• 80 syf.
    ·Puan vermedi
    bu kadar etkileşimin oldduğunu keşfedince biraz heyecan yapıp yazılanın görüldüğü bir mecra kefşetmiş olduğum için incelememi bilgisayar başına geçip daha geniş bir perpektifte yazmaya karar verdim.

    teşekkürler şimdiden.

    Şimdi soruyorum size!

    Kimdir böcek ha?

    Şöyle der kabataslak anımsadığım kadarıyla "gregor samsa bir sabah hummalı rüyalardan uyandığında kendini kocaman bir böceğe dönüşmüş olarak buldu"

    Şimdi soru yine şu; kimdir böcek?

    Gregor samsa toplumum mahalle baskısı daha aza indirgersek aile baskının buna şirketteki müdürü annesi babası arkadaşları vs hepsi dahil ederek düşünmek istiyorum. tüm bunlara karşı bir böcek olmak bir sabah ne kadar kötü olabilirdi.

    ya abi böcek değil o metafor laaaan??? tamam geçelim bu ekşi sözlük goygoyunu.

    ben de bunu diyorum şöyle düşün bir sabah uyandın ama önceki 1000 sabah uyanıp işe gittin evin kredisini evin ihtiyaçlarını karşıladın.

    ve bir sabah uyandın dedin ki böceğim ben bitti benden bu kadar ben galiba böceğim bu birinci düşünce şöyle
    her sabah işe git hırçın bir şekilde dışardaki hayata kafa tut
    metrobüse bin metro elinde çanta sigorta şirketi araba vermemiş bir şeyler düşün bunu hayal et kendini düşün
    düşündüm.

    askere gideceğim bir dönemde celp kaybı yaşadığım için 8 sene boyunca çalışıp işten ayrıldım ve 6 ay yatmak gibi bir boşluğa düştüm ki dinlenmiştim.
    o ara bir sabah annem üstümden yorganı çekti ve git iş bul dedi.

    erkeksin sen toplumda senin yerin eve ekmek getirmekle yükümlü.

    o dönemimi gregor samsa olarak geçirdim
    2. düşünce ya da gregor samsa olmayı seçtim ben miydim böcek yoksa siz miydiniz?

    böcek muamlesi görüyordum ki böcekler gibi karanlıkta yaşıyor gündüzleri uyuyordum. bu mental bir durum diyelim işin felsefi metafor tarafına gelirsek iğrenerek bakılırsın.
    ha bir sabah böcek olarak kalktın
    ha bir gün filanca kişi adam olmaz o tembelin teki dedi. aynı şeydir bu ikisi.

    ya da benim gibi asıl böcek sizlersiniz dersin
    ben kitabı okuduğumda asıl böceğin gregor'un dışında kalanlar olduğunu düşünmüştüm.
    sonuçta kendin olmak böcek olmak demek değildir.
    dışa vurmanın karşılığı böceklik metaforuyla yaftalanır. doğrudur. doğrudur diyorum çünkü
    şöyle demiştim geçen bir yazımda
    bir suçu kaç kişi aynı anda işlerse o artık suç olmaz?

    bu kitabın bende iki yüzü vardır

    ya sana böcek muamelesi yaparlar kuralları reddettiğin için o sabah işe gitmedin diye mesela bir arkadaşım 10 yıldır çalıştığı işe bir cumartesi günü hasta olduğu için 10 yılda bir o gün gitmemiş

    pazartesi herkes sormuş nasıl olduğunu
    sebebi şudur sen rutini bozarsan tepki alırsın sen rutini işleyişi aksatırsan tehdit olursun o zaman sana böcek derler

    ya da yeraltından notlardaki gibi faresindir.

    size şöyle bir spoiler da vereyim bu kitabın çıkış noktası zaten yer altından notlar kitabındaki bir cümledir.

    40 yaşında bir fare gibi bir cümle geçer 8. sayfa veya o civarda bir yerde.

    benim daha kati görüşüm gregor dışındakilerin böcek olmasıydı
    bana göre gregor hariç herkes böcek oldu o sabah
    hadi oradan böyle saçmalık mı olur ha?

    olur kitabın sonunda gregor'un kız kardeşiyle ilgili bir bölüm vardır. kız kardeşinin güzelliştiğini fark eden ebeveynler ona iyi hatrı sayılır ünvanlı bir koca bulma hayaline kapılıyorlardı.

    tam da bu noktada gregor samsa'nın acısı çoktan unutulmuştu.

    yani koskoca mesele aslında o aile ve diğerleri için küçük bir badireydi.

