Altın gözlerin tılsımını ve mercan dudakların ateşini bir kağıt çantasına, bir mürekkepli kaleme ve bir muşarnbalı pardösüye değişen modem kadınla beş on dakika biraz yakından konuşmak, erkekleşme merakının kendisine ne pahalıya oturduğunu anlamaya kafidir: İş kadını -erken yazıhanesine gitmeye ve geç evine dönmeye mecbur olduğu için yıkanmaya ve temizlenıneye hiç vakti olmayan kirli iş adamı gibi- acı acı ter, kepek, yağ ve toprak kokuyor. Lavanta ve pudra deriden ve saçtan dağılan o karışık kokuyu daha iğrenç yapmaktan başka bir şeye yaramıyor.
“Hemen hepsi de çok erken yaşlarda aramızdan ayrılan bütün bu değerli, sevgili kişiler kalbimi yaralıyor. Oğuz Atay’ı, Sevim Burak’ı, Ayhan Bozfırat’ı, Sevgi Soysal’ı ve Tezer Özlü’yü artık yalnızca kitaplarıyla yaşatmak zorunda kalışımıza acı duyarak bakakalıyorum.”
(Selim İleri)
Yolunda gitmeyen, yanlış bir şey, bir gariplik var. Agnes bunun ne olduğunu bilemiyor. Tek teli akort edilmemiş bir müzik aletini dinler gibi: her şeyin olması gerektiği gibi olmadığına dair kulak tırmalayıcı bir his. Her şey gereğinden fazla hızlı, fazla erken oluyor.
sevmek sevildiğini bile fark etmeden
yaklaştıkça ölüm soğuk bir yağmur gibi
sevmek zehir zemberek ve yürekten
gecikerek de olsa vuruşur gibi
sevmek için geç ölmek için erken
Mit, insanlar akıl çağına ulaştığında bir kenara atılabilecek değersiz bir sorgulama yöntemi değildir. Tarihe dair erken bir girişim değildir, nesnel açıdan doğru olduğunu da iddia etmez. Daha çok yeni olasılıkları görmemize yardımcı olur.