeva me
    Reben li bin roja me
    Wê kengê were
    Çav li re reş u tarî
    Reş û kûr bû rîyê dûrî
    Çav rijîya dilop dilop


    DAMLA (DİLOP)


    Gel yürek perişandır
    Gel dört parça olmuşum
    Eşir kalmışım ellerde
    Biçare kalmışım ellerde
    Biçareyim gecelerde
    Biçareyim gündüzlerde

    O ne zaman gelecek
    O ne zaman gelecek
    Gözler aktı damla damla
    O ne zaman gelecek
    Gözler aktı damla damla

    Git bana onu getir
    Beyaz bir dağın tepesindeydi
    Yeşil bir vadideydi
    Biçareyim gecelerde
    Biçareyim gündüzlerde

    O ne zaman gelecek
    Gözlerim yollarda kararmış ve karanlık
    Gözler karardı ve kör oldu uzak yollarda
    Gözler aktı damla damla
  • ALVARLI EFE HAZRETLERİ'NİN DİLİNDEN KERBELÂ'YA DÖKÜLEN İNCİLER

    Çocuklar çatlamış dudakları ile ağlayarak su istemektedir. Anaların hali ise perişandır, başlarına toprak çalmaktadırlar. Hz. Hüseyin’in çocukları su diyerek feryâd ettikçe karşılarındaki düşman bu hâle gülerek karşılık vermektedir. Bu cefâyı peygamber torununa ve ailesine revâ görenler de Alvarlı Efe’nin mısralarında nasiplerini almıştır. Başta Yezîd olmak üzere bu zulme ortak olanların hepsi cehennemdeki yerlerini kendi elleriyle hazırlamıştır:

    Böyle bir zât -ı muazzamı şehîd etdi Yezîd
    Kahr-ı Mevlâ’ya müyesser nârda olsun pây-dâr (11)

    Hüseyn-i Kerbelâ’nın basdığı yerlere cân kurbân
    Yezîd nâr-ı cehennemde çâr etrâfı hisâr olsun

    Hüseyn’in nûr gülistânı cemâl-i bedr-i kudretdir
    O mir’ât-ı Muhammed’i kıranlar târumâr olsun

    O bûsegâh-ı Muhtâr -ı İlâhî gerdene hançer
    Çeken mel‘ûn-i bed-ahter dü-âlem şerm-sâr olsun (12)

    Muharrem’de muhibb-i hânedânın kalbi âteş-bâr
    Dilerim ki kıyâmetde Yezîd’i nâr-feşân olsun (13)

    Yaşanan bu zulmün verdiği acıyı bu dünyada dindirmek mümkün değildir. Alvarlı Efe ummaktadır ki kıyamet gününün sahibi bu zulmü revâ görenleri adaletiyle yargılayacaktır:

    Lutfiyâ bu derde dermân dünyâda imkânı yok
    Hâkim-i yevmi’d-dîn eyler adle fermân ey felek (14)

    Efe Hazretleri “Mâcerâ-yı Kerbelâ’dan bahs eden dil nâr olur” (15) diyerek her bir muharremiyyesini, dilinde kor taşıyan bir âdemoğlunun acısıyla yazdığını belirtmiş ve Hz. Hüseyin’den bahsetmeyi şefaatine vesile kılmak istemiştir. Nasıl ki âlemde padişahlar kulları ile birlikte anılıyor öyle de Efe Hazretleri de âl-i âbânın hizmetkârı olmayı murâd etmektedir:

    Lutfî’ye lutf ü keremdir bahs-i şâh-ı Kerbelâ
    Rûz-i haşr ede şefâ‘at bize sâhib-Zülfikār (16)

    Muhammed Lutfî’yi yâ Rab bu hânedâna bahşeyle
    Gedâlarsız olur mu ya cihânda bir şeh-i devrân(17)

    Kerbelâ’dan bahsetmeyi sığınılacak bir kapı olarak gören Hâce Muhammed Lutfî Hazretleri duâ bâbında dilenmektedir ki şâyet Hazret-i Hakk Muhammed Lutfî kuluna lutf edecekse ona Hz. Hüseyin’in kabr-i şerîfinde ayaklarının altında defnedilmeyi nâsip eylesin:

    Muhammed Lutfî’ye lutfu olursa Hazret-i Hakk’ın
    Hüseyn’in zîr-i akdâmı mahallinde gubâr olsun (18)

    Bizler de temennî ederiz ki bu niyâzına dünyâda erişemeyen Efe Hazretleri ahirette o çokça arzuladığı Hz. Hüseyin’e komşu olsun ve’sselâm.

    https://www.academia.edu/...EN_%C4%B0NC%C4%B0LER

    (11) Hulâsatü’l-Hakâyık, 234. şiir, s.249.
    (12) Hulâsatü’l-Hakâyık, 380. şiir, s.341.
    (13) Hulâsatü’l-Hakâyık, 412. şiir, s.361.
    (14) Hulâsatü’l-Hakâyık, 321. şiir, s.307.
    (15) Hulâsatü’l-Hakâyık, 97. şiir, s.165.
    (16) Hulâsatü’l-Hakâyık, 234. şiir, s.249.
    (17) Hulâsatü’l-Hakâyık, 379. şiir, s.340.
    (18) Hulâsatü’l-Hakâyık, 380. şiir, s.341.
  • Musammat Gazel

    Cihâna gelmedi bir sen gibi sultân-ı âlî-cenâb
    Hatâdan saklasın zât-ı şerîfin dâ'imâ Allah
    Senin nâm-ı şerîfindir tırâz u sikke vü minber
    Senin zât-ı hümâyûnunla fahr eyler bu izz ü câh
    Bu kudret ile sen ankâ-menîşsin düşmenin usfûr
    Bu heybet ile sen şîr-i jiyansın düşmenin rübâh
    Senin hâk-i derindir Isfahânî sürme âlemde
    Kör olsun işidüp derd-i hasedle Isfahanda şâh
    O altun tâs ile meh peykin olmuşdur rikâbında
    Onunçün dâ'imâ gitmez yüzünden böyle gerd-i râh
    Bakup tûğ-ı hümâyûnundaki zerrîn mencûka
    Felek etmektedir hurşîd-i rahşânından istikrâh
    Fezâ-yı câhın içre muhtasar bir haymedir gerdûn
    İki altundan topdur onun üstünde mihr ü mâh
    Senin vakt-i şerifinde geleydi dehre Keyhusrev
    Gelüp cârû-keş olurdu der-i ikbâline nâ-hâh
    Bu ma‘nî cümlenin ma‘lûmudur cümle cihân içre
    Ki mislin gelmedi dünyâya bu devr-i zamân içre


    - Nedim -