Doğuştan gelen bir özellik bu; ancak sevdiğim ve ilgi duyduğum şeylere kendimi verebiliyorum. İlgi duyduğum bir konuyu "Aman, yetsin artık" diyerek asla yarım yamalak bir şekilde bırakmadım. İkna olana kadar devam ettim. Ne var ki ilgi duymadığım bir şeye de kendimi pek veremedim. O işe kendimi vermek için gereken hisse kapılmadım demek ki.. İçimde bu ikisi arasındaki ayrım eskiden beri çok netti. "Bunu yapın" diye dışarıdan (özellikle de yukarıdan) dayatılan hiçbir şeyi yapmıyorum.
Arkandan baktım, uzaklaşırken aklından geçenler yola döküldü. Tek tek gördüm onları. Tefeciye borç kapanacak diye düşündükçe geniş bahçeleri olan bir konağın varlığına kendini ikna edişin döküldü.
"Hem bir Hatice değil ya!" dökülüverdi bir adım sonra. Bu cümlen kurşun olsa tek bir mermiyle şehirler yıkılırdı.
İnançta hafif bir bunamanın izleri vardır; ancak inançtan çok daha kuvvetli bir hal olan ikna olma, gerçek bir gerizekalılıktan başka bir şey değildir. ikna olan kişinin gerizekalılığı, yalnızca muzaffer bir ahmaklığın gerisinde kalır.