Belki konuşsak onları başka türlü de yaşamanın, geri dönüşü bulmanın, yeniden salınan yaprakları umursamanın mümkün olduğuna ikna edebilirdim. Fakat ne onlar ne de ben, bir konuşmayı başlatacak insani duygulara sahiptik. Kördük; boşlukta sallanıyorduk. Tüm insanlar birbirlerinin kötü yansımalarından ibaretse, biz de yeteri kadar kibirli, acımasız insan tanıdıysak, daha fazlasına ne gerek vardı!
İstediğini zanneden araç olarak insan
Otonom Sinir Sistemi ve Beynin Antik Merkez Bölgeleri Limbik sistemin bölgeleri, karmaşık uyarım ve engelleme devreleri oluşturur. Her limbik yapının, hipotalamusun yaptıklarını etkilemek için nasıl derin bir hevesle çalıştığını görerek bunu kolayca anlayabiliriz. Bu hevesin nedeni ne peki? Hipotalamusun taşıdığı önem. Limbik yapılardan biri olan hipotalamus, 1. ve 2. katmanlar arasındaki, beynin temel düzenleyici ve duygusal parçaları arasındaki arayüzdür. Bununla paralel olarak hipotalamus, 2. Katman limbik yapılarından yoğun şekilde girdi alır ama 1. Katman bölgelerine orantısız şekilde yansımalar gönderir. Bu bölgeler, vücuttaki otomatik tepkileri düzenleyen, evrimsel açıdan antik orta beyin ve beyin sapıdır. Bir sürüngen için bu tür otomatik düzenlemeler, gayet düz mantıkla çalışır. Kaslar fazla çalıştığında vücutta bunu hisseden nöronlar, omurga üzerinden 1. Katman bölgelerine sinyaller gönderir. Bunun sonucunda tekrar omurgadan aşağıya gönderilen sinyallerle kalp atışları ve kan basıncı artar. Bu da kaslar için daha fazla oksijen ve glikoz demektir. Fazla yemek mi yendi? Hemen mide duvarları gerilir. Oradaki nöronlar bunu hissederek haberleri gerektiği şekilde gönderir ve bağırsaklardaki damarlar genişler, kan akışı hızlanır ve sindirim kolaylaşır. Çok mu sıcak? Isıyı yaymak amacıyla vücut yüzeyine kan gönderilir. Tüm bunlar otomatik ya da "otonom bir şekilde" gerçekleşir. Bundan dolayı orta beyin ve beyin sapı bölgelerine ve bunların omurgadan aşağıya ve vücut dışına gönderdikleri yansımalara hep birlikte "otonom sinir sistemi" denir: Peki, hipotalamus nerede devreye giriyor? Hipotalamus, limbik sistemin otonom fonksiyonu etkilemesini, 2. Katman'ın 1. Katman'la iletişim kurma şeklini etkileyen araçtır. Kas duvarları gerilmiş tam dolu bir bağırsak düşünün.
Sosyoloji
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnsanın "İslâm fıtratı" üzerine doğması hakkında
Rûm 30/30. ayette de din kelimesi tevhid inancı manasında kullanılmış ve bu manada dinin fıtrat dini olduğu vurgulanmıştır. İslam geleneğinde fıtrat gerek bu ayetten, gerekse, "Her yeni doğan insan, dünyaya gözlerini fıtrat üzere açar" (küllü mevlûdin yûledü ale'l-fıtra) mealindeki hadisten hareketle her insanın muvahhid ve Müslüman olarak dünyaya geldiği şeklinde yorumlanmıştır. Bize göre bu yorum sorunludur. Her şeyden önce, insan dünyaya hakikat aşığı olarak gözünü açmadığı gibi içinde salt iyilik potansiyeli de taşımaz. Kur'an'ın tanıklık ettiği üzere insan ontolojik düzlemde hem günahtan sakınma (takva) hem de günaha dalma (fücûr) imkânına sahip bir varlık olarak kodlanmış, kendisine hayır (iman) ve şer (inkâr) olmak üzere iki farklı seçenek sunulmuş ve bunlardan birini seçme özgürlüğüne sahip kılınmıştır. Bu sebeple, Rûm 30/30. ayette geçen "fıtrat" belki en fazla tevhid inancını kabule yatkınlığı ifade edebilir. İlgili hadiste, "Her yeni doğan insan, dünyaya gözlerini fıtrat üzere açar" ifadesinin ardından, "Sonra ebeveyni onu Yahudi ve/veya Hıristiyan yapar" şeklinde bir ifadenin gelmesi, ilk bakışta "fıtrat"ın İslam ve Müslümanlığa atıfta bulunduğunu gösterse de bu şekilde bir fıtrat kavramlaştırması ontolojik değil, teolojik, hatta stratejiktir. Bize göre "yatkınlık" dahi stratejik bir mana takdiridir. Belli ki Kur'an müşrik muhatapları tevhid inancını kabule ikna veya en azından ilk Müslümanları bu inançta sabitkadem kılma maksadıyla insanı ontolojik düzlemde yorumlayarak tanımlamakta ve bu tanımlamada bardağın dolu tarafını göstermeye çalışmaktadır. Vahyin Hz. Peygamber'e mana boyutuyla intikal ettiği yönündeki görüş dikkate alındığında, din-insan fıtrat arasında tevhid inancıyla bağlantılı bir ilişki kurulmasının Hz. Peygamber'in perspektifini, hatta
Sayfa 47 - Kırmızı Kedi Yayınevi·Kitabı okuyor
Din
"Son âna dek. Kendini ikna ettiysen beni de ikna et istedim."
Sayfa 95 - Metis Yayıncılık
Susarak da Haklı Kalabilirsin
Bazen konuşmak pes etmek ya da kaybetmek değildir tam tersine bazı şeyleri söylemenin hiçbir şey değiştirmeyeceğini anlamaktır insan bir yerden sonra susması vazgeçmekten değil olgunluktandır. Hatırlayın bir zamanlar her şeyi açıklamak isterdik kendimizi anlatmak yanlış anlaşılmamak kalbimizin niyetini göstermek çünkü sanırdık ki doğrularımızı anlatırsak her şey yoluna girer ama hayat öğretiyor insana "her doğru her kulağı aynı şekilde gitmez" bazı insanlar duymak istemez bazı kalpler sen ne kadar anlatsan da anlamaz ve sen bunu fark ettiğinde susmayı seçersin artık ikna etmeye çalışmazsın kendini savunmaya haklı çıkmaya ispat etmeye uğraşmazsın çünkü bilirsin bazen sessizlik en güzel cevaptır susmak aslında kendini koruma biçimidir tepki vermek yerine nefes alırsın kırıldığın anda hemen konuşmak yerine önce içinde dinlenirsin. Sessizlik bastırmak değil kendi içinde dengeyi kurmayı seçmekte susmak geri çekilmek değildir susmak söylenmesi gerekeni artık kendi içinde bilmek demektir Bir şeyi içinden çözmeyi öğrendiğinde dışarıda tartışmanın anlamı kalmaz zamanla fark edersin ki her kavgadan Galip çıkmak gerekmez bazı savaşlar kazanarak değil hiç girmeyerek huzur verir.
Sayfa 68·Kitabı okudu
Duygu ve Düşünce
"Şarlatanlık Sanatı"
Az bilmek ve bildiğini insanın bilgide erişeceği amaç, dolayısıyla kendini de her şeyin alimi zannetmek, bu tür öğrencileri hakikatten ziyade hayale, ciddiyetten ziyade yüksekten atmaya sürükler. Şarlatanlık bu gibi eksik bilgilerden çıkar, şarlatanlar işte böyle yetişir ... "Şarlatanlık" da bir çeşit sanattır. Bu sanat öğrenimden çok yetenekle genişler, bu mesleğin az çok bazı sanat dallarına bağlı olanlarla kızıl cahil bulunanlara kadar dereceleri vardır. Evet, şarlatanın da iyisi, adisi olur. Şarlatanın en açık belirtisi hiçbir hakikate karşı susturulmuş kalmak istemeyerek seksen dereden su getirmeye uğraşmak; sözle, yazıyla her konuya atılmak, bilmediği şeylerden bilir gibi bahsetmek, cahilliğini gizlemede büyük başarı göstermek, araştırılan, incelenen, bazı konularını ömründe bir defa okuduğu, hafazanallah ya da hiç okumadığı bilimler de, sanatlarda, uzmanlık iddia etmek, iki kere iki dört eder kesinliğiyle iddialarının temelsiz olduğu ispat edildiği halde asla inanmayarak "Karşı tarafa meseleyi anlatamadım ki" sözünden ayrılmamak, hasılı Nuh deyip de durmak, kaleminden çıkan boş şeylerin sadece gerçekler olduğuna herkesi inandırmak konusunda sıkılmayı bertaraf edip her türlü ikna yolunu mubah görmek; tartıştığı kişilerin söyledikleri ne kadar açık, düzgün, sağlam hakikatlerden olsa yine anlamaz görünerek meseleyi safsatalara, anlaşılmaz laflara boğmak, nihayet hasmını usandırarak, nefret ettirerek, iğrendirerek tartışma meydanından püskürtmek. .
Sayfa 49 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu