Yusuf, Ölümün Anlamı'ı inceledi.
06 May 23:52 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Ölüm her insanın üzerinde kafa yorduğu bir konudur. Öldükten sonra varlığımızı sürdürüp sürdürmeyeceğimiz ya da nasıl sürdürebilecegimiz hakkında insanlık bin yıllardır kafa yormuş, birbiri ile çelişen düşünceler ortaya koymuştur. Bu kitapta ünlü filozof Schopenhauer'in ölüme ve dolayısıyla varoluşa nasıl baktığını öğreniyoruz. Onun görüşlerini kısaca ortaya koyup eleştirilerimi sunmak istiyorum.

Schopenhauer'e göre felsefenin var olma sebebi insanın ölümlü bir varlık olmasıdır. Onu kendi varoluşu üzerine düşünmeye ve varoluşunun amacını sorgulamaya bir gün öleceğini bilmesi sevk etmiştir. O ölümü felsefenin ilham perisi ve esinleyici gücü olarak tanımlar. Bu noktada ona katılıyorum.

Schopenhauer'e göre yaşama iradesi tüm canlı varlıkların olduğu gibi insanın da asli özüdür ve bu yaşama iradesinin kökü tek tek bireylerde degil türdedir. Bu yüzden filozofa göre insan birey olarak değil ama ancak tür olarak ölümsüz olabilir. İnsanlar tekil olarak insan ideasının formlarıdırlar ve tüm formlar gibi belli bir süre sonra bozulup yok olmaya mahkumdurlar. Asıl ölümsüz olan ise türle ifade edilebilecek olan ideadır. Burada ise düşünüre insan ile hayvan arasındaki ayrımı kaldırarak insanı da onlar gibi sadece bir tür olarak ifade etmesi sebebiyle katılmıyorum. İnsan aklı sayesinde kendi özünü kendi yaratır ve her insan biriciktir düşüncesindeyim.

Düşünüre göre beyninin ölümüyle birlikte insanın bireyselligi de yok olur. Çünkü insanın özü iradedir ve zihin iradeye göre ikincildir. Nasıl bireysellik varlığını zihne borcluysa, zihin de varolusunu beyne borçludur. Beynin ölümünden sonra varlığını sürdüremez. Bu yüzden insanlar öldükleri zaman kendi benliklerini kaybederler ve birey olmaktan çıkarlar. Bir damlanın denizde kaybolması gibi büyük bütünü oluşturan irade içinde kaybolurlar. Ama bu onların öldükten sonra yok olduğu anlamına gelmez. Belki birey olarak yok olmuşturlar ama asıl özleri olan irade yani istenç olarak varolmaya devam etmektedirler.

Düşünürün anlattığı böylesine bilinçsiz bir varoluş düşünceme göre insanı teselli etmekten ve ölüm korkusundan kurtarmaktan uzaktır. İnsanın asıl korkusu zaten oldüğünde birey olarak, yani kendi olarak varlığını yitirmektir. Yoksa o toprak olarak var olacağını bilir ve bununla sevinmez. İradeyi de yaşam enerjisi olarak görürsek insan birey olarak yok olup bilincsiz bir enerji olarak var olacağını düşünmekle mutlu olmaz.

Schopenhauer'e göre insan olarak dunyaya gelmek bir mutsuzluk sebebidir ve bu mutsuzluktan ancak ölümle kurtulunabilir. Ona göre hiç doğmamak doğmaktan evladır. Eğer bu böyleyse filozofa evrenin özü olarak kabul ettigi yaşam iradesi neden insan olarak forma bürünmektedir diye sorulabilir. Bunun tek sebebi bilinçli bir varlık olmanın, akıl sahibi olmanın yaşam iradesi tarafından arzulanması olabilir.

Bir diğer mesele ise zihnin kaynağı meselesidir. Zihnin dolayısıyla aklın iradeye göre ikincil olması makul olsa bile aklı sadece beyinle ilişkilendirmek maddeci bir görüş biçimidir. İdealist filozoflara göre akıl maddenin değil ruhun bir melekesidir ve asıl beyin varlığını akla borçludur. Ben de bu görüşte olduğum için insanın öldükten sonra bireyselliğini yitireceği konusunda düşünüre katılmıyorum. Aksine bireyselligini koruyarak varolmaya devam edecektir düşüncesindeyim.

Sonuç olarak kitapta katılmadığım bircok görüş olmasına rağmen iradenin ilkliği ve varlığın özünü olusturması düşüncesi ilgimi çekti. Akıl mı iradenin yoksa irade mi aklın kaynağıdır konusunda arastırma yapmaya karar verdim. Bu yüzden benim icin faydalı bir okuma oldu diyebilirim.

Yusuf, bir alıntı ekledi.
05 May 20:11 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Ölüm felsefenin gerçek ilham perisi veya esinleyici gücüdür ve bu sebepten ötürü Sokrates felsefeyi ölüme hazırlık diye tarif etmişti. Gerçekten de ölüm olmasaydı felsefe yapmak kolay kolay mümkün olmazdı.

Ölümün Anlamı, Arthur SchopenhauerÖlümün Anlamı, Arthur Schopenhauer

Mayıs 2018 Etkinliği : Hikaye 7
Yazar: Mithril / Danny
Hikaye Adı : Kayıp Rüyalar
Link: #29379649

Insanoglu dunyaya hukmettigi binlerce yillik surede pek cok basariya imza atti. Once bitkileri toplayarak beslendi, ardindan tasi yontarak silahlar gelistirdi ve hayvanlari avlamayi ogrendi. Zamanla hayvanlarin derisinden kendisine ortu yapabilecegini kesfetti ve modayi yaratti.Magara duvarlarina sekiller cizdi ve resmi yaratti. Ardindan gruplar halinde gezmekten yorulup sehirler kurmaya basladi. Tastan, gok kubbeye erisen devasa eserler yapti. Yaziyi kesfetti. siirler, efsaneler yazdi. Sarki soylemeyi ogrendi, muzik aletleri yapip, sarkilar yazdi. Tasa sekil verdi, heykeller yapti. Boyalari kullanmayi ogrendi, birbirinden guzel tablolar olusturdu. Sonraysa kitaplar yazdi, dusuncelerini hayallerini aktardilarr birbirlerine, nesiller boyu... Ve sonra arabalar, ucaklar, uzay araclari yaptil, yeni canlilar gelistirdi, hastaliklari cozdu.
Ve hepsini buyuk bir bencillikle yalnizca kendilerinin yaptigini sandilar. Halbuki, insanoglu atesi kesfettiginde de, Da Vinci Mona Lisa’yi resmederken de, Dante Ilahi Komedya’yi yazarken de, Michelangelo Davut heykelini yaparken de ya da Bethoven 9. Senfonisini olustururken veya Neil Armstrong Ay’daki o meshur adimini atarken de insanoglu yalniz degildi. Her an yanimizda, bize hayaller fisildayan ilham perilerimiz vardi. Ve insanoglu tum bu basarisini onlarin varligina borcluydu.
Ancak bir gun durum degismeye basladi. Nedendir bilinmez, periler birer birer dunyamizdan kaybolmaya basladi. Elbette insanlar basta bunu farketmediler. Onceleri, yazarlar hissettiler bir seylerin kayboldugunu, kitaplar yarim kalmaya basladi ya da donemin en iyi yazarlari bile cok kotu kitaplar yazdilar bir sure, sonra kotu eserler bile tukendi. Ardindan muzik kayboldu. Muzisyenler ilham bulmak icin Bethoven, Mozart, Debussy dinliyorlardi ancak sonra ne zaman piyanonun basina otursalar ancak bir kac notalik, muzikle alakasi olmayan sesler cikarabiliyorlardi. Ve yeni resimler de yapilmaz oldu. Cunku insanlarin gozlerindeki guzellik algisi da kaybolmustu. Buyuleyici bir manzaraya bakan bir cift gozun tek gordugu, kusurlar ve cirkinliklerden ibaretti artik. Sonra hayaller de kayboldu, insanlar yavas yavas geceleri ruyalarini kaybettiler. Ardindan da umutlarini... Gelecege dair hayaller de kaybolunca sonunda; arastirmalar da durdu, bilim de, teknolojiler de. İnsanoglu buyuk bir hizla karanliga dogru surukleniyordu. Ancak sebebini hic kimse anlayamiyordu, cunku hic kimsede sebebi bulacak kadar bile hayal gucu kirintisi kalmamisti.
Yalnizca cocuklar farkliydi. Onlara hala az da olsa periler ziyaret ediyorlardi, cunku onlar perilere inaniyor, onlari taniyor ve onlarla iletisim kurabiliyorlardi. Bir oyun hamurundan sekilsiz bir ejderha yaptiklarinda bile buna perilerle guluyor, onlarla kutluyorlardi basarilarini. Ama zamanla cocuklar da daha nadir resim yapar, hamurdan ejderha yapar olmuslardi. Dolayisiyla daha az kahkaha atiyorlardi. Cocuk kahkahalari bile yeryuzunden yavas yavas kayboluyordu artik.
Derken bir gece kucuk Olivia, ruyasinda kendisini gunesli bir gunde ucsuz bucaksiz bir papatya tarlasinda buldu. En sevdigi mavi elbisesiyle ordan oraya kosturuyor, kendisini bahar havasiyla islanmis yumusacik cimenlere atiyor, ardindan yeniden kalkip gordugu bir sincabin ya da kusun pesinden kosuyordu. Gunesten gozleri kamasip da biraz yoruldugunu hissedince kendisine cicekler toplayip ilerdeki, yuzyillik agacin altina ilerledi. Sirtini agaca vererek oturup bacaklarini uzatti. Topladigi ciceklerden kendisine guzel bir tac yapip kafasina taktigi esnada yanina oldukca guzel bir kedi yanasti. Tuyleri, sanki gokkusagindan yapilmis gibi, rengarenk ve isil isildi, gunesin vurdugu yerler gercek bir gokkusagiymiscasina renkli isiklar saciyordu. Olivia gulumsedi. Her seferinde farkli sekillerde gorse de, yanina gelip de oturanin perisi oldugunu biliyordu. Demek ki bugun gokkusagindan bir kedi olmak istemisti.
“Merhaba Frodo” Olivia, perisine en sevdigi ve bu yuzden onlarca defa bastan izledigi filmden, Yuzuklerin Efendisi’nden bir karakterin ismini vermisti. Cok uzun yillar evvel yapilmis olmasina ragmen ondan daha guzel hic bir film yapilamamisti. Peter Jackson’un daha sonradan cektigi Hobbit bile bu filmden daha guzel degildi.
“Merhaba Olive”. Kucuk kedