Okurken Hüzünden İçimin Burkulduğu Bir Şaheser: Piyâle
8/10
·88 syf.··
2026 64. kitabı
Ahmet Haşim’in 1926 yılında yayımlanan ikinci ve en olgun şiir kitabı Piyâle, dürüst olmak gerekirse beni okurken derin bir hayranlık, edebi bir büyülenme ama aynı zamanda tarifsiz bir hüzün içinde bırakan muazzam bir başyapıt oldu. "Edebiyatı ideolojinin değil, estetiğin emrine vermek" ilkesiyle hareket eden Haşim'in bu ölümsüz eserinde, şairin yalnızlığı ve mısralara sinen o yoğun melankoli beni derinden üzdü, okurken resmen içim burkuldu. Kitabın girişinde yer alan ve şairin şiir felsefesini özetleyen "Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" makalesi ile Yakup Kadri’nin sunuş yazısı, bizi bu efsunlu dünyaya hazırlayan harika birer kılavuz niteliği taşıyor. Türk edebiyatının hafızasına kazınan, ritmiyle insanı uzaklara götüren meşhur "Merdiven" ve şairin hayal zenginliğini yansıtan "Şi'r-i Kamer" serisi gibi kültleşmiş şiirlerin yer aldığı bu eserde, parnasizmin biçimsel kusursuzluğu ile sembolizmin anlam kapalılığı dâhice birleşiyor. Her bir dizede ilmek ilmek işlenen ağır ve alaturka kelimeler, günümüz okuru için ilk başta göz korkutucu görünse de benim için kelimelerin ötesinde, insanın ruhuna dolan saf bir estetik ziyafete dönüştü. Hakkını vererek okumak ve o gizemli dünyanın tadına varmak için her dizede arkadaki küçük sözlüğe bakmak gerekse bile, o kapalı anlatımın ardındaki saklı hazineyi keşfetmenin hazzı her sayfa başında misliyle yaşanıyor. Haşim; dış dünyayı olduğu gibi değil, kendi ruh prizmasından geçirerek akşamın kızıllığı, suların sararması, sonbaharın hüznü ve yalnızlık gibi temalarla insanın içine işleyen muazzam bir atmosfer inşa ediyor. Zamanında bu mistik mısralar yüzünden acımasızca eleştirilen şairin, aradan geçen yüz yıla rağmen neden hâlâ Türk şiirinin mihenk taşlarından biri olarak dimdik ayakta kaldığını bu eserde çok daha derinden
Şiir
PiyâleAhmet Haşim · Yapı Kredi Yayınları · 2023763 okunma
Puan vermedi·272 syf.·
2026 374. kitabı
Söz, giysidir, anlamsa bu giysinin altında saklanan sır,” diyordu, sırlarını çözmek istediğimiz büyük düşünür ve ozan. Mevlânâ Celalettin Rumî insan psikolojisinin gizli dehlizlerinde korkusuzca ilerleyen Celâleddin, “sürekli çatışma halindeki zıtların birliğinden ibaret olan dünya”nın, bir kez ve sonsuzcasına yaratılmadığı, “her an yeniden yaratıldığı” sonucuna vardı. S:56 Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin yaşamını, düşünce dünyasını ve felsefesini tarihsel ve insani boyutlarıyla ele alan biyografik bir romandır Radi Fiş Mevlâna'yı dinsel dogmaların sınırları içine sıkışmış bir din adamından ziyade; evrensel insan sevgisini, eşitliği ve özgürlüğü savunan bir düşünür olarak betimler. 13. yüzyıl Anadolu'sunun karmaşık yapısı, Moğol istilaları, Haçlı Seferleri ve dönemin siyasi/sosyal çalkantıları, eserin arka planını oluşturur. Mevlâna’nın Yunanistan'dan Hindistan'a kadar uzanan geniş bir coğrafyadaki düşünce mirasını nasıl diyalektik bir biçimde özümsediği işlenir. Bir Anadolu Hümanisti Mevlana Dünyalara değersin sen. Ama kendi değerinden kendinin haberi yoksa elden ne gelir?!”. S:42
Biyografi Edebiyat Roman
Bir Anadolu Hümanisti MevlanaRadi Fiş · Evrensel Basım Yayın · 2006112 okunma
9/10
·116 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
165 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 11:30
