9/10
·472 syf.··
2019 56. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2019 10:23
Yeşil Peri Gecesi'nde yazar çok bildik, popüler edebiyatta ve magazinde sık sık işlenen, bana biraz fazla arabeskçe gelen bir konuyu alıp, asla beklemediğim bir açıdan işlemiş. Popüler kültürü zehir zemberek eleştirmek için bu kültürün kendisini bir silah olarak kullanan Ayfer Tunç’un #45832566 çerçevesinde okuduğum üçüncü kitabı, aynı zamanda da bu yıl içinde okuduğum beni en çok etkileyen roman oldu. Adı kitabın hiçbir yerinde geçmeyen romanın kahramanı, Tunç'un başka bir romanı olan Kapak Kızı 'nda doğmuş aslında. İlk kitapta ismi belirtilmiş; Şebnem, bu isim sadece sebep olduğu kötücül olaylar ile anılıyor, kendisi asla göz önünde bulunmuyor. Zaten yazara göre birbirini bütünleyen, ama tekil de okunabilen iki ayrı romanmış bunlar. Romanında Ayfer Tunç bolca Edip Cansever ve Cemal Süreya alıntıları yapmış, yolu sıklıkla şiirlere düşmüş ve kullandığı dizeleri olay/kişilere yakıştırmıştır. Yeşil Peri Gecesi adı altında yayınlanan romanı ile Ayfer Tunç, insanın acılı yazgısında en önemli etkinin yaşadığı doğa ve çevre koşulları olduğu görüşünü öne sürmüş. Tunç’a göre insan doğuştan gelenin ve aile, arkadaş, toplum gibi yapılardan oluşan doğal çevresinin kurbanıdır; acılar çeken, zorluklar ve baskılarla karşılaşan insan adeta kötü olmaya, kötülük yapmaya, şeytanla anlaşmaya mahkûmdur. Bu doğalcı yaklaşımda; insan iradesi bu koşulları ve yazgıyı değiştiremeyeceği için kişi, yaşanılan olumsuzlukların ve davranışlarının sonuçlarından sorumlu tutulamaz. Bu doğal yaşayışın zorunlu bir sonucu olarak, natüralist yaklaşım sergileyen yazarımız insanın yaşamı üzerindeki öz iradesini yadsıyarak
Yeşil Peri GecesiAyfer Tunç · Can Yayınları · 201611,7bin okunma
Geçmiş değildir, Tarihtir.
9/10
·832 syf.··
2019 34. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2019 17:50
“Tarihin Babası…” Bu sıfatı almasının yegâne sebebi ondan önce bu derinlikte bir eserin yayımlanmamış, kaleme alınmamış olmasıdır. Kendinden önce bir iki kitap kaleme alınmış ve bunları referans gösterse de bu kitaplar günümüze ulaşamamıştır. Herodotos MÖ 484-420 yılları arasında yaşamış, tarihçi, doğa bilimci ve bütüncül entelektüeldir. Halikarnassoslu bir ailenin ferdidir ve okuma, yazma gibi şeyleri bilmesi burjuvazi sınıfına mensup olduğunu göstermektedir. Siyasi kimliği de bulunan ailenin bir dönem sürgün edildiği de bilinmektedir. Ayrıca yazarın en yakınlarından birisinin şair olması da Herodotos hakkında söylenilmesi gerekenlerdendir. Unutmayınız ki “geçmiş” ile “tarih” aynı şeyler değildir. “Bir kadın üstünü çıkardı mı, utancından da soyunmuş olur. İnsanoğlunun namus kurallarını bulmasından bu yana çok zaman geçmiştir, bunlardan öğrenilmesi gereken bir tanesi de şu: Yalnız senin olana bak.” (Alıntı #45584319 ) Yazdığı