Rivayet edildiğine göre Hz. Isa (a.s) şöyle demiştir: “Kötü alimler, akan nehir yatağının önüne düşüp onu tıkayan kayaya benzerler. Kaya suyu içine çekmez ki kendisi istifade etsin, suyun önünden de çekilmez ki su boşalıp bağa bostana aksın. Dünya alimleri de böyledir. İnsanların ahiret yolu üzerine oturmuşlardır. Kendileri o yola girmedikleri gibi, insanları da bırakmazlar ki Allah’a gitsinler.”
Yine Hz. İsa demiştir ki: "Kötü alimler yemek borusu gibidirler. Onun dışı güzel içi kokuşmuştur. Ve yine bu alimler süslü ve yüksekçe inşa edilmiş kabirlere benzerler. Onların dışları mamur/güzel, içleri ise ölü kemikleriyle doludur."
Sayfa 54 - Semerkand Yayıncılık, 3. Baskı, Eylül 2004 (Çev: Yakup Çiçek ve Dilaver Selvi)·Kitabı okuyor
Cahiliye devri Araplarında farklı aşiretler ve kabilelere mensup olanlar arasında da evlilik ilişkisi kurulur ve bu ilişki aşiretler/kabileler arasında ülfet oluşturur, yardımlaşma ve dayanışmaya vesile olurdu. Evlilik neslin, dolayısıyla nüfus ve taraftar sayısının çoğalması açısından da çok önemsenen bir müessese idi. Bu yüzden, Araplar doğurgan kadınları tercih eder, kısırlık hoş karşılanmaz ve boşanma sebebi sayılırdı. Yine Araplar nazarında doğurgan çirkin kadın, kısır güzel kadından makbul addedilirdi. Evlilikte bakireler, özellikle küçük yaştaki kızlar tercih edilirdi. Bekâret son derece önemli idi. Gelinin bakire olmadığı anlaşılınca ailesi kınanıp ayıplanır, aile de bu ayıptan kurtulmak için o kızı/kadını öldürürdü. Evlilik ebeveynin, özellikle babanın muvafakatiyle gerçekleşirdi. Kızın bu konuda velisine itiraz etmesi söz konusu değildi. Buna mukabil soylu ailelere mensup kızlar ve kadınlar görüş belirtme imkânına sahipti.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Hayat değişir.
Aşkı kaybederiz.
Arkadaşlarımızı kaybederiz.
Hiç kaybetmeyeceğimizi sandığımız parçalarımızı kaybederiz.
Sonra, biz farkına bile varmadan bu parçalar geri gelir.
Yeni bir aşk başlar.
Daha iyi arkadaşlar ediniriz.
Ve aynaya daha güçlü, daha bilge bir versiyonumuz bakar.
Bir şeyler ne kadar kötüye giderse gitsin iyi günler de gelecektir.
Güzel günler yaşayacağınızı ummak ve hayatta karşımıza çıkan gülümsemeleri, neşeleri kabul etmek hayatta ihtiyacınız olan şeydir."
Doğru mu yanlış mı? Tanınmış birtakım bilim insanlarının sözlerine bakalım: Birincisi şöyle:
"Bana bir düzine sağlıklı, biçimli bebek verin ve onları yetiştirmem için sadece bana ait bir dünya sağlayın. İçlerinden herhangi birini rastgele seçip kendi seçtiğim bir uzmanlığı ona kazandırabileceğimi garanti ediyorum. Yetenekleri, eğilimleri, tutkuları, becerileri, meslekleri ve atalarının ırkı ne olursa olsun, buna doktor, avukat, sanatçı, tüccar, dilenci, hırsız olmak da dahil."
1925 civarında yazılan bu sözler, davranışçılığın kurucusu John Watson'a ait. Davranışların tamamen şekillendirilebilir olduğunu, doğru ortamda her şeye dönüştürülebileceğini savunan davranışçılık, yirminci yüzyıl ortalarında Amerikan psikoloji dünyasına hakim olmuşti. Davranışçılık ve bu akımın sınırlarına daha sonra döneceğiz. Mesele şu ki Watson, çevrenin gelişim üzerindeki etkilerine odaklanan bir kategoriye patolojik seviyede saplanıp kalmıştı. "Herhangi bir uzmanlığı ona kazandırabileceğimi . . . garanti ediyorum." Ne yazık ki hepimiz aynı potansiyelle doğmadık ve bu aldığımız eğitimden tamamen ayrı bir durum.
Bir sonraki:
"Normal psişik yaşam beyin sinapslarının iyi işlemesine dayalıdır ve zihinsel bozukluklar sinaptik dengesizliklerden kaynaklanır . .. İlişkili fikirleri değiştirmek ve düşünceyi farklı kanallara göndermek için bu sinaptik düzenlemeleri değiştirmek ve uyarıcılar tarafından sürekli geçiş için seçilen yolları dönüştürmek gerekir."
Sinaptik düzenlemeleri değiştirmek. Kulağa ne güzel geliyor. Tabii ki. Bunlar, 1949'da frontal lökotomiyi geliştirdiği için Nobel Ödülü alan Portekizli nörolog Egas Moniz'in sözleri. Bu da, sinir sisteminin ham bir versiyonuna patolojik seviyede odaklanmak zorunda kalan bir birey. O mikroskobik sinapsları bir buz kıracağıyla düzeltin yeter
Çok güzel bir sokaktı bu. Evsiz kedilerin sokağı, diye düşünürdü sık sık. Bu sokağa ne zaman yolu düşse, birkaç sıska, serseri, hırsız görünümlü, ama şaşılacak ölçüde gururlu kedinin ortalıkta dolandığını görürdü. Sevimli yaratıklar, ne derseniz deyin.