• 261 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Bu kitabı salt bir klasik olarak ya da çocuk kalsikleri kapsamında ele almak çok basite kaçmak olur. Kitabın muhteviyatına üstü kapalı olarak baktığımız zaman evet, böyle bir olasılık söz konusu. Ancak bu muhteviyatı soruşturmay başladığınızda, verdiği mesajlar itibariyle yetişkinlere hitap ettiğini çok rahat bir şekilde görebiliyorsunuz. Tabi satır aralarında kalmış olan cümleleri çıkartarak, öze ulaşmak gerekiyor bu anlayış için. Büyükleri için ince mesajlar içeren ve çocuklar için de bilinç altına yerleşerek mutlu bir gelecek mesajı veren sır dolu cümleler bunlar. William Golding, hangi cümlerle hangi mesajları veriyor?
    "Karar verebilmek için bir şefimiz olmalı. Oya koyalım, Şefi oyla seçelim." Oylama yaparaj şef seçmek. Yani bir kişinin sahip olduğu güce dayanarak değil de halkın isteği ile başa gelmesi. Halkın kendisini yönetecek olan gücü, kendi vereceği oylarla belirlemesi. Bunun adı demokrasidir. Yani halkın yasama organını kendisinin seçmesi demokrasidir. Bizimki gibi ülkelerde demokrasi işlemez. Çünkü o bilince sahip değiliz. Demokrasi kültürü bizde yerleşmedi henüz. Çünkü bizim milletimizin çoğunluğu sağ kültüre yakın ve biat, genetik kodlarında kayıtlı. Bu demokrasi bilincinin yerleşebilmesi ve gerçek anlamıyla mutlu bir yönetim sergilenebilmesi için evvela eğitim sistemi, hukuk ahlakına ve hümanist felsefeye dayandırılmalıdır. Dİn karşıtlığı olarak algılamayın ama bu iş, din ahlakıyla olmuyor. Hiç öyle ama efendim, gerçek din bu değil falan demeyin. Gerçek din bu değilse bile demek ki gerçeğini hayata geçiremiyoruz, beceremiyoruz bu işi. O halde eğitim sistemi hukuk ahlakına dayanmalıdır. Bu aynı zamanda iyi ahlaklı insanlar yetiştirmenin de temelini oluşturacaktır. Ondan sonra isteyen herkes, çocuklarına din ahlakını verebilir. Peki demokrasi ne zaman bozuldu? Neden demokrasiden şikayet eder hale geldik? Bunun cevabı aslında tarihte saklı. Hem de bundan tam 2500 yıl öncesinde. MÖ 500'lerde Yunan demokrasisinde yeni bir meslek türü ortaya çıktı. Sofistlik. Evet sofist demek akılcı demekti. Halkı yönetmek isteyen irade sahipleri, iyi konuşmanın ve etkileyici bir üslubun insanları etkilediğini keşfetmişlerdi. Bu yüzden de diğerlerinden daha iyi olabilmek adına bu işte ehil insanlardan bilgi ve hitabet dersleri almaya başladılar. Bu kişilere sofist adı verildi. -Mesela Sokrates de bunlardan birisiydi. Gerçi o sahte bir peygamberdi, ayrıca diğer sofistlerce de onlardan biri olarak görülmezdi ama halk onu sofist olarak kabul etmişti.- İşte bugün de yaşadığımız en büyük problem bu değil mi sizce de? Yani hitabet yeteneği üstün olan bir kişi, ne kadar cahil ve yobaz olursa olsun, sadece sözleriyle halkı etkileyebildiği ölçüde iktidar sahibi olmayı başarıyor. "Jack karşı koymaya başladı. Birinin şef seçilmesi konusunda genel istek, Ralph'ın şef seçilmesi isteğine dönüştü oybirliğiyle. Akıl belirtileri gösteren tek kişi Domuzcuktu; şef olarak ilk düşünülmesi gereken de Jack'ti." Buradaki mesajın farkına varmış olmalısınız. Günümüz demokrasilerindeki kaostan söz ediliyor. O kadar çok aday içerisinden yine de doğru ve liyakat sahibi adayın çıkarılamaması, halkın kararszılığı vurgulanıyor. Akıl sahibi ve rasyonel düşünerek başarıya ulaşma ihtimali olan bir aday bir yanda; kavgacı, gürültücü, nefret söylemi eksik olmayan ve biat kültürüne göre şekillenmiş aday diğer yanda. Halk ise aslında ikisi
    arasında bir yerde olan, ama ne yapacağını da tam olarak bilemeyen adaydan taraf görünüyor.
