Saat dokuza çeyrek var. Artık müdürle kapıda karşılaşmaları olanaksız. İmza defteri de çoktan kaldırılmış olacak o daireye gittiğinde. Haşmet Hanım'ın karşısına dikilmesi gerekecek. Çizgi gibi incecik kaşları -kaşlarının yolunan yerleri hep kasap dükkanlarındaki iyi temizlenmemiş paket tavukları anımsatıyordu Recai Bey'e- ve ne kadar çok ruj sürse de büyütemediği incecik dudaklarıyla, karaya çalan sarı suratı, diplerinden akları fırlamış kıvır kıvır boyalı sarı saçlarıyla Haşmet Hanım, onu karşısında görmekten mutluluk duyacaktır.
"Ah ah ah.. Yine feneri nerde söndürdünüz Recai Bey?"
Suçlu suçlu gülümsemek zorunda. Bir gün, o ansızın patlayan karayel gibi öfkesi yükselip, suratının orta yerine tokadını indirinceye kadar. Er geç olacak bu.
"Tek başına olmak zor değil mi peki?"
-Tek başıma değilim ki. Bunu biraz yolda anladım galiba. Mesela şu anda siz varsınız. Hayatı hayatı demeyeyim de hayat büyük bir kelime, anları diyeyim, evet, anları paylaşacak birini bulmak zor değilmiş. Biraz gulümsemek yetiyormuş. Gulümsemene karşılık veren, sana yarenlik edecek güzel insanlar çıkıyormuş illaki yoluna."
Bir anne yeni doğmuş bebeğini kucağına alıp ona gülümsediğinde ve onu tatlı bir sesle sevdiğinde, tüm ilkel duyusal sinyaller, yani annenin gülümsemesinin görsel girdileri, tatlı sesinin işitsel girdileri, kokusunun yolladığı koku sinyalleri ve dokunuşunun ılıklığından ve baskısından gelen dokunsal bilgiler bebeğin beyninde yukarı doğru ilerleyen nöral aktivite örüntülerine dönüşür ve annesinin beyninin gülümsemek, tatlı bir sesle onu sevmek, sallamak ve benzeri şeyleri yapmak için kullandıklarına benzer alanları uyarır. Bebeğin beyni annesiyle kurduğu etkileşimin örüntülü ve tekrarlayıcı uyarımlarıyla şekillenir!"
"Büyük hedefler koymayı bıraktım. Artık sadece bugünü güzel yaşamak, dükkana gelen birine içtenlikle gülümsemek ve akşam yatağa yattığımda huzurlu hissetmek istiyorum. Hayat bundan ibaret olmalı."