• 436 syf.
    ·5 günde·Beğendi·8/10
    Zaman zaman kemal sunalin şener senin ılyas salmanin filmlerinde Ya da genel olarak yeşilçam filmlerine de konu olan ağalık sistemine bir tür eleştiri ve başkaldırı olarak yazılan bir kitap serisi . Tüm kitaplar dil olarak çok akıcı da olsa her serinin benzer şekilde başlayıp benzer şekilde bitmesi kitabın özgünlük noktasında artilardan çok eskilere sahip olmasına yol açmış serinin tüm kitapları okunur mu diye sorarsanız bence gerek yok 2 kitap okumak yeterli ama yine de son karar siz okurlara kalmış
  • Niçin Yeniden Refah Partisi?
    Şanlı Bir Geçmiş Tüm Egemen Güçlerin Baskısına Rağmen KIBRIS Zaferi, Arap Baharının, Siyonizm Projesi Olduğunu Haykırmak Ağır Sanayi Hamleleri, Eleştiri Değil, Çözüm Önerili Siyaset Yapmak, Gizli Ajandalı Politika Değil Açık Şeffaf Siyaset Yapmak Kırıcı Hakaret Edici Siyaset Değil Toparlayıcı, Bütünleştirici, Nezaket Ve Zarafetle Siyaset Yapmak.

    Dr. Fatih Erbakan
    Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı
  • 228 syf.
    Eski Yunan denilince Homeros'la birlikte akla gelen ilk isim olan Hesiodos'un hayatı ve eserleri hakkındaki bilgiler ile günümüze gelen Theogonia, İşler ve Günler kitapları içinde barındıran güzel bir eserle karşı karşıyayız.

    Eserin uzun ilk bölümünden gördüğümüz kadarıyla; Hesiodos, Anadolu'dan Yunanistan'a göçmüş bir ailenin çocuğu olarak büyümüş. Yaşadığı toprakları yadirgadığı ve daha verimli topraklara sahip olan Anadolu'daki yurdunu özledigi ifade edilmiş. Nitekim çizdiği tanrı tasvirleri ve insanlara verdiği öğütlerin Anadolu izleri taşıdığı örneklerle verilmiş. İşler ve Günler'de çiftçilikle ilgili verdiği bir tavsiyede turna kuşlarının ötmesini beklemelerini tavsiye edişi, ayın belirli günlerinde yapılacak işler veya belirli günlerde olacak işlerin mahiyeti, adetler(gece iş yapilmamasi, ocak kenarında çıplak olunmamasi, suyu Tanrılari anmadan içmeme veya kullanmama gibi) Anadolu kültürüne ait olduğu ve Hesiodos'un bir nevi köklerini dile getirdiği ifade edilmiş.

    Bunlarla birlikte Homeros'ta insanlarla iç içe olan tanrılar dünyası Hesiodos'la birlikte görünmez kalın duvarlarla ayrılıyor gibidir. Aynı zamanda Homeros'ta Zeus'tan da üstün görünen kader kavramının Hesiodos'ta Zeus'un gerisinde kaldığı yani Zeus'un kaderden üstün bir güç olduğu ortaya koyulmuş. Tanrı kadere hakim güçtür diye ifade edebiliriz bu durumu. Hesiodos uzun uzun tanrı anlatımı yapar, kim kimden doğdu gibi, akıllara tevrati getiren Theogonia'da, bu eserde açıkçası biraz sıkıldım. Bu kitabında en çok ilgimi çeken Pandora ve Prometheus hikayeleri oldu. Azra Erhat, Pandora hikayesinin Yunan'a ters olduğunu, bunun yine Anadolu'dan getirilen bir inanç olduğunu ifade etmiş. Pandora'nın kabahati yüzünden insanlığın başı beladan eksik olmaz, bu da akıllara Havva yüzünden cennetten kovulan Adem'i akla getirir. Nitekim Hesiodos eserlerinde kadınlar hakkında hoş şeyler söylemez. Prometheus ise Zeus'u kandiran ve önemli bir imge olan ateşi insanlara veren, Tanrılara karşı gelen biri olarak kötü görülür. Zaten Hesiodos'un vurguladığı üç temel olgu vardır: Düzen(Adalet), Tanrıya itaat ve çalışma. Bu arada Hesiodos'un kendisini peygamber gibi gördüğü yorumu da haksız bir yorum değildir.

    İşler ve Günler eserinde, kardeşine kızar, anlaşılıyor ki babadan kalan miras konusunda kardeşi, yargıçlara rüşvet vererek avantaj sağlamıştır. Hesiodos da hem onu yerer hem de tavsiyeler verir. Tavsiyelerinin ana noktası insanın emegiyle kazanması ve her daim çalışkan olmasıdır. Başkasından fayda gelmeyecegi, gelse de kısa süreli olacağı vurgulanır; bunla birlikte insanın başkasının kazandıkları karşısında iştaha geleceği yani onlarda olanın kendisinde de olmasını isteyeceği söylenir. Yani insan her daim çalışmalıdır, nitekim tanrılar da çalışkan insanı severler. Dike diye geçen ve kısaca adalet manasına gelen kavram da ana noktalardan biridir ve kardeşinin rüşvet verdiği yargıclar nezdinde yargiclari, adaleti sağlayan güçleri ve başka pasajlarda da kralları sert bir şekilde yerer ve uyarır ozan/peygamber.

    Kadınlar konusunda düşünceleri hoş değildir, dönemin izlerini taşır ki aslında günümüzde de halen geçerli bir anlayıştir genel olarak kimi yerlerde: #60094223
    Burada özellikle;
    "Kız oğlan kızla evlen ki
    Doğru bildiğin yola sokabilesin onu" dizeleri oldukça manidardir. Çünkü buradan bakireliğe neden önem verildiği hakkında çıkarımlarda bulunabiliriz. Homeros'un eserlerinde kadının cinselliğinden korkuldugu veya tehlikeli olarak görüldüğü izlenimi edinmistim. Bu izlenim ile yukaridaki dizeleri birleştirip ele aldığımda, bakirelik istemi, erkeğin kadın karşısında duyduğu acziyeti, özgüvensizliği aslında diyebilirim. "Kadın, cinsel açıdan deneyimli olmasın, arzusu sadece benle yaşayacağı cinsellikle sınırlı kalsın ki cinsellik istemi seviyesi yukarıda olmasın; beni yetersiz görmesin," diyor gibidir bu yönde isteği olan erkek bir açıdan kendi arka belleginde belki de. Bu sadece cinsellikle sınırlı olan bir durum da değildir aslında, kadından genel olarak evde oturması veya eğer çalışma hayatında olacaksa bile kocasından statü ve maddi kazanç bakımından aşağıda olmasi beklenir. Aynı mantık.

