[U]ykuyla uyanıklığı birbirinden ayıran o sisli çizginin üzerinde durmak, dünyaya oradan bakmak ve gördüğüm şekillerle işittiğim sesleri birdenbire değil de, adeta geviş otu çiğneresine, sindire sindire algılamak bir hayli hoşuma gidiyordu çünkü. Hatta, böyle zamanlarda yastığın hizasından eşyalara doğru bakarken, çoğu kez, insan herhalde uykudan kalkınca hemen uyanamıyor da, bir şeyleri gördükçe, o gördüğü şeyler kadar parça parça uyanıyor, diye düşünüyordum. Masayı görmüşse masa, kitapları görmüşse kitaplar, giysileri görmüşse giysiler, duvarları görmüşse duvarlar kadar uyanıyor, diyordum sözgelimi. Bir bakıma, insan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykuda oluyor, diyordum. Ardından da, olaya bu açıdan bakıldığında, var olan her şeyi asla aynı anda göremeyeceğimize göre, demek ki uyanmanın hiç, ama hiç mi hiç sonu yok, diyordum. Sonra, o halde biz sürekli, sınırlarını algılayamadığımız kocaman bir uykunun içinde uyuyup uyanıyoruz, diyordum ve doğrusunu söylemek gerekirse, bu dediklerim yüzünden artık o sırada kafam tıpkı bir çıfıt çarşısı gibi adamakıllı karışıyordu. Böyle zamanlarda, kendimi alabildiğine komik hissediyordum bir de, güçsüz, eksik ve acınacak kadar zavallı hissediyordum. Hatta, bir süre sonra, nefes alıp veriyor olmam bile hazin bir şeymiş gibi görünüyordu bana. Uykuların Doğusu
Sayfa 420 - İletişim Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
Her şeye karşın, doğadan bir parça bu; canlı, gerçek doğadan bir parça. Peki o tuhaf, insanı huzursuz eden duygu neden kaynaklanıyor? Doğayı böylesine milimi milimine tuvale aktarmak mı yanlış olan yoksa? İnsana rahatsızlık veren eksiklik doğaya fazla sadık olmaktan mı kaynaklanıyor? Ya da bir konu, özüne nüfuz etmeden, ondaki bütün anlam katmanlarını açığa çıkaran gizemli ışığı yakalamadan duyarsızca ele alındığında, ortaya çıkacak olan şey, yalnızca insanın içini allak bullak eden korkunç bir gerçeklik midir? Tıpkı güzel bir insanın içine, özüne ulaşmak amacıyla neştere sarılmak gibi: Ortaya dökülen iç organlar, insanın yüreğini kaldıran bir manzara değil midir? Neden basit, sıradan bir doğa parçası, kimi ressamların ona verdikleri ışıkla sizde hiçbir bayağı izlenim uyandırmaz... hatta, tersine, haz verir, huzur verir, sükunet verir de... aynı konu başka kimi ressamların elinde bayağılığa, çirkinliğe dönüşür? Oysa ikinci ressam da doğaya, konusuna tümüyle sadık kalmıştır. Resmi içinden aydınlatan ışığın eksikliği ile açıklanabilir herhalde bu durum! Alabildiğine görkemli, göz alıcı bir doğa görüntüsü karşısında bile, gökyüzünde güneş yoksa eğer bir şeylerin eksik olduğu duygusuna kapılmamız gibi tıpkı!
Sayfa 87 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Çünkü her şeyi kendimizle, kendimizi de herkesle karşılaştıracak şekilde yaratılmışız bir kere, bundan dolayı mutluluk ve hüznümüz bağlı olduğumuz şeylerden et-kilniyor kuşkusuz, bu durumda en tehlikeli şey de yalnızlık. Doğası gereği kendini aşmaya zorlanan, edebiyatın fantastik imgeleriyle beslenen hayal gücümüz, kendimizin en aşağıda bulundugu bir dizi varlig straya sokuyor, digrmadaki her gey daha güzel, bizden başka herkes daha mükemmelmiş gibi görünüyor. Ve bu çok doğal bir akış içinde gerçekleşiyor. Bazı şeylerin bizde eksik olduğunu çok sık duyumsuyoruz, eksikliğini duyduğumuz şey de çoğunlukla bir başkasında varmış gibi geliyor bize, sahip olduklarımızın yanı sıra yüceltilen bir parça gönül huzurunu bile ona layık görüyoruz. Böylece şanslı kişinin, yani bizim hayal ürünümüz olan kişinin hiçbir eksiği kalmıyor. Oysa bütün zafiyetlerimiz ve dertlerimizle yolumuzdan sapmadan çalışmaya devam etsek, başkalarının yelkenleri ve kürekleriyle ilerlediği yolda biz dolaşıp zikzaklar çizdiğimiz halde öne geçtiğimizi sıklıkla göreceğiz - ve - elbette insan bunu ancak başkalarıyla aynı konuma gelince veya onların önüne geçince anlayabiliyor.
Alıntı
Eksik parça diğer elimdeydi. Sırma'ya baktım ve "Buldum," dedim. Eksik parça puzzle'a ait değildi.
"Yaşamın her zaman bir parça eksik kalacağını bildiğimiz halde, herhangi bir şey bize sihir, tam bir refah ve 'çözüm' sunabilir mi?"
Sayfa 198·Kitabı okuyor
Hayatımın büyük bir kısmını onların yanında geçirmişsem bile onlara hep yabancı kaldığımı hissediyorum. Kuşkusuz geçmişlerinden bir parça bende eksik.
Sayfa 120·Kitabı okudu
Reklam
Reklam