    şimdi son kez soruyorum kimdi böcek?

    son bir dipnot düşeceğim. babam yıllarca hayırsız bir adam olarak yaşadı savruldu hayatın yeliyle kimseye de bir gram faydası olmadı ki zararı vardır. ben de elimden geldikçe çalıştım dürüst biri olamya gayret ettim biraz aptal ve korkak bir adam olduğum için bu şekil ilerledi hayatım. geçen yaz bir masada oturduk yıllar sonra bizi terk ettikten yıllar sonra ve o an şunu düşündüm babamın yüzünü inceledim yaşlanmıştı yanındaki belki de 5. eşi bilmiyorum düşündüm serseri bir hayat sürdü şimdiye kadar çok iyi biliyordum bunu
    ve onu incelerken geçirdim içimden
    ben miydim böcek yoksa sen mi? dedim içimden babama.

    veya

    Gregor mu yoksa big brother mı? (giderayak 1984 de vurduk)
  • 488 syf.
    ·2 günde·7/10
    Bir meraktır yaşatan insanı diyor ve ilk SEP kitabı yorumuma başlıyorum Çok fazla sayfa da gördüğüm ama almak istediğimde romantik komedi için pahalı bulduğum bir yazardi kendisi. Gerçi yayınevi bu sorunu yaptıkları indirimle çözdü sonradan ama tabi ben geçmiş zamandan bahsediyorum. Aldığım anda okuyamadığım malum olduğundan uzun bir zaman geçmiş olabilir aldığımdan beri

    Amerika'nın en sevilen dizisinin yıldız oyuncusu Georgie York kızımız. Diziden o kadar sevildi ki sonrasında yaptığı hicbir şey tutulmasa bile yine de halkın en sevdiklerimden biri olur kendisi. Ama mükemmel hayatı mükemmel evliliği olan kızımız bir gün terkedilir ve her şey baş aşağı gitmeye başlıyor. Daha kötüsü olamaz erken oluyor. Hatta daha kötüsünün bir ismi de var. Bram Shepard! Eski dizisinin bitmesine sebep olan kötü çocuk. Günlerden bir gün Bram ve Georgie Vegas'ta karşılaşıyor ve sabahında kendilerini evli olarak buluyorlar.

    Aslında romantik komedilerin bütün klişelerini barındıran bir kitap. Beni şaşırtan hicbir şey olmadı aslına bakarsanız. Ama ben klişe severim. Kocaman bir kitap olmasına rağmen o kadar hızlı okudum ki ne zaman başladı ne zaman bitti anlamadım gerçekten.
    Yazarı sevdim diyemiyorum sevmedim de diyemiyorum. Aralarda çerezlik romantik komedi tercih etmek istediğimde okuyacağım bir yazar olabilir.
  • 1415 syf.
    ·10 günde·6/10
    ilk kitap bitti yazar bazi mantik hatalari yapsada gayet akici dili agir, bazi hikayeleri yersiz yinede alkisliyorum ikinci Kitaba bakicaz, umarim hikayeler Daha guzellesir.


    Adger allen PO’ya ithafen yazdığım bir öykü umarım beğenirsiniz........

    30 Dakika

    Aslında nasıl başlanır bilemedim,uzun zamandır yaptığım görevde emekliye ayrılmak üzereyim.Yoruldum artık, İnsanlarla uğraşmak çok yıprattı belkide,sürekli ölüm,kavga,savaş görmek.Neyseki bu alacağım son iş artık.Neredeyse gelmek üzereyim,ekipten yardımcım Ali telefonla gerekli malûmatı verdi.Bazen bu çocuğun işine fazla kaptırdığını düşünüyorum,evladım bu kadar üzerine düşünme bak ben kendimi heder ettim sonuç ,küçük bir teşekkür plaketi,yaş pasta ve seni çok özleyeceğiz gibi standart laflar,gelde anlat bu çoçuğa,yağmurda fena bastırdı,sokaklarda her yer leş gibi olmuş,çöpçüler mesaiye yeni başlamış,birbirlerine bağırıp duruyorlar,neyseki benim evime yakın olay yeri,adresi bulmakta zorlanmıyorum.Binaya adımımı zorda olsa atıyorum,Ali’yi arayıp evlat karnım çok aç sabahtan beri evraklarla boğuşuyorum pizza söyleyelim birlikte yeriz desemde yok amirim benim midem çok kötü sen kendine söyle diyor bana, bazen anlamıyorum iyimi davranıyor,yapısı’mı çok saf çözemedim.Merdivenlere adımımı attığımda patlamış bir lamba,karanlık basamaklar karşılıyor,Soğuk,ruhsuz,rutubetli bir İstanbul akşamından merhaba diyorlar sanki bana,basamakları çıkarken yine o baş ağrılarım tuttu bırakmıyor,sürekli bir üşüme hissi var ,başımdaki malum yara yüzden erken emekliye ayırmak istemediler bir türlü beni,neyse şimdi bu konuya burda girmeyelim, nasıl olsa öğreneceksiniz.merdivenin ortasında beş altı yaşlarında gösteren bir koz çocuğuyla karşılaşıyorum,hayırlı akşamlar nasılsınız,iyiyim desem değilim ,6 yaşındaki bu kadar sevimli bir kızada kötüyüm denmez ki.Nasılsın ufaklık iyimisin yetişmem gereken son bir işim var deyip kaçmaya çalışıyorum,amirim yine suçluları mı kovalıyorsunuz diye sormasın mı ,nerden anladı polis olduğumu düşünürken evet deyip hızlı adımlarla basamakları çıkıp kapıyı tıklatıyorum.İçeriden sesler geldiğine göre bizim Ali kimseyi salmamış,Beni görünce herkes ayağa kalkıyor,amirim hoş geldin diyor kerata,galiba seviyorum bu çocuğu,