    Diğer bir değinmek istediğim nokta ilk bölümde Erhat'in Yunan, Finike, Anadolu ve Mezopotamya kültürlerinin etkilesimine vurgu yaparken degindigi bir karşılaştırmadir. Prometheus özelinde Yunan'da insan, Tanrıya baş kaldırmıştır, yani kul olmaktan kurtulma yoluna girmiştir. Lakin Babil özelinde Doğu insanı, kul olarak doğmuş ve kul olmaya devam etmiştir, baş kaldırmamistir. Sadece Tanrı, dinsel inanç özelinde de değil, genel olarak her alanda Doğu insanı otoriteye sıkı sıkıya biat etmeyi sever, baş kaldırani hor görür, hoşlanmaz ondan. Tanrıya, padişaha, kutsal kitaplara, buyruklara koşulsuz biat her şeyden oncedir hatta akıldan da, zaten akıl da nedir ki bunların yanında. Halihazırda akıl da bunları anlamak, daha doğrusu bunlara ne şekilde daha iyi riayet edebiliriz diye verilmiştir insana. Kırmızı çizgileri çoktur bu insanın, geçmez onları ve geçirmezdi kimseyi, geçmeye kalkişani dışlar, dislamakla da kalmaz vurur, linç eder onu. Sonuçta en ufak bir eleştiriyi anasına edilmiş küfür diye algılayan bir insan çıkar ortaya. Diğer tarafta Prometheus'u takip eden Batı insanının ise Doğu insanın kutsal diyeceği, kırmızı çizgiler deyip geçmeye cekinecegi konularda enine boyuna düşündüğünü, eleştiri getirdiğini hatta dalga geçerek bunu yaptığını görürüz. Tabiki bu aşamaya uzun ve zorlu bir süreç sonunda gelmiştir; bu süreç sırasında ne yobazliklardan geçmiş ne aydın insanların kellelerini almışlardır onlar da ama sonuçta bir noktaya evrilmislerdir. Bu noktada kendilerini de eleştirirler. Yani gelişmiş bir eleştiri kültürü hakimdir. Aklı, birtakım kutsallara, kırmızı çizgilere daha iyi nasıl riayet ederiz diye değil her konuda özgürce kullanmaya çalışırlar. Tabiki bu noktaya geliş sürecinde onlar da aklı Doğu insanı gibi kullanmislardir lakin surda gedik açıp düşünsel evrime devam edebilmislerdir. Sonuçta da biri kendilerini eleştirince anasına kufrediliyormus gibi algilamayan, aksine bundan ders çıkarıp kendini gelistirebilen bir insan figürü ortaya çıkmıştır. Bu duruma bir örnek vereyim; bizim ülkemizde veya Arap dünyasında din konusunda bir ilahiyatci ile bir dine inanmayan birinin tartışmak için halka açık bir yerde canlı yayın verdiklerini düşünelim. Ne olur sonucu bu olayın veya olabilir? Akliniza hemen kötü şeyler geliyor mu? Benim geliyor. Diğer tarafta ben Richard Dawkins ile bir Piskopos'un birbirleri ile dalgaya varacak şekilde(dalga derken de hemen olumsuz anlamayalim, iki taraf da mizahi ve zekice cevaplar veriyorlar birbirlerine, iki taraf ve izleyenler de gülüyor, ya sen nasıl konuşursun al kafana bu taşı demiyor yani) tartisabildiklerini gördüm ki bu ABD'de oluyor zira ABD'nin halkında da yobazlik azimsanmayacak düzeydedir. Veya benzer şekilde Miraç hadisesini tartissa az öncekine benzer iki kişi ve dine inanan biri bu olayı klasik literaturde olduğu şekli anlatirken diğeri buna tebessum etse hemen hakaret, saygısızlık ve taşlama vs vs gelir. Bu şuna benziyor arkadaşlar, ben çıkıp karşınıza ciddi ciddi Zombileri anlatıyorum. Var mıdır yok mudur önemli değil, ben buna inanıyorum diyorum. Ama karşıdaki yok, bunu biliyor veya buna inanmiyor. Haliyle de kendi açısından bu olayı ciddi ciddi dinlemek veya bu olayı ciddiye almak zorunda değildir. Buna inanan alabilir ama herkesten bunu bekleyemez veya herkesin bu olayı kendisi gibi görmesini, bu olay hakkında kendisi gibi yorum yapmasını, davranmasini... Bu ne ki aslında sırf Hz eki kullanilmayinca saldirmaya, susturmaya, düşman gibi görmeye başlanıliyor. Neyse anlatmak istediğimi anlatabilmisimdir umarım. Ayrıca bu durum sadece dinsel inanç konusu ile sınırlı değil, siyaset ve daha birçok konuda benzer karsilastirmali örnekler verilebilir.


    İyi okumalar
  • 192 syf.
    ·Puan vermedi
    Kapitalizmin Avrupa’da gerçekliğini iyice hissettirmeye başladığı zamanlarda, insanlar toplumsal yaşam adına korkmaya başlamışlardı. Kapitalizmin toplumsal hayata vereceği şekilden sonra başlarına gelecek felaketin farkındaydılar. En azından bir kısmı felaketin hemen önlerinde olduğunun bilincindeydi. Bu bilince sahip insanlar genel olarak sosyalist veya komünist olarak adlandırılırdı. Ancak içlerinden birisi kapitalizme karşı bilinç hamlesini evrensel boyuta ulaştırıp şakirtlerine büyük bir mirası bıraktı. Yazdığı kırk beş sayfalık manifesto ile çağını aşıp evrensel bir nitelik ve kalıcılık sağlayan isim Karl Marks’dır. Marks yazdığı manifesto ile hem toplumların değişimine yaptığı teorik katkı ile hem modern toplumu açıklamak adına kurduğu diyalektik hem de kapitalizme karşı fiili ve sözlü mücadelesiyle komünist hareketin teorisyeni ve kahramanı olmuştur.