Bu inceleme kitaptan alıntılar içerecek yazarın bahsettiği önemli bulunan konular aktarılacaktır. Daha faydalı olması için bölümlere ayırdım: 1)Kısaca nedir? Neden okunmalı? 2)Sunuşa Dair 3)Hikayeye Dair 4)Çevirmene Dair 1) Bu eserin özünde İbn Tufeyl, insan sadece akılla hakikate ulaşabilir mi? Sorusunu cevaplamaya çalışmıştır. Bu çabasında felsefî soyut kavramların daha kolay anlaşılabilmesi için uygulanan hikayeleştirme metodunu kullandığını görürüz. İslam felsefesi literatüründe bu metodu İbn Sina başlatmıştır.(DİA) İbn Tufeyl, İbn Sîna’nın bir sembolik hikayesinin kahramanlarının isimlerini almış fakat farklı bir hikaye bize sunmuştur. Özellikle felsefî yoğunlukta olan kısımlar(hakkıyla anlamak isteniyorsa) zihninizi yorabilir. Fakat bu yorgunluğa ve ayırdığınız zamana kesinlikle değecektir. Pek de uzun olmayan yaşamımızda neyin değerli neyin değersiz olduğunun ayırdına vardırabilecek, mütemadiyen dış uyarıcılara maruz kalan bizlere kendi özümüzün, aklımızın ve sezgilerimizin değerini fark ettirebilecek hatta bizi harekete geçirebilecek bir eser olduğu kanaatindeyim. 2) Eserin 25 sayfalık bir sunuş bölümü bulunmaktadır. Çok faydalı bulduğum bu bölümde İbn Tufeyl'in yakın ilişkiler kurduğu Muvahhidler devletinden, devletin temel dini politikasından bahsedilmiştir. Muvahhid düşünceye göre avam saf bilgiyi idrak etmekten acizdi bu sebeple onlara sadece Kur’an’ın zâhirî manaları öğretilmeliydi. Felsefeyle yani hakikatin bâtınî tarafıyla yalnızca aydınlanmış küçük bir zümre ilgilenmeliydi. Çevirmenimiz Onur ÖZATAĞ İbn Tufeyl’in de bu düşünceden beslendiğini ifade etmektedir. Nitekim eserin muhtelif bölümlerinde İbn Tufeyl’in bu görüşü savunduğu görülür. Yine sunuş bölümünde Hayy bin Yakzan hikayesinin felsefî alt yapısı kurulmaya çalışılmıştır. Platon ve
Hayy Bin Yakzânİbn Tufeyl · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20252,226 okunma
Biz Neyiz?
Puan vermedi·88 syf.··
2026 82. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 23:49
Francisco J. Ayala Ben Maymun muyum? kitabında biyoloji, evrimsel biyoloji ve bu bağlamda insan yaşayışının yer yüzündeki yetkinliği üzerinden bireyin 'ben neyim?' sorusuna yanıt vermeye çalışmıştır. Buradan hareketle düşünüldüğünde insanın canlı diyagramındaki yeri, anlamı ve manası üzerinden hem bir varoluş felsefesi hem de biyolojik faktörleri bağlamında oluş-bozuluş denklemine bir bakış sağlanmıştır. Temel dinamikler esasında düşünüldüğünde; inancında kaplam olarak bir yer işgal ettiği hayat siferinde varlığa gelmemizin ilk maddesi sorgulanmış bu sorgulamanın ışığından darwinci yaklaşımla birlikte ele alınmıştır. Bu ele alınışta bilimsel kavramlar da kullanılarak eserin kökleri geçmiş ile gelecek arasında bir bağ kurması planlanmış ve bu planın sunmuş olduğu açı okuyucuya anlatılmıştır. Bu anlatımdan hareketle de evrimin hem bir olgu hem bir kuram hem de hipotez olarak yaşamın içinde varlığını sürdürdüğü ve ancak bu yaşamın yer yer inançla sınandığı da bir gerçektir. Genellikle tek tanrılı dinler, kader kavramı, tanrı gibi yüce tanımların ışığında bir açıklama getirilmiştir. Açıklamanın bize sunduğu anlam ve canlılık düşünüldüğünde hem bireysel hem de toplumsal olarak var olmanın iklimleri gözetlenmiştir. Sonuç olarak; biyoloji ve inanç diyalektiğinde insanın neliği ve nasıllığı üzerine bir anlam ve mana siferinin anlatısını yapmaya çalışan Francisco J. Ayala, Ben Maymun muyum? eserinde bir nevi yaşam serüveni içerisinde tüm canlıların ortak bir yanı olup olmadığının da hem kavramsal hem de bilimsel bir veçhe de anlatım sağlamıştır.
Duygu ve Düşünce
Ben Maymun muyum?Francisco J. Ayala · Fol Kitap · 2021168 okunma
"Celal Şengör'ün Görüşleri Ne Değildir?"