    Evet beyler bayanlar oturun,Ben komiser Emre,yardımcım Ali ile tanıştınız zaten,bana gerekli malûmatı telefonla verdi,Beni yormayın sabahtan beri itin köpeğin peşinden koşmaktan yoruldum,ölüyorum zaten açlıktan,Ali ara olum şu pizzacının telefonunu her zamankinden ortaboy bir pizza söyle,dosyaları ver bakayım deyip bir sandalyede ben çekiyorum altıma ,neyseki fazla ıslanmadan geldim.Hafif baş ağrım tutsada buna da şükür diyelim artık.Tanıkların biri kadın ikisi erkek,Ayşegül hanım 35 yaşlarında ev hanımı,günlük evlere temizliğe giden,üç dört çocuk işsiz bir adama sahip,İstanbul’un çilesini,yükünü omuzlamış, gözlerinin altı morarmış,yorulduğu her halinden belli olan bir yapıda başına gelenleri anlamamış bir an önce bitsede gitsek havasında,Samet bey iki dirhem bir çekirdek sanki dışarda hava günlük güneşlikmiş beyimde gezmeye gidiyormuş gibi giyinmiş,kendinden emin biraz gergin,tırnaklarını yemekle meşgul,sol yanağını üstünde bir morluk kanamış burnuna mendille tampon yapmış çekip duruyor ,burada yazana göre öğretmenlikten atılmış,bekar 40 yaşlarını biraz geçmiş görünüyor .Adil beyse ellilerini devirmiş biraz benim akranlarıma benzeyen saçları yer yer dökülmüş yanakları şarkmış, pantolon ceket karşımda önünü iliklemiş bir hata yapmış çocuk gibi korkarak etrafa bakıyor.Daha önceden iki kere evlenmiş boşanmış,evliliklerinden birer çoğu olmuş,çokta hayır görememiş,kendisini yaşlılar evine bıraktıklarına göre.Neyse olayı ilk gören kim?

    Amirim Ayşegül hanım odayı temizlerken görmüş;ben akşam temiliğe başlarken,sesler duydum bir adam kadına bağırıyordu.Nasıl bağırıyordu neler söylüyordu?
    amirim sen benimsin seni öldürürüm diye bağırıyordu,sonra bir çığlık duydum ve kapıyı açtığımda kanlar içinde yerde yatan bir kadın gördüm,peşinden bu adam koşuyordu(Samet beyi göstererek),Samet bey bir hışımla ayağa kalkıp kadının üzerine yürürken sol elinden bizim Ali yakalayıp oturtturur yerine,ben izin vermeden yerinizden kalkmayın sakın,Yaman çocuk bu Ali

    Samet bey arkamda yatan maktulü siz mi öldürdünüz, bu arada amirim olay yerine haber verdik gelmek üzereler,Samet bey biraz gergin dişlerinin arasından, ben onu seviyordum ama bana ihanet etti ben öldürmedim,bu kadın böyle söylemiyor,peşinden koşarken görmüş seni,adil bey siz neden müdahil oldunuz Samet beyle bir alakanızmı var? Adil bey biraz tedirgin,sıkılgan;hayır amirim ben kirayı almaya gelmiştim,bir bağırış çağırış oldu baktım temizlikçi kadın bağırıyor yetişin imdat derken Samet beyi gördüm üzerime doğru koşarken arkasından durdurun onu diyordu bende refleksle yüzüne bir yumruk atıp yere devirdim,sonra arbede çıktı aramızda derken polisi aradılar Ali bey geldi olay bu.

