• 632 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    Ah be o neydi öyle?

    Çok şey öğrendim. Muhteşemdi. Bazı yerlerde sıkıldığım oldu itiraf edeyim. Geçmişe yapılan yolculuklarda sıkıldım. Çok detay vardı. Belki olması gereken buydu ama içinde bulunduğumuz zamanda her şey hızlı ve yüzeysel olduğu için sıkılmışımdır. Hata bende muhtemelen. Ama o yerlerde bile ardından bir heyecan geleceği belliydi. O yüzden bağlanıyorsunuz kitaba. Oblomov'un hareketsizliği... tez canlı olduğumdan mütevellit yeri geldi tansiyonumu düşürdü yeri geldi en yakınımdaki nesneyi duvara fırlatmak istedim. Dedim ki "Adam kalk artık kalk hadi ne olur ya!" Ben kitabı yaşadım gerçekten yaşadım.
    Şunları öğrendim: başkası gibi olmaya çalışmayın, olmaz yapamazsınız. Ancak bir süre kendinizi ve başkalarını kandırabilirsiniz. Sonra yine kendi kalıbınıza dönersiniz. Ama size güzel bir haberim var; kendiniz olduğunuzda da sizi o şekilde kabul eden insanlar olduğunu göreceksiniz ve ertelemeyin! Hiçbir şeyi ertelemeyin. Zaman akıp gidiyor. Ya şimdi ya hiçbir zaman!

    Her karakterde kendinizden bir parça göreceksiniz. Hepsini ayrı ayrı seveceksiniz. Umarım sabredip hepsini okumuşsunuzdur veya okursunuz.


    *****Kitabı okumadıysanız buradan sonrasına devam etmeyin!

    Tarantiyev karakterini çok sevmiştim başta. Uzun bir süre onun yeniden sahneye çıkmasını bekledim sorunlara umursamaz bir havayla zekice ve basit çözümler getirmesi beni çok güldürdü, ve biraz kendimle özdeşleştirmiştim sonunda sevilecek biri olmadığını gördüm.

    Olga... Olga'nın Oblomov için verdiği mücadele içinde de kendimi buldum. Umudunu hiç yitirmeden sürekli çabaladı. Hayat enerjisi muhteşemdi. Oblomov'un ona hissettiklerinin aynısını hissettim ben de. Yine Oblomov gibi sonunun böyle olacağını biliyordum. İkisi de birbirinin hayatına çok güzel girdiler ve çıktılar. Kısa süreli de olsa Oblomov'un hayata dönüşü bana "En azından hayatında çok kısa da olsa çok güzel anlar yaşadı" dedirtti.

    Ştoltz ve Olga olması gereken bir ilişkiyi anlattı. Ne yalan söyleyeyim kıskandım. Başta Ştoltz'a çok kızmıştım. Hatta iletilerimde de belirttim bunu. Ama olması gereken oldu. Ştoltz karakteri tam hayal ettiğim sevgili idi. Ama şu konuda kızıyorum Oblomov'u hayata döndürebilirdi en başta. O zamanlar çok uğraşmadı. Gerçi kendisi için çaba vermeyen bir insan için ne yaparsanız yapın fayda etmez. Galiba o da bunu düşünüyordu. Seni seviyorum Andrey. Hep seveceğim.

    Oblomov. Kral sen ne yaptın ya? Nasıl da kaydın bir yıldız gibi. Sonuna kadar umutla bekledim hayata dönmeni. Bari evlendin çoluğa çocuğa karıştın gidip Oblomovka' da hiçbir şey yapmasaydın. Buna nasıl bu kadar direndin anlamadım. Senin gözünden köyün son halini görmeyi o kadar çok isterdim ki... sen hiçbir şey yapmasaydın yine ama orada dursaydın. Tarih 20 Ocak 2019. Bu tarih her geldiğinde senin ölümüne üzüleceğim.

    Andreyuşa senin baban bir melekti.
  • İşte kader hep böyle davranır bizlere, hemen arkamızdadır, omzumuza dokunmak için elini çoktan ileri doğru uzatmıştır, bizlerse hâlâ, geçti gitti, gösteri bitti, yine aynı hikâye, diye homurdanıp dururuz.
  • "Kader hep böyle davranır bizlere, hemen arkamızdadır, omzumuza dokunmak için elini çoktan ileri doğru uzatmıştır, bizlerse hala geçti gitti, gösteri bitti, yine aynı hikaye diye homurdanıp dururuz."
  • (Sallallahü aleyhi ve sellem)

    Cenâb-ı Hak, Resûlünü gönderdi
    Kur’ân-ı kerimi Ona indirdi.

    İki cihanın da serveridir O,
    Cenneti a’lânın rehberidir O.

    Odur kâinatın kâmil insanı
    Odur Hakkın bize yüce ihsânı.

    Nûru ile aydınlandı kâinat
    Görüldü sayısız pek çok mucizât.

    Harikalar verdi ona Yaradan
    Temiz sular aktı parmaklarından.

    Bir gece Kudüs’e vardı Mekke’den
    Bir ânda gökleri Odur seyreden.

    Onu tasdik eden yüce Kur’ândır
    Peygamberliğine kâfi burhândır.

    O teşrif edince değişti insan
    Ona imân etti putlara tapan.

    Kusursuz olarak yaratıldı O,
    Hep güzelliklerle donatıldı O.

    Sâdık idi, Ondan herkes emindi
    Bütün ataları birer mümindi.

    Peygamber bilene edildi ihsân
    Köle iken oldu ebedi sultân.

    Her derde devâdır, her rûha şifâ
    Gözlere sürmedir, kalblere cilâ.

    Seyyid-ül-beşerdir, başlara tâçtır
    Bütün insan ve cin Ona muhtâçtır.

    Bütün dertlilerin dermânıdır O,
    Aşkla yanan gönlün fermanıdır O.

    Dünyada ne kadar deniz var ise
    Mevlâ hepsini de mürekkep etse,

    Melek, ins ve cinne, verse kalemi
    Kâğıt yapsa on sekiz bin âlemi,

    Yıllarca yazsalar, Onun medhini
    Yine yapamazlar binde birini.

    Vasfına olamaz kimse tercüman
    O olmasa idi, olmazdı cihân.

    Yâ Rabbi Habibinin hürmetine
    Kavuştur bizleri şefâatine.


    Efendimiz doğduğu gün

    Putlar devrildi yüz üstü
    Efendimiz doğduğu gün
    Yıkıldı tağutun büstü
    Efendimiz doğduğu gün

    Hemen secdeye eğildi
    Ben Peygamberim dedi
    Sünnet edilmiş görüldü
    Efendimiz doğduğu gün

    Kâinat nur ile doldu
    Şeytanlar sararıp soldu
    Çok garip olaylar oldu
    Efendimiz doğduğu gün

    Kurumuştu Save gölü
    Bin yıl yanan ateş söndü
    Kâfirler şaşkına döndü
    Efendimiz doğduğu gün

    Büyücüler âciz kaldı,
    Sihrini yapamaz oldu,
    Kisra’nın köşkü yıkıldı
    Efendimiz doğduğu gün


    Ya Resulallah

    Kimsenin gücü yetmez, Rabbin seni övüyor
    Sana habibim diyor, herkesten çok seviyor
    Melekler, hem de kendi sana salât okuyor
    Seni bizzat övüyor, Kur'an ya Resulallah

    Nisan yağmuru oldun, rahmet saçtın âleme
    Sabrı cemil gösterdin, her ezaya, eleme
    Güzel ahlakın gelmez, yazı ile kaleme
    Vasfını kim anlatır aman ya Resulallah

    Yetim gözüyle baktı, nasipsiz kimse sana
    Ebu Cehil bu yüzden, kavuşmadı imana
    Resulullah bilenler, kondu büyük ihsana
    Bedevi köle oldu sultan ya Resulallah

    Seni seven köleler, birer sultan oluyor
    Gönlü huzur buluyor, sıkıntısı gidiyor
    Feyizlerle doluyor, nurlu ışık saçıyor
    Göremez bunu bâtıl olan ya Resulallah

    Her derde deva sensin, her ruha şifa sensin
    Göze sürme, başa taç, kalblere cila sensin
    Seyyid-ül beşer sensin, her şeyden a’lâ sensin
    Kurtulmuştur aşkınla yanan ya Resulallah

    Enbiyanın serveri, ulemanın rehberi
    Evliyanın mürşidi, Hakkın son peygamberi
    Teşrifin sevindirdi, yedi kat gökle yeri
    Bulunmaz senin gibi canan ya Resulallah

    Seni seven müminin, kalbinde imanı sen
    Hüznü sen, elemi sen, âhı sen, figanı sen
    Derdinin dermanı sen, gönlünün fermanı sen
    Kavuşur senden medet uman ya Resulallah

    Yâri sen, nigârı sen, arzusu, emeli sen
    Gözü sen, kulağı sen, ayağı sen, eli sen
    Her şeyi sana muhtaç, ruhunun temeli sen
    Senin için halk oldu cihan ya Resulallah


    Olur mu?

    Cismimi bölseler bu yolda bine
    Sana şükrederim binlerce yine
    Varsın aşkın ile kül olsun sine
    Çileler gülmeme engel olur mu?

    Zaman bir değirmen bense danesi
    Değirmen çarkında devir dönesi
    Aciz mahlukatın kibri enesi
    Hiç seni bilmeme engel olur mu?

    İman ümitlerin en büyük bahtı
    Sana tutulanlar neyler ki tahtı
    Hasretlik bağrımı kavurup yaktı
    Sarp dağlar gelmeme engel olur mu?

    Yolun gayet yüce, öyle güzel ki
    Aşkın gönlümde öyle bir sel ki
    Bilmeyen cahiller hayal der belki
    İnsanlar sevmeme engel olur mu?

    Ağlamak gerekir durup gülmeden
    Yaşamak mümkün mü seni bilmeden
    Kavuşulmaz sana elbet ölmeden
    Tabipler ölmeme engel olur mu?


    Cevher pula satılmaz

    Kardeşim bu gururun, daha nice sürecek
    Bu bitmeyen gafletin nereye dek gidecek?

    Ömür geçti bir anı, satın almak istesek
    Alamayız elbette tonlarca altın versek.

    Ömür sermayesini çöplüğe atıyoruz
    En kıymetli cevheri, bir pula satıyoruz.

    Nasıl hoş karşılanır, bu kadar gaflete dalmak
    Ahmaklık olur baki ile fâniyi almak.

    Kendimize niye düşmanlık ediyoruz
    Hak yolu bırakıp, bâtıla gidiyoruz?

    Bu ettiklerimizi, bize yapsa bir düşman
    Merhamete gelirdi, olurdu elbet pişman.

    Dünyaya sarılarak, ömrü hiçe satarız
    Onu dertlere sokup, felakete atarız.

    Kul hakkını yüklenir, haram lokmalar yeriz
    Nasihat edene de, sen kendine bak deriz.

    Böyle bin yıl yaşasak, değişen bir şey olmaz
    Kabı ters çevirirsek içine hiç su dolmaz.

    Kalb huzuru olmadan kıldığımız her namaz
    Sevap ummak bir yana, cezadan da korumaz.

    Hem iyyâkena'büdü deriz, gayra döneriz
    Bir zaruret yok iken, ne bahane ederiz.

    Bizden bir şey isteyen, dönse başka bir yöne
    Bildirmesek de ona, nasıl kızarız yine.

    Gönlümüz başka yerde, böyle kılarız namaz
    Acep sanıyor muyuz bunu kimse kınamaz?

    Huzurdayken nasıl da düşüyoruz gaflete
    Seyirci kalmamalı yapılan cinayete.

    İbadetteki günah elbette gayet çoktur
    Öteki günahları saymaya gerek yoktur.

    Rahat günah işleriz, Allah affeder deriz
    Tevbe etmeden nasıl affı ümit ederiz.

    Allah rızk verendir, günahı da affeden
    Öyleyse ikisini bir tutmuyoruz neden.

    Bir gün rızk bekledik mi hiç çalışmadan
    Kaç günümüz geçti günaha bulaşmadan.

    Yüce Rabbimiz rızkı garanti etti bize
    Demedi oturun, Cenneti verdim size.

    Garanti edilenin ardından gidiyoruz
    Garanti olmayanı, hep ihmal ediyoruz.

    İsteme zararını, düşün artık yararını
    Bir gün öleceksin, çabuk ver kararını.

    Neleri yapacaksan söylüyorum özetle
    Haramlardan sakınıp, Hak emrini gözetle.


    Üstadımız

    Hak ile bâtılı öğretti bize
    Hain nefsimizi getirdi dize

    Onu tanımakla şereflendik biz
    Kitap girdi, huzur gördü evimiz

    Ömrünü vermişti bu kitaplara
    Onu görmek için kitapta ara

    Göremediysen de nurlu yüzünü
    Kitapları anlatır dinin özünü

    Sayesinde imanımız düzeldi
    İçimiz hep doğrularla bezendi

    Bidat yolda sapıtmaktan kurtulduk
    Cennete götüren tek yolu bulduk

    Mahrum etmez bizi şefaatinden
    Dünyada da feyiz ve himmetinden

    Ahirette elimizden tutar o
    Cennetlikler arasına katar o.


    Gir ağla, çık ağla

    Üzengisiz yürüyen at
    Çağırmadan kalkan avrat
    Buyurmadan tutan evlat
    Ne devlet ne devlet

    Gerek yok düğüne
    Gir oyna, çık oyna

    Sahibini teperse at
    Anlamazsa sözden evlat
    Bir de kötü ise avrat
    Zehir olur artık hayat

    Yas tut, kara bağla
    Gir ağla, çık ağla


    Nefsim

    Bir an gelir dost iken, yedi kat bir el olur,
    Bendini yıkıp geçen kükremiş bir sel olur.

    Bir an gelir, durulur, tatlı bir pınar olur,
    Herkese gölge veren büyük bir çınar olur.

    Bir an gelir para der, haram helâl ayırmaz,
    Bütün dünya verilse, aç gözünü doyurmaz.

    Bir an gelir inanır, hak ehlinin sözüne,
    Vurur iki dizine, yaşlar dolar gözüne.

    Bir an gelir sert bakar gözünde şimşek çakar,
    Yılların kazancını, tutar bir anda yakar.

    Bir an gelir, iyidir, kötüye düşman olur,
    Bütün yaptıklarına, utanır, pişman olur.

    Bir an gelir, saçmalar, ayarsız densiz olur,
    İman İslâm tanımaz kıpkızıl dinsiz olur.

    Bir an gelir uysaldır, her şeyi kabul eder,
    Bâtılları bırakır, hakkın yolunda gider.

    Bir an gelir tanımaz, herkese ağyâr olur,
    Mazlum canlara kıyar, azgın canavar olur.

    Bir an gelir harama kapatır gözlerini,
    Hatırından çıkarmaz Resûlün sözlerini.

    Bir an gelir zulmeder, ruhumuzu inletir,
    Ne naneler yedirir, ne mavallar dinletir.

    Aman ha aman, nefse uyanın hâli yaman,
    Onun hilesi çoktur, tükenmez hiçbir zaman.


    Manzum Ata Sözleri

    Ata sözü dinle, kalbi selim ol
    Bil ki, kalbden kalbe yol var demişler
    Öfkelenme hemen, biraz salim ol
    Sert sirke küpüne zarar demişler.

    Her yere uzanmaz el ve etekler
    Hep boşuna gider bütün emekler
    Göllerde dolaşan şaşkın ördekler
    Baştan değil, tersten dalar demişler.

    Aldanma dünyanın sakın vârına
    Düşmeye gör onun ahu zârına
    Bugünkü işini koyma yârına
    Gün doğmadan neler doğar demişler.

    Ne yazık geride kaldı bilenler
    Rağbet gördü günahına gülenler
    Eskiden beridir; dağdan gelenler
    Bağda olanları kovar demişler.

    Dedesi demiş ki, benim dedeme,
    Tuz ekmek bilmeze derdini deme
    Ot topla ye, namert ekmeği yeme
    Gün olur başına kakar demişler.

    Salih insanların yapış izine
    Dost addetme her güleni yüzüne
    İncinme dostunun doğru sözüne
    Doğru söz insana batar demişler.

    Kendine bir rehber bulmayan için,
    Onun öğüdünü almayan için
    Pişmeden ham kalıp olmayan için
    O, dipsiz kile boş ambar demişler.

    Dost ile ettiğin sözde kıl karar
    Kâr etmezsen bari eyleme zarar
    Aza kanaat et olma tamahkâr
    Ucuz satan tezce satar demişler.

    Elimde olmalı diyorsan dümen
    Kanaat ipini bırakma elden
    Eşek, geyik gibi boynuz isterken
    İki kulaktan da olur demişler.

    Vakit girmeyince namaz kılınmaz
    İman gibi büyük nimet bulunmaz
    Güneş balçık ile elbet sıvanmaz
    Kötülük her zaman sırıtır demişler.

    Okuyup ilimle olmalı âmil
    Hiç konuşmasa da bilinir kâmil
    Kendinden gayriyi beğenmez câhil
    Kendi çalar kendi oynar demişler.

    Kötülüklerden kaç, verme hiç değer
    Desinler sana bir er oğlu er
    Elin kapısını çalarsan eğer
    El de senin kapın çalar demişler.

    Sözünü uzatan, sürçer, gaf eder,
    Kıymetli vaktini hep israf eder
    Hem de çok yanılır, çok günah işler,
    Fazla söz yalansız olmaz demişler.
  • Sular Hep Aktı Geçti,
    Kurudu Vakti Geçti,
    Nice Han Nice Sultan,
    Tahtı Bıraktı Geçti,

    Dünya Bir Penceredir,
    Her Gelen Baktı Geçti
  • 128 syf.
    ·6 günde·10/10
    “İstasyon alanından otele çıkan sokağın başında bir çam ağacının gövdesine tenekeden kesilmiş, koyu yeşil üstüne ak harflerle OTEL yazılmış ok biçimi bir gösterge çakılı, ama yıllar sonra çivilerden biri çürüyüp kopunca okun ucu aşağıya dönmüş toprağı gösteriyor, otelin yer altında olduğu sanısı veriyor insana.”

    Yusuf Atılgan-Anayurt Oteli, 1973

    İhtimal! zihin bağı olan Bay C. ile Türk edebiyatının belki de en orijinal karakteri Zebercettir. Yusuf Atılgan’ın zihninden biri kente, diğeri ise kasabaya göçüp biri Aylak Adam’ı diğeri de Anayurt Otel’inin yapı taşlarını oluşturmuşlardır. Esasında Yusuf Atılgan’ın deyimiyle bu karakterler, birbirlerine kimi noktalarda oldukça sıkı sıkıya bağlı, madalyonun ters tarafları gibidirler. Bay C. şehirde yalnızlığını çeker ve bunalımlar yaşar, Zebercet ise kasabada... İki TL farkla Zebercet çok daha karanlıktır. Öyle ki Yusuf Atılgan okuyucusuna sormuştur, “İki TL farkla sert içim olmasını ister misiniz?” Okuyucu ise elbette sert içimi sevmektedir ve kabul buyurmuştur. Bu sekans bir ihtimal Yusuf Atılgan’ın zihninde vuku bulmuş olabilir, tıpkı Zebercet ’in zihninde ve gerçekte vuku bulan olayların ayırdına varamadığımız gibi. Nitekim bilinç akışı mevcuttur.

    Geçmiş ile bağını koparamayan bir karakterin yalpalamalarını okuyoruz. İlkin, yılların alışkanlığı ile oteli intizam dahilinde yöneten bir adam çıkıyor karşımıza, saatleri kuran, tıraş olan, ayaklarını yıkayan hatta saatin ne zaman geri kalacağını dahi bilen bir adam. Perşembe gecesi, gecikmeli Ankara Treni ile bir kadın gelir otele, yalnızca tek gece kalır ve bir köye gider. Bu andan itibaren bazı bunalımlar gün yüzüne çıkar Zebercette. Bu bunalımlar, çoğu zaman davranışlarını ne yönde baskılayacağına da engel olur. Nitekim cinsel arzularını zihninden, ortalıkçı kadına sonrasında bir havluya (gecikmeli Ankara Treni ile gelen kadının odasında unuttuğu havludur) yöneltecek kadar sapkınca davranışlar sergiler. Bir bakıma kendini, otelin sahibi Keçecilerin devamı olarak görmektedir. Keçecilerden bir adamın yengesine tutulması gibi o da yalnızca bir gece gördüğü kadına tutulur… Yalnızlığa alışmıştır, zihninde dönen düşüncelerin sağlıklı olup olmadığından bihaber günlerini geçiren Zebercet, geçmişten gelen anıların saldırısına uğrar. Bu anılar okur nezdinde fazlasıyla zorlayıcıdır, içi içe hatıralar belki de şekil değiştirerek Zebercet ‘in zihnine giriyordu. Sesler duyuyordu!.. Geçmişten!.. Fakat bir ihtimal şimdi duyduğunu zannediyordu!

    Bir zaman sonra bekleyiş başladı Zebercet için. Kendini, kadının geleceği güne odakladı hep. Kendi kendine kadınla konuşuyormuşçasına konuştu, kadının, havlusuna sarılırken, geldiğini zannetti. “Gelmeseydin ölürdüm” dedi… Sonraları zihnine, çok daha keskin bir düşünce saplandı zira o günden sonra ne gelen müşterileri otele aldı ne de çalan kapıya baktı. Dışarılara çıkıp içmeye, başka insanlarla iletişim kurarak belki de bir çıkış yolu aradı. Çok uzun bir süre yemek dahi yemedi. Açlığın, insanda halüsinasyonlara neden olduğu düşüncesi vardır. Otele kısılıp kaldığı bu zaman diliminde okuyucu yine diğer sayfalarda olduğu gibi kendince varsayımlarda bulunmak zorunda kalacaktı. Nitekim Zebercet, neler gördü, kimlerle konuştu veya hangi hatıraları, gerçeklik boyutuna geçti bilmiyoruz fakat o zihnine saplanan düşünceye doğru gittiğinden emindik.

    Otel’in yeraltında olduğu sanısı veren gösterge, daha ilk sayfalardan Zebercet ‘e dair mesajlar veriyordu belki de. Anayurt Otelini anlamak için yeraltına, Zebercet ‘in bilinçaltına inmek gerekiyordu. Artık Yusuf Atılgan için bile çok geçti. Artık okuyucusuna, Zebercet gerçeği budur diyemezdi. Zira her okurun zihninde artık bir karanlık Zebercet gerçeği vardı…

    Bir okurun Zebercet gerçeğine göre otelin aslında var olmadığı, her bir odanın esasında Zebercet ‘in zihninde var olan odalar olup yanında tuttuğu anahtarlarla bir takım geçmişe, kendisine ve hissiyatına dair sorunları çözmek adına zihninin odalarında dolaştığı söylenebilir.
    Son olarak…

    Kulaklarda Macit Koper ’in sesi yankılanır; “Adım Zebercet, Zebercet. Oysa ben sizinkini bilmiyorum. Gecikmeli Ankara Treniyle geldiniz, üç gün önce. Kaydınızı yapamadım, adınızı söylemediniz. Döneceğinizi biliyorum gittiğiniz köyden…

    https://www.youtube.com/watch?v=JwoenFGn0kY
  • 32 syf.
    ·1 günde
    Eskisi kadar çocuk kitaplarına vakit ayırmadığım için üzülsem de / onların her daim hayatımda oluşu beni çok keyiflendiriyor ve günüme anlam katıyor / Her yetişkin muhakkak çocuk kitaplarının gizemli dünyasını keşfetmeli diyorum hep / işte hepimizin bir kez muhakkak okuduğu o güzel kitap ile geceyi kapatıyorum ..

    her akşam yüzünü gökyüzüne çevirip / gözlerini Ay'dan ayırmadan hayaller kurardı / Bu yüzden onu herkes "Ay Tozu" diye çağırırdı / Ay tozu hayal kurmaktan bir an olsun hiç vazgeçmedi / Hayvanları çok sever / bağda bahçede dolaşmaktan çok hoşlanır / doğada olmaktan / oyun oynamaktan çok keyif alırdı / Ay Tozu aynı zamanda uçakları da çok severdi / Uçakla uçmayı o kadar çok istiyordu ki / bir gün kanatları olan bir bisiklet modeli tasarladı / Ay Tozu sürekli hayal kurduğu için derslerinde hiç başarılı değildi. Kendini hiç konsantre hissedemiyordu / Zamanının büyük bir bölümünü okumakla geçiriyordu ama buna rağmen / Ay Tozu büyüdü ve pilot oldu/ Ay Tozu tüm uçuşlarında Sahra Çölü'nden geçmeyi çok severdi / Bir gün uçağı arızalandı ve çöle inmek zorunda kaldı / Onu, susuzluktan ölecekken bir Arap kabilesi kurtardı / Yıllar geçti ve Ay Tozu en sevdiği mesleği yapmaktan ve yazmaktan hiç ama hiç vazgeçmedi ..
    İşte tam tahmin ettiğiniz gibi... O çok sevdiğimiz kitabı bizlerle buluşturan yazar Antoine De Exupéry.. / Küçük Prensin yazarı ..