5/10
·304 syf.··
2026 10. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2026 00:00
TL:DR Yazar, bilim ile dinin bağdaşabilir olduğunu, yeni ateizmin bilimi propaganda aracı olarak kullanması nedeniyle zedelediğini ve halkın bu manipülatif söylemleri sorgulamadan benimseyip bilimi olduğundan farkı kavradığını iddia etmiş. Yeni ateizmin Türkiye'deki ana temsilcisi olarak Celâl Şengör'ü seçmiş ve çoğunlukla onun üzerinden ilerliyor. Bu kitap nedir, ne değildir? • Celal Şengör'ün ve birkaç diğer ateistin şahsi dünya görüşündeki tutarsızlıklar veya boşlukların tespiti. • Bilime sınırlarının ötesinde anlamlar yüklenmesinin doğurabileceği sorunların tartışılması. • Doğa bilimlerinin evrenin anlaşılması için önemli bir araç olması fakat anlamlandırılması için felsefe gibi sosyal bilimlere de ihtiyaç duymasının temellendirilmesi. • Sekülerleşmenin yalnızca bilimsel gelişmelerle açıklanamayacak kadar çok boyutlu bir süreç olduğunun temellendirilmesi. • Kaynakça zengin • İnsanların putlaştırılması ve söylemlerinin bağnazca kabul edilmesinin ana sebebi olan halkın eleştirel düşünceden yoksunluğuna ve bunun sebeplerine hiç değinilmemiş. • Yazar, din ile bilimin bağdaşabileceğini devamlı olarak otoriteye başvurma safsatasına yaslanarak temellendirmeye çalışmış. Sürekli olarak din ile bilimin birbirini dışlamasının zorunlu olmadığını savunan veya ima eden kişilerin isimleri sayılmakta fakat ne yazarın kendi kattığı bir argüman zinciri var, ne de isimlerini saydığı kişilerin mantıkları ortaya konur. • Kötülük problemi veya kozmolojik argümandaki gedikler çok dar bir perspektifte objektiflikten uzak şekilde ele alınarak geçiştirilmiş. • Yeni ateistleri eleştirdiği veri çarpıtma ve tarihi tek taraflı aktarma hatasını kendisi de birçok kez yapmış. Arap toplumunun veya genel olarak dinlerin bilime/felsefeye katkısı köpürtülerek anlatılsa da MÖ 7. yüzyılda
Din
Bilim Ne Değildir?Alper Bilgili · Timaş Yayınları · 2025462 okunma
8/10
·144 syf.··
2026 10. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2026 14:43
Schopenhauer Okumak Yazmak Yaşamak Üzerine Arthur Schopenhauer, 19. yüzyılın en karamsar ama en çarpıcı filozoflarından biri olarak kabul ediliyor. Onun düşüncesinde insanın özü ‘istenç’tir; yani insan sürekli isteyen, bu yüzden de hiçbir zaman tam anlamıyla tatmin olamayan bir varlık. Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine kitabı da bu düşüncenin farklı yönlerini ele alan denemelerden oluşmuş. Schopenhauer okumak benim için zorlayıcı ama bir o kadar düşündürücü bir deneyimdi diyebilirim. Kitabın özellikle sunuş kısmı bana ağır geldi; akıcı değildi ve başta metne girmekte zorlandım. Ama o ağırlığın altında aslında kitabın en rafine gerçekleri yer alıyor. Schopenhauer o dönemde bile insanların kendi düşünceleri yerine gazetelere ve başkalarının fikirlerine sığınmasını anlatıp eleştiriyor. Bugün bu durumu algoritma köleliği olarak yaşıyoruz. Kendi zihnimizle baş başa kalıp bir fikir üretmek yerine, bir başkasının bizim yerimize düşünmesini tercih ediyoruz. İnsanların can sıkıntısından kaçmak için sürekli bir gürültü, eğlence veya boş bir uğraş arayışı bugün sonsuz bir kaydırma hali. Adamın 200 yıl önce teşhis ettiği bu içsel boşluk, bugünün en büyük modern hastalığı resmen. Üslup üzerine olan bölümde Schopenhauer pek çok yazarı dolambaçlı ve şişirilmiş yazmakla eleştiriyor ama tam o sayfaları okurken ben de kendi anlatımının içinde kayboluyordum. Diğer yazarları anlaşılmaz olmakla suçlayıp kendisinin de 19. yüzyılın o ağır Alman felsefesi geleneğinden kopamaması gerçekten büyük bir çelişki. Kitabın genel sorunu aslında bitmek bilmeyen tekrar hali. Okurken sürekli 'Yine mi aynı yere geldik?' demekten kendimi alamadım. İster okumaktan bahsetsin ister can sıkıntısından, 50 farklı kapıdan girip hep aynı istenç noktasına çıkıyoruz resmen. Fikrini kafamıza çivi gibi çakmaya o
Duygu ve Düşünce
Okumak, Yazmak ve Yaşamak ÜzerineArthur Schopenhauer · Say Yayınları · 20134,849 okunma