• 372 syf.
    ·9 günde·Beğendi·8/10
    Kendime hatırlatıcı olması nedeniyle yazmamdam ötürü ufak da olsa spoiler içerecektir. Lütfen okumadan dikkate alınız.! İyi okumalar...

    Kitabın yazarı olarak Platon, ideal devlet yapısını anlatırken aslında kendi düşüncelerine değil hocası olan Sokrates'in ifadelerini diyaloglar şeklinde yazıya dökmüştür. Sokrates ideal devlet yapısı böyle olmalı derken kendilerine en baştan bir toplum yaratma çabasına girerek bütün yönleri ile ele almaya çabalamış olduğu ifadelerinde 'iyilik, eşitlik, güçlülük ve haklılık' gibi insanlık durumlarına - kitabın arkasından alıntıdır - daha çok yer vermeyi denemiştir. Aslında ortaya koyduğu daha çok bir ütopyaya benzese de ütopya olsun niyetiyle yola çıkmamıştır ifadelerinde. Daha uygulanabilir olduğunu düşündüğüm ifadelere yer vermiştir ki kitabın arkasında yer alan yazıda okuyacağınız üzere devlet kuramları ve toplum düzenlerinin başvuru kaynakları arasında yer almıştır.

    İçeriğine dair kısaca ana başlıklar halinde yukarıda değinmiş olsak da biraz açmayı deneyeceğim, umarım becerebilirim. Başlamadan önce kitabın bir bölümü olan ve çoğu zaman okunmadan geçilen önsöze değinmek isterim. Bu kitabın önsözü aslında çevirmenin önsözü olarak kendini buluyor ve önsöz okumayı sevmeyen beni de öyle güzel çekti ki okumadan edemedim. Kitabın önsözü aslında genel bir çevirmen notu olarak kendini belli ediyor, çevirmen daha doğrusu çevirmenlerimiz kitapta kullanılan ifadelere ve 'Devlet'e yönelik yorumlarını görebiliyorsunuz ki okunası bir bölüm bence atlamayınız. Gelelim kitabımızın kendisine çok derine girmeden bende etki bırakan toplum oluşturma çabaları üzerinde duracağım ki en başında söylediğim gibi kendime hatırlatıcı olsun diye yazıyorum.
    Doğruluk arayışı üzerinden çıktığı yolda en başında doğru insanlar olmalı ki toplum düzeni için elzemdir demek istiyor aslında. Bunun için de en başında toplumu oluşturan bireylerin doğruyu araması gerekliliğine ki bunun da küçüklükten verilebileceği kanısındalar. Peki nasıl olacak bu? Masallar diyorlar bir kere yalan söylememeli, bunları düzeltmeliyiz. Bizim Tanrıların ahlaksızlık yapamayacağını masallardan bunları kaldırmamız gerekiyor ya da Tanrıların ahlaksızlık etmediğini anlattırmamız, bunu yapmalıyız ki çocuk ahlaksızlık nedir bilmesin istiyorlar Bunlar ufak detaylar olsa da eğitim camiası içinde yer almamdan mıdır bilmem bence de böyle olmalı. Düşünsenize dizilerde silah, uyuşturucu vs. her türlü pislik yer alsın ama bizim çocuklarımız silah değil kalem tutsun, uyuşturucudan değil de oynadığı oyundan zevk alsın mümkün mü? Ayrıca eğitim demişken eğitimde müzik ve beden eğitiminin gençleri güzel şekilde geliştireceğine inanarak onların da sanatlarını en güzel şekilde icra edecek kişilerden olması gerekliliğine vurgu yapılıyor. Bir işin en güzeline onları maruz bırakmazsak yine verilen eğitim boşa olmuş deniliyor. Şunu da söylemek gerekiyor ki 'bekçiler' adı altında toplumu koruyacak kişiler olarak eğitilen bu kişiler yaşları geçince yeni bekçileri eğiteceklerdir, bu anlamda onların eğitimi oldukça önemlidir. Eğitimlerin ardından artık toplumun genel yapısına değiniliyor ki bu kısım da oldukça hoşuma giden bir kısım oldu benim için. Herkes kendi işini yapar ve işine bakarsa, düzenli bir toplum olabileceğine inanıyorlar ki çok da haksız sayılmazlar bana göre. Yani herkes kendi işinde kendini mutlu edebilirse toplum da mutlu olabilir tezini savunuyorlar bir anlamda. Tabi toplum olur da bireylerin üremesine değinmek olmaz diye düşünmüş olacaklar ki ona da yer veriyorlar tartışmalarında. Bekçiler -ki en başından müzikle beden eğitimi ile güzel şekilde yetiştirildiler- ile onlar gibi olan kadınların çiftleşmesinden ortaya sağlam çocuklara çıkması da amaçlardan biri olmuştur ki daha sonra tam anlamıyla olmasa da belki de nazilerin yapmaya çalıştığı ari ırk kavramına fikir babası olmuş olabileceğini kendimce yorumladım. Buna ek olarak böylece doğum kontrolü de devlet elinde olması gerektiği düşüncesi ön plana çıkıyor. Topluma genel olarak değindikten sonra da devletin yönetiminin filozoflarda olması gerekliliği vurgulanıyor. Felsefenin bazı kişilere doğuştan gelse de kötü eğitimle birlikte köreldiği ve ondan vazgeçildiği düşüncesini paylaşan Sokrates, filozofların birçok açıdan farklı bakabaildiği fikriyle yönetimde söz hakkı olması gerektiklerini düşünüyor. Ayrıca halkın da filozoflara kötü gözle baktıklarını da belirtirken onları yönetimde istemediklerine de değiniyor fakat Sokrates, güzel ve tatlı dille aşılabileceğini de düşünüyor. Ayrıca kitabın sonuna doğru ise yönetim biçimleri, iyi ve kötü yönleri üzerine oldukça güzel ve açıklayıcı bir kısım var ki oldukça hoşuma gitti. Alıntılarımla birlikte alıntılayamadığım o kadar çok yer var ki kitabın önsözünde söylendiği üzere "sık sık okunmaya değer." Kitapla ilgili genel hatları ile söyleyeceklerim bu kadar. İçeriği ile ilgili okunası bir kitap.

    Uzattım da uzattım ama öyle bir kitap, Devlet. Benim için okumaktan pişman olmadığım bir kitap oldu. Fakat şunları da eleştiri olarak olmasa da -ki haddime olduğunu düşünmüyorum- eklemek istiyorum. Kitap çoğu yerinde biraz zor ilerliyor öyle ki bölümler arasını geçerken daha 3 sayfamı okumuşum? diyerek şaşırdığım yerler olmadı değil. Kendimce çıkarım yaptığım durumda şöyle bir kanıya vardım; ben daha çok kafamda tasvirlerini oluşturabildiğim kitapları aslında hikaye örgüsü içinde yer alan kitapları rahat bir şekilde anlayarak, geriye dönmeden okuyorum. Bundan sebep olduğunu düşünerek okumakta zorlandığımı itiraf etmek durumundayım. Ama okumaktan da çoğu zaman zevk aldığım bir kitap oldu benim için. Dil bakımdan ise zorlayıcı bir kitap olsa da okunası bir kitap.
  • Devlet mutlaktır ve ideal toplumun yaratılması için çatışmalar kullanılır. Bireyler, yöneticilere boyun eğdikleri ölçüde özgür olurlar.
  • Öte yandan ruhsal hallerin, bazısı daha çok, bazısı daha az olmak üzere, bedenlerin mizaçlarına tabi oldukları da ortaya çıkmıştı. Çünkü her ruhsal hal, içinde bulunduğu bedenin gerektirdiği biçimde olur. İşte bunlardan çıkan zorunlu sonuç, içinde bulundukları bedenler farklı olduğu için, ruhsal hallerin de farklı olacağıdır. Bedenlerin birbirlerinden farklılıkları sonsuz olduğundan, ruhların da birbirlerinden farklılıkları sonsuz olacaktır.
  • 372 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Felsefenin önderlerinden olan Platon'un bu harika eseri bence her insana okutulmalı. Kitap söyleşi tarzında yazılmış. Felsefede cevaplardansa sorular önemlidir bu eserde devletle ilgili akla gelebilecek birçok soru yazılmış. Kitapta ideal devlet anlayışı, yöneticinin nasıl olması gerektiği, halk anlayışı ve yapılanmasının nasıl olması gerektiği adalet gibi konulara değinilmiş.
  • Erdemli şehrin yöneticisi, rastgele bulunmuş herhangi bir insan olamaz. Çünkü yöneticilik iki şeyle olur:
    a) O insan, yaradılışı ve tabiatı bakımından yöneticiliğe istidatlı olmalıdır,
    b) O insan, yöneticilikle ilgili iradi meleke ve tutumları kazanmış olmalıdır.
    Farabi
    Sayfa 103 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • 163 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10
    Yazarın 3 eseri ön plandadır; Kuyucaklı Yusuf, içimizdeki şeytan ve Madonna.
    Geçmiş yakın tarihimize kadar Kuyucaklı Yusuf’un daha ön planda olduğu Madonna’nın geride, arka planda kaldığı bilinmektedir, kimi otorilerce ve bazı okurlarca.
    Lakin bu günlerde okunma listelerine bir göz attığınızda diğer iki romana kıyaskla Madonna’nın açık ara farkla ve üstelik listelerin tepesinde olduğunu fark ediyorsunuz.
    3 eserinde de bazı toplumsal sosyolojik olaylardan, erkek baş kahraman karakterlerden, bazı aciz yanları göz önünde olan karakterlerden, aşktan, evlilikten, devlet meselelerinden ve toplumsal yozlaşmalardan kırıntılar bulmak mümkündür ve zaten yazarın, yazarlık olarak üslubu ve tarzı bu yöndedir.
    Durum böyle iken Madonna’yı bu sıralar(yılların miktarını size bırakıyorum) daha ön plana çıkaran şey ise günümüz sosyolojik ve siyasi olayların, kitabı içeriğini daha anlamlı kılmasından öte gelmektedir. Sebeplerini okuyucuya ve okuma sonrası analizine bırakıyorum elbette.
    Yine eserdeki karaktere kendi hayatını yansıtan bir yazar ve eseri ile karşılaştığımız için güzel bir yazar biyografisi okuduktan sonra esere başlamanızı şiddetle tavsiye ederim.
    Romanın siyasi ve toplumsal eleştirileri hicivlemesinin aslında ön planda olması ve bunu bir aşk hikayesi ile zırhlamasına rağmen okurun gözünde roman bir aşk hikayesi olmanın da ötesine geçmemiş ki haklı pay da vardır.
    Muazzam tat veren aşk ve güzellik tasvirlerini sevmemek ve hayran kalmamak mümkün değildir.
    Kadının naifliğini resmetmesi bir yazar olduğunu unutturacak niteliktedir.
    Ayrıca Türk tipi bir erkeğin çekingen, sessiz lakin çocuksu tutkularının yanında aşka olan bakışını da güzel yorumlamış ve betimlemiştir.
    Kadının kendince sırlarının ve bu sırları ile mücadelede erkeklere takındığı bilinçdışı ve bilinçaltı tutumları görebiliyoruz.
    Erkeğin kendi içinde ve dış dünya kaynaklı meseleleri ile mücadelesini ve bu mücadelede kadınlara takındığı bilinçdışı ve bilinçaltı tutumları görebiliyoruz.
    Herkesin geçmişinde artık en az 5-10 yaşanmışlık ilişki bulunurken bu denli saf, temiz ve tek bir ilişkinin gözler önüne serilmesi herkesin kendinden bir parça hayal bulmasına da ve ideal ilişkiye rastlama konusundaki emellerine bir ayna tuttuğu için listelerin başında yer alıyor eserimiz.
    Her şeye anında ulaşabildiğimiz bu iletişim teknoloji çağında temiz ve sağlam aşka ulaşamamak kitabı gözümüzde büyüten en büyük noktadır.
    - Sayfa 86/87 beni kitaba bağlayan yerdir.