Kim beni yazdığım romandaki bir cinayetten yargılayabilir ki? Kim o romandaki insanlara acı çektirdiğim için beni suçlayabilir ki? Kim benim kötü biri olduğumu düşünebilir ki?
Yarattığım kötülük kadar övecekler beni.
Ben de Tanrı'nın romanıyım işte.
Hepimiz onun romanıyız.
Bize yaptığı ve yaptırdığı her şey için övgüyü o alıyor. Kitaplarını okuttuğu binalar dolup taşıyor. Yazdıkları herkesten fazla okunuyor.
Becerikli meslektaş.
Elimizdeki erken yeniçağ Hollanda'sına, 19. yüzyıla ve yaklaşık son otuz yıllık sanayileşmeye ilişkin bulgulara göre, kapitalist bir büyüme biçimine dengeleyici bir güçle karşı konmadığı sürece kitlesel bir yoksulluk değilse de -hatta tam tersine- gitgide artan bir gelir ve servet eşitsizliği ortaya çıkar.
Kapitalizm, sadece dar bir elit kesimin direnen kitlelere zorbalıkla dayattığı, onların üzerine boca ettiği bir şey değildi; eski adaletsizliklerin somut bir eleştirisi, başarılı çabaların adil bir şekilde ödüllendirileceğine dair bir vaat, refahın yaratıcısı ve özgürlüğün müttefiki olan kapitalizm, aslında bir tek tüccarlar veya girişimciler için değil, aynı zamanda aydınlar ve herhalde "sıradan vatandaş" olarak görülen pek çok kişi için cazip olabilecek bir sistemdi.
Hristiyan ağırlıklı ortaçağ Avrupası'nda, yaygın şüpheciliğe, ahlaki reddedişe ve entelektüel eleştiriye karşın kapitalizmin kendini dayatabilmiş olması, dikkate değer bir fenomendir.