• 984 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Ayn Rand (2 Şubat 1905 – 6 Mart 1982),kurduğu objektivizm(*) felsefesi ile tanınan düşünür-yazar.Felsefesi ve kitapları kendi bireycilik, rasyonel bencillik ve kapitalizm mefhumlarını vurgular. Devletin özgür bir toplumda yasal ama minimal bir role sahip olduğuna inanan Rand sıkı bir minarşisttir. Liberteryenler ve Amerikalı muhafazakarlar arasında önemli bir etkisi olmuştur.(**)

    Hayatın Kaynağı kitabını 1943 yılında kaleme almış ve edebi anlamda onu başarıya götüren ilk önemli romanı.Kitabın orjinal ismi Fountainhead ve Rand'ın "insanın egosu ilerleyişinin kaynağıdır."cümlesinden geliyor. Ben kitabın varlığından Azra Kohen'in Fİ,Çi,Pi üçlemesini okurken haberim oldu.Daha sonrasında Felsefeci bir kitap dostumla Ayn Rand ve kitabı hakkında bir sohbetimiz olmuştu.Ondan sonra okumaya karar verdim.Kitap Plato Film Yayınları'ndan çıkmış 974 sayfa fakat ne yazık ki şuan baskısı ve satışı yok.Ben pdf olarak okudum.

    Kitap dört ana bölümden oluşuyor ve her bölümdeki karakterler yazarın anlatmak istediği şeyleri temsil ediyor.Ama asıl hikaye Howard Roark adında bir mimar üzerinden gidiyor.Roark diğer meslektaşlarına göre oldukça farklı bir bakış açısına sahip ve kariyerinde bu şekilde hiç ödün vermeden,yenilikçi düşmanı insanlara rağmen ilerlemek istiyor fakat bu hiçte kolay olmuyor ve çok büyük zorluklar yaşamaya başlıyor.

    Kitap bir felsefe kitabı ve insanın güce olan tutkusunu,psikolojisini,ego ve bencillik kavramlarını çok iyi anlatıyor.Aslında çok kalın olmasına rağmen kolay da okunuyor fakat kitapta öyle cümleler var ki insanı derinden etkileyen,düşündüren ve araştırmaya sevk eden.Eğer Ayn Rand hakkında ve savunduğu fikirler hakkında belli bir bilgi birikiminiz yoksa kitap biraz anlaşılmaz olabilir.O yüzden öncesinde yazarı bir araştırmanızı tavsiye ederim.

    Yazar betimlemeleri,kurguyu,diyalogları çok güzel yerleştirmiş kitabına.Paragraflar o kadar güzel ki birçok paragrafı ve paragraf içindeki cümleleri yazdım.Fakat buradan paylaşmam oldukça zor gibi görünüyor.O yüzden yorum kısmında tek tek yazacağım.Umarım okuma zahmetine katlanırsınız. :)

    (*)Objektivizm. 1940'lı yıllardan itibaren ABD sağlık çevrelerinde gelişmeye başlamış bir psiko-terapi yöntemi. İlk olarak psikiyatr Alan Blumenthal tarafından, romancı Ayn Rand'ın kitaplarından alınan ilhamla ortaya atılmıştır. Yöntem temelde, kişinin kendisine üstün yetenekler ve zeka atfetmesine ve böylece mevcut eksikliklerinden doğan olumsuzlukların ortaya koyduğu ruhsal gerginlikten kurtulmasına dayanır. Kişi bu yöntem doğrultusunda, hayatındaki olumsuzlukları, sürekli kişisel telkinlerle başka insanların zeka ve yetenek kusurlarına yükler, ve bu yolla güdülediği özgüvenini sürekli taze tutar.Yöntem günümüzde eskisi kadar rağbet görmese de kullanılmaya devam etmektedir.

    (**)Kaynak: Vikipedia
  • 2019 Polonya Sinemalarına Bir Bakış

    Polonya sinemalarında rekor bir yıl daha geride kaldı. En çok izlenen filmler hangileridir? Nasıl bir yılı arkamızda bıraktık?

    Bu yıl Polonyalı filmlerin hiçbiri Wojciech Smarzowski'nin "Din Adamları" kadar devasa bir seyirciye sahip olmamasına rağmen, yine sinemalara katılım rekoru kırıldı. 2019'da, Poles 60 milyondan fazla bilet satın aldı ve halk çoğu zaman Disney yapımlarını izledi. İlginç bir şekilde, Patryk Vega, resminin Polonyalı filmler arasında en yüksek izleyiciye sahip.