    Peki bu manifestoda kısaca neler anlatılıyordu dersek acaba nasıl bir yanıt alırız? Kesinlikle bu eser özetlenebilecek bir eser değildir. Ancak kısa ifadelerle notlarımdan yararlanarak aktarmaya çalışacağım.

    Üçüncü bölümden başlamakta yarar var. Marks’ın yaşadığı dönemdeki karışık sosyalist fikri yaşantıya karşılık o kendi fikrini, yolunu çizmiştir. Manifesto yazıldığı vakit tabii ki farklı sosyalist fikirler vardı ancak kitabın üçüncü bölümünde getirdiği eleştirilerle onlardan ayrılır. Feodal sosyalizm, küçük burjuva sosyalizmi, Alman sosyalizmi, tutucu sosyalizm ve ütopyacı sosyalizm başlıklarıyla eleştirilmiş ve bu eleştirilerle Marx kendi yolunu ve takipçilerinin yolunu çizmiştir. Bir kısmını iktidara yamanmakla bir kısmını teorik anlamda ütopyalarla yani hayallerle uğraştığını belirtir Marks.

    Manifesto’da burjuva ve proleterlerin anlatıldığı kısım ilk kısımdır. Modern kapitalist sınıf olan burjuvazi; toplumsal üretim araçlarının sahibi olan ve ücretli emekçi çalıştıran sınıftır. Bu çalışan, bilhassa sömürülen sınıf ise proleterlerdir. Toplumların tarihini sınıf savaşımları olarak açıklayan Marks modern toplumdaki savaşımın önceki çağlarda olduğundan farklı olarak sadece bu iki sınıf arasında gerçekleştiğini iddia eder. Çünkü burjuva toplumsal kesimleri eritiyor. Sadece ve sadece iki sınıf bırakıyordu. Zaten işçi sınıfına kendi varlığını borçlu olduğu için onu silmek, yok etmek aklından bile geçmiyordu. Aslına bakılırsa işçiler de işçi olarak varlığını modern toplumun burjuvazisine borçludur. O yüzden bu iki grup sınıfsal varoluşları bakımından birbirine muhtaçtır.

    Dünyada burjuva kesiminin yükselişinde önem arz eden bazı parametreler vardır. Marks bunlara değiniyor ve modern toplumun temelini anlamada yardımcı olacak bilgiler sunuyor. İlk olarak feodal toplumun mülkiyet anlayışından, düşünsel faaliyetine kadar burjuva için sağlıklı bir ortam olmadığı anlaşılmıştır. Keşifler yoluyla yeni pazarlar ve hammadde bölgeleri bulunmuş. Amerika’nın keşfi, Ümit Burnu’nun dolaşılması burjuvaziye yepyeni imkanlar sağlamıştır. Son olarak sayabileceğimiz buhar makinesinin icadı ise tüm her şeyi alt üst ederek imkanları ve alanları yüksek derecede arttırmıştır. Tabi bu kadar güce, yüksek bir hızda ulaşmış burjuva birilerini yiyecek birilerini köleleştirecektir. Ve öyle de oldu. Gerçekleşen yeni toplumsal sistem iki sınıftan ibaret ve bir efendi, bir köle sınıfından oluşmaktaydı.

