Handan... Yine Handan... Yine Handan...
6/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 00:18
Bu bir buhran, bu bir ihanet bu bir cinayet... Güzel olan her şeyin ölümünü izliyorsunuz bu kitapta; Eş sevgisi, evlat sevgisi, okuma sevgisi, sanat sevgisi, güven, sadakat... Neriman'ın abartılı bir şov halini alan Handan sevgisi , Refik Cemalin basiretsizliği ve Handan' ın çalkantılı ruhu. Kim iyi kim kötü kim haklı kim haksız karışmış bir halde kitap bitti. Geriye nedenini bilmediğim bir öfke bıraktı. Neriman , hastalık halini almış Handan sevgisini ilk günden itibaren eşine bulaştırmıştır. O kadar Handan' ı övmüştür ki o kadar onu anlatmıştır ki Handan eşi ile arasında yaşıyor gibidir adeta. Handan dan bir duvar örmüştür aralarına. Neriman rahatsız edici bir saflıkla Handan ile Refik Cemal'i birbirine itmiş gibidir. Sürekli onları yalnız bırakır, gezmelere gönderir gece erken yatıp saatlerce sohbetlerine izin verir. E ne olacaktı sonunda Neriman ? Sonu baştan yazıldı bu işin. Refik Cemal ise karısını sevmiştir sevmesine ama kibar sözlerle onu yavan bulduğunu da inkar etmez. Güzeldir, safdır, temizdir falan filan ama fikirleri sığdır entelektüel anlamda ona yetmez. Onu sever güya ama karısını aldatmaktan da çekinmez. Kendi elleri ile adım adım ördüğü bu hapishane için kim ona acıyabilir ki. Güya kalbini Neriman ile aklını da Handan dolduruyormuş. Oldu paşam, başka? Handan... Yaşını sonradan öğrenince biraz ona acımadım desem yalan olacak. 17 yaşında evlenmiş. Sevdiği adamı reddederek ölümüne neden olmuş ve son zamanlarda tanıdığım en pislik en zampara adamlardan biri olduğu adının geçtiği ilk anda belli olan Hüsnü Paşa ile evlenmiş. Hüsnü Paşa onu aldatmalara doymamış, bunu açıkça anlatmaktan çekinmemiş. Hatta kadın sohbetlerini Handan ile bile yapmış. Handan bu kadar akıllı bu kadar kendini geliştirmiş bir kadın olmasına rağmen kocasına hep göz yummuş.
1000Kitap
HandanHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 20197bin okunma
Yirmidört Ayar Saf Pislik: Çürümüş Bir Hayatın Raporu
Puan vermedi·176 syf.··
2026 75. kitabı
Eğer elindeki kitaptan kibar aforizmalar, ruhunu okşayacak edebi numaralar ya da hayatını düzene sokacak o sahte felsefe kırıntılarını bekliyorsan, o lanet kapağı hemen kapat ve o steril odanın güvenli köşesine çekil. Çünkü Charles Bukowski, Pis Moruğun Notları ile edebiyat yapmıyor; o ucuz bir motel odasında, leş gibi ucuz şarap, kusmuk ve tütün kokan parmaklarıyla hayatın o en dibindeki, o lağım kokan gerçeğini suratımıza kusuyor. Bu kitabı okurken odanın havası ağırlaşıyor, sanki masamda yarım kalmış sıcak bir bira ve ağzına kadar izmaritle dolu küllük duruyor. Bu adam ne bir bilge ne de bir kahraman; o, sistemin parlak ışıklarının arkasında, o pırıl pırıl caddelerin hemen altındaki lağımda yaşayan huysuz, kart ve arsız bir moruk. Bukowski’nin o köşe yazılarından derlenen bu notları okurken, modern hayatın bize dayattığı o kariyer, evlilik, düzenli iş ve taksitle satın alınmış konforlu hapishane hayallerinin nasıl tel tel döküldüğünü görüyorsun. Moruk bize hipodromları, kaybeden ayyaşları, fahişeleri, sabahın köründe girilen o lanet fabrikaları ve ertesi günün akşamdan kalma baş ağrılarını anlatıyor. Bunu yaparken ne bir acındırma derdi var ne de bir romantizm. Hayatın ne kadar acımasız, ne kadar çiğ ve ne kadar anlamsız olduğunu, tıpkı kırık bir şişe darboğazını gırtlağına dayar gibi dürüstçe fırlatıyor yüzüne. Onun dünyasında iki kere iki hiçbir zaman dört etmiyor; o hesaplar ancak bir sonraki biranın parasını denkleştirene kadar geçerli. Kitaptaki o marazi deha, aslında hepimizin içten içe hissettiği ama o sahte kibarlık maskelerimizin arkasına sakladığımız o hayvani, o çiğ ve filtresiz dürüstlükte saklı. Herkesin bir yerlere yaranmaya çalıştığı, bir unvanın arkasına sığındığı bu dünyada, Bukowski çıkıp "Ben bir hiçim ve bundan çok memnunum" diyor. O pis motel
Pis Moruğun NotlarıCharles Bukowski · Parantez Yayınları · 20182,446 okunma
O SON NEYDİ ÖYLE!?
8/10
·456 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 21:09
Eveet, çok uzun zamandır bir inceleme yazmamıştım okul, etkinlikler derken. Şimdi buradayım. İnceleme SPOİLERlı olacak haberiniz olsun. Çok uzun tutmamaya çalışacağım. Açıkçası kitaba ilk başladığımda dünyası beni içine almıştı olaylardan önce. Zalindov adında ölümcül bir hapishane, bu hapishanede çalışan bir şifacı, taht ve taç kavgaları, kimsenin birbirine güvenemediği bir hayatta kalma mücadelesi ve on yıldır hayatta kalmayı başarmış bir genç kız... Ben kitabı okurken sıkılmadım diyebilirim. Bence sizi belirli bir tempoda tutuyor kitap. Sürekli bir merak unsuru mevcut. Ana karakterimiz Kiva tutarlı bir karakterdi ve diğer karakter ile olan ilişkisi gayet dinamikti. Uğruna savaştığı şey ve karakter gelişiminin fiderek büyüdüğünü gördüm. Jaren, uzun süredir okuduğum en iyi erkek karakterlerden biriydi benim için, kim ne derse desin. İkili arasındaki dinamik büyüledi beni. Ama favori karakterim NAARİ. Ölürüm bu kadına. Açıkçası tüm hikaye boyunca en çok güvendiğim, kendimi yakın hissettiğim karakterdi diyebilirim. Tipp benim küçük yavrum. Ölecek diye aklım çıktı valla. Şimdi kitaba dair özellikle bahsetmek istediğim kısma geliyorum. Kitapta beni biraz sıkan tek şey olacakların bir kısmını önden tahmin edebilmem oldu sanırım. Belki buraya kaydettiğim/kaydetmediğim bir sürü fantastik ve distopik kitap okumaktan kaynaklanan önsezimdendir. Evet kivanın şifaya dair büyüsü olduğunu tahmin ettim. Jaren'ın elemental güçlere sahip olduğunu, muhtemel bir kraliyet üyesi olduğunu ve mide hastalığının aslında bir zehir olduğunu anlamıştım. Fakat bunların dışında Kiva'nın asi prenses olduğu aklımın ucundan bile geçmemişti. Annesinin Tilda olduğu ve bütün kitap boyunca bunu anlamamış oluşuma da şaşırdım açıkçası. Bazı okuduğum incelemelerden ötürü kitaba başlarken biraz düşük
Hapishane ŞifacısıLynette Noni · Artemis Milenyum · 2023910 okunma
Puan vermedi·336 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
"Herkesin adını duyduğu ama kimsenin kolay kolay gitmeye cesaret edemediği İstanbul'un o semtinde gece yarısı silah sesleri duyuldu." Ölenler konuşmaya, olayı anlatmaya başladı... Hani deriz ya, "Anlatsam roman olur." Aslında her hayat, başlı başına bir roman; her insanın ardında anlatılmayı bekleyen bir hikâyesi var. Anlamadıklarımızı ise, ardımızdan biri kaleme alsa nasıl bir metin olurdu? Salya sümük ağlatır mıydı, yoksa gülmekten okuyucuyu bayıltır mıydı? Bir yanım bunu düşünürken, kitaptan aldığım eşsiz keyifle her bir karakteri tek tek zihnimde tekrar canlandırıyorum. Hâkim, Hannas, Muhsin, Fikri Hoca, Tuncay, Makul, Münşi ve Kangallı Lessie... "Ve ben öldüm... " ile biten hikayelerinizde bende ölümsüz oldunuz 2011 Vedat Türkali ilk roman ödülü sahibi Ölüler Kıraathanesi, insanların yarım kalmış hikâyelerini ve geride bıraktıkları izleri etkileyici bir dille anlatıyor. Farklı hayatlara, acılara ve farklı umutlara tanıklık ederken aslında her karakterin yaşamın tam kalbinden doğmuş olduğunu fark ediyoruz. İnsan olmanın kırılgan yanlarını özgün bir kurguyla okuyoruz. Beni bir duygudan diğerine savuran, zaman zaman hüzünlendiren, uzun uzun düşündüren çok etkileyici bir okuma deneyimi oldu. Fatih Gezer'den okuduğum ikinci kitaptı ve yine beni yanıltmadı. Kitabı bitirdiğimde sadece bir romanı tamamlamış olmadım. Zamanın ve yaşamın değerini yeniden düşünmeye başladım. Bu yönüyle, benim için yalnızca keyifli bir okuma değil, aynı zamanda güçlü bir düşünme ve hissetme yolculuğuydu.
Ölüler KıraathanesiFatih Gezer · Everest Yayınları · 2026690 okunma
7/10
·50 syf.··
2026 7. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 02:49
Lyon’da Düğün Fransız Devrimi sırasında yaşanan kargaşa ve zulüm günlerinde ölüme yaklaşan insanlara umut veren bir aşkın hikâyesidir. 1793’te kentte kurşuna dizilmeyi bekleyen karşı devrimcilerin toplandığı hapishane tuhaf bir nikâha sahne olur. İki Yalnız İnsan, acı çeken iki çaresiz insanı buluşturur. Birinin yüreğinden kopan çığlık diğerininkinde karşılık bulurken, farkında olmadan birbirlerinin yıllar süren yalnızlığına son verirler. Wondrak ise yazarın savaş karşıtı yapıtlarından biridir. Bohemya’nın küçük bir kentinde çirkinliğiyle sürekli alaya maruz kalan bir kadın tecavüze uğradıktan sonra doğurduğu çocuk sayesinde yaşama tutunmuştur, ama patlak veren Birinci Dünya Savaşı yüzünden oğlunu askere alarak ondan koparmaları söz konusudur. Zweig bu öykülerde toplum dışına itilmiş karakterleri üzerinden insanlık durumunu analiz eder. Karakterlerinin başlarından geçenler “yazgı” değil, insanlığın iflasının sonucudur.
Lyon'da DüğünStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202139,1bin okunma
Iskalanmayacak Mükemmel Biyografi
10/10
·848 syf.·
2026 35. kitabı
Eğer Ludwig Wittgenstein ile ilgileniyorsanız bu kitabı ıskalamamalısınız. Ray Monk öyle detaylı, anlaşılabilir, akıcı bir çalışma yapmış ki…bir çok “sürükleyici” dediğimiz roman bu biyografinin yanında sönük kalır. Kitap bittiğinde ise -bitirmek…kolay değil gibi gözükebilir, sizi yanıltmasın- adanmak, ideal sahibi olmak, kendini bilmek ve bulmak, aşk, akademinin karanlık tarafları, dostluk, savaş ve şu an hatırıma gelmeyen daha fazla kavramın içinde, onları adeta yaşarmışçasına deneyimleyebileceğinizi bir düşünün…bu herhangi bir biyografi değil. Kaldı ki; Ludwig Wittgenstein son derece sıra dışı; matematikçi, mühendis, teorisyen, aşık, tasarımcı, öğretmen, hademe, asker, çiftçi ve bildiğimiz felsefe profesörü. Bu rollerin hepsine, hayatının farklı dönemlerinde gerçekleştirdiği giriş çıkışları öğrenmek sizi hem şaşırtacak hem de kendi hayatımızı sorgulamanıza neden olacak. Kaldi ki, ne haliniz varsa görün…aksi olmayacak diye biten incelemelerim…haliniz ne ise size bağlı…şeklinde bitmeli diye düşünüyorum artık… Wittgenstein bundan sonra!
Felsefe
WittgensteinRay Monk · Kabalcı Yayınevi · 200534 okunma