Edep ve hayan yoksa ilim öğrenemezsin
Alıntı
"Söylesene Kadıefendi, Aşk'ın günâhı cehenneme atar mı? Yoksa, yaşarken yanar Âşık; cehenneme lüzûm var mı? Peki cennet ister mi gerçek seven? Hûri'ye, Gılmân'a meyleder mi? En büyük imtihân Aşk mıdır yoksa Aşk'ın imtihânı hasret mi? Günâh mıdır sevmek Kadıefendi? Az sevmek meselâ? Çok sevmedikçe isrâf olur mu Aşk? Aşk, her kalbe teșrîf eder mi, Yoksa sadece çok sevene mi ya da tertemiz sevene mi lütuftur Aşk? Zulümdür bazen Aşk, değil mi Kadıefendi? Züleyhâ'nın Aşk'ı gibi. Sabır, vuslât diyârının anahtarı, sadâkat ise Mâşuk'un. Nedir ki Aşk? Hiç bilinmez mi, yaşarken hiç bilinemeyecek mi? Yani Aşk'a dâir söylenen her șey hurâfe mi? Söylesene Kadıefendi, bunca günâh arasında, fetvâ yok mu bu Aşk'a?..." |Seyyîd M. Nâfî el-Hüseynî
Fetva Vermek Cesaret Değil, Mesuliyettir
İmam Malik'in hocası Rebia rahimehullah şöyle demiştir: "Burada fetva verenlerin bir kısmı hapse atılmaya hırsızların hapse atılmasından daha müstahaktır!" (İlim Talebinin Farziyeti, Âcurrî, sf.89) İnanın, Müslümanların meselelerine dair sosyal mecralarda büyük büyük laflar eden ilim talebeciklerine bugün de aynı şeyi söylemek gerek! İşin daha garibi ne biliyor musunuz? Büyük laflar edenlerin bir çoğu ilim talebesi bile değil! لا حول ولا قوة إلا بالله İbrahim Gadban
TARİHSELCİLERİN REY ve İÇTİHAD ANLAYIŞI...
(...) Mustafa Öztürk, Kur’ân’daki bazı hükümlerin, özellikle sosyal düzen ve hukuk alanına ilişkin olanların, her zaman ve her şartta lafzî biçimiyle uygulanmak üzere vazedilmediğini söyler. Ona göre sahabe pratiği, özellikle Hz. Ömer’e nispet edilen bazı uygulamalar, bir Kur’ân hükmünün belli tarihî şartlarda re’y ve içtihad yoluyla askıya alınabildiğini veya fiilen yürürlükten kaldırılabildiğini gösterir. Ona göre tarihselci perspektifin savunduğu şey, Kur’ân ahkâmının değersizliği veya iptali değil; bu ahkâmın tarihî şart, maslahat, sosyal fayda ve fiilî durum dikkate alınmadan mekanik biçimde uygulanamayacağıdır. Bir hükmün lafzı ile o hükmün gerçekleştirmek istediği maksat arasında uyumsuzluk ortaya çıktığında, sahabe ve sonraki ulema re’y ve içtihad yoluyla lâfzî uygulamayı askıya alabilmiştir. Mustafa Öztürk, Muaz b. Cebel rivâyetini bu argümana delil olarak kullanır. Rivayete göre Muaz, Yemen’de hüküm verirken önce Allah’ın kitabına, orada bulamazsa Sünnet’e, orada da bulamazsa kendi re’y ve içtihadına başvuracağını söyler. Ardından Hz. Ömer’in Kadı Şüreyh’e gönderdiği rivayet edilen mektubu da aynı bağlamda ortaya koyar. Bu mektupta hâkimin önce Kur’an’a, sonra Sünnet’e, sonra Müslümanların icmaına, bunlarda da hüküm bulamazsa kendi re’yine başvurması gerektiği belirtilir. Öztürk, bu rivayetin de klasik İslam düşüncesinde re’y ve içtihadın meşru ve gerekli görüldüğünü gösterdiğini savunur. Öztürk’ün nakline göre Cüveynî de sahabe, tâbiûn ve sonraki nesillerin re’y ile amel konusunda icma ettiklerini, hattâ onların fetva ve yargı kararlarının büyük kısmının âyet ve hadîslerin açık lâfızlarıyla doğrudan ilişkili olmayıp re’y ve istinbata dayandığını belirtmiştir. Öztürk bütün bu örneklerden hareketle şunu sorar: **Hz. Peygamber hayattayken ve vahiy henüz devam
İslam'da Tarihselcilik
Kadere fetvâ vermeyelim! Hayırlı geceler😌
Duygu ve Düşünce
Nikah Şahitliği ve Hanefî Mezhebine Göre Gayb İlmi ​Hanefî mütekaddimûn (ilk dönem) fukahasından olan İmam Fakih Ebu'l-Kasım Ahmed b. İsme es-Saffâr (ö. 336 h.), evlenirken Yüce Allah’ı ve Nebi ﷺ'i nikahına şahit tutan kimsenin tekfir edileceğini (dinden çıkacağını) açıkça belirtmiştir; çünkü bu kimse, Nebi ﷺ'in gaybı (yani kendisine ulaşacak hiçbir beşerî yol bulunmayan gizli şeyleri) bildiğini iddia etmiş olmaktadır. ​İmam Ebu'l-Kasım'dan yapılan bu nakli; el-Fetâve'l-Velvâliciyye (c. 5, s. 422), Hulâsatü'l-Fetâvâ, el-Muhîtü'l-Burhânî, el-Fetâve'l-Bezzâziyye ve el-Fetâve't-Tâtârhâniyye gibi pek çok meşhur fetva kitabı yazarı aynen aktarmıştır. ​Fakat el-Fetâve't-Tâtârhâniyye müellifi, Ebu'l-Kasım es-Saffâr’ın bu katı görüşüne karşı, el-Mültekat sahibinin (ki muhtemelen 6. yüzyıl alimlerinden Ebu'l-Kasım es-Semerkandî'dir) "tekfir edilmeyeceğini" söylediğini aktarır; zira bu nikahın, Nebi ﷺ'in ruhuna arz edilen (gösterilen) şeylerden biri olma ihtimali vardır. Nitekim et-Tâtârhâniyye'de (c. 4, s. 38-39) şöyle geçmektedir: ​"Bir kimsenin, Allah ve Resûlü’nün şahitliğiyle bir kadınla evlenmesi caiz olmaz. Şeyh İmam Ebu'l-Kasım es-Saffâr'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: 'Bunu yapan kimse kâfir olur; çünkü Resûlullah ﷺ'in gaybı bildiğine inanmıştır.' el-Hücce'de ise şöyle denmiştir: el-Mültekat'ta bu kimsenin tekfir edilmeyeceği zikredilmiştir; çünkü eşya (meydana gelen olaylar) Nebi ﷺ'in ruhuna arz olunur ve şüphesiz peygamberler gaybın bir kısmını bilirler. Nitekim Yüce Allah: 'O gaybı bilendir, gaybına kimseyi muttali kılmaz; ancak razı olduğu bir resûl müstesna' [Cin: 26-27] buyurmuştur." ​Mecmeu'l-Enhür adlı eserde de buna benzer bir ibare yer almaktadır. ​Özetle: Hanefî fukahasından bazı mütekaddimûn alimler, kendisinden sonra meydana gelen olaylardan