    Manifestonun ikinci kısım ise bir komünist tanımı yapar, komünistin görevlerinden, nasıl özellikler taşıdığına ve komünizme karşı yapılan eleştirilere verilen cevaplar vardır. Marks komünist ve işçiyi bir tutar çıkar açısından, aynı çıkar ve menfaatleri olduğunu belirtir. Yani komünistin bir bütün olarak proletaryanın çıkarlarından ayrı ve farklı hiçbir çıkarının olmadığını belirtir. Komünistin görevi siyasal iktidarın proletarya tarafından ele geçirilmesidir. Bundan önce tabi bir sınıf olarak var olmaları, burjuvazinin egemenliğinin sona erdirilmesi sayılabilir. Ancak bunlardan sonra siyasal iktidarın işçiler tarafından ele geçirilmesi söz konusudur.

    Komünizmin biraz incelendikten sonra bir tepki hareketi olduğu hızla anlaşılıyor. Mülkiyet, aile işçi-işveren, eğitim. Burjuvazi başa geçtiğinden beri bu kurumları yıkıyor. Olmaları gerekenden farklı olarak inşa ediyor. Bu olanlara Marks ve çevresinin tepkisi bir reaksiyon şeklinde. Yani fikri temel bağlamında bir şeylerin eleştirisi olarak ortaya çıkmışlar. Kendilerinin buna bağlı olarak bir dünya görüşü oluşmuş. Dışla çok etkileşimli bir yapı arz ediyor o yüzden Komünizm. Marks’a göre bir çağın egemen sınıfı o çağın egemen düşüncelerini belirler. İşte bu belirlenmeden Marks ve benzerleri de etkilenmiştir. Egemen sınıfın düşüncelerine kökten bir eleştiri yapayım derken, fikriyatını bu kalkış noktasından oluşturmuşlardır.
  • 336 syf.
    ·5/10
    Yazarlar, kitabın "Daha merhametli ve adil bir dünya için kandil yakması ve anne-babaların sorularına cevap verebilmesi" amacıyla yazıldığını önsözde belirtmişlerdir.
    Kitapta;
    - Anne-Baba-Çocuk Arasında Kurulan Bağlar
    - Benlik Gelişimi
    - Duygusal Zeka
    - Gelişimde Anne-Baba Rolü
    - Problem Çözme
    - Ev İçi Şiddet
    - Çocuklarda Görülebilecek Bazı Sorunlar
    gibi 11 bölüm bulunmaktadır.

    Ayrıca kitabın sonunda Ebeveyn Tutumlarını Belirlemeye yardımcı olabilecek dört adet test yer almaktadır.

    Kemal SAYAR'ın diğer kitaplarında görmeye alışkın olduğumuz dini kavramların bu kitapta neredeyse hiç yer almadığını daha çok bilim insanlarının eserlerinden (yaklaşık 60 kişilik bir kaynakça) beslenildiğini söyleyebilirim.
    Genel olarak anne babalara ve ilgililere tavsiye edebileceğim bir kitaptır.

    Ancak kitapla ilgili iki de eleştiri yapmak durumundayım;
    1-) 37-38. sayfalarda yer alan "Merve'nin Öyküsü" isimli olayda, Merve'ye okul psikoloğu tarafından öğrenme güçlüğü teşhisi konulduğundan bahsedilmiş.
    Ancak -eğer olay Turkiye'de yaşanıyorsa- ülkemizde Okul Psikoloğu uygulaması faal değildir. Ülkemizde sayısı otuz bini aşkın "Okul Psikolojik Danışmanı" bulunmaktadır. Bu noktada sehven yapılmış bir hata olduğunu düşünmüyorum. Okul Psikoloğu ifadesinin farklı (!) bir niyetle yazıldığına -her ne kadar istemesem de- inanıyorum.

    2-) 300. sayfada yer alan "Profesyonel Destek Almak" başlıklı bölümde de ailelerin destek alması gereken noktalara kısa bir değinme yapılmış. Profesyonel desteğin son derece önemli ve hayati olduğunu düşünerek, bu desteği verecek kişilerin de yetkinliklerine dair detaylı bir açıklama yapılmalıydı. Ancak yazarlarımız bu bölümde "uzmanlar" diyerek muğlak bir ifade kullanmayı tercih etmişler. Zira ülkemizde asılsız ve karşılıksız unvanlarla medyada kendisini "uzman" olarak tanıtan kişi sayısı oldukça fazladır. Her uzmanın ya da kendisine uzman diyen herkesin profesyonel destek veremeyeceğini ve hangi meslek gruplarının bu alanda profesyonel destek vermeye yetkin olduklarının net sınırlarla okuyucuya sunulması gerektiğini belirtmek isterim.
  • 424 syf.
    ·10 günde·7/10
    Şirin, Mona ve Peri. Dinsiz, inançlı ve mütereddit. Ortadoğu kültürlerinden çıkan ve birbirlerini anlayamayan küskün kız kardeşler. Havva'nın üç kızı.
    Sayfa 381.

