“Tükenmişlik • Yabancılaşma • Tatminsizlik”
Pazartesi Sendromunu hepimiz elbette çok iyi biliyoruz, Beatriz Serrano tam olarak bu alışılagelmiş sitemimizin “çalışma hayatı sendromu” haline getirerek aslında hepimizin yaşadığı ortak duyguları eğlenceli ve akıcı bir dille ele almış. Ana karakterimiz Marisa aslında sen, ben ve o. Ama kabul, biraz daha depresif bir halimiz. Kurumsal hayatın yarattığı modern yalnızlığın konu olduğu bir hayat. Ve bu hayatın bizi ittiği basit ama gündelik alışkanlıklardaki olumsuz etkilerinin ruh halimize etkileri.
Mizah anlayışım Marisayla çok benzediği için ben okurken çok keyif aldım. Ve bunu anlatmak için de şu alıntıyı bırakıyorum buraya
“Bilirsiniz, günde iki litre su meselesi. İki litre bira deselerdi o kadar zorumuza girmezdi, değil mi?”
aslında yaprak sıkılmıştı ağaçtan.....bahaneydi sonbahar.
"iyi insanlar iyi atlara binip gitti."
her gecenin sonunda sabah
her umudun başında allah var..
ölüm güzel şey: budur perde ardından haber...
hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?...
söylenmedik cümlenin hasreti dudağımda...
ne kervan kaldı, ne at, hepsi silinip gitti, "iyi insanlar iyi atlara binip gitti."
insanoğlu kendi varından yoksun
her ağızda fanilik dırıltısı;
sonunda tek bir şarkı tabutun gıcırtısı.
ne hasta bekler sabahı, ne taze ölüyü mezar. ne de şeytan, bir günahı, seni beklediğim kadar. geçti istemem gelmeni, yokluğunda buldum seni; bırak vehmimde gölgeni gelme, artık neye yarar?
affet...! göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten, affet senden habersiz aldığım her nefesten...
lafımın dostusunuz, çilemin yabancısı, yok mudur, sizin köyde, çeken fikir sancısı?
hasretim, her tümseğin, her çatının ardında;kelimenin üstünde, cümlelerin altında...
gönlüm uçmak dilerken semavi ülkelere, ayağım takılıyor yerdeki gölgelere..
rahmetyaradan, rahmetini kahrından üstün saydı;ne olurdu halimiz, gözyaşı olmasaydı?
ÇileNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 202325,2bin okunma
Peltek vaiz, hani senin cem’atinBak öteki bülbül gibi şakıyorHele hutbede duruyor saatinİteklesen bir saniye gitmiyor.
Bir ithaf karşılıyor daha kapağı açar açmaz, “Kıymetli ağabeyim Tuncay Kara için…” Okuyup geçemedim, tararken İbrahim Tenekeci’nin bir konuşmasında denk geldim: “Geçen akşam Tuncay Kara ağabeyimle dertleştik biraz. Birkaç yıldır yaşanan olaylar ve gelişmeler üzerine. Şunu sordu bana: Ne zaman bitecek bu? Cevabını burada vereyim: Ağaç yıkılınca, kuruyunca, kesilince. İyiler pes edince…”
“Şimdi ben öksüz bir kitabeyim bir mezarın başında,” dizesiyle başlıyor eser. Bana çarpıp geçiyor günün kambur kuşları… youtube.com/watch?v=XCRa3yt... Çok az şiir var içinde, az konuşup öz konuşan, fısıldarken sesi dağları aşan bir şair o. Hani derler ya, sesini değil, sözünü yükselten… Azar azar okuyayım dedim, bir de baktım bitmiş. Uzun uzun düşündüm metaforları üzerine, her denememde farklı yerlere gittim. “Çünkü yağmur korkutur bir dağı ancak, yaşamak mı, ne yazık ki ben bilemedim.”
