Sayfa 812) Julie, Boris’e özel bir yakınlık gösterirdi; hayatta hayallerinin erken kırılmasına acır, hayatta kendisi de çok acı çekmiş biri olarak önerilerde bulunup dostluğuyla rahatlatır, açıp albümünü gösterirdi. Boris albümüne iki ağaç çizip, “Arbres rustiques, vos sombres rameaux secouent sur moi les ténèbres et la mélancolie”¹⁰ yazmıştı. Bir başka yere de mezar resmi çizmiş ve şunları yazmıştı: La mort est secourable et la mort est tranquille. Ah! contre les douleurs il n’y a pas d’autre asile.¹¹ Julie bunun çok güzel olduğunu söyledi. Kitabın birinden albümüne kaydettiği bir bölümü Boris’e kelimesi kelimesine okudu: “Il y a quelque chose de si ravissant dans le sourire de la mélancolie! C’est un rayon de lumière dans l’ombre, une nuance entre la douleur et le désespoir, qui montre la consolation, possible.”¹² Boris buna karşılık şu şiiri yazdı: 10: Kırlardaki ağaçlar, kara dallarınızdan üzerime karanlık ve hüzün yağıyor. 11: Ölüm yardımseverdir ve ölüm huzurludur. Ah! Acı karşısında başka bir sığınak yoktur. 12: Hüznün gülümsemesinde büyüleyici bir şey vardır! Gölge içinde bir ışık huzmesi, acı ile ümitsizlik arasındaki, teselliyi mümkün gösteren bir nüans. (Sayfa 813) Aliment de poison d’une âme trop sensible, Toi, sans qui le bonheur me serait impossible, Tendre mélancolie, ah! viens me consoler, Viens calmer les tourments de ma sombre retraite Et mêle une douceur secrète A ces pleurs, que je sens couler.¹³ Julie, Boris’e arpla en hüzünlü noktürnleri çaldı. Boris ona yüksek sesle “Bahtsız Liza”yı okudu, soluğunu kesen heyecan yüzünden birkaç kez ara vermek zorunda kaldı. Julie ve Boris kalabalık davetlerde birbirlerine, kayıtsızlar denizi içinde birbirini anlayan yegâne insanlar gibi bakarlardı. Karaginlere sık sık giden Anna Mihaylovna, Julie’nin annesiyle
Sayfa 812 - Savaş ve Barış 1·Kitabı okudu
“Aliment de poison d’une âme trop sensible. Toi, sans qui le bonheur me serait impossible, Tendre mélancolie, ah! viens me consoler. Viens calmer les tourments de ma sombre retraite Et mêle une douceur secrète A ces pleurs, que je sens couler.” ~~~• “Çok hassas bir ruhun zehirli gıdası, Sen, yanımda değilsen mutluluk benim için değildir olası, Tatlı bir hüzündeyim, ah! Gel bir teselli ver bana. Dindir kasvetli inzivamın işkencelerini, Ve bir sükûnet ver herkesten gizli Aktıklarını hissettiğim bu gözyaşlarına.”
Sayfa 813 - I. Cilt·Kitabı okudu
Edebiyat
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Küçük mutluluklar denilen şeyleri doğru dürüst değerlendirmesini bilirseniz, bunların aslında büyük, hem de çok büyük mutluluklar olduğunu anlarsınız. Mutsuz olmak bir marifet değildir . Çektiğin acıları gözler önüne sermemek, büyük kişisel mutlulukların peşinden koşmak ayıbından vazgeçip, küçük mutluluklara sığınmak, onlarla yetinmektir asıl marifet. Beş duyumuzun olması, bu beş duygunuzun tam kapasite çalışması, küçük şeylerin sizi mutlu etmesine yeter de artar bile. Fransızların “douceur de vivre” dediği duyguyu, yani yaşamanın tatlı keyfinin verdiği küçük mutluluğu tanıyorsunuz. Ne yazık ki, çoğumuzun farkına bile varmadı bu önemsiz görünen ama aslında çok güzel şeyleri göremezseniz, koklayamazsınız, duyamazsanız, yandınız gitti demektir. Sinir için evinize dönüp yaşamı kendinize de, çevrenize de zehir etmekten başka çareniz kalmaz o zaman.
Sayfa 9·Kitabı okudu
Sarı yazda, Fransızların douceur de vivre dedikleri şey her bir yandan fışkırır sanki. Kişisel mutluluğunuzdan kaynaklanmayan, salt canlı olduğunuz için duyduğunuz, nedenini de bilmediğiniz bir yaşama keyfidir bu. Bu keyfi duyabilmeniz için de çevrenize şöyle bir bakmanız, derin bir soluk alıp havayı koklamanız yeter bile.
Sayfa 37 - yky·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
- Nous mettrons notre orgueil à chanter ses louanges: Rien ne vaut la douceur de son autrité; Sa chair spirituelle a le parfum des Anges, Et son oeil nous revet d'un habit de clarté. - Bir seni öveceğim, seni türkülerimde: Bir tatlılığın yalnız, senin dünyalar değer. Meleklerin kokusu var incecik teninde Gözlerin giydirir pırıl pırıl giysiler.
Sayfa 13
Şiir
Gerçeğin söz konusu olduğu daha ilk anda, her şey kay- ı boldu, ama artık çok geç. Onun anlam kazanacağı gerçeklik benim için, tinsel gerçekliğimle yan yana giden bir gölgeden ibaretti, kfilı beni güldüren kfilı davetsiz bir şekilde varlığımı rahatsız eden bir gölge. Sonunda ona dok􀍜nmayı isterdim, el yordamıyla, adeta bir gölgeyi kavrar gibi, ya da elimi bir gölgeye uzatır gibi. Hayatı mahvolmaz mıydı? Aslında o benim için ölmüş gibi, gerçekten de ruhumda ölümünü dilemem için bir ayartmayı uyandırabilir. Onu mahvedecek olsaydım, onu bir gerçekliğe kavuşturur kavuşturmaz uçup giderdi -oysa öteki türlü onu hakiki bir gerçeklik olarak tutuyorum, ama başka bir anlamda dehşet dolu bir gerçeklik. Ne olacak o zaman? O zaman dil benim suçlu olduğumu söylüyor, çünkü bunu önceden görmeliydim. Onurumu ve gururumu benden alacak ne tür bir güç bu, hem de böyle saçma bir şekilde? O halde ben bir kader kurbanı mıyım? O zaman her ne yaparsam yapayım suçlu ve sahtekar mıyım, hiçbir şey yapmasam bile mi? -Yoksa deli miyim? O zaman en iyisi beni susturmak; çünkü insanlar özellikle delilerin ve ölmek üzere olanların söylediklerinden korkarlar. Deli -ne demek? Halkın saygısına mazhar olmak ve akıllı biri olarak görülmek için ne yapmam gerekiyor? Neden hiç cevap yok? Yeni bir kelime bulana makul bir douceur [armağan] vereceğim. Alternatifleri ifade ettim. İkiden fazlasını bilecek kadar zeki kimse var mı? Eğer biliyorsa, o zaman benim deli, sadakatsiz ve sahtekar olduğum, kızın da sadakatli, aklı başında olduğu ve herkesçe sayıldığı saçma.
Sayfa 204