    İncelememe bu sayfada yer alan ufak paragrafla başlamak istedim çünkü bu ufak kesit belki de tüm kitabın özeti olabilecek nitelikte.
    Kitabı elime alıp okumaya başlamadan önce her kitapta yaptığım gibi gerek arka kapağını okudum gerekse kitap kapağı ve kitap ile ilgili ufak bir araştırma yaptım ve kitabı daha çok merak ettim bu sayede. Aslında şunu belirtmeden geçemeyeceğim ben daha önceden sadece Elif ŞAFAK'ın "Aşk" kitabını okumuştum ve onu okumadan önce de yapmıştım bu klasik kitap önceso hazırlık evremi ve kitabı okuduktan sonra da fark etmiştim ki insanlarında dediği gibi yazar popüler kültürü seviyor ve bunu da kitaplarına yansıtıyor fakat edebi yanını hiç vurgulayamıyor kitaplarında kısacası yine Aşk kitabında olduğu gibi bunu Havva'nın üç kızı kitabında da fark ettim.
    Gelelim biraz kitap içeriğine. Kitap belki edebi olarak zayıf olabilir fakat Türkiye hakkında o kadar güzel betimlemeler, yargılar vardı ki gerçekten her sayfayı okurken istemsizce 'Gerçekten haklı' diye bir ifade kullandım. Ülkenin eksik yanları mükemmel nakledilmiş, güzel bir eleştiri olmuş kitapta gerek kadınlar için gerek ülke için.
    Kitapta konu olarak üzerinde durmak istediğim ve bence asıl mesaj olan şey ise her zaman ne olursa olsun bir şeye körü körüne inanmamak. Çünkü karakterlerden birisi inanılmaz bir din tutkusu yaşarken birisi ise din yoksunluğu yaşıyor sonuna kadar. Peki neden böyleyiz? Insanoğlu neden bu kadar uçlarda bir şeye bağlılık duyar, inanır? Kitap boyu bunu hep düşündüm ve bence bunun cevabı farklı görüşlere hayatımızda yer vermememiz, bu yer verme için ise kesinlikle okumak gerekli. Okursak, araştırırsak pencerimiz genişler, bakış açımız artar.
    Kitapta bir diğer takıldığım nokta ise Peri ve muallaklığı. Peri'de kendimden bir şeyler gördüm kendi ruhumdan, iç dünyamdan. Çünkü o da benim gibi hep sorguluyor evreni, Tanrı'yı, tabiatı ve en çokta kendini...
    Eklemek istediğim bir şey daha var bu kitapla çokça Tanrı kavramını sorguladım. Kitabın bazı yerlerinde Mona ve Selma gibi hissettim kendimi bazı yerlerinde ise Şirin ve Mensur gibi ama en çok Peri oldum kitapta. Bu kitapla yeni bakış açıları eklendi hayatıma.
    Kitapta beni etkileyen bir diğer kişi ise Profesör Azur. Bence kesinlikle çok değişik bir zihni var. Kitap boyu en çok istediğim şey Azur'un zihninde yolculuk yapmaktı. Değişik bir öğretme sitili vardı ilgi çekici ve ürkütücü.
    Son olarak eklemek istediğim bir şey ise Elif Şafak ile ülkemi, geçmişimi, iç dünyamı ve Tanrı'yı ele aldım bolca, her satırda. Bazen bu durum beni zorlasada yine de keyif aldım fakat bu kitapta bekledigim o son yoktu yani kitap genel anlamda bir eleştiri kitabı olabilir bence fakat edebi değeri çok düşüktü okurken sarmayan yerler oldu beni. Ne zaman bitecek bu kitap, ee hani nerede önemli bir son dediğim noktalar oldu. Bu yüzden kitap bu yönden benden kaldı ama yine de okunabilir, kafa dağıtmalık bir kitap yani sevgili okurlar okursanız hayatınıza hangi açıdan olur bilmiyorum ama bir pencere daha eklenebilir boyutu nasıl olur bu pencerenin bilemem. Sevgiyle ve bolca okumayla esen kalın.