    Dedim ya, o kadar da basit bir kitap değil diye. Ama tabi ki günümüz demokrasilerinde olduğu gibi zaman içerisinde bozulmalar başlar. "Bahse girerim ki, şimdi deniz kabuğunu öttürsem, koşa koşa gelirler hemen. Toplantı bittikte sonra beş dakika çalışırlar, sonra gene basıp giderler." Evet, tam bu cümle ve paraleliyle birlikte gelişen süreç içerisinde, bu çocukların da yaptıkları toplantılardan sıkıldıklarını ve ciddi işlerin sorumluluğuyla hareket etmektense kendi canlarının isteklerinin peşinde gitmeyi daha çıkarcı buluyorlar. Bugünün demokrasisinde de milletvekillerine bakınız. Zaman içerisinde ki kimi daha girdiği andan itibaren, meclis içerisinde yaptıkları çalışmalardan sıkılarak, kendi heves ve ihtirasları uğruna çalıştıklarına tanıklık ediyoruz. Demokrasi, meclise ait bir kavram olmaktan çıkarak, kişinin elde etmiş olduğu gücü, temsil ettiklerinin çıkarları yerine değil de kendi çıkarlarını gerçekleştirmek istediği bir araca dönüşüyor. Ve bu çöküşün başlangıcıdır. Çünkü demokrasi varken, ihtiraslarını gerçekleştiremeyecek olan iktidar sahipleri, artık karşılarında kendilerini sınırlandırabilecek bir güç olmadığını hissettikleri anda saldırmaya başlarlar. En başından beri amaçladıkları, tek kişilik düzenin peşine düşerek tüm güçleri kendi bünyelerinde toplamaya çalışırlar.
    "İnsan her şeyi yoluna koymak için uğraşırken, tartışma çığrından çıkıveriyor, yeni ve tatsız konular önplana geçiyordu." Demokrasinin işleyemez hale gelmesiyle birlikte bu cümleden de anlıyoruz ki demokrasi tartışma konusu haline getiriliyor. Halbuki demokrasinin tartışma konusu haline getirilmemesi, en iyi şekilde çalıştırılması gerekirken böyle bir düşünce biçiminin geliştirilmesi, en nihayetinde demokrasi karşıtı bir hareke dönüşecektir ki William Golding'in yaptığı da tam budur! Demokratik sürecin unsurlarının söz geçiremez hale gelmesi, yöntemlerinin herhangi bir sonuç vermemesi ve verilecek her kararda bir şüpheyle birlikte birliğn olmaması artık demokrasinin işe yaramaz bir kavram olduğu fikrini kafalara zerk etmeye başlar. Yasalar ve erklerin gücüyle baskılama unsuru kullanılmaya çalışılsa da en nihayetinde, taraftarlar arasında bir baskı hissiyatı uyandıracak, isyan dalgası yayılmaya başlayacaktır. Kitap bu konuyu ne kadar güzel işlemiş asında.İsyan dalgasının yayılmasıyla birlikte bu harekete bir lider gereklidir. Demokrasi içerisinden çekip çıkaracağı insanaları kendi etrafında toplayabilmesi amacıyla hitabet yeteneğini kullanarak aklı devre dışı bırakacaktır.
    "O bir avcı değil.Bize hiç et bulamazdı o. SInıf temsilcisi de değildi okulda. Nereden çıktığını bilmiyoruz onun. Buyruklar veriyor sadece. Herkesin, durup dururken ona boyun eğmesini istiyor. Ralph'in şef olmasını istemeyenler kim?"
    Aranan kan açığa çıktı ve demokrasinin çevresini çepeçevre sardı. Taraftarlarını koparıp çekerek, demokrasinin düşmanlarını yaratmayı başardı. Artık Cumhuriyet de kalmadı. Cumhuriyet dediğimiz şey, halkın yürütme organını kendisinin seçmesiydi. Ama bu adam ortaya çıkarak, yürütme de benim yasama da benim. Artık sadece benim dediğim geçerli oalcak dediği anadan itibaren, demokrasiye dayalı devlet yıkılmış yerine de yeni bir diktatörlük rejimi açığa çıkmıştır. Jack Merridew'in yaptığı buydu işte. Ve ölümler...
    Kurulan bu isyankar düzene karşı çıkan, demokrasinin, yani düzenin unsurları karşı koymaya başladıkları anda ölümler gerçekleşti. Hiçbir değişim kansız olamazdı. Sineklerin Tanrısı kitabı, modern klasikler arasında bir kitap. Birçoğunuz bu kitabı okudunuz. Peki, daha önce bu gözle bakmış mıydınız?
  • Demokrasi çenesi düşükler sahipliği altında olmasının kurbanıdır. Bunun bir sebebi de kelimelerin birer hakikat zannedildiği bir çağda yaşadığımızdandır.