    Karnımda öyle bir acıktıki midemdeki gurultuları zor bastırıyorum nerde kaldı bu pizzacı,olay anlaşıldı,Bunları toplayın,delillere dokunmadan,nezarette bir kaç akşam geçirsinler,savcıyada haber verdiniz mi?, yolda amirim gelmek üzeredir.derken kapı çaldı,Ali bakmaya yeltendi zaten iki göz oda burası ben bakarım Ali zahmet etme zaten bu gün yeterince yoruldun pizzacıysa alır evde yerim artık.Adil bey huzursuz;bu yaştan sonra beni mapus damlarında bırakmayın zaten kimim kimsem yok yapamam ben deyip yakınmaya başladı derken Ayşegül hanımda evde çocuklar bekler etmeyin beyim ,şuncacık sabiler elime bakar önlerine bir tabak yemek koymaz bizim herif demesin mi,of zaten zor bir gün geçiriyorum,sessiz olun ağlayıp sızlamayı kesin hava zaten nemden bunaltmış akşam akşam birde sizin dırdırınızı çekemem deyip açtım kapıyı.

    Nihayet gelen pizzasıymış,aç karnına savcıyı olay yeri inceleme ekiplerini hiç çekemem,pizzacı kaskını zorla çıkartıp;abi 35 lira kola hediyesi bozuk varsa iyi olur dedi.Arkadan yüksek sesli bir homurtu,dönüp;sessiz olun ben sizi uyarmadım mı diye bağırıyorum,pizzacıda garip garip bana bakıyor parayı uzatırken,abi iyimisin dediğini duyuyorum kısık bir sesle başımdaki yağmurdan ıslanmış bereyi çıkartıp ,daha iyi olamazdım ne biçim bir soru böyle derken ,kafa tasımın sağ tarafındaki büyük göçüğü fark edip korkma çatışmada bir kurşun geldi beynimin sağ tarafını kaybettim zaten o taraf mantıklı düşünme ve kalıcı hafızayı barındırıyormuş bizede hayal gücü üreten sol taraf kaldı deyip gülümsedim.

    Arkamı döndüğümde yarım daire şeklinde konmuş üç tane boy aynası ve karşısındaysa bir sandalye vardı yine hayal mi görmeye başladım,zaten bu yüzden erken emekli olmadım mı? Bana galiba şizofreni teşhisi konmuştu yada onun gibi bir şey,neyse pizzacıyı göndereyimde sorguyu bitirelim artık işimiz gücümüz var........
  • Yoruldu beşinci mevsimi bekleyen düşlerim ,
    Artık bahar da bir kış da bir bu saatten sonra dilediğin gibi yaşayabilirsin ,

    Ne yarına dair hayallerim nede zerre kadar güvenim kalmadı !,

    Yıllar oldu seni bitireli aslında onurumu ayaklar altına aldığın gün bitirdim seni bende..

    Sana dair ne varsa hepsini yaşarken diri diri her saniye ölerek idam ettim senin ruhun bile duymadı.Seven bendim kanayan yaralarımı yine saran bendim. Çünkü sen sadece sevilmeyi sevmiştin !

    Seni cezbeden sadece benim sınır ötesi sevmemdi .

    Yoruldu beşinci mevsimi bekleyen bize dair düşlerim ,
    Artık bahar da bir kış da bir bu saatten sonra dilediğin gibi yaşayabilirsin ,

    İstediğinle görüş,kimlere kapı açarsan aç,kimi gönül sarayında misafir edersen et .

    Umrumda değilsin!

    Bitti sevgilim,bitti !

    Sana dair bize dair

    Umudum ,

    Güvenim ,

    Düşlerim bitti
    Sonyemin
  • 316 syf.
    ·1 günde·2/10
    Tarryn Fisher sevdiğim bir yazar. Yazara sevgimin en büyük sebebi Siyah Damar kitabı. Siyah Damar'ı o kadar sevdim, okurken o kadar kırık hissettim ki... Bu sebeple yazarın diğer kitaplarından da beklentim büyüktü. Gel gelelim bu kitap beni büyük bir hayal kırıklığına uğrattı.

    Kitap hakkında doya doya konuşmak istediğimden, yorumun spoilerli olacağını belirterek başlıyorum.

    Kitabı başlarda çok sevdim. Yıllar sonra karşılaşan sevgililer, birinin hafızasını kaybetmiş olması, kitabı okurken beni çok meraklandırdı. İkilinin geçmişini okumayı da aynı şekilde çok sevdim. İlk tanışmaları, Caleb'in bilerek basket kaçırması çok keyifle okuduğum kısımlardı. Gel gelelim ilk ayrılıklarından sonra kitap bambaşka bir hâle gelmeye başladı. Kitapla ilgili iyi ve güzel olan ne varsa hepsi bitti.

    Babası yüzünden sevme ve sevilme konusunda yaşadığı sıkıntılardan dolayı Olivia bana Siyah Damar'da ki Senna karakterini hatırlattı. Senna'yı çok sevdiğim için Olivia'yı da çok sevdim. Caleb ile sevgi konusunda ki korkusundan dolayı ayrılması gayet anlayabildiğim bir durumdu. Anlayamadığım Caleb'in, daha bir gün önce gayet samimi olduğu sevgilisi, ertesi gün ayrılmak isteyince hiç sorgulamadan kabul etmesiydi. Yahu insan bir sormaz mı? Ne oldu da ayrılmak istiyorsun, niye benden kaçıyorsun demez mi? Caleb demedi. Hatta Olivia ile ayrıldıktan sonra başka kızlarla hayatına devam etti.

    Olivia'yı her şeye rağmen çok sevmiştim. Caleb'den sevdiği hâlde ayrılıp başka insanlarla şansını denemek istemesine bile kızmadım. Fakat Caleb'in sevgilisini kürtaj olmaya götürdüğü kısım Olivia'ya dair tüm sevgimi bitirdi. Gerçekten bu noktadan sonra Olivia'yı bomboş hislerle okudum. Caleb'i seviyorum, onu geri almak zorundayım mantığıyla yaptığı bu hareket çok rezil bir hareketti.

    Sonra bu ikili barıştı, birbirlerine deli gibi âşık oldular, Caleb getirdi Olivia'yı ailesiyle tanıştırdı. Her şey gayet güzel giderken kürtaj olayı kadar rezil bir olay daha patlak verdi. Caleb, Olivia'yı aldattı. Sebep? Olivia sevmekten korkuyormuş, Caleb bu durumdan yorulmuş. Ee ayrılsaysın o zaman kızdan. Olur mu öyle şey! Olivia'ya deli divane âşıkmış. Ama aldatabiliyor. Öyle bir aşk yani. Her ne kadar Olivia'ya karşı hiçbir sevgim kalmasa da Caleb'i kendini aldatırken bastığı kısımda çok üzüldüm. Kaldı ki cidden bu kadar âşıkken Caleb'in böyle bir şey yapması gerçekten inanılmazdı.

    Bu noktadan sonra olanlar yüzünden ikili birbirinden tamamen koptu. 3 yıl görüşmediler. Ta ki Caleb, hafızasını kaybene kadar. Olivia geçmişten hiç bahsetmeden Caleb ile tekrar tanıştı. Tabi Caleb'in hayatında bir de Leah var ki işin içine o da girdi. İkili yine bulaşamadı. Birbirlerini deli gibi sevseler de sevgileri ancak rezil şeyler yapmalarına sebep verdi.

    Kitapta karakterler çok anlamsız şeyler yapsa da Caleb'in Olivia'ya bu kadar âşıkken tutup da onu aldatması hâlâ bana en anlamsız gelen olay. Cidden öyle bir aşk ki Olivia'dan ayrıldıktan sonra deli gibi acı çekiyor, hayatına Leah girmesine rağmen Olivia'nın özleminden ölüyor, sırf Olivia ile tekrar tanışmak için tüm hayatını değiştirecek bir oyun oynuyor. Niye aldattın o zaman be adam! Zaten kitap boyu Caleb dengesiz işler yaptı. Seviyor ama aldatıyor. Sevip unutamıyor ama başkasıyla evlenip çocuk yapıyor. Hastalıklı bir şekilde birbirlerine âşıklar ama kavuşamıyorlar.

    Tarryn Fisher, yine özgünlüğünü ortaya koyduğu için kitabı okurken siniri de heyecanı da sonuna kadar hissettim. Yazarın kalemininin bu kadar güçlü oluşunu çok seviyorum gel gelelim karakterler, yaşanan olaylar hiç hoşuma gitmedi. Epey farklı bir kitap olsa da benim beklentilerimi karşılamadı.