Baba yarısıdır ölüm, götürür bizi parka…
Ölüme ilaç ölümdür, diyordu Necip Fazıl KısakürekBir Adam Yaratmak’ında ve ekliyordu, “Kefenimizden evvel çürüyoruz.” Ölüm değil de ötesinde dem vuruyordu Hasan Hüseyin Korkmazgil, “Ölmek bir şey değil doktor, ondan sonrasını düşlemek beter.” Her insan bir parça ölüm taşır, Tarık Tufan’a göre. Hepimiz geleceğin müstakbel ölüleriyiz neticede. “İnsanı çürüten ölüm değil hayattır.” Ölüm bir uyanma der, Lev Tolstoy, Can Yücel’e göre bir eşek şakası, Ahmet Hamdi Tanpınar'a göre üzüntünün şifası. Çok başka bakıyor Elias Canetti, “Ölüm, sahip olduklarımızın en iyisidir.”
Ölümle başlayıp ölümle bitiyor kitap. Arada yaşıyor muyuz derseniz, yürüyen bir mezarlık olarak. “Ömür geçip gidiyor bari uğrasa bize, uğrasa da kurtulsak yürüyen mezarlıktan.” Hayat iki ölüm arasında
Dualar vardır, kayıp düşmemizi engelleyen... Dualar vardır, düşmüşsek hızla kalkmamızı sağlayan... Dualar vardır, musibetlerden muhafaza eden... Dualar vardır, acıların tetiklediği ümitsizlik, hüzün ve korku gibi olumsuz duyguları bertaraf eden... Dua, saadetlerin çoğalma sebebi, felaketlerin dalgakıranı... Sonsuz rahmet hazinelerinin anahtarı, tükenmez manevi kuvvetlerin çekim noktası...”
Herkese selamlar sevgili kitap dostlarım.
Bugün maneviyat dolu, okurken bazen gözlerimin dolduğu, bazen şükür duygusuyla dolduğum, bazen şaşırdığım, bazen Allah’a karşı utandığım bir kitabı inceleyeceğim: Duayı Yeniden KeşfetmekMecit Ömür Öztürk ’ün daha önce Dervişin Teselli Koleksiyonu kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. Bu kitqp da Teselli serisinin son kitabı… Ve bence en büyük tesellimizi anlatıyor: Dua’yı…
Kitap Abdullah Yuyucu ’nun bir önsözüyle başlıyor ve duayı bir fıtrat, bir teselli, bir ibadet, bir imtihan vs. gibi ele alan 15 bölümle ilerliyor. En sonunda “Dua Notlarım” adlı bölümle kapanıyor. Eser boyunca yazar diğer kitaplarında da olduğu gibi birçok önemli insandan alıntı yaparak desteklemiş söylediklerini, bu da anlatımı güçlendirmiş bence. Baştan sona kadar bir çırpıda okunabilecek yalınlıkta yazılmış bir kitap olsa da ben sindire sindire okumayı tercih ettim. Çünkü anlattıklarının birçoğunu biliyorum gibi gelse de, bilmenin ve içselleştirip uygulamanın bambaşka şeyler olduğunu fark ettirdi bana.
Dünyanın acımasızlığı, kalbimizi kıran kötü kalpli insanlar, uğradığımız haksızlıklar, içinden çıkamayacağımızı düşündüğümüz, uykumuzu zehir eden musibetler, hastalıklar, aşk acısı, depresyon… Ruhumuzu kemiren bunun gibi dertlerle nasıl başa çıkıyoruz? Gereken neyse fiili olarak yapsak da yine de rahatlayamıyoruz di mi çoğu zaman… Gücü sonsuz olan, kalplerimizin en derinine kadar her şeyi görüp bilen ve adaleti
Efendimiz'i Sahâbe Gibi Sevmek dört bölümden oluşur;
1.Bölüm EFENDİMİZ'(S.A.V) Neden ve Nasıl Sevmeliyiz?
2.Bölüm EFENDİMİZ'İ (S.A.V) Sahabe Gibi Sevmek
3.Bölüm EFENDİMİZ (S.A.V) Sahabe'yi Nasıl Sevdi?
4.Bölüm EFENDİMİZ (S.A.V) Ümmetini Nasıl Sevdi?
Efendimiz'i Sahâbe Gibi Sevmek, Hz. Peygamber’i sadece akademik veya tarihi bir figür olarak tanımaktan ziyade, O’nu kalbi bir bağlılıkla sevmenin yollarını anlatır.
Kitap, "Sahabe gibi sevmek" kavramını işler.
Hz. Peygamber'in arkadaşları olan sahabenin, O’na olan bağlılıklarını, fedakarlıklarını ve hayatlarını O’nun rızasına göre nasıl şekillendirdiklerini örneklerle sunar.
Gerçek sevginin sadece sözde kalmaması gerektiği, sevginin en büyük ispatının O'nun sünnetine uymak ve ahlakıyla ahlaklanmak olduğu vurgulanır.
Yazar, okuyucuya Hz. Peygamber ile günümüz dünyası arasında manevi bir köprü kurmayı hedefler.
Sahabenin, "Anam babam sana feda olsun ya Resulullah" sözünün altındaki derin manayı ve bu uğurda sergiledikleri duruşu anlatır...
Sen olarak Muhammed Emin Yıldırım hocamızdan Güzel bir dua eklemek istedim;
Ya Rabbi! Bizleri sev!
Bizleri sevenlerden eyle!
Bizleri sevdir! Bizleri sevindir!
Ya Rabbi!
Ne Ebû Bekir gibi sadakatli bir duruşumuz
Ne Ömer gibi celaletli bir halimiz
Ne Osman gibi Yusuf misali bir iffetimiz
Ne Ali gibi ilim ve cesaretimiz
Ne Hatice gibi vefa ve fedakarlığımı
Ne Sümeyra gibi aşk ve sevdamız
Ne Nesibe gibi mücadele ve gayretimiz var.
Ya Rabbi!
Umduklarımıza nail et, korktuklarımızdan emin kıl
Ya Rabbi!
Mahcup etme, ettirme, sevgi iddiaları yüzlerine çarpılanlardan eyleme...
Öncelikle, kitabın dili sade ve anlaşılırdı. Okunuşu ve olay akışı akıcıydı. Bir çırpıda bitirebileceğiniz bir kitap.
Düşüncelerime gelirsek..
Yani, yer yer gülümsetti ama genelde çok aşırı içime işleyen bir kitap oldu diyemem. Kitabın arkasını okuduğumda açıkçası çok daha farklı şeyler okumayı beklemiştim, beklentilerimin altında kaldı diyebilirim.
Ama kitabı okuduğum süre boyunca "çevremizdeki insanlarla acaba ne kadar derin bağ kurmuşuz?" diye düşünüp durdum. Özellikle anne ve babalarımız bağlarımızın acaba sahiden de çok derin olup olmadığını sorguladım. Evet, onları çok seviyoruz. Arkadaşlarımızı çok seviyoruz. Eşimizi ya da sevgilimizi çok seviyoruz. Ancak asıl sorun bu sevgimizi gösterebiliyor muyuz? Onların ta içini biliyor muyuz?
Şunun farkına vardım, gerçekten sevdiğimiz insanlara karşı hep bi çekingenlik halimiz var. Bilemiyorum bu belki de geçmişten gelen davranışlar ve kalıplardandır. Ancak bunları aşmak gerekiyor. Hayat kargaşasında yaşadığımız her anın ve o anda yanımızda bulunanların saf değerini fark etmek lazım. Özünü görmek, kalplerine dokunmak gerek.
Kitabı okurken baştan sona hislerim bu yöndeydi hep. Bu açıdan iyi geldiğini söyleyebilirim.