• 610 syf.
    ·Puan vermedi
    “Dünyada 800 milyon insan aç. Oysa 12 milyar insana yetecek kadar gıda üretiliyor. Demek ki sistem işlemiyor. Afrika ülkeleri yakıt satın alabilmek için ürettiği buğdayı, mısırı Avrupa’ya ve ABD’ye hayvan yemi olarak satıyor. Gelişmiş ülkelerdeki insanlar günde iki kez et yiyebilsinler diye yüz milyonlarca insan aç kalıyor.”
    Slow Food Organizasyonu’nun Genel Sekreteri Paolo Di Croce/ M.Alphan söyleşisinden.(2016)
    Ewet yeterli yiyecek üretimi varken neden 2 milyardan fazla insan yetersiz ve sağlıksız besleniyor???
    Bu da benim sorum olsun ?...
    Kitaba geçmeden önce yazar ile ilgili edindiğim bilgileri paylaşmak isterim.
    Jared Diamond, otuzdan fazla dile çevrilip milyonlar satan, dünyaca popüler bir yazar. Bu kitabın marka lansmanı Bill Gates’e ait.
    Yazar ödülleriyle de zengin;
    Mac Artur Vakfının yarım milyon dolarlık dahilik ödülü, Abd Ulusal Bilim madalyası, Tyler Çevre Bilim ödülü, Abd Hümanist Birliği ödülü vs.
    NewYork Times gibi yüksek tirajlı gazetede de makaleleri bulunmakta. Chevron(petrol şirketi, hatta Gine’de yerlilerle mücadele içinde), Coco-Cola gibi dev tekelci şirketlere çevreci duyarlılıklarından(?) ötürü övgülerde bulunan Yazar, Clinton ailesinin dostu ve entellektüel, elit, sermayeder sınıfın kalemlerinden..
    Kitap Yali’nin sorusuyla başlıyor; Neden bazıları sömürdü bazıları ise sömürüldü?
    Varoluşu, tabiatı, ilk insanı ve doğasını, göçebe Avcı-toplayıcı toplumlardan yerleşik, rekabetçi, sınıflı, mülkiyetçi toplumlara nasıl evrildiğini ve bunu coğrafyanın evrimsel gelişmesi sonucuna oluştuğunu söylüyor.
    Antropoloji, ekonomi, biyoloji, ekoloji ve fizyoloji ile harmanlayıp, yalın bir dil ve aktarım ve evrimsel araştırmaları ile okuyucusunu etkiliyor.
    Elektizm, rastlantı, eğilim en çok kullandıkları. İnsan topluluklarının kalkınmasının ve gelişmesinin zeka ve genetikten yani ırktan kaynaklanmadığını tamamen coğrafyadan kaynaklandığını söylüyor.
    Bence kitabın özü; “ Doğanın rekabete dayalı bir ortamda en iyi rekabet edenlerin ve kazanmasını sağlayacağını ve bu sürecin bir ilerlemeye yol açtığı.. Bu da toplumsal ilerlemeye ilişkin tüm çabaların, düzelmezi düzeltme çabası olduğu ve doğanın hikmetine müdahale edildikçe, bunun ancak yozlaşmaya yol açabileceği düşüncesi”
    N. Kurul/İnsan Doğası makalesinden.
    Coğrafya toplumların varolması için elbette zorunlu koşuldur, kuşkusuz üretici güçtür.
    Ancak toplumsal üretim, üretici güçler, ilişkiler, keşifler, icatlar, savaşlar, krizler, istila, yenilikler, sınıf mücadeleleri, nüfus/nüfus artışları, sömürü;
    toprağın ve toplumların iç çelişkilerini, iç dinamiklerini salt biyolojik/ekolojik coğrafyayla açıklanabilir mi?
    Nesnel özelliklerinden doğan farklılık doğal güç gibi görünebilir, buna meta Fetişizmi deniyor.
    Örneğin;
    Çin ve Avrupa karşılaştırmaları; Çin coğrafi açıdan düz, kapalı ve despot; Avrupa ise girintili çıkıntılı bir coğrafyaya sahip olduğundan keşiflere ve yeniliklere açık..
    Sömürge ve sömürgecilik “Şeylerin doğası ve ilişkileri” şeklinde tek yönlü açıklanabilir mi?
    Hangi coğrafyada hangi toplumların hangi bitki ve hayvanları evcileştirdiği, hangi icat ve keşifleri yapmış olduğu ve bu sayede nelere sahip olduğu bilgisini verebilirsiniz ama bunu bilimsellikle, kimlerin efendi kimlerin köle olacağını söylemek bize sonuç olarak, değişmez, mutlak, pragmatik kapitalizmi verir ve mazur gösterir.
    Yunan filozofu Heraklit’e göre: “Evrendeki her şey, her nesne sürekli bir hareket, oluşum ve değişim içindedir. Evrenin temel yasası çatışma ve çelişmedir.”
    Materyalist diyalektizimde de; dış nedenlerin değişimin koşulu, iç nedenlerin ise değişim temeli olarak görmektedir. Yani toplumların/ İnsanın üretmesi, kaynakları kullanması, planlaması, paylaşması, tüketmesi, sahip olması, egemenliği;
    toplumların farklılaşması/çeşitliliği iç/dış faktörler, ilişkiler ve o toplumsal yapı(göçebe/yerleşik vs)içinde gerçekleşmektedir.
    Antropolog Marshall Sahlins şöyle der; “ilkel toplumların, burjuva iktisat teorisinin mantığıyla ele alınamayacağıdır. İlkel toplumlar, sınırsız ihtiyaçlara ve azami ölçüde tatmin edilmeyi bekleyen, çıkarlara sahip bireylerden oluşmazlar. Taş Devri insanı, sınırlı tuttukları ihtiyaçlarını doğanın imkanlarıyla karşılamayı öğrenmişlerdir. Mütevazi yaşam standartlarına karşın, modern insana göre daha az çalışıp bolluk içinde yaşamışlardır. “
    Taş Devri Ekonomisi’ kitabınından.
    Şimdi, ilkel insanlara göre, daha az uyuyup daha çok çalışıyoruz, kimimiz aç kimimiz kötü besleniyor, kimimiz bazı gıdaların tadına hiç bakmamış kimimizin ise sofralarından eksik etmiyor?..
    Ve sormadan edemiyorum, bu süregelen yaşam çabası; her canlının hak ettiği yaşamı için ‘düzelmezi düzeltme’ çabası mı? ..
    Şimdi ben soruyorum;
    Coğrafya kader midir? Bildiğim Kapitalizm’in kaderimiz olduğu..
    KitaplaKalın

