Senin kitaplarımı şu ünlü karşılama biçiminden kibrim nasibini alıyordu gerçi: "Komodinin üstüne bırak!", ama bunlar olurken özünde kendimi iyi hissederdim, sırf isyan eden hainliğimden, sırf ilişkimizle ilgili algımın yeni bir kanıtına duyduğum sevinçten değil, o sözler kulağıma kendiliğinden, "Artık özgürsün!" gibi geldiği için böyleydi. Bu yanlış bir algıydı kuşkusuz, özgür değildim ya da en iyi koşullarda henüz özgür değildim.
Sanki kader ressamı her zaman birbirine musallat olagelen ve birinin ötekinin pençesinden hiçbir zaman kurtulamadığı vefa, ihanet ve intikam karakterlerini dikkat çekici bir tablo üzerinde bir araya getirmişti. Vefayı, her türlü hüznü, her türlü talihsizliğiyle Dilaşub'da, ihaneti her türlü iğrençliği, her türlü ağır sonucuyla Mehpeyker'de, intikamı her türlü şiddeti, her türlü dehşetiyle Ali Bey'de cisimleştirmişti.