• 464 syf.
    ·9 günde·Beğendi·10/10
    Totalitarizmi iliklerinize kadar hissedeceksiniz!

    Bu bir UYARI ve UYANDIRMA servisidir! Algılarınızı açınız!

    Bir seçeneğiniz var ve bu seçenek size altın tepsi de sunulmuyor. Ya Büyük Birader’i sever, sistemin “medarı iftiharı” olursunuz ya da kül olur, sessizce BUHARLAŞIRSINIZ!

    Mikrodalgadan çıkmış bir beyin ne kadar işe yaramazsa, sistemin tekelinde ki bir beyin de o kadar işe yaramaz!

    Suratınızın tam ortasına postallarıyla basıp geçiyorlar, ne düşündüğünüz ya da hissettiğiniz umurlarında dahi değil! İnsanlığın cesaretini “Parti” üzerinden tuzla buz ederken, başrolde Büyük Birader, Düşüncesuçu, Barış Bakanlığı, Gerçek Bakanlığı, Sevgi Bakanlığı ve Varlık Bakanlığı bulunuyor!

    Yazıldığı yılı bir kenara bırakırsak, bugünü ve yarını en net biçimde görebileceğiniz, hayal dahi etmeden etrafa bakarak gözünüzle görebileceğiniz, tam olarak içinde yaşadığınız ülkenin sınırları içinde nelerin dikta edildiği ve neleri kabul ettiğinizi daha iyi sentezleyebileceğiniz bir sistem eleştirisidir 1984. Bindokuzyüzseksendört’ün hangi sistem ya da dönem üzerine yazılmış olduğunu unutun ve kendinizi onun kollarına bırakın, çünkü; geçerliliğini günümüzde korumakla kalmıyor hedefi de tam on ikiden vuruyor!

    Geçmişinizin yok edildiği, belleğinizin silindiği, “Yenisöylem” ile dilinizin çarpıtıldığı, düşüncenizin olmadığı, direnmenin ve başkaldırın kelime olarak dünyadan kaldırıldığı, eylemsel olarak ise akla hayale bile getirilemediği bir dünyanın içinde sindirilmenin dehşeti içinde yok olacaksınız.

    Kitabı okurken, ilk aklıma gelenler Yevgeni İvanoviç Zamyatin ‘in Biz ‘i, Ray Bradbury ‘nin Fahrenheit 451 ‘i ve son olarak Netflix’te izlediğim Polonya yapımı 1983 dizisi. (https://www.turkcealtyazi.org/mov/7371666/1983.html) Daha okumadığım, 1984 incelemesi sonrasında başlayacağım Cesur Yeni Dünya ise biraz daha yumuşatılmış hali olarak karşımıza çıkıyor. Döneme damga vurmuş iki özel kitap.

    Kitabı okuduktan sonra ya da önce fark etmez bir şekilde 1983 dizisini izlemenizi ve sistemin nasıl kafalarda oluşturulduğunu, nasıl zihinlere girdiğini, insanların nasıl geçmişten koparıldığını ve yeni dünya düzeni adı altında nasıl kandırıldığına şahit olacaksınız. Başkaldırının bastırıldığı, düşüncenin suç haline geldiği yani gerçekleşme ihtimali olmayan şeyler üzerinden bile suçlandığınız, işkence edildiğiniz, hain ilan edildiğiniz sistemin damarlarında gezeceksiniz.

    ***

    “İnsan varmış ya da yokmuş sistem varmış ya da yokmuş hepsinin canı cehenneme. Bir gün var bir gün yokuz, ölümün yerine yeni doğum, yeni sistemler var olduktan sonra, işleyiş değişmedikten, dünya pisliğe battıktan sonra neyin ne önemi var. Çoğunluğun itaat ettiği, azınlığın baskı gördüğü, güçlünün güçsüzü yok ettiği bu düzende var olmak da dedir? Yok olmak en müspet gerçektir!”

    “Yıkık Ülke” adı ile 10 bölümlük sitem eleştirisi temalı yazı dizisi yazmaya başladım. İlk bölümünü paylaştım. Bu linkten erişebilirsiniz -->>> #38482321

    ***

    2+2=5 eder mi? Eder! Yeri gelir üç eder, yeri gelir altı eder, yeri gelir sıfır eder. Senin kafandaki gerçeklik ilkesi bunu reddedebilir ama 2+2=4’tür sonucu ne kadar gerçekse 2+2=5’te o kadar gerçektir. Sistemin içinde ki güç o kadar büyük ve yücedir ki, senin ne düşündüğün ve senin gerçeklerin onların yalanlarının gerçekleri içinde ezilip tuzla buz edilir! Seni doğduğuna pişman ederler, ciğerini söker, hayatını kaydırırlar, yalnız bundan kurtuluşun ölüm değildir, hayır hayır… Bundan tek bir kurtuluşun var, o da sistemi gerçekten kabul etmendir. Onu sevmendir!

