• "Emperyalistler sömürecekleri ülkelerde önce afyonu ve daha sonra da pirinc, buğday ve margarin yağı gibi kaynakları kullanarak, entellektuel gücün gelişeceği sahayı tahrip etmişler ve insanları kendi dertlerinden ve ve hastalıklarından başka bir şey dusunemeyen yaratıklar haline getirmişlerdir. Besin ve beslenme tarzını kontrol altına alarak toplumu çökertme uygulaması biyolojik savaşın en etkin metotlarindan biri olarak bugün de yürürlüktedir."
  • Prof. Dr. Cağfer Karadaş

    Batı tarafında havalar fena halde bozuldu ev halkım! O bozukluğun bize yansımaları da fena! Üzerimize üzerimize geliyor bütün fenalar ve fenalıklar…  Rabbimize dayanıyoruz, halkımıza güveniyoruz, gönlümüz mutmain ama tedbiri elden de bırakmamak lazım. Azimli olmak, kararlı durmak ve sadece Ulu Allah’a dayanmak lazım… 

    Bu hava bozukluğu diğerlerine pek benzemiyor. Düşman gemi azıya almış, bütün araç ve gereçleriyle üstümüze geliyor. Aman pencereye, kapıya, tavandaki açığa dikkat! Bahçeyi de kollamayı unutmayın. Bahçeye bir daldılar mı evin güvenliği kalmaz mazallah. Bugünlerde duvarın her taşı, tahtanın her çivisi, çatının her kiremidi; evin sıvası, duvarın badanası, odanın kapısı hasılı her şey çok önemli… En önemlisi de düşmana alçak tarafımızı göstermemek. Bu yüzden içimizdeki alçaklara dikkat etmek lazım…


    Bu sefer düşman açıktan oynuyor dostlar… Bütün kartlarını sürdü piyasaya… Bu büyük bir psikolojik harp. Bir kuşatma hali yaşatmak istiyor bize. Bu yüzden evin etrafını tahkim etmek lazım… Düşmanın küçük bir sızması, büyük deliklerin açılmasına meydan verebilir, Allah korusun! Gözleriniz her noktada ve her nokta gözlerinizin kapsamında olsun…

    Evde bir telaş ve panik hali, senaryonun en kötüsü…  Bugünlerde evin içi dışından çok daha önemli… Çünkü evin içinde dış bükey kafalı bazılarının beyinleri iç bükey… Esas bunlardan kork! Bunların zihinleri çukur çalışır ve çukura meyillidir. Düzde olduğu halde beynindeki çukurdan, kör kuyuya düşmüş gibi telaş ve panik halindedir. Bunları sen telaş hallerinden ve gözlerindeki hain bakışlardan tanırsın… Üzerlerinde hep bir şeyi kaybedecekleri telaşı vardır. Lafı sürekli evin açık yerlerine getirirler, moral bozarlar… Zihinlerindeki yırtığı eve ve ev halkına yansıtırlar… Dışarda durmaktan korkar bir hal içinde görünürler ama gözleri ve kulakları de hep evin dışındadır. Evin dışına  kapağı atmanın planlarını yaparlar… Sizi gidi ev kaçkınları sizi!

    Böyleleri evin kuruluşunda da kaçkındılar… Bin bir zahmetle kurulduktan sonra yüzsüzce gelip evin başköşelerine kurulmak istediler… Kuruldu da bazıları ne deyim… Varını yoğunu canını ortaya koyan efeler, efendiler; sırtında mermi taşıyan nineler… ötelendi ve ötekileştirildi. Başındaki yazmaya, ağzındaki yaşmağa bile laf söylendi… Hey gidi ev halkım! Neler görmedin ki? 

    Evin büyük resminde yırtık, ana caddesinde yarık yok Allah’a şükür. Olmasın da! Dedik ya bu bir sinir harbi. Ama resimdeki olası küçük çizikler, caddedeki çatlaklar da önemli… Onları da atlamamak lazım…

    Uyarıyorum! Bozuk süt içmiş olan, içtiği sütü inkar eden veya mayasında problem bulunan bazıları evi içerden çökertme teşebbüsünde bulunabilirler… Evin varını yoğunu dışarı kaçırma yoluna gidebilirler… Ben ne deyim, ne edeyim böylelerine… Rabbim sütü bozulmuş, mayası kokmuş, beyni çukurlaşmış, zihni körelmişlerden ev halkını korusun! 

    Herkes safında sabit durmalı, hele ki bugünlerde… Durmak lazım… Durup düşünmek, düşünüp çareler üretmek lazım… Bu ev az zamanda kurulmadı. Nice vatan evladı uğruna feda ettiler kendilerini. Orada uzakta bir ev de değil, içinde hep birlikte yaşadığımız bir ev…

    Bir alt üst oluş hali yaşıyoruz dostlar! Ne doğa kaldı, ne de doğal… Bir sarı boğanın önünde bütün dünya şaşkın ve korku halinde… O nasıl bir şeydir Ya Rabbi! O dik dik dikelen tüyler, o ürküten bakışlar, o höykürmeler… o canavarlara öykünmeler… En kötüsü de anayı kuzusundan ayırma halleri… Ölen insanların, ölen köpekler kadar değerinin kalmaması hali… İnsan insanın kurdu derlerdi ya, meğer o buymuş ve bu zamandaymış…  Aman Ya Rabbi! Sen aklımı koru! Sen insanlığı koru!

    İnsanlık mı kalır, doğanın ve doğallığın bittiği yerde? 

    Gene de var! Var diyebildiğimize göre, bu varın bir karşılığı olmalı. Zihnimizde henüz insanlık kavramı kaldığına göre, bir yerlerde var, biliyorum… Hissediyorum ama anlatamıyorum… Yüz yıl önce de evin hercümercini yaşayan şairin halini yaşıyorum adeta:

    “Ağlarım ağlatamam, hissederim söyleyemem

    Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım!”

    Gene de kalbe dönmemiz ve orada aramamız gerekiyor, yitirdiğimizi. Bugünün insanı kalbiyle irtibatını kopardı. Kalbinin nuru kir tabakasının altında kaldı…  O garibim suni aydınlıkta yitiğini arıyor… Çok bulursun! Sen orada yitiğini arayacağına, kirini pasını temizle şu kalbinin. Temizle de nura kavuş! Gör, neler bulacaksın o nurun aydınlığında! Neler kaybettiğinin farkına varacaksın. Suni ışıkta sanal halleri bulursun ancak… Sanal alemin sanal çocukları ne olacak! 

    Günün mimarları bile, binaları Allah’ın güneş ışığına kapattılar ya! Ben ona da yanıyorum… 

    Evet ev halkım! Bugünlerde topyekun teyakkuz halindeyiz. Seferberlik vaziyeti anlayacağınız… Düşmanın saldırıları sofistike. Ama bu sizi ürkütmesin ve yıldırmasın… Onun sofistikesine bizim saf ve sabit duruşumuz yegane cevap olacak… Kıyam halinde huzurda durduğumuz gibi. Allah olmasa kimse rükua eğdiremez bu başları, secdeye Allah için kapanan kulları… 

    Ekseni kaybetmeyelim aman dostlar… Dönüp dolaşacağımız yer eksen etrafında olmalı. Ekseni kaybetti mi yitiririz her şeyimizi alimallah… Eksen Kabe’dir. Kabe’dir ümmeti bir eksen etrafından cem eden… Her nerede olursa mümin, o eksene beş kere döner, aidiyetini ve mensubiyetini yeniler… 

    Buyur Ya Rabbi! Senden başka kimin buyruğuna buyur diyebiliriz ki? Kim bize yardım eder senden başka? Biz nefsimize zulmettik Sen bizi bağışladın… Biz elimizi açtık Sen rahmetini indirdin. Biz dua ettik Sen icabet ettin… Kafirlerin, zalimlerin, münafıkların ve fasıkların karşısında bizi yardımsız bırakma Ya Rabbi! Yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz! 

    13.08.2018
  • “Bir büyük dâhinin kurduğu yapıyı çökertme yarışında tozu dumana kattık, katmaya da devam ediyoruz maşallah, geçmişten ibret almadan. Neden mi? Hepimiz kendi çıkarımızın derdine düşüp memleketi unuttuk da ondan. Her aklı başında ulus gibi ağır endüstriden yola çıkacak yerde bir incik boncuk ve montaj endüstrisinin bize refahın kapılarını ardına kadar açacağı hayaline kapıldık. Daha doğrusu bu vurgun oyunlarından yararlananlar halka böyle belletmeye çalıştılar, güneşi balçıkla sıvamaya kalkarak. Günden güne arttı güçlüklerimiz, günden güne bozuldu dış ticaret dengemiz, çırpınıp duruyoruz kendi elimizle kazdığımız kuyudan çıkabilmek için. Her çırpınışta daha da derinlere batarak...” (1970)
    Yaşar Nabi Nayır
    Sayfa 240 - Varlık Yayınları
  • “İslamî görünümlü” suç örgütleri vesilesiyle yaşanan tartışma bağlamında birkaç noktaya dikkat çekmek istiyorum:

    1. Bu profesyonel örgütlerin, insanımızda birebir karşılığı olan dinî motiflerle örülü bir dil kullanarak ortaya çıkması ve taban edinmesi şaşırtıcı olmamalıdır.
    2. Kadim düşmanlarımızın bu topraklar üzerindeki emeli sürdükçe, 2 asırdan beri kullandıkları “içten çökertme” metotlarına her gün yenilerini ekleyerek yola devam etmeleri eşyanın tabiatındadır. Maşaya değil, onu tutan ele yoğunlaşmak gerekir.
    3. Bu vakıa, “maşayı tutan eller”le bir ilişkisi olmayan, el’an bu toprakların İslamî kimliğinin tabii varisi/temsilcisi durumundaki cemaat ve tarikatlar üzerinde oluşturulmak istenen olumsuz algının çirkin bir manipülasyon çabası olduğunun anlaşılmasında önemlidir.
    4. O eller sadece o maşaları değil, başkalarını da tutuyor. İnsanımızın din algısının dönüştürülmesini misyon edinmiş kimi çevrelerin, aynı zamanda insanımızı; genetik kodlarına, aidiyetlerine, kültürüne, kimliğine yabancılaştırmaya dönük ısrarlı çabaları iyi okunmalıdır.
    5. Dinlerarası diyalog çalışmalarını başlatan/sürdüren FETÖ, A.O. gibi örgütlerle selefsiz, mezhepsiz, tarikatsız, cemaatsiz “seküler müslüman” sektler oluşturmayı hedefleyen modernist, mealci kesimin din anlayışındaki ilginç kesişmeleri gözden kaçırmak büyük bir hata olur.
    6. Bu kesimin “cemaat/tarikat karşıtı” söylemle bir yandan “gelenek”e indirgediği dinî kimliği modern değerler lehine yıpratırken öte yandan İbrahimîlik, Nuhîlik, Deizm, Evrim, Reenkarnasyon… vd. seküler modern projelere yandaş/paydaş olması elbette tesadüf değildir.
    7. Şimdilerde kanal kanal gezip cemaatları/tarikatları gözden düşürmek için bütün hünerlerini sergileyen bir kısım ilahiyatçılar söz konusu olduğunda, bu ülkede yaşanan “askerî darbeler serisi” rezaletinin son halkasının fetvacılarını hatırlamamak mümkün değil. O ilahiyatçılar bir de kitap yazmıştı darbecilerin yaptığı işin “İslam’ın gereği” olduğunu ve “irtica” ile “gerçek İslam’ın bir ilişkisi olmadığını anlatmak için!! Kimse onlara bakarak bütün ilahiyat camiasını “darbeci” ilan etmeyi düşünmedi bu ülkede.
    8. Şimdinin seküler fetvacıları “irtica” yerine “gelenek”, “uydurulmuş din” gibi güncellenmiş kavramlarla insanımızın genetiğiyle oynuyor. Bu söylemin; darbecilerin, masonların FETÖ ve A.O. gibi örgütlerin terviç ettiği İslam anlayışıyla örtüşmesi tesadüf değil.,
    9. Cemaatları/tarikatlar da gerektiğinde özeleştiri yapmaktan kaçınmamalıdır. Varisi oldukları mirasın ağırlığıyla mütenasip olarak özellikle çağı müstakim çizgide anlayıp yorumlama kapasitesine sahip, İslamî İlimler alanında otorite kadrolar yetiştirmeyi hedeflemelidirler.
    10. Sahih İslamî çizginin ihya, neşir ve idamesi buna bağlıdır. İçe kapalı, dünyadan habersiz, İslamî İlimler tahsili adına “giriş” seviyesi metinlerin tedrisiyle sınırlı müfredatlarla yetinmek sürdürülebilir değildir. Önce bakış açısının, sonra müfredatın değişmesi gerekir.
    11. Seküler çağın müslümanları vakumlamasının önünde bir set gibi durması gereken bu yapılar -en azından bir kısmı- dünyevîleşme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Dünyevîleşme deyip geçmeyin; inandığını yaşamayı bırakıp, yaşadığına inanma süreci böyle başlıyor.

    Ebubekir Sifil Hocaefendi
  • "Emperyalistler sömürecekleri ülkelerde önce afyonu ve daha sonra da pirinç, buğday ve margarin yağı gibi kaynakları kullanarak, entelektüel gücün gelişeceği sahayı tahrip etmişler ve insanları kendi dertlerinden ve hastalıklarından başka bir şey düşünemeyen yaratıklar haline getirmişlerdir. Besin ve beslenme tarzını kontrol altına alarak toplumu çökertme uygulaması, biyolojik savaşın en etkin metotlarından biri olarak bugün de yürürlüktedir..."
    Soner Yalçın
    Sayfa 303 - Kırmızı Kedi Yayınevi
  • ''Emperyalistler sömürecekleri ülkelerde önce afyonu ve daha sonra pirinç, buğday ve margarin yağı gibi kaynakları kullanarak, entelektüel gücün gelişeceği sahayı tahrip etmişler ve insanları kendi dertlerinden ve hastalıklarından başka bir şey düşünemeyen yaratıklar haline getirmişlerdir. Besin ve beslenme tarzını kontrol altına alarak toplumu çökertme uygulaması, biyolojik savaşın en etkili metotlarından biri olarak bugün de yürürlüktedir...'' -Osman Nuri Koçtürk (Barış ve Emperyalizm)