  • 847 syf.
    ·6 günde·8/10
    Buz ve Ateşin Şarkısı serisinin ilk kitabı. Bu incelemeler spoiler dolu olacak bu yüzden okumayan arkadaşlar kendini tehlikeye atmasın:)
    Hikaye, Westeros denilen bir kıtada, orta çağ koşullarında olan; eskiden 8 şimdi ise 7 büyük, onlarca küçük hanenin çarpışmaları ve kendi aralarındaki güç mücadelelerini konu alıyor. Bu kitabın ana ailesi Starklar. İyi-kötü mücadelesinin olmadığı, herkesin gri olduğu bu serinin en başında Starklar melek, Lannisterlar şeytan, geri kalan fasa fiso gibi görünüyor en başta. Tabii iyi aile babası onurlu Ned kral eli olmaya gidince her yerin çakal dolu olduğunu görüyoruz. Oğlunu kimin ittiğini bulmaya çalıştığı, selefinin neden öldüğünü araştırıyor olduğu sırada da kuzu görünümlü çakala güveniyor. (Littlefinger tabii ki de) Ensesti öğrendiği anda da beyinsiz gibi kraliçeye yetiştiriyor ve kral ölüyor. Tabii ben çok atlayarak yazıyorum çünkü her şeyi yazsam ne yer kalır ne de ömrüm. 8 adet bakış açımız var ve hepsi farklı yerlerde genel olarak. O yüzden en sevdiğim karakterden gitmeye karar verdim. Tabii Starklardan başka Lannisterlardan Tyrion ve Targaryenlerden de Daenerys (ben Dany diyeceğim çok uzun) de var tabii. Dany en uzaktaki karakter. Fakat sonunda ejderhaları da oluyor. Bu önemli bir nokta çünkü o ejderhalar işe yarayacak. Ben Ned'e döneyim.
    Ensestten doğan Joffrey; Ned zekilik yapıp kraliçe de kralı öldürtünce tahta geçip bizimkini hapse atıp sonrasında idam ediyor. Ned'in oğlu Robb da babası için savaş ilan ediyor ve adamları onu Kuzey kralı seçiyor. Kralın en küçük kardeşi de kendini taçlandırınca diyarda 3 kral oluyor.+Dany. Sansa sarayda rehine olarak kalıyor, Arya kaçıp erkek kılığına giriyor, Jon Nöbet'te kalıyor, Cat oğluna kavuşuyor, Tyrion Kral eli oluyor, Bran da Winterfell'de kalıyor. Durumlar daha karışık ama ben özet geçtim.
    SPOILER YOK
    Eleştiri olarak ÇEVRİ berbattı. İlk defa ama son defa değil. Bu seri yüzünden İngilizcemi geliştirdim daha ne olsun. Canım bir yer okumak istese İngilizce PDF okuyorum artık.
    Kitapla ilgili de şunu ekleyeyim. Bu seri 3 kitaplık olacakmış. İlki Stark vs Lannister. 2. Dany'nin Westeros'u alışı. 3. de Ak Gezen işgali. O yüzden bazı zayıf noktalar yok değil. Ama okuması çok keyifli. Kesinlikle okuyun. Tabii ingilizceniz varsa orijinalini. Çevriden ve hatacıklardan biraz puan gitti.8/10.

    NOT: Kitabı ilk defa okuyacaksanız önce ekler kısmından Stark hanesi kısmını okuyun. Zaten 8 bakış açısı 5.5 Stark. Onları öğrenin, gerisi geliyor. Bir de Baratheon hanesini. Gerisi zaten gelir.