    Seni öldürüp kahraman yapmak istemezler. Sindirip, kendi sistemlerine uyup, sistemin içinde kaybolmanı sağlarlar. Seni bir hiç yapmak varken neden devrim şehidi yapsınlar. Devrimin olduğu yerde her zaman karşıdevrim vardır. Fakat; Büyük Birader’in ülkesinde bu hataya yer yoktur. Seni şehit yapmazlar, senin içini öyle bir doldururlar ki, yıllar sonra bile hatırlanmazsın. Bir bakmışsın sistem içinde ki yalanın bir gerçeği olmuşsun.

    "Yönetmek ve yönetimi sürekli kılmak istiyorsan, gerçeklik duygusunu yolundan çıkaracaksın." #38333163

    "Parti, gözlerinizle gördüğünüze, kulaklarınızla duyduğunuza inanmamanızı söylüyordu." #38129834

    Gerçek dediğin nedir? Neyin gerçek neyin yalan olduğunu sen belirleyecek değilsin. Parti ne derse gerçek odur. Parti senin için ne düşünüyorsa, senin iyiliğin içindir.

    Düşünmeyeceksin,
    İtaat edeceksin,
    Parti’ye karşı olanları ihbar edeceksin,
    Dinlenmeyecek, Parti için çalışacaksın,
    İlişkiye girmeyeceksin,
    Duygusallıktan yoksun olacaksın,
    Kimse ile yakınlaşmayacaksın,
    Arkadaş edinmeyeceksin!
    Parti’nin düşmanı Ploterler ile konuşmayacaksın,
    Propagandalara eşlik edecek, en önde koşacaksın,

    Eğer bunları yapmazsan…

    BUHARLAŞIRSIN!

    Kim ki, PARTİ’nin karşısında direniş düşüncesi ile doludur, o kişi veya kişiler DÜŞÜNCE POLİSİ tarafından yakalanır ve işkencelere maruz kalır, sindirilir, belki tekrardan salınır ama kesin bir şey var ki, BUHARLAŞIR!

    Unutma; BÜYÜK BİRADER seni izliyor, dinliyor. Yazdığından, içtiğinden, düşündüğünden, nereye gittiğinden, yürüdüğünden, koştuğundan, oturduğundan haberi var. Tele-ekranlar sayesinde seni görüyor, gizli mikrofonlar sayesinde seni izliyorlar. En güvendiklerin seni ihbar ediyor. Bu gücün karşısında yapacağın tek şey uyumlu olmak. Seni yakalamak istedikleri zaman yakalarlar, ne zaman nerede ve nasıl dinlendiğini bilemezsin, en güvenli yer en güvensiz yer olur. En güvendiğin insan, seni kalleşçe arkandan vuran olur. Kendinden başkasına güvenemezsin.

    Parti’nin sloganlarını ezberlemek senin görevindir! Bu sloganlar her yerdedir! Aklından çıkarma!

    "SAVAŞ BARIŞTIR

    ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR

    CEHALET GÜÇTÜR"
    #38037814

    "Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar."

    Barış Bakanlığı savaşın,
    Gerçek Bakanlığı yalanların,
    Sevgi Bakanlığı işkencenin,
    Varlık Bakanlığı yokluğun bakanlığıdır.

    Her şey “çiftdüşün” sistemi ile kontrol altına alınmıştır. Bir yalanı söylerken o yalanın gerçekliğine de inanmalısın. Yalanın yalan olmadığını bilmek aynı zamanda yalan olduğunu bilmek zorundasın. Gerçek ile yalan arasındaki ince çizgide hangisinin ne olduğunu bilmelisin. Karşındakine söylediğin şeyin yalan olduğunu bilirken, inanmışçasına gerçek olduğunu söylemeli ve onu da buna inandırmalısın. İkisinin ayırdına varmak yeteneklerin arasında olmalıdır.

    "Zekilik kadar aptallık da gerekliydi, ama aptalca davranmak da zekice davranmak kadar zordu."

    Okyanusya da yaşamak bunu gerektiriyordu. Rol yapmalı ve buna herkesi inandırmalıydın. Geçmiş tarihin kötü, şimdiki yaşadığın yılların daha iyi olduğunu bilmeliydin. Bütün her şey Okyanusya tarafından bulunmuş idi. Matbaa bile! İnsanların zihnini temizledikten, bütün delilleri ortadan kaldırdıktan sonra bu o kadar kolaydı ki. Karşı tez sunacak bir kanıt ortada yok, Parti ne diyorsa gerçekte o oluyordu.

    İnsanlara hükmetmek için Acı Çektirmen gerekmektedir. İnsan ruhu uyum sürecini hızlıca atlatabildiği gibi hiçbir kışkırtmaya müdahil kalmasa bile, köşeye sıkıştığında ayağa kalkıp, söz de ona verilmiş hakkını arar. Biraz büyük düşünmekte yarar var ki, Büyük Birader bunları herkesten önce düşünmüştü zaten. O yüzden insanların sindirilmeye ve acı çekerek baskı altında yaşamaya sesleri çıkmayacak, haykırırcasına destek verecek ve alanları dolduracak, savaş esnasında kazanılan zaferlerde kendilerinden geçercesine kutlamalar yapacaklardı.

    ***

    1984’ü okurken aklınızdan birçok şey geçiyor. Bunların neler olduğunu aşağı yukarı tahmin edebilirim. Çünkü en iyi kitap, bize düşündüklerimizi okutan kitaptır.

    "Parti ne denli güçlenirse, o ölçüde hoşgörüsüzleşecek: Muhalefet ne denli zayıflarsa, zorbalık o ölçüde artacak."

    Ne kadar katlanırsak, o kadar yeniliriz,
    Ne kadar sessiz olursak, o kadar sindiriliriz,
    Ne kadar görmezden gelirsek, o kadar yok oluruz,
    Ne kadar başkaldırmazsak, o kadar köle oluruz!

    "Bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar, ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler."

    Bugünü kurtarmak için, feda etmen gereken şeyler var. Sen sustukça, ses çıkarmadıkça, sana dokunmayan yılana sürekli yol verdikçe kaybeden tarafta olacaksın. Bugünü gözlemleyip, kısa bir analiz yapmayı denediğinde, çarpık ve yetersiz bir şeylerin olduğunu net olarak görebilirsin. Bilgi ve birikimin yetmediği, beceriksiz idarecilerin seni kendi yalanları ile yönetmeye çalıştığını anlayabilirsin. Siyasetin yalanlarına karnını tok tutmazsan, basit usulde kandırılıp, seneler sonra pişman olacağın konuma gelirsin.

    "....bir süre çalışacak, yakalanacak, itiraf edecek, sonra da öleceksiniz. Görüp göreceğiniz tek sonuç bunlar olacak. Bizim yaşadığımız dönemde gözle görülür bir değişiklik olma olasılığı sıfır. Biz ölüyüz. Bizim biricik gerçek yaşamımız gelecekte. O da, bir avuç toprak ve kemik parçaları olarak. Ama bu gelecek ne kadar uzakta, bilen yok(...)"

    Sanma ki ses çıkarmak asiliktir. Hayır, hakkın olanı savunmak senin hakkındır. Vaktinde yapmadığın her şey yıllar sonra senin aleyhine gelişecektir.

    Düşüncenin bile suç olduğu bir yerde yaşayabilir misin? Ütopik eserlerin gerçek olmak gibi huyları vardır. Dün yazanların, bugünü hayal ettiği bir gerçektir. Düşüncelerinde ki şeylerin gerçek olmayacağı öngörülemez. İnsanın olduğu her yerde, her şey olabilir.

    Teknoloji geliştikçe, gizlilik azalmaya başladı. 1984’ün tele-ekranları telefonlarımız oldu çıktı. Her an seni izleyebilir ve dinleyebilirler. Bunun aksini düşünüyor olman senin peri malasında yaşadığına kanıttır. İnsan vücuduna yerleştirilen çipler ile, kişi bazlı veri toplamak artık mümkün. Kullandığın web sitelerinden bile seninle ilgili bilgiler topluyor, alışkanlıklarını öğreniyor ve sana ona göre bir yaşam alanı sunuyorlar. Tüketim toplumu, her gün daha da oburlaşıyor. Tükettikçe, tükeniyor, umursamaz ve bilinçsiz oluyor.

    Bilinçlenmedikçe her şeyin olabileceğini düşünmek tatlı bir hayal değil, tam olarak gerçekliktir.

    Dünü bilmeden bugünü yaşayamaz, yarını da düşünemeyiz. Geçmişin hatalarını bilip, yarın olacaklara set çekmeliyiz.

    Önümüze konulan söz de en iyiler, bizim değil, onların düşündükleri en iyiler. Kendi işlerine gelen, kendi yarar ve çıkarlarına hizmet eden en iyiler! İktidar, iktidarda kalmak için İktidar olur! Seni düşünmek bir kenara, umurunda dahi olmazsın!

    Umurlarında olsan, sen aç karnını doyurmaya çalışırken, onlar saraylarda yaşar mı sanıyorsun?

    Okumalısınız! En başta önerdiğim kitapları okuyup, diziyi de izlemelisiniz.

    Birinci ve İkini Bölüm sizi bütün her şeye hazırlıyor, Üçüncü bölüm ise ciğerinizi söküp, algınızı yerle bir ediyor!

    Kitap hakkında kısaca birkaç bilgi:

    *Orwell bu kitabı yazdığında hemen bastırabildi mi hayır. Çünkü dönem itibari ile Sovyet eleştirisi içeriyordu. Bunu yayınlamak biraz da olsa Sovyetlere karşı bir tutum sergilemekti, zaten Orwell bir hain olarak adlandırılıyordu. Kitabı, Katalonyaya Selam'ı da basan, Secker & Warburg yayınevi basacaktı.

    *Orwell, kitabı yazarken gözetim altında tutuluyor ve tüberküloz ile boğuşuyordu.

    *Orwell "1984" ve "Hayvan Çiftliği" kitapları yayımlandıktan sonra, 40 yıl boyunca iki kitabıyla birden en çok dile çevrilen yazar olma rekorun sahibiydi. 65 Dile çevrilmişti.

    *Orwell, kitabı yazdıktan 7 ay sonra hayata gözlerini yumdu ve bize böyle derin etkiler yaratan eserler bıraktı. Günümüzde güncelliğini koruyan bu eser, gelecekte de kendinden fazlasıyla söz ettirecektir.

    ***

    Kitabın Ciltli Özel basımı için hazırladığım rehbere buradan ulaşabilirsiniz: --->>> #38010724

    ***

    10 üzerinden puan vermem gerekirse 100!

    Unutmayın;

    "Gerçekler, ne yaparsanız yapın, gizlenemezdi." #38230708
  • 576 syf.
    ·26 günde·Puan vermedi
    Kendisinden sonra gelmiş hemen hemen her devrimcinin akıl hocası olmuş , başta Rus edebiyatı olmak üzere bütün dünya edebiyatı yazarlarını etkilemiş büyük deha nikolay çernişevski.eserin konusu tek bir şeye indirgenemez. aşk , sosyalizm propagandası,kadın erkek eşitliği, demokratik bir aile yapısı bunların hepsini işlemiş. ama işlediği bu konuların hepsinde de en detaya girilmiş,didik didik edilmiş en mantıklı analizler yapılmış güzel bir yol haritası.

    Kitap Vera pavlovna'nın Lopuhov sayesinde bodrumdan kurtuluşu ile başlıyor aslında.(bodrumdan kastedilen ailesiyle yaşadığı ev)Kitapta Vera pavlovna'nın kurmuş olduğu bir tekstil atölyesi var ve bu tekstil atölyesinde yeni ekonomik ilkeler deneniyor. Gelirin adaletli bir şekilde dağıtıldığı, mülk sahibinin bulunmadığı tamamen dayanışmaya ve iyi niyete dayanan bu atölye gün geçtikçe gelişiyor büyüyor.Bu kitabın bir önemli noktası. Bir başka önemli nokta aşka ve özgürlüğe dayanmayan bir ilişkinin ömrünün de olmadığını bize gösteriyor.yine kitapta yeni insanlar diye nitelendirilen bir başka karakter Kirsanov ile Vera pavlovna aşkı filizleniyor. Burada Lopuhov geri çekiliyor ve Vera pavlova nın yeni aşkına karşı herhangi bir engelleyici durumda bulunmuyor. Çünkü artık o da yeni insan modeline örnek gösteriliyor. Kitaptaki en ilgi çekici karakter ise şüphesiz ki Rahmetov. Yazar Rahmetov karakteri ile devrimci bir kişiliğin nasıl olması gerektiğini,aşkın devrimin önünde bir engel olduğunu ve bu yüzden devrim yapılana kadar kalbinin odalarına kilit vurulması gerektiğini, keza devrimci bir kişiliğin ne kadar disiplinli bir hayata sahip olması gerektiğini Rahmetov karakteri üzerinden gösteriyor.Rahmetov karakteri Lenin'i bolşevik devriminde en çok etkilemiş kendisine model yapmış hayali bir karakterdir bu arada.(Bulgar komünist lider dimitrov'u da çok etkilediğini unutmadan söyleyelim.). Yazar sık sık okuyucuyla kitap arasına giriyor ve okuyucuyu bir yerlere yönlendiriyor ve okuyucuya bir şeyleri sorgulaması gerektiğini, yazdıklarıyla neleri kastettiğini vurguluyor. Yine yazar çok müthiş bir edebi manevra yapıp Vera pavlovna'yı rüyaları ile okuyucuya söylemek istediklerini imalı bir şekilde söylüyor.

    Kısacası her karakteri ayrı ayrı değerli,okuması zevkli,hatta defalarca okunması gereken bu Rus edebiyatının devrimden önce doğmuş bolşevik devriminin temellerini atmış başyapıtını, yeni bir yaşam mümkün diyen herkes okumalı.
  • Merhaba uzaktan uzağa deli olduğum ADAM Takvim bugün yine seni gösteriyor, akreple yelkovanda öyle. Sanki her gün bir günmüş gibi. Doğduğum andan şimdiye kadar bir gün yaşıyormuşum gibi. Gözlerimi kapatıyorum bazen, olmasaydın ne yapardım diye düşünüyorum. Uykumda kötü bir kâbusa yakalanmışım gibi titremeye başlıyorum. Sen olmadığında, takvim her gün seni göstermeyecek, akreple yelkovan hep seni kovalamayacak. Sadece bir gün yaşıyor muşum gibi hissetmeyeceğim sen olmayınca. Korkuyorum ve hemen gözlerimi açıyorum. Sen varsın, senli uzun yıllar var. Seninle upuzun yaşadığım ve yaşayacağım bir gün var. Ellerin ellerimdeyken dolaşacağımız sokaklar, koşacağımız yollar var. Belki bir gün gelir aynı masaya yemek yemek için değil de Evet demek için otururuz. Uzun geceler, başucumdaki resmine dalıyorum. Yüzünü izliyorum, duruşunu izliyorum. O kadar masum bakıyorsun ki insanın gönül odaları sevgiyle doluyor. Pınarlardan aşk akıyor sanki. Kanım çekiliyor aniden, kalbim yerini değiştiriyor ağzıma geliyor adeta. Sana bakmak, uzun bir şiirin dizelerinde oturup soluklanmak gibi dinlendiriyor ve huzur veriyor. Sana bakmak, kara kuyulara can vermek, ülkedeki aç çocukları doyurmak, bütün ölümlere çare olmak gibi. Hayatıma anlam kattığın, bendeki bütün güzel duyguların kilitli kapısına yaklaştığın ve bütün kilitleri kırdığın için teşekkür ederim. Aşk, ancak bu kadar güzel olabilirdi. Seni ve sana ait şeyleri anlatmak kolay olmuyor, hep eksik kalıyor cümlelerim. Dünya üzerinde tarifi olmayan bir cümlesin. Sanki bütün diller eksik, sanki bütün harfler yetim. Adın geçmeli her cümlede. Her yerde sen olmalısın mesela. Yattığım yatakta, gördüğüm rüyada, yediğim kahvaltıda, içtiğim çayda, yürüdüğüm yollarda, baktığım resimde, soluduğum havada hep sen olmalısın ya da senden bir parça. Elin değmeli şu berbat dünyama. Güzelleştirmelisin bütün kötü şeyleri. Senin olduğun yerde kötülük barınmamalı. İşte senin kalbin böyle bir yer. Kalbinde yaşanmalı bütün nefesler. Daha nasıl anlatılır bilmiyorum. Elime kalem kâğıt geçiyor bi yerden. Hiç bir anını unutmamak adına yazıyor ellerim. Seni yazmak soluksuz oluyor. Hiç durmadan sadece seni anlatıyor ellerim, kâğıtla kalemde hiç bıkmadan dinliyor, ev sahipliği yapıyor sana. Seni agirlamaktan fazlaca memnunlar Bazen onlardan bile kıskanıyorum seni. Sana sadece benim kalbim ev sahipliği yapmalı diye düşünüyorum, paylaşamıyorum seni. farkındayım. Fakat sen çok değerlisin benim için Sen hiç kırılmamalısın. Sevilmelisin. Seni ben sevmeliyim hep. Seni en güzel ben severim. Sen kalbimde oturup dinlenmelisin. Yanımda olduğun günlerin sayısı arttıkça alacağım nefes sayısının azaldığını bilmek beni çok fazla korkutuyor. Seni daha fazla sevecekken zamansız bir vedadan, zamansız bir gidişten korkuyorum. Ölünce seni sevememekten korkuyorum. Beni unutmandan, bana olan sevginin azalmasından ve bir süre sonra tamamen kaybolmasından çok korkuyorum. Seni sevebildiğim kadar sevmek istiyorum. En sonuna kadar sevmek, iliklerime kadar sevmek, damarlarımdaki kanın akışını hissedercesine sevmek istiyorum. Seni sevmekten başka hiçbir işle boğuşmak istemiyorum. Aklımda, ruhumda, bedenimde sadece senin düşüncen yer alsın istiyorum Benim sana kurduğum her cümle şiir kokar. Sen insanın içindeki şairi parçalarsın; acısını son damlasına, sevincini en dibine kadar yaşatırsın. günaydınmesajları.com Sana birçok kez aşık olabilirim Seni herzerrenden sevebilirim Seni hayatının sonuna kadar taşıyabilirim Ben seni tamamlayabilirim ellerin onları görebileceğim bir yere koy, koy koyki huzur yanımda yamacımda olsun Sen beni hayata bağlayan insansın Çoğu zaman rüyalarımın baş kahramanı Çoğu zaman tüm korkularımı yendigim duygularımsın. lütfen sevdigim sevdasına gönül verdigim hayatımda kal ömrüm boyunca .Hayal durağına gittim geçen gece orada bizi bekleyen birçok güzel anı vardı boynuna atlayip yanaklarından opmek vardi ellerin üşümüş olmalı soğukta ısıtmak isterim uzat ellerini kaldır başını gökyüzüne işte yağan her damla benim sana sevgimden bir hediye tut bir tanesini al avuçlarına kapat gozlerini ellerini ve aç şimdi ellini ve gozlerini bak artık orada değil neden yok biliyor musun canımın içi mutluluğu yaşarken gözler kapatılmaz mutluluk gözlerin açıkken yaşanmalı tıpkı benim sana olan sevgim gibi gözlerimi kapattıgımda yok olmak istemezdim inan ki sen de kapatma gözlerini kapatma ki kayıp gitmesin mutluluk ellerinde Ölümsüz aşk olmalı bizimkisi. Allah bize daha fazla nefes vermeli. Böylesine güzel duygular, nefes bitince sona etmemeli. Aşk bize daha çok nefes vermeli sevgilim. Aşk bizi daha çok sevmeli. Aşk bize dört kolla sarılıp bizi sahiplenmeli. Aşk her şeyden önce seni sevmeli. Sana layık olmaya, sana ruhundan katmaya söz vermeli. Senden daha güzel kimse taşıyamaz aşkın kutsallığını. Aşkın boynunun borcu olsun sevgilim. Sana ömür sana ahiret.
    Iyikim iyiki varsın iyiki seviyoruz birbirimiz iyiki benimsin
  • "Peki ne yapmalı?"
    "Hiçbir şeyin aslını merak etmemeli. Formülleri ezberle- meli ve bu formüllerin problemlere nasıl uygulanacağını, geçen yıllarda sorulmuş imtihan sorularını gözden geçirerek iyice bellemeli ve imtihandan bir gün sonra hepsini unutma- lı. Belki böylece hayata dinç ve yıpranmamış bir kafayla atılırsın ve elektrik üretiminin artırılması konusunda ilginç tekliflerde bulunarak memleketinden milletvekili adayı olursun."
  • 632 syf.
    ·29 günde·Beğendi·7/10
    Oblomov, elime almadan evvel kendimden bir şeyler bulacağıma emin olduğum bir kitaptı. Yine de öyle oldu. İçimde olan bi parça oblomovluk kendini açık açık bana göstermiş oldu. Tek bana değildi elbette. İlya İlyiç’de kendi Oblomovluğunu gördü. Kitabı okurken kimi zaman yeter artık İlya bey bunca çaba gayret senin için, kalk artık, sen de bir şeyler yap dedim. O denli sinirlerim gerildi ki artık insanlar senin için daha ne yapmalı diyerek yaşadıklarını hak ediyorsun diyecek oldum. İlya sadece Ştolts’a beni bırakın benimle ilgilenmeyin demiyordu. Bu aynı zamanda bana da ben buyum daha fazlasını bekleme demekti. Evet biz Oblomovluk ne bunu öğrendik. Ama bununla birlikte farklı insanların bir şekilde tahayyül ettikleri hayatı yaşadıklarına da şahit olduk. İnsanın hayata dair birçok şeye şahit olacağı hatta tecrübeler kazanacağı harika bir eser. Kesinlikle okunmalı hatta kütüphanenize de eklenmeli. Şimdiden iyi okumalar.
  • 432 syf.
    ·11 günde·Beğendi·10/10
    Şimdi buraya dökmüş olduğum sorular, duygu ve düşünceler Doktor Breuer ve Nietzsche'nin kurmuş olduğu satranç masasında bir seyirci olarak düşündüğüm hamleler. Ne kadar gidebildiyse gidebiliyorsa gidebilecekse bir insan ve ne kadar yüzleşebiliyorsa...

    Ben bir kadınım ve ne kadar özfarkındalığa sahibim ? Bunu gizlemek için ne kadar bedel ödüyorum, hangi bedelleri ? Kendime ne kadar değer veriyorum ve bunun için ne kadar çabalayıp saygı duyuyorum? Bunu başaramadığım için kendimi yüceltilmiş batıl duygulara mı teslim ediyorum ? Bunu başkalarının çıkarına mı yoksa yine de kendi egom uğruna mı sarfediyorum ? Hayatımın ne kadarı bana ait ? Yaşam mücadelesinde kendimi başkalarına mı adıyorum ? Yoksa kendi mi adamaktan kıvanç mı duyuyorum ? Çevrem gerçekten beni ben olarak görebildi mi ? Varsa eşim çocuğum ve en başta tabi ki bana evrene geliş mucizeme vesile olan annem ve babam... Sahi en çok benliğime şahit olan kimdi ? Sevinçlerime şahit olan nesneler mi, üzüntüme şahit olan bir yıpranmış mendil mi endişelerime şahit olan karşı kaldırımdaki bir çocuk bakışı mı korkuma şahit olan arkamda duran köpek mi huzuruma şahit olan camda raks eden yağmur damlası mı ? , Sahi hangileri ? En yakın bildiklerim mi yoksa en çok hissetiklerim mi ? Peki ne önemliydi en başta hissetmek mi yakın bulmak mı ? Neden duyguların zirvesini gizleme gereği duydum ? Benim dışım bana ne kadar saygı duydu, duyardı? Ya da ben bu saygınlığı onlardan görebilmek için ne yaptım ? Bir sey yapmalı mıydım ? İçim neden yumusacıkken taş gibi sertleşme gereği duydu. Çevreme görüneni göstermemek için mi yoksa aynı döngüye onları da katmak için mi ?Bencil miydim ? Neden bir şeyleri gizleme gereği duydum ?ört pas ettiğim bazı şeyler ya başkasının ışığı idiyse ya da olsaydı ? Neden sert kayaların yerini sakin kumsala bıraktım ? Gün gelip deniz hoyratça sakin kumsalımda tuttuğum şeyleri alıp götürmedi mi ? Oysa sert kayalara çarpsaydı olabilir miydi ? Hayatın ne kadar anında kendimle çarpışmayı denedim.
    Karşıma kaç defa çıktığında özümle bir masaya oturabildim ? Hadi onu o masada öylece bırakıp gittim diyelim içimde bıraktığı sesin yankısından kurtulabildim mi ? O sesin yerini neden bazen mutluluğa bazen aileme bazen işime bazen mala mülke bazen hileye bazen bir dalgaya bazen bir acımaya ve en çokta egoma bıraktım ?
    Su gibi akıp giden zamanda zamana ayak uydurup çıkmaktan ziyade biraz olsun dalgalanmayı denemedim . Her dalgalanışta içimde büyüyen köpüklerden neden gün yüzüne çıkan baloncuklar üflemeyi bilemedim? Ve neden sonrasında o ferahlıkla akıp gidemedim. Sert kayalar zarar görmezdi sadece onlarla yüzleşirdim. Zamanında su gibi ileriye aktığını sanırdım. Fakat zaman geride bir şeyler bırakırsa ben hayata kapıldıkça beni kemirdiğini anladım ve ne zaman bunu anlasam sert kayalarlar yüzleşmenın kıymetini anladım. Benim dışımda her şey ayak uydurmuştu oysa zamana ve suya ve bende bu düzenin bir parçası değil ilk hamlesiydim.

    Ne zaman nereye gizlendim bilmiyorum. Bir bulsam vuracağım kendimi yeniden diriltmek için yaşama. Ne ailem ne malım mülküm ne de dış dünya beni gizlemedi ben onları oluşturup ardına gizlendim. Ama her gizlediğim yerden bir çuval yüklendim hayatıma. Konuşuyorum şimdi içimdeki sesle sırtımdaki çuvalları yere bıraka bıraka yanlız sahip olduğum şeylerden kaçarak değil acıya rağmen değil acıyla birlikte. Gözlerimi kapatıyorum yeniden başlamışcasına her yerde olabileceğimi keşfediyorum. Hayal edebildiğim için değil orada olabildiğim için ve anlıyorum ki içimdeki ses ; Hayat, git gidebildiğin kadar değil kendinle çarpışabildiğin kadar .

    Ben bir adamım. Keşke erkek mi doğmalıydı bir insan ? O zaman daha mı kolay olurdu her şey istediğin ilişki istediğin statü istediğin zaman ve istedigin güç ? Peki benim için kolay mı oldu sahiden ? Ben birini seviyorsam ya da ona karşı bişeyler hissediyorsam kıskançlıkla mı tutabilirim bu hisleri ? Baş ağrısında aldığın ilacın seni uyuşturması gibi, dozunda aldığıma rağmen niye kemiriyor bu duygu içimi niye merek ediyorum her an bu hislerinin sahibini ? Acaba aynı şeyi mi bekliyorum ondan hayır hayır olamaz bunu beklemiş olamam sanki . Bir gün güzel gelir ikinci gün iyi gelir üçüncü gün boğmaz mı bu doz beni? Neden güveni iliklerime kadar hissetiren huzur dolu bir yolu ardımda bırakıp ondan sıkılıp ya da onu görmezden gelip sarpa saran bir yolun peşinden gidiyorum? Gerçekten huzurlu yoldan sıkıldığım için mi cıkıyorum o yoldan yoksa o yolu bana sıkıcı yapan şeylerden mi kaçıyorum ? Bana bir yolda huzuru düşünmem de engel olan şey ne kim ? O yola girmeden o yola girdiğin anda içimin duvarlarla örüleceğini söyleyen kim ? O yola istediğim zaman mı girdim yoksa dinlenmek için mi o yolu seçmiştim ? Yoksa o yola adım attığım güvenin sahibiyle en yüce duyguları paylaşabilmek için mi seçtim ?
    Ben bir babaysam neden gün geçtikçe çocugumun gözündeki ışığı ona geri yansıtamıyorum ? Beni böyle taş duvara çeviren şey ne kim benden bunu bekliyor ya da buna en başta sebep oldu ? Yanlış bir kapıdan mı girdim yoksa yanlış kulaklara mı ses verdim ? Halbuki canını dişine takıp mücade eden tek insan ben değilim . O halde içimden gelen bu kaçıp gitme isteğini bana sunan ne kim ? Acaba bazı şeylere ait olmak yerine sahip olmayı mı seçtim ? Zamanında en güzel şeyin sevgi olduğunu düşünüp sevgime gösterdiğim şefkate ne oldu onu orada öylece bırakıp yoluma mı baktım ? Çevreme kendime olan vicdani motivasyonumu mu düşürdüm?

    Dış dünya öyle ya da böyle her seye ulaşmama yardımcı oldu . Gün geçti aracım amacım oldu. Ama samimiyetim neden azaldı? Çocuğum annesindeki şefkati neden bende bulamaz oldu. Ben zamanın bir yerinde görüneni gördüğümden daha mı önde tuttum. Dış dünya bana bazı şeyleri istediğim için degil de gerekli olduğu için mi peşinden gitme mi öğretti ? Eşim o neden bir gün olsun gözlerinden bıkkınlık sezdirmedi çaresiz bakışlar savururken ben neden duyguları mı gizlercesine gözleri mi ondan kaçırma gereği duydum ? Ona gerçekten sadece kendi dünyamla sarılabilmeyi başarabildim mi ? Yanlış zaman yanlış tercihler yanlış duygularla dolu bir serüvenin yerini doğru zaman doğru yer ve doğru duygularla doldurabilir miyim ?
    Ve şimdi ne isem o olacağım !
    Asıl mücade dışımda değil içimdekiymiş meğer. Ben ne zaman bu sessizliğe gömmüşüm kendimi. Şimdi kendime aileme ve zamana sahip değilim sadece ait.


    Ben bir insanım hakikati arıyorum kendime ve kendimden ötesine... Aradığım şey aynı zamanda beni arıyor geç bulma pahasına da olsa ona gidiyorum bazen geride bir şeyler unutuyorum düşünceler ayaklarıma takılıyor, dönüyorum dolaşıyorum iniyorum çıkıyorum başka bir yola çıkıyorum ve bir bakıyorum gözlerimin göğünde kalbimin derinlerinde derin bir ağırlık buluyorum sevgi sadakat şefkat emek huzur ve umut dolu bir hazine bir gram olsa bile belki ona tutunuyorum..

    Hakikat onunla yüzleşmek belki bir nefes kadar uzak belki bir ölüm kadar yakın... Keşfet, anla , bul, yaşa ve sonra özgürlüğün serin sularında gün ışığının, gece gökyüzünde yıldızları seyredebilmenin ihtişamını ve yaşamın tadını çıkar....

    Her ne kadar bir incelemeden uzak olsada bazen kitaplar sadece hissettirir. Keyifli okumalar dilerim.