kitabın içeriğinde her konu da bilgisinin olması; kendisini sürekli geliştiren bir antik çağ adamını karşımıza çıkarmaktadır. Dönem olarak bakıldığında ise medeni batı ile barbar doğunun tam ortasına düşmüş ve kendi kimliğini arayan bir bireydir. Elle tutulur bir tarihin olmamasından dolayı ise kitabın bir kısmı duyumlar, efsaneler ve hikâyelerden oluşmaktadır. Ancak kitabın asıl kısmında ise Herodotos kendi tarihini yazmıştır. Bu şu demektir ki kendi dönemini kaleme almıştır. “İyi bil ki, hiçbir kötülük karşılıksız kalmaz.” (Alıntı #45929900 ) Buradan yola çıkan Herodotos genelde birinci tekil şahıs anlatımıyla Yunan – Pers savaşlarını konu almıştır. Dönemin siyasi yapısı, kültürel yapısı, antolojisi, doğası ve aklınıza gelebilecek gelenek, görenekler de dâhil okuruna sunmayı
TarihHerodotos · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,210 okunma
Reklam
8/10
·82 syf.··
2019 8. kitabı
meltem şen tavsiyesiyle aldığım bir başlangıç kitabı Tomris Uyar için. İlk hikayeleri değil kendisinin, 80 sonrası değişmeye başlamış hikayeciliği , belki o açıdan ilk sayılabilir darbe sonrası bu kitap. Tomris Uyar, ne yazık ki, eserlerinden çok , erkekleri - ya da kendisine ithaf edilen şiirlerle tanınan bir değer. Yazmasına, yazar olarak bilinmesine de bu mu sebep olmuş bilmiyorum, aslında sanmıyorum da. Öykülerinden kaleminin ve zihninin gücü anlaşılıyor yeterince. Magazinsel satırları bırakıp kitaba geçeyim ben ama. Yaz Düşleri, Düş Kışları kışın başlayıp yaz sonlarında biten, düşlerle harmanlanmış ismiyle müstesna bir kitap. Dokuz öykü var içinde, farklı tekniklerle yazılmış çoğu. Genel hava kış ama çoğunlukla, hüzünlü. Beğendiklerim oldu, uzak kaldıklarım oldu, ama tam olarak giremedim ben öykülerin içine. İlk öykü Kuskus düşle gerçek arasında olmasına rağmen nispeten en somut ve anlaşılır öykülerden biri. Sıradan bir hayat , bir anneannenin düşleri korkuları, güzel göndermeler, akıcı bir hikaye. Filizkırandan'da bir ütopya çalışması var sanki Pera'yı da içine alan, anlaşılması güç bu masalsı öyküde şiirsel, daha doğrusu düşsel bir anlatım var, ama değişen zamana göndermeler de anlaşılıyor biraz. Metal yorgunluğu - bir iki yıl öncesinin popüler lafı- en dikkat çeken hikayelerden. Eski bir hesap uzmanı olan Ferdi yaşamının sonlarında içini döküyor , hayatını anlatıyor. Bu anlatı, alıntılar ve fotoğraflarla destekleniyor, 1930'dan itibaren Türkiye gerçeğini yaşıyoruz biz de öyküde. Düş var ama sonunda her şeyde olduğu gibi. Beyaz Bahçede puslu bir hikaye, parçalı anlatım, bir kız, abisi annesi ve Mehlika Öğretmen var, belki de bir beden anımsaması sadece hepsi. Ekip arabası ardından, hüzünlü. Oyun , bir tiyatro oyunu adeta, bir
Yaz Düşleri Düş KışlarıTomris Uyar · Yapı Kredi Yayınları · 2019756 okunma
Tolkien bir fantazya yada peri masalı yazarından çok daha öte bir insan!
9/10
·114 syf.··
2019 24. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 01 Nisan 2019 18:52
Hemen hemen her kitabında ağaçların bahsini detayla yapan J. R. R. Tolkien'in ağaç sevgisi ve saygısıyla birlikte, kitaplarını oluşturma süreçlerinde esinlendiği olaylar, kendi hayatında yaşayıp romanlarına da yansıttığı durumlar, çoğu örnekleme ve detaylı bilgiyle bu güzel tenkit kitabı oluşturulmuş. Ağaçların resmini çizmek kadar, ağaçlarla birlikte olmayı da seven J. R. R. Tolkien , "Bütün eserlerimde, düşmanlarına karşı ağaçların tarafını tutarım." demiştir. Örneğin, Orklar gözünü kırpmadan, düşünmeden söküp atarlardı Fangorn Ormanı'nı, Morgoth, Valinor Ağaçları'nı yok etti, yine Saruman Shire'in güzel ormanlarını yok edip binalar yapardı, mesela Sauron, Mordor'u öyle bir hale getirmişti ki bir ağaç bile bitmezdi o topraklarda. Ve kendi diyarına yaptıkları yetmezmiş gibi Beyaz Ağaç'ı kesti yaktı. Ama ne oldu, Orklar öldü, Morgoth zamansız bir çukura hapsedildi, Saruman ve ordusu Ağaç Bekçileri Entlerin hezimetine uğradı, Sauron'un krallığı son buldu. Eğer Tolkien'in daha önce kitaplarını okumadan , Tolkien'in Ağacı'nı okuyorsanız , 1000K'da sisteme girilmiş hali ile ilk okuyan ve incelemesini hazırlayan biri olarak söylüyorum kimin ağaçlara karşı en ufak bir zararı varsa o kişi sonunda mağlup edilecektir, kimin ağaçlara karşı bir sevgisi varsa mesela Elfler, Galadriel, Elrond, Tom Bombadil, Hobbitler, Gondor'un Halkı, -nişaneleri Ak Ağaçtır- sonunda galip geleceklerdir sonuçta ağaç severlerdir onlar, onlara büyük saygı gösterip, onları sürüsünü koruyan çobanlar gibi korurlar. Hobbit'in girişinde 'Topraktaki bir kovukta bir Hobbit yaşardı' girişinden, Peri Masalı Üzerine adlı kitabın konusundan, Niggle'ın Yaprağı'ndaki baş kahramanın amacından, Yüzüklerin Efendisi serisinde geçen Kuytuorman, Lothorien'den tut yine şu anda okuduğum Silmarillion kitabında da, Silmarillerin içine
Edebiyat
Tolkien'in AğacıSabri Gürses · Çeviribilim Yayınları · 201314 okunma
Ruhsuz Androidlere Selam Olsun!
10/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2019 1. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 02 Ocak 2019 18:56
1984'ü YouTube üzerinden de yorumladım. Kitabı okumadan önce faydalı bilgiler edinebilirsiniz; ->> youtu.be/ZbCVXncwnvE _________________________________________________ Totalitarizmi iliklerinize kadar hissedeceksiniz! Bu bir UYARI ve UYANDIRMA servisidir! Algılarınızı açınız! Bir seçeneğiniz var ve bu seçenek size altın tepsi de sunulmuyor. Ya Büyük Birader’i sever, sistemin “medarı iftiharı” olursunuz ya da kül olur, sessizce BUHARLAŞIRSINIZ! Mikrodalgadan çıkmış bir beyin ne kadar işe yaramazsa, sistemin tekelinde ki bir beyin de o kadar işe yaramaz! Suratınızın tam ortasına postallarıyla basıp geçiyorlar, ne düşündüğünüz ya da hissettiğiniz umurlarında dahi değil! İnsanlığın cesaretini “Parti” üzerinden tuzla buz ederken, başrolde Büyük Birader, Düşüncesuçu, Barış Bakanlığı, Gerçek Bakanlığı, Sevgi Bakanlığı ve Varlık Bakanlığı bulunuyor! Yazıldığı yılı bir kenara bırakırsak, bugünü ve yarını en net biçimde görebileceğiniz, hayal dahi etmeden etrafa bakarak gözünüzle görebileceğiniz, tam olarak içinde yaşadığınız ülkenin sınırları içinde nelerin dikta edildiği ve neleri kabul ettiğinizi daha iyi sentezleyebileceğiniz bir sistem eleştirisidir 1984. Bindokuzyüzseksendört’ün hangi sistem ya da dönem üzerine yazılmış olduğunu unutun ve kendinizi onun kollarına bırakın, çünkü; geçerliliğini günümüzde korumakla kalmıyor hedefi de tam on ikiden vuruyor! Geçmişinizin yok edildiği, belleğinizin silindiği, “Yenisöylem” ile dilinizin çarpıtıldığı, düşüncenizin olmadığı, direnmenin ve başkaldırın kelime olarak dünyadan kaldırıldığı, eylemsel olarak ise akla hayale bile getirilemediği bir dünyanın içinde sindirilmenin dehşeti içinde yok olacaksınız. Kitabı okurken, ilk aklıma gelenler https://1000kitap.com/yazar/yevgeni-ivanovic-zamyatin_3344 ‘in
Edebiyat
1984George Orwell · Can Yayınları · 2021200bin okunma
Puan vermedi·1210 syf.··
2018 19. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2018 00:00
(Bu oldukça uzun bir hikayedir.. Pardon, incelemedir. Hazır mısınız? :) Durun!! Durun!! Kalkmış olamaz tren… Anlatacağım neden geç kaldığımı.. Yıldızlı gözlerimde neden bunca isin, yorgunluğun düştüğünü.. Bu pespaye halimi, bu yaralarımı, bırakın şu trenin kolunu tutacak mecali, tüm o yolları aşıp nasıl geldiğimi.. ... Trene bindim, Ülkeme giden.. Türkiye'ye. Rus topraklarından, Tolstoy'un davet ettiği Dostoyevski etkinliği aracılığıyla, yazarın yanından.. Üstümde saman kağıtlarının zamanla ve ışıkla dans eden tozlarının hatırası.. Anlatacağım neler olduğunu… … Takvimler 1873 yıllarını gösterirken yani bundan 175 yıl kadar öncesine gittim. Kendimi bulduğumda Dostoyevski'nin Yazı İşleri Genel Müdürlüğünü yaptığı odanın kapısının hemen önündeydim. Elimi kavrayabileceğim yuvarlaklıkta bir kapı kolunu çevirmem, içeriye girmemle eşdeğerdi. Bu dalgın kararsızlığım, yazarın sezgilerine ulaşmış olacak ki kapının ardında birinin olduğunu farketti. Kapı açıldı, Karşımda bir tablonun canlanmış hali gibi duran Dostoyevski.. Rusça, içeri girmemi söyledi ve gayet centilmen bir şekilde yol açtı. Yazarın masasının hemen karşısında bulunan Ahşap oymalı koltuğa yavaşça oturdum. Çantamı dizlerime koyup yazarın koltuğuna oturmasını bekledim heyecanımı gizleyerek. Dostoyevski heyecanımı farketmiş olacak ki: Su içer misiniz? teklifinde bulundu. Lütfen, diye karşılık verdim. Kristal bardaktaki suyu içerken, biliyordum neden geldiğimi büyük bir merakla ve bir yazar merakıyla da sorguladığını.. ki kimbilir yüz hatlarımdan ırkımı dahi çıkarabilir. Bunu şimdilik istemem.. Bardağı masaya bırakırken küçük ama derince bir nefes alıp, yazarın gözlerinin içine bakıp kim olduğumu, neden buraya geldiğimi imkan dahilinde anlatacaktım ve çantamda bulunan Tolstoy'un davetini kendisine bizzat
Etkinlik
Bir Yazarın GünlüğüFyodor Dostoyevski · Yapı Kredi Yayınları · 2025657 okunma
Reklam