    Not: Bu tarz kitaplar seviyorsanız size Marshall Sahlins’ Taş Devri Ekonomisi ve Batı’nın İnsan Doğası Yanılsaması kitaplarını öneririm.
  • Ülkelerin gelir kaynakları;

    Hindistan: Yazılım

    Almanya : Otomotiv

    Çin : Toplu üretim

    Japonya : Bilişim, Otomotiv

    Türkiye : Trafik cezaları, bedelli askerlik, imar barışı, vergiler, paralı poşet...
  • Bölge, zengin enerji kaynakları ve jeopolitik konumu dolayısıyla ABD ve AB gibi global, Rusya ve Çin gibi mahalli güçlerin ilgi odağıdır. Cumhuriyetler, topraklarına yönelik çıkar çatışmalarını kendi lehlerine dengeleme ve savunma konusunda henüz zayıf ve tecrübesizler; eğer kendi aralarında örneğin "Batı Türkistan Devletler Topluluğu" gibi bir cephe oluşturabilseler, elleri daha güçlü olur. Fakat Batı Türkistan için hayati önem taşıyan bir birlik, şimdilik cumhuriyet yönetimleri dahil bölge üzerinde hesabı olan hiçbir gücün işine gelmiyor.
    Çünkü bölüp yönetmek daha kolaydır.
    G. Ahmetcan Asena
    Sayfa 440 - Pan Yayıncılık, Birinci Baskı: Ekim 2014, ISBN: 978-605-4518-73-9
  • Çin'in Batı Türkistan cumhuriyetleri bağlamında diğer önemli bir hedefi, büyüyen ekonomisinin enerji ihtiyacını karşılamak üzere yeni enerji kaynakları bulmak, var olan ve 'düşünülen' enerji hatlarının güvenliğini sağlamaktır. Çin'in enerji temininde Ortadoğu çok daha önemli bir rol oynuyor; fakat Pekin yönetimi riski dağıtmak adına kaynakların çok yönlülüğüne dikkat ediyor. Batı Türkistan, Çin malları için de ilginç bir pazardır.
    Çin, Batı Türkistan'a yatırım yapıyor; iç işlerine karışmıyor, kolay kredi veriyor ve hep gülümsüyor :)
    G. Ahmetcan Asena
    Sayfa 437 - Pan Yayıncılık, Birinci Baskı: Ekim 2014, ISBN: 978-605-4518-73-9
  • Çin kaynakları Gök-türkleri Kunların torunu gösterir. Tatarların (Cücen veya Avar) hücumuna uğrayan ve imha edilen asîl bir Hun çocuğu Bozkurt tarafından kurtarılmış ve Gök-türkler de onunla kurdun nesli olarak türemiştir. Burada tarih ve destân birbirine karışmış; Gök-türklerin bayraklarında kurt başı bulunmuştur.
  • 173 syf.
    ·3 günde·8/10
    Başlangıç kısmında Hunlar hakkında sadece Çin araştırmalarını değil, Rus bilim adamlarının arkeolojik bulgularını, özellikle 1900'lü yılların başlangıcı ile birlikte, Çin yazılı kaynakları ve arkeolojik bulgular eşliğinde Hunların değerlendirilmesi noktasında anahtar görülebilecek noktaları ve bu konuda çalışma yapmış bilim adamlarını mercek altına alan bir çalışma.

    Eyüp Sarıtaş, kitabına konu olan araştırmaları bizzat Çin'de gerçekleştirmiş. Kendisi hakkında yaptığım ufak bir araştırma sonucunda da Çince'ye hakimiyetinin üstün seviyede olduğunu ve Çin Halk Cumhuriyeti'nde uzun yıllardır bu konular hakkında çalıştığını öğrendim. Tarihe olan ilgimiz geliştikçe, hem akademik, hem de bilimsel anlamda, köken tarihimiz konusunda ne kadar az yetişmiş bilim adamı ve araştırmacı olduğunu düşünürsek, kitabın yazarı hocamız ve eserinin kıymeti daha iyi takdir edilecektir.