    2019'un film endüstrisi için özellikle başarılı olduğu ortaya çıktı. İzleyiciler, 5 milyon izleyicinin sinemaya gittiği Wojciech Smarzowski'nin "Kler" adlı kitlesinin son derece yüksek olması nedeniyle 2019’da Polonya'da bir önceki yıla göre rekor kırıldı. Bu yılın rekor izlenme sahibi filmi - "Aslan Kral". Klasik Disney animasyonunun yeni versiyonu 2.52 milyon izleyici tarafından izlendi. Çok fazla bilet satıldı.

    2019 - Polonya sinemasında başka bir rekor da
    Cyfrowa.rp.pl tarafından bildirildiği üzere, boxoffice.pl tarafından toplanan verilere göre, Poles 2019 yılında toplam değeri 1.13 milyar pln olan 60.2 milyon bilet satın aldı. Geçen yıl, 1,1 milyar pln değerinde 59,7 milyon bilet satılmıştı. En çok izlenen filmlere gelecek olursak, sıralama şu şekilde oluştu.

    • "Lion King" 48 milyon pln
    • "Frozen" bu prodüksiyon 2.46 milyon izleyici tarafından izlendi ve 44.1 milyon pln bilet satışı elde etti.
    • "Mishmash veya Kogel Mogel 3 " filmiydi - Polonya Film Enstitüsü'ne göre, 2.389.082 izleyici tarafından izlendi. Bilet gelirleri yaklaşık 47 milyon pln'dir.
    • "Joker" başrolde Joaquin Phoenix ile (1.96 milyon).
    • Patryk Vega'nın "Polityka" beşinci sırada yer aldı . - 1,89 milyon izleyici.

    Polonya Sinemalarında 2019'da En Çok İzlenen 10 Film

    1. "Aslan Kral" - 2,52 milyon
    https://www.youtube.com/watch?v=EQaNmoG1dhc
    2. "Buz Ülkesi 2" - 2,46 milyon
    3. "Miszmasz veya Kogel Mogel 3" - 2,39 milyon
    4. "Joker" - 1,96 milyon
    5. "Politika" - 1,89 milyon
    6. "Avengers: Oyunun Sonu" - 1.89 milyon
    7. "Evcil Hayvanların Gizli Yaşamı ... 2" - 1,45 milyon
    8. "Corpus Christi" - 1,4 milyon
    9. "Ejderhanı Nasıl Eğitirsin 3" - 1.27 milyon
    10. "Yıldız Savaşları: Skywalker. Yeniden Doğuş" - 1,14 milyon

    En çok izlenen Polonya yapımı filmler de şu şekilde 2019 yılını tamamladı.

    1. "Mishmash or Kogel Mogel 3" - 2.389.082 seyirci
    https://www.youtube.com/watch?v=aCcY0z-AnJU
    2. "Politika" - 1.890 172 izleyici
    3. "Tekler Gezegeni 3" - 1,436,947 izleyici
    4. "Corpus Christi" - 1.363.031 seyirci
    5. "Mafya Kadınlar 2" - 1.144.606 seyirci
    6. "Underdog" - 904785 seyirci
    7. "(Un) arkadaşlar" - 658 693 izleyici
    8. "Prosedür" - 516.269 seyirci
    9. "Courier" - 501.466 seyirci
    10. "Neyse ki" - 484 745 seyirci

    Sinemada hem yapımcılar hem de izleyiciler mutlu bir 2019 yılı geçirdiler. Bakalım 2020’de sinemaseverleri ne bekliyor?

    Dr.AA
  • 210 syf.
    ·8/10
    Azil, Zargana, Ziyan, Daha, Kinyas ve Kayra, Az ve Malafa gibi isimleri ilk başta garip ve anlamsız gelen bu kitapların isimlerinin anlamı kitaplarında gizli oluyor. Yazarın entellektüel birikiminin azımsanmayacak kadar çok olduğunu düşünüyorum. Kelimeleri kullanışı ve cümleleri kuruşu diğer yazarlardan çok farklı ve çarpıcı. Söyleyeceklerini kendi diliyle örneklendirip daha anlaşılır kılıyor. Her kitabında verdiği birbirinden farklı mesajlar size hayatta farklı bakış açıları kazandırıyor. Kitapları bazen bazı bölümlerde ağırlaşsa bile kendini okutturan ve merak ettiren bir yazar. Ayrıca kitaplarından sağlam filmler çıkacağına inanıyorum. Okurken 'kitabın sonu şöyle biter ya' denilse de yazar hep farklı bir sonuca bağlıyor. Kitaplarının sonlarında insana 'güzel kitap' dedirtiyor.

    Malafa, kuyumcuların yüzük ölçüsü alırken kullandığı bir alet. Kitap turizm bölgesindeki kuyumcuların turistlere karşı yaptığı ticari teknikleri ve turistlere ticari bakış açısını anlatıyor. Değerli taşların arasına kuyumcuyla anlaşmış turizm acentesi tarafından getirilen turistler, tezgahtarlar tarafından aralarında bölüşülerek, taşlara ilgisi olmayan ve hiçbir şey satın almayacak olanlara bile satış yapıp onları kapıdan cepleri boş çıkartıyor. Satış esnasında türlü türlü oyunlar oynanıyor. Turistin psikolojisini çok iyi bilen tezgahtarlar onların alacağı miktarı iyi hesaplıyor ona göre satışını sırayla peşpeşe yapıyor. Aslında bu turistlerden ayrı olarak prim sistemi olan her satıcı tarafından yapılmaktadır. Yazarın buradaki satış elemanlarına tezgahtar demesinin sebebi tezgahı kuran ve satışı yapan insan anlamındadır. Kelimenin hakkını kitaptaki karakterler büyük tezgahlar kurarak veriyorlar. Kitabın film potansiyelinin yüksek olduğunu düşünüyorum. Umarım fark edilip doğru oyuncular ile beyaz perdeye uyarlanır. Böylece çok iyi bir soygun filmi izlemiş oluruz. Her kitabı gibi bu kitabını da tavsiye ederim. Pişman etmez okuyun. İyi okumalar dilerim.
  • 638 syf.
    ·5 günde·Beğendi·8/10
    İyi akşamlar sevgili kitapseverler yeni biten kitap hakkında düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Vadim O Kadar Yeşildi Ki 1939 yılında, Richard Llewellyn tarafından yazılmış Galler’deki madencilerin yaşamını anlatan romandır. Llewellyn İngiltere doğumludur ve Galler'de çok az zaman harcamıştır. Kitabını yerel madenci ailelerle yaptığı mülakatlardan tasarlamıştır. Kitabın adı romanın son satırından alınmıştır...

    Maden ocağının cürufu her geçen gün çoğalırken, vadiyi kaplarken henüz küçücük bir çocuk olan Huw Morgan o günlerini anlatıyor. Mutlu bir aile içinde, abilerinin, ablalarının, baba ve annesinin hikayesi üzerinden tüm vadiyi tanıtıyor bizlere. Kadınların değer görmemesi, İngilizlerin Galler bölgesindeki o insanların ana dilleri olan Galler dilini reddetmesi ve yasaklaması, yeşilin yavaş yavaş nasıl ortadan kaybolduğu, işçilerin haklarının gaspedilmesi, çeşitli aşk ilişkileri, dostluklar ve en son ölümün ışığında akıp gidiyor kitap...
    Sosyal adaletsizlik ve emekçilerin, işçilerin ezilirken neler yaşadığını ve o yoksulluk içinde değerlerini korumak isteyen babanın mücadelesini film tadında anlatan bir kitap. Sonradan filmi de yapıldı ama izlemedim. İstedim ki, o yeşil vadi zihnimdeki gibi kalsın. Geçenlerde bir arkadaşıma hediye etmek için aradım ama satışı yokmuş. Çok üzücü. Şu anda best seller diye okuduğumuz kitapların hepsinin toplamı bu kitabın yanına yaklaşamaz.Şiddetle tavsiye edebileceğim bir kitap️‍️
  • 162 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Filmini bıkmadan iki üç defa seyretmiştim fakat bir kitaptan uyarlama olduğunu açıkçası hiç düşünmemiştim. Kısaca konusundan bahsetmem gerekirse Coraline ismindeki kızımız ailesiyle yeni bir eve taşınır. Anne ve babası (günümüzdeki ailelerin bir kısmının sorunlardan biri olan) işlerinden dolayı o kadar meşgullerdir ki Coraline ile ilgilenmezler. Bunun üzerine Coraline evi keşfe çıkar ve bir kapı bulur. Biz de buradan geçtikten sonraki yaşadıklarını okuyoruz. “ Film mi kitap mı ? “ karşılaştırmasını bu seferlik yapamıyorum. Çünkü ikisinin de verdiği tat apayrıydı. Örneğin filmdeki Coraline karakterinin o mavi saçlarına ve sarı yağmurluğuna hayran kaldım !
    Ayrıca yazarla ilk tanışma kitabım Coraline oldu. İyi ki de oldu. Kısacık bir “çocuk” kitabı olmasına rağmen verdiği mesajlardan ve Coraline’ ın o cesur yüreğinden etkilenmemek elde değil.
    Şuanda kitabın malesef ki satışı yok fakat eski kitapçılarda denk gelirseniz mutlaka alıp okumanızı tavsiye ederim ️Ve eğer bu şekilde okuduğunuz ve beğendiniz çocuk kitapları varsa yorum kısmında benimle paylaşırsanız çok sevinirim
  • Kültür endüstrisi küresel kültürün sektörlerini içerir ve matbuat, görsel basılı sosyal medya, internet yayıncılığı,blogerlik, televizyon-radyo -sinema, müzik, reklam,her tür tasarım,turizm, gastronomi, mimarlık, yazılım ve oyun sektörlerini kasteder.

    Festivaller,fuarlar,büyük yayıncılık tamamıyla küresel şirketlerin Türkiye'deki distribütörleri vasıtasıyla organize edilir:Bankalar bu açıdan öndedir.

    “Türkiye'deki köklü-büyük bankaların, İstanbul büyük burjavasının hemen tamamı cazdan, filme, kitaptan mimarlığa,galerilere kadar pek çok sektöre yatırım yapar.

    Holdingler medya sektörüne girer, gerekli spekülasyonu yaptıktan, karşılığında küresel ekonomiden payını aldıktan sonra sırasını savar yeni patronlara devrederler.

    Gezi olaylarında, HDP desteğinde olduğu gibi kültür endüstrisi Türkiye'deki seküler çevreleri, sosyalistleri domine edip üç kuruşa siyasallaştırdıktan, romantik ürünler verdikten sonra bir başka dezenformasyonla ülke kaynaklarına "çökme" imkanlari arastirir.

    Kültürel iktidar tartışmasında “ürün odaklı” eleştiri getiren sosyalistler küresel kültür piyasasının ne kadarla döndüğünden pek de haberdar değildir esasında. Küresel kültür sanat pazarı kabaca yıllık 70 milyar dolara yakın hacim ihtiva eder;bunun neredeyse yarısını ABD, geri kalanın yüzde 40'ını da Çin ve İngiltere sahiplenir.

    Esas olanın üründen çok reklam-dağıtım sergileme üçgeninde döndüğünü en iyi tekelleşen sosyalist seküler kesim bilir, uygular. Kendilerinden başka yayını raflarında, ürünlerinde görünmesine müsaade etmeyen, yüksek teknolojili ve yüksek butçeli reklamlarla, dağıtımla her dükkâna girebilen kültür endüstrisi ürünleri elbette talep görür.Çünkü kitapçılarında okurun satın alacağı kitapları belirlerler, vitrine koyarlar trend topic yaparlar, en sıradan seküler orta sınıf, yeni yetme burjuva tarzı, stil, roman, kurgu, hayat alternatifleri sunup, "baskaları bunu okuyor” modasını geliştirirler.

    Kültür endüstrisi kitle kültürü ve popülerlikle piyasa ve tüketim mantığını birleştiren ürünler ortaya koyar. Kültürel iktidarı ürüne bağlayanlar biraz da bu “sürü" zihniyetini,best-sellerden trendlere kaydırarak pazar mantığında işletir.

    Ürün kategorisindeki filmler, kitaplar ortalamanın altındaki seviyeyle ilgilidir, yoksa baleye, operaya, klasik muzik konserine, tiyatroya, festivallere katılımın düşüklüğünden kendileride yakınır.

    Recep İvedik üreten ve dağıtan sermaye buradan kazandığıyla caz festivali düzenler, tiyatro, opera, bale desteklerine aktarır. Yani kaliteli-üst düzey kültür ürünü diye tasvir edilen formlar aslında lümpenleri çeken ürünlerden kazanılan paraya muhtaçtır. Zira kültür endüstrisi üretim ve dağıtım aşamasında seküler dar çevreyi korurken kitlenin taleplerine göre her türlü popülizmi yapar, kolanın satışı ve her eve girmesidir esas olan o nedenle Ramazan'da satışlar her zamankinden çok olur;reklamda dini öğeleri kullanmaktan, yerel kültür simgelerine yer vermekten kaçınılmaz. Çünkü kültür endüstrisi sadece kâr değil “hegemonya” da kurmak ister.

    Türkiye'de ürün merkezli kültür algısını anlamak için televizyonlara bakmakta fayda var; kültürel iktidarı ürüne bağlayan sosyalistler kültür algısının bizde eğlence ile birlikte anıldığını, televizyonda vakit geçirmenin en büyük etkinlik halini
    aldığını gözlerden kaçırmak ister.

    Elbette bilgisayar oyunlarından, yazılımlara kadar pek çok sektör kültür endüstrisi ürünleri arasına girer. “Ekran” karşısında film, maç, belgesel izlemekle futbol oynamak, konsol kültürü edinmek kültür endüstrisi için aynıdır.

    Ercan Yıldırım - Türkiye'nin Yeni Kultürü,syf.21-22