• 128 syf.
    ·5 günde·Beğendi·6/10
    Batı Marksçılığı'nın betimleyicisi Frankfurt Okulu'nun doğuşu ve çöküşü Tom Bottomore tarafından bu kitapta anlatılmış. Kitap aynı zamanda eleştirel kuram'ın belli başlı önderlerinin de eleştirel bir değerlendirmesini içermekte.
  • Fransızca Orijinal Metnin Kaynağı:

    http://aix1.uottawa.ca/...es_comm/seance_4.doc

    Fransızca Orijinalinden Türkçeye Çeviren: Süha Demirel

    [Çeviri çalışması 8 Nisan 2012, düzeltmeler 29 Ocak 2013]
    ***

    1. Bağlam ve Temeller

    Frankfurt Okulu’nun “Eleştirel Teori” meselesi, her iki dünya savaşı aralıklarında doğmuştu (1914-1918 ve 1939-1945).

    Batı Avrupalı ülkelerde iktidara getirilen otoriter yönetimler -hatta daha fazlası- kendini belli ettiği sırada, 1917 yılında, Rusya’da devrim gerçekleşmişti.

    Teori, Frankfurt Okulu’nda, onu sezinleyen filozoflar: Adorno, Horkheimer ve Marcuse; hatta sosyal bilimciler, Habernas gibi beşeri bilimciler ve edebiyatçı Benjamin tarafından geliştirilmişti.

    Teori, özellikle Avrupa kökenliydi. Sonraları -Avrupa Birliğinden göç eden- Adorno, Horkheimer ve Marcuse ile Kuzey Amerika menşeli de olmuştu.

    Enstitü düşünürleri, etkilendikleri iki ilham kaynağını şöyle belirtmişlerdi:

    – Felsefe, ekonomi ve sosyolojiye bağlı olan Karl Marx’ın tahlili,

    – Sigmund Freud’un derinlik psikolojisi.

    Amaç; dış görünüş ve şeylerin özünü ortaya koyan Marx’ın bakış açısına dayanmaktaydı.

    Marx için toplumlar, çatışmalarıyla nitelendirilir; özellikle de işçi sınıfı ve burjuva sınıfı arasında olanlarla.

    Marx, işçi sınıfının iktidarı ele geçireceğini ve aynı zamanda da kapitalizmin (anamalcılık) yıkılacağını varsaymıştı.

    Freud’un bakış açısında ise; vurgu, bilinçaltı üzerindeydi.

    2. Frankfurt Okulu’nun Başlıca İlgi Alanları

    Çalışmalar geniş ölçüde: “Bireysel Karar Verme Eleştirisi”ne dayanmaktaydı. Bu çalışmaların sonu “Aydınlanmanın Diyalektiği” ne kadar varacaktı.

    Aydınlanma: Özgürleştirici ve köleleştiriciydi.

    Düşünürler, devrimlerin neden gerçekleşmediğini kendilerine sormuşlar, totaliterlikle (bütüncüllük) ilgilenmişler ve SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) ile karşılaştırıldığında ayrımları yakalamışlardı.

    Düşünürler, Avrupa Birliği’nin neden diğer kapitalist ülkeler gibi bir diktatörlük olmadığını kendilerine sormuşlardı.

    Cevapları: Demokratiklik kisvesi altında niteliği değiştirilmiş bir otoriter yönetim; karmaşık askeri ve kültür endüstrilerinin ağırlığı sayesinde toplumu kontrol etme konusunda yeterli olabilmekteydi.

    Adorno, her sanat eseri gibi; toplumsal, felsefi ve tarihi konuları da sanatsal konulardan saymıştı.

    Ancak, kültür endüstrisinde, kapitalist çıkarların elleri arasına yerleştirilmiş kitle iletişim araçlarının gelişmesi, sanatsal ifade biçimini değiştirmişti.

    Kapitalistler, çıkarlarına uygun olan davranış ve tüketim biçimlerini zorla kabul ettirmek için; radyo-sinema-basın-televizyon-müzik-tiyatro gibi kitle iletişim araçlarını kullanmışlardı.

    Benjamin’e gelince; yeniden üretilebilirlik çağında sanatın durumunu sorgulamıştı. Benjamin, bir sanat eserinin “tin” i sorusunu -yaygın olduğu şekilde- şimdiden itibaren yeniden üretilecek olan şey olduğunu ortaya çıkarmıştı.

    Ancak, Benjamin, kültür endüstrisinin -zevkin kaynağı olan- yapıcı bir şey olabileceğini de itiraf etmişti.

    3. Eleştirel Teorinin Ayırt Edici Özellikleri

    Ortak bir amaç = Kültür Endüstrisi. İstihbarat (bilgi) ve kültür, endüstriyel bir ürün gibi piyasaya sürülmüştü.

    Takip eden sorunsal: “Kültür endüstrisi, hâkim sınıfın lehine nüfusun çoğunluğunu istismar eden -sömüren- kapitalist sistemin devamlılığını da sağlamaya katkıda bulunan ideolojik bir rolü, nasıl alıştırmıştı?”

    Aslında kültür endüstrisi, çok önemli ideolojik bir fonksiyonu alıştırmıştı: Tüketim biçimlerine yön vermek; serbest-boş zamanları kontrol etmek; halkı, mümkün olan en iyi toplumda yaşadıklarına dair kandırmak!

    Ürünler tüm boş zamanları doldurmuş, işgal etmişti. Ancak, ürünler -diğer sınaî (sanayi) ürünlerde olduğu biçimde- serileşmiş ve standartlaşmıştı.

    Ürünler, kapitalist değerleri getirmişti: Bireysel kazanım; paranın, maddi değerlerin ve sosyal ilişkilerin psikolojik boyutunun merkezine yerleşmişti.

    Yöntem: Bireysel karar verme mekanizması ve kültürel ürünlerin muhtevası analiz edilmişti.

    Yer: Üniversite, özellikle felsefe-sosyoloji-psikoloji anabilim dalları.

    Eleştirel Teori’nin olgunlaşabileceği yer -bilhassa Avrupa’da- üniversitedir. Ancak, bu çalışma -büyük mali kaynaklar olmaksızın- çok defa yalnız bırakılmış ve gerçekleştirilebilmişti.

    4. Sonuç ve Eleştirimler

    Felsefi bir soyutlama, eylemciler tarafından verimsizce muhakeme edilmişti.

    İki farklı sınıf nedeniyle, toplum tahlili davasına adı karışan bir “Orta Sınıf” oluşmuştu.

    Yokluk, sonuçta her ortamda -sanayileşme süreci ve metalaşma çerçevesinde- kendine özgü olduğunun farkına varılmıştı.

    Teslim alma ve uygunlaştırma üstüne bireysel karar verememe -alıcı/kullanıcı- hiçbir iktidar ve eleştirel düşüncenin düzenlemediği görünüştü.

    Ancak…

    Seksenli yıllardan beri, ekonomik ve sosyal eşitsizlikler konusunda birçok yeni gedikler vardı ve hiç olmadığı kadar da önemliydi.

    Sömürü ilişkileri üzerine Marksizm eleştirisi, yerini, tahakküm üzerine tahlillerin çeşitliliğine bırakmıştı (Pierre Bourdieu’nun çalışmaları ve Kültürel Çalışmalar’a bakınız).

    Sanayileşme süreci her zamankinden daha fazlaydı ve pazarlama eğilimi -metalaşma sürecinde- giderek daha önemli, kendini kanıtlayıcı bir rol kazanmıştı.

    Ve Avrupa Birliği, geniş ölçüde karmaşık askeri endüstri ve kendilerinin kültür endüstrileri hegemonyasına (üstünlük) dayalı, siyasi bir imparatorluğu yönetmekteydi.
  • Uğur De Molinari
    Uğur De Molinari Frankfurt Okulu ve Eleştirisi'yi inceledi.
    @romeika·05 Ağu 2019·Kitabı okumadı
    eleştirisi üzerine Tom Bottomore'a genel hatlarıyla katılamadığım için pek sevemedim bu kitabı.

    habermas, adorno, horkheimer ve marcuse'u ampirik sonuçlarla ilgilenmemekten, tarihsel perspektiften kaçındıkları ve genel olarak felsefik analiz getiremedikleri için frankfurt okulunun çöküşünün yaşandığını iddia etmekte. ancak sorun şu ki bay bottomore okulun neo-marksisizm ya da marksizimi yeniden yapılandırmak için değil ''eleştirel kuramı'' insanlara anlatmak için ortaya çıktığını görememektedir.

    İDEOLOJİ YANLIŞ BİLİNÇTİR.

    frankfurt okulu gibi, birmingham okulu ve chicago okulunun da ana tezi budur. hemen her ideolojik tutumu birer saplantı olarak görür ve bilincin önündeki en büyük set olduğunu düşünürler. burada işin içine tarihsellik katmak pek de içerikle alakalı bir durum değil. keza tezler deneysel bilgiyle değil özgür bilinçle ortaya atıldığından herhangi bir varlık iddiası da yoktur. eleştirel kuramın bir ideoloji olarak varolması önce kendisiyle çelişmesi değil midir zaten.

    keza bu okullar kültür endüstrisini, aydınlanmanın diyalektiğini, müzikoloji ve sosyalojik açıdan marksizmin eksik kaldığı noktalarda aşmış bir boyutta seyretmektedir.

    eleştirel kuram önce kendini reddetmekle başlar.
  • Eleştirel teoriler pozitivizmde somutlaşan felsefi hataya karşı özellikle hassastır. Frankfurt Okulu üyelerine göre, acıklı ölçüde hatalı epistemolojik görüşleri olan insanların doğa bilim lerinde birinci-düzey (first-orcler) teoriler üretmeleri, bu teorileri test etmeleri ve kullanmaları mümkündür, ama eleştirel teorilerde bu olmaz. Doğru epistemolojiye sahip olmak ile başarılı olarak aydınlanma ve özgürleşme üreten birinci-düzey teoriler geliştirme, test etme ve uygulama gücü arasında yakın bir bağlantı vardır. Bu yüzden pozitivizm doğa bilimlerinin gelişmesine özel bir engel oluşturmaz, ama insan özgürleşmesinin ana araçlarına, yani eleştirel teorilere karşı ciddi bir tehdittir. Frankfurt Okulu’nun temel bir amacı pozitivizmin eleştirisi ve geçerli bir bilgi kategorisi olarak ‘dönüşlü olma’nın geri getirilmesidir.
  • 128 syf.
    ·7 günde·Beğendi·9/10
    Frankfurt Okulu ve Eleştirel Kuramı öz bir şekilde anlatan ve aynı zamanda eleştirel değerlendirmesini yapan güzel bir eser.

    Okuduğum Kitaplar: Tom Bottomore - Frankfurt Okulu ve Eleştirisi
    Kitapla ilgili özet:
    https://kitapokurum.blogspot.com/...u-ve-elestirisi.html
  • Ne kadar çok insan, karşı çıktıkları şeye "hayır" demede birleşirse birleşsin, eğer onları somut bir hedef için aynı zamanda ortak bir "evet" birleştirmiyorsa, fiilen (pozitif anlamda) yaptıkları bağlantısız kalacaktır.