• Gün geldi, HASTA İNSAN ZİHNİ'nin bir doktora çok para kazandırabileceğini keşfettin. Bunun için bir hastanın bir kaç yıl süresince her gün bir saatliğine sana gelmesini sağlamak ve her saat için ondan belli bir ücret istemek yetiyordu.
  • Hayatta hemen hemen hepimiz evden kaçmış esirlerin tiyatrodaki vaziyetindeyiz. Bu esirler oynanan oyunların zenginliğini görmekten büyük zevk duyarlar. Seyrettikleri trajedinin aktörleri­ne hayrandırlar. Fakat daima telâş içindedirler. Sağa sola bakarlar ve efendilerinin adı söylendiğini duyar duymaz dehşet içinde kalırlar ve derhal kaçıp gider­ler. Biz de böyleyiz. Tabiatın harikalarına hayran oluruz, bu manzara bizi büyüler. Fakat her an endişe içinde yaşarız. Ve eğer efendimizin adını söylerlerse mahvolmuş bir insan vaziyetine düşeriz. O halde efendi nedir? Bu bir adam değildir. Zira insan insanın efendisi olamaz. Bu ölüm, hayat, şehvet, ıstırap, fakirlik yahut servettir. Caesar bile üzerime bunlarla yürümesin, o zaman metanetimi görürsün!
  • İsa’nın ilk müritlerinin yoksul ve eğitimsiz, okuryazar olmayan kişiler olduklarım belirtmekte de yarar var. Bu anlatıları nasıl yazıya  dökebilirlerdi ki? Bu yüzden de o zamanlar yalnızca tarihçilerin ‘sözlü periskoplar’ adını verdikleri tek tek, dağınık öyküler vardı” “O halde İsa’nın yaşamına ilişkin öyküler bu şekilde korundu...” “Evet ama niyetleri onları korumak değildi,” diye üsteledi Tomás. “Müritlerinin gözünde İsa’nın yeryüzüne geri dönmek üzere olduğunu unutmayın. Onlar bu öyküleri, karşılarına çıkan yeni sorunlara çözüm yolları bulabilmelerine yardımcı olabilsinler diye birbirlerine anlatıyorlardı. Bu önemli bir ayrıntı, çünkü anlatıcıların söz konusu öyküleri aktarırken onları özgün ortamlarından çıkarıp yeni bağlamlara yerleştirerek bilinçdışı da olsa, incelikle onların asıl anlamlarında değişiklikler yapmış olduklarını ortaya koyuyor. Zamanla, ilk müritler İsa’nın geri dönüşüne tanık damadan yaşlanıp öldükçe, çeşitli cemaatlerde yüksek sesle okunarak belleklerde korunması sağlanacak bir yazılı desteğe gerek duyulacağı anlaşıldı. Bunun üzerine sözlü periskoplar papirüslere yazılarak asıl bağlamlarının dışında okunmaya başlandılar. İsa ise hâlâ geri gelmiyordu... Sonunda, inananlar üzerinde daha büyük bir etki yaratabilmek için periskopların çeşitli gruplara ayrılarak, belli bir düzen içinde sunulmasının gerekli olduğu sonucuna varıldı: mucizelerle ilgili olanlar, şeytan çıkarmaya dair olanlar, ahlak dersleri içerenler gibi... Bundan sonraki adımsa bu gruplan bir

    araya getirerek, başı sonu belli bir öykü anlatacak nitelikte, daha geniş kapsamlı anlatılar oluşturmak oldu ki bunlara da ‘ilk İnciller adı verildi. Sonradan bu ilk İncillerin bir araya getirilip tek bir anlatıya dönüştürülmesiyle de ortaya...”

    “Dört İncil çıktı,” diye tamamladı Valentina kocaman bir gülümsemeyle. “Büyüleyici!”

    Tomás yüzünü buruşturdu.

    “Aslında sayıları yalnızca dört değildi,” diye düzeltti. “Onlarca İncil ortaya çıkmıştır.”

    “Onlarca mı?”

    “Otuzun üzerinde. İzini bulabildiğimiz ilk örnekleri Aziz Mar-kos İncili ile bugün kaybolmuş olan ve varlığını Matta ve Luka İncillerinden çıkardığımız, bu iki İncil’in de epeyce yararlanmış oldukları anlaşılan Q kaynağı.”

    “Q mü?” diye sordu Valentina hayretle. “Ne tuhaf isim böyle bu!” “Almancada kaynak anlamına gelen Quelle sözcüğünün baş harfi. Bunun yanı sıra yalnızca Matta nın yararlanmış olduğu M ve sadece Luka nın kullandığı L gibi daha başka kaynaklar da mevcut.” “Bunların hepsi kayıp mı olmuşlar?”

    “Evet,” dedi tarihçi. “Sonra daha başka İnciller de ortaya çıkmış, Yuhanna’nın, Meryem’in, Petrusun, Yakupun, Filippus'un, Mecdelli Meryem’in, Tomasin, Yahuda’nın, Bartalmavin... Yani onlarca farklı İncil...”

    “Aslında bu konuda bir şeyler okumuş olduğumu hatırlıyor gibiyim,” dedi İtalyan kadın. “Ama bunların hepsinin İncil olduğunu bilmiyordum...”

    “Sonradan bunlar reddedildiler.”

    “Öyle mi? Neden peki?”

    Bu iyi bir soru, diye düşündü tarihçi.

    “Anlıyorsunuz ya, hiçbir İncil yalnızca olayları anlatmakla yetinmez,” diye açıkladı. “Bütün İnciller teolojik yönelimlere sahip olan aktarımlardır.”

    “Bununla ne kastediyorsunuz?”

    “Yalnızca her bir Incil’in kendine özgü bir teolojiye sahip olduğunu,” dedi adam ciddiyetle, İtalyan kadının bir kere daha öfke nöbetine kapılmasına yol açabilecek herhangi bir tartışmadan kaçınmaya çalışarak. “Tahmin edebileceğiniz üzere bu çeşitlilik inananların arasına nifak tohumları ekti. Kimi İnciller İsa’yı yalnızca insani bir figür olarak sunuyor, kimileri onu ilahı bir figür olarak gösteriyor, kimileriyse hem insani hem de ilahı görünüme sahip bir çifte figür öneriyordu. Kimilerine göre yalnızca müritlerin erişebilecekleri gizli öğretiler bulunuyordu, kimilerine göreyse İsa ölmemişti bile. Kimileri bir ve tek Tanrı nın varlığından söz ederken, kimileri iki Tanrı olduğunu öne sürüyor, kimileri bu sayıyı üçe, on ikiye ve hatta otuza kadar çıkarabiliyorlardı...”

    “Tanrım! Pazar yeri gibi!”

    “Çok doğru, kimse birbiriyle anlaşamıyordu,” dedi Tomás. “İsa’nın müritleri arasında her biri kendi İncillerine sahip olan çeşitli gruplar oluşmaya başladı. Bunlardan Ebiyonitler, İsa’nın Musa’ya emanet edilmiş olan yasa konusunda çok bilgili ve dikkat çekici derecede namuslu bir kişi olduğu için Tanrı tarafından seçilmiş bir haham olduğuna inanan Yahudilerdi. Petrus ile İsa’nın kardeşi olan Yakup’un bu akımın öncüleri olarak görüldüklerine işaret eden kimi ipuçları bulunuyor. Sonra ortaya Pavlusçular çıktı, bunlar da öğretilerin evrenselleştirilmesini ve putperestlerin dine kazandırılmasını savunuyorlardı. İsa’nın ilahi nitelikler taşıdığını öne sürüyorlar ve esenliğin yasaya saygı duymaktan değil, İsa’nın dirilişine inanmaktan geçtiğini söylüyorlardı. Bundan başka İsa’nın geçici olarak Tanrı cismine bürünmüş bir insan olduğunu düşünen ve kimi başka insanların da kendi içlerinde gizli bir bilgiye ulaşma yoluyla serbest kalacak olan bir tanrısallık parçası taşıdıklarına inanan Gnostikler de vardı. Son olarak, Dosetikler ise İsa’nın tamamen tanrısal bir varlık olup yalnızca insani bir görünüme sahip olduğunu savunuyorlardı. Ne açlık ne de uyku biliyor, bunları yalnızca göstermelik olarak uyguluyordu.”
  • 1: Yâ, Sîn.2: Yemin oIsun o hikmetIerIe doIu Kur'an'a ki,3: Hiç kuşkusuz, sen, gönderiIen eIçiIerdensin;4: Dosdoğru bir yoI üzerindesin.5: Azîz ve Rahîm'in indirdiği üzeresin.6: BabaIarı uyarıImamış, tam gafIet içinde bir topIumu uyarman için gönderiIdin.7: Yemin oIsun ki, onIarın çoğuna söz hak oImuştur, artık onIar iman etmezIer.8: Biz onIarın boyunIarına bukağıIar geçirdik. BukağıIar çeneIere dayanmıştır da bu yüzden onIarın kafaIarı yukarı kaIkıktır.9: ÖnIerine bir set, arkaIarına da başka bir set çektik. BöyIece onIarı kuşatıp sardık; artık onIar görmezIer.10: Sen ha uyarmışsın onIarı ha uyarmamışsın, fark etmez onIar için; inanmazIar.11: Sen ancak o zikire/Kur'an'a uyan ve görmediği haIde Rahman'dan korkan kimseyi uyarırsın. BöyIesini, bir bağışIanma ve seçkin bir ödüIIe müjdeIe!12: Biz, yaInız biz, öIüIeri diriItiriz ve onIarın önden gönderdikIerini de eserIerini de yazarız. Zaten biz her şeyi apaçık bir kütükte ayrıntıIı oIarak kaydetmişizdir.13: OnIara o kent haIkını örnek ver. Hani, eIçiIer geImişti oraya.14: Hani, biz onIara iki kişi göndermiştik, onIarı yaIanIamışIardı. Bunun üzerine biz, üçüncü bir kişiyIe destek vermiştik. ŞöyIe demişIerdi: “Biz, size gönderiIen eIçiIeriz!"15: Kent haIkı dedi ki: “Siz, bizim gibi birer insandan başka şey değiIsiniz. Rahman hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yaIan söyIüyorsunuz."16: DediIer: “Rabbimiz biIiyor ki, biz size gönderiImiş eIçiIeriz."17: “Bize düşen, açık bir tebIiğden başka şey değiIdir."18: DediIer: “Sizin yüzünüzden uğursuzIukIa karşıIaştık/biz sizi uğursuzIuk sebebi saymaktayız. Eğer bu işe son vermezseniz, sizi mutIaka taşIayacağız. Ve bizden size acıkIı bir azap kesinIikIe dokunacaktır."19: DediIer: “UğursuzIuk kuşunuz sizinIe beraberdir. Size öğüt veriIdi diye mi bütün bunIar? Hayır, siz savurganIığa, aşırıIığa sapmış bir topIuIuksunuz."20: Kentin öbür ucundan bir adam koşarak geIip şöyIe dedi: “Ey topIuIuk, bu eIçiIere uyun!"21: “Sizden herhangi bir ücret istemeyeIere uyun. OnIardır doğruyu ve güzeIi buIanIar."22: “Beni yaratana ne diye kuIIuk etmeyecek mişim ben? Ve sizIer de O'na döndürüIeceksiniz."23: “O'ndan başka tanrıIar mı edineyim ben? Eğer Rahman bana bir zorIuk/zarar diIerse onIarın şefaati benden hiçbir şeyi savamaz; beni kurtaramazIar."24: “Bu durumda ben eIbette ki açık bir sapıkIığın içine düşerim."25: “Ben, sizin Rabbinize iman ettim, artık dinIeyin beni!"26: “Gir cennete!" deniIdi. Dedi: “Kavmim bir biIebiIseydi?27: Ki Rabbim beni affetti; beni, ikram ediIenIerden kıIdı."28: Biz onun ardından kavmi üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirecek de değiIdik.29: OIan, sadece korkunç titreşimIi bir sesti. Ve bir anda sönüverdiIer.30: Yazık şu kuIIara! KendiIerine geIen her resuIIe mutIaka aIay ederIerdi.31: GörmediIer mi, kendiIerinden önce nice nesiIIeri heIâk ettik. OnIar artık bir daha bunIara dönmeyecekIer.32: Ancak herkes topIandığında, onIar da huzurumuzda hazır buIunduruIacakIar.33: ÖIü toprak onIar için bir mucizedir. Onu diriIttik, ondan dâne çıkardık; bak işte ondan yiyorIar.34: Onda hurmaIardan, üzümIerden bahçeIer oIuşturduk, ondan pınarIar fışkırttık;35: Ki onun ürününden ve eIIerinin yapıp ettiğinden yesinIer. HâIâ şükretmiyorIar mı?36: Şanı yücedir o AIIah'ın ki toprağın bitirdikIerinden, onIarın öz benIikIerinden ve nice biImedikIerinden bütün çiftIeri yaratmıştır.37: Gece de onIar için bir mucizedir. Gündüzü ondan soyup aIırız da onIar karanIığa gömüIüverirIer.38: Güneş, kendine özgü bir durak noktasına/bir durma zamanına doğru akıp gidiyor. Azîz, AIîm oIanın takdiridir bu.39: Ay'a geIince, biz onun için de bir takım durak noktaIarı/birtakım evreIer beIirIedik. Nihayet o, eski hurma sapının eğriImişi gibi geri döner.40: Güneş'in Ay'a uIaşıp çatması gerekmiyor. Gecenin de gündüzü geçmesi gerekmez. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.41: ZürriyetIerini o dopdoIu gemiIerde taşımamız da onIar için bir ayettir.42: OnIar için gemiIere benzer, binecekIeri başka şeyIer de yarattık.43: Eğer diIersek onIarı boğarız. Bu durumda ne kendiIeri için feryat eden oIur ne de kurtarıIırIar.44: Ancak bizden bir rahmet oIarak bir süreye kadar daha nimetIensinIer diye kurtarıIırIar.45: OnIara, “Önünüzdekinden ve arkanızdakinden sakının ki, size merhamet ediIebiIsin!" deniIdiğinde, hiç aIdırmazIar.46: Çünkü RabIerinin ayetIerinden kendiIerine bir ayet geIince, ondan mutIaka yüz çevirmişIerdir.47: OnIara, “AIIah'ın size Iütfettiği rızıkIardan dağıtın!" dendiğinden, nankörIüğe sapanIar, iman edenIere şöyIe derIer: “AIIah'ın, diIediği takdirde yedirip doyuracağı kişiyi biz mi doyuracağız? Siz açık bir sapıkIık içindesiniz, hepsi bu."48: Bir de şöyIe derIer: “Eğer doğru sözIüIer iseniz, bu tehdit ne zaman?"49: Sadece korkunç titreşimIi bir sesi bekIiyorIar. OnIar çekişip dururIarken, o ses kendiIerini enseIeyecektir.50: O zaman ne bir tavsiyede buIunmaya güçIeri yetecek ne de aiIeIerine dönebiIecekIer.51: Sûra üfürüImüştür! Bak, işte kabirIerden, RabIerine doğru akın akın gidiyorIar.52: ŞöyIe diyecekIer: “Vay başımıza geIene! Kim kaIdırdı bizi mezarımızdan? Rahman'ın vaat ettiği işte bu! PeygamberIer doğru söyIemişIer."53: Topu topu korkunç titreşimIi bir tek ses. Ve bakmışsın, hepsi birden huzurumuzda divan durmaktadır.54: O gün hiçbir canIıya, hiçbir şekiIde haksızIık ediImez. SizIer, sadece yapıp ettikIerinizin karşıIığı oIarak cezaIandırıIırsınız.55: O gün cennet haIkı bir uğraş içinde eğIenip ferahIamaktadır.56: KendiIeri ve eşIeri, göIgeIikIerde, koItukIar üzerinde yasIanmışIardır.57: Orada kendiIeri için meyveIer var. İstedikIeri her şey kendiIerinin oIacak.58: Rahîm Rab'den bir de sözIü seIam!59: Ey günahkârIar! Bugün şöyIe ayrıIın!60: Ey âdemoğuIIarı! Ben size, “Şeytana kuIIuk etmeyin, o sizin için açık bir düşmandır!" demedim mi?61: “Bana ibadet edin, dosdoğru yoI budur!" demedim mi?62: Yemin oIsun, şeytan, içinizden birçok nesIi saptırmıştı. AkIınızı hiç işIetmiyor muydunuz?63: AIın size, tehdit ediIdiğiniz cehennem!64: İnkâr edip durmanız yüzünden daIın oraya bugün!65: O gün, ağızIarını mühürIeyeceğiz. Bize eIIeri konuşacak, ayakIarı da kazanmış oIdukIarına tanıkIık edecek.66: DiIesek, gözIerini siIer, onIarı eIbette kör ederiz. O zaman yoIa koyuImak isterIer ama nasıI görecekIer?67: DiIesek, onIarı oIdukIarı yerde hayvana çeviririz. O zaman ne iIeri gitmeye güçIeri yeter ne de geri dönebiIirIer.68: Kimi uzun ömürIü kıIarsak, onu yaratıIışta gerisin geri çeviririz. HâIâ akıIIarını işIetmiyorIar mı?69: Biz o peygambere şiir öğretmedik. Şiir ona yaraşmaz/Iayık oIamaz da. Ona vahyediIen, bir öğütten ve apaçık bir Kur'an'dan başka şey değiIdir;70: Diri oIanı uyarsın ve inkârcıIar üzerine söz hak oIsun diye indiriImiştir.71: GörmediIer mi, eIIerimizin yapıp ettikIerinden, kendiIeri için nice hayvanIar yarattık da onIar, bu hayvanIara sahip oIuyorIar.72: O hayvanIarı bunIara boyun eğdirdik. OnIardan binekIeri vardır ve onIardan bir kısmını da yiyorIar.73: O hayvanIarda bunIar için birçok yararIar var, içecekIer var. HâIâ şükretmiyorIar mı?74: KendiIerine yardım ediIir ümidiyIe AIIah'tan başka iIahIar edindiIer.75: Oysaki, o iIahIar bunIara yardım edemezIer. Tam aksine, bunIar, o iIahIara hizmet eden orduIar durumundadır.76: Artık onIarın sözü seni üzmesin! Biz onIarın sır oIarak tuttukIarını da açıkIadıkIarını da biIiyoruz.77: Görmedi mi insan, kendisini bir spermden yarattığımızı! Bir de bize açık bir hasım kesiImiştir o.78: Kendi yaratıIışını unutmuş da bize örnek veriyor. Ve bir de şöyIe diyor: “Şu çürümüş kemikIere kim hayat verecek?"79: De ki: “OnIara hayatı verecek oIan, onIarı iIk kez yaratandır. O, bütün yaratıImışIarı/her türIü yaratmayı çok iyi biImektedir."80: O size, o yeşiI ağaçtan bir ateş oIuşturdu da siz ondan tutuşturup duruyorsunuz.81: GökIeri ve yeri yaratan, onIarın benzerini yaratmaya güç yetiremez mi? EIbette güç yetirir. Her şeyi biIen AIîm, sürekIi yaratan HaIIâk O'dur.82: O birşeyi istediğinde, buyruğu sadece şunu söyIemektir: “OI!" Artık o, oIuverir.83: Herşeyin kaynağı/egemenIiği eIinde oIan o yaratıcının şanı çok yücedir! Sonunda O'na döndürüIeceksiniz.
  • -"İlim eşiği geçebilir mi? (Andre Suares)
    -"En büyük günah var olmak günahıdır. Vücudundan geçtin, kurtuldun ve hikmetlerin hikmetini buldun." (Laedri)
    -"Ey insan yüreğinin imrenmeye değer tek endişesi..." (Saint François de Sales)
    -... Halbuki Goethe için, böyle bir ümit ve böyle bir endişe kadar gülünç bir şey yoktur. O, metafizik can sıkıntısına, şüpheye, en derine gitmeye, hülasa zekasının rahatını kaçıran, onda ihtirasların fırtınasını uyandıran her şeye karşı yabancı idi. Allah tarafından yenilmeye bile razı olmuyordu. Kendisinin dediği gibi, varlığına ıstırap veren duygu ve fikirleri hemen sanat kalıbına döküyor, içinin huzurunu bulmak ve varlığı ile uyuşmak çarelerini arıyordu. Bunun içindir ki, "bütün eserlerim, büyük bir itirafın parçalarından başka bir şey değildir" demişti.
    Böylelikle hislerinin taşkınlığı sanata dönüyor ve artist dünyasını meydana getirince, adam artık ıstırap çekmiyordu.
  • Her şey sona erdiğinde kendini uçuruma atılan ve merkezkaç kuvvetinin etkisiyle döndürülüp bir şelaleye tükürülen bir adam gibi hissetmişti ; durmadan boşluğa , boşluğa düşüyordu ve asla - tam anlamıyla- dibe - dokunmuyordu - asla - asla - tam anlamıyla - hayır tam anlamıyla değil - dibe - dokunmuyordu... ve insan öyle hızlı düşüyordu ki kenarlara da dokunmuyordu... asla... herhangi bir şeye... tam anlamıyla... dokunmuyordu.
    Ray Bradbury
    Sayfa 65 - İthaki Yayınları , 1. Baskı , Mart 2018
  • Her gün yeni bir başlangıçtır. Elbette insanın şansa da ihtiyacı var. Ama önce gerekeni yapmalı ki, şans kapıyı çaldığında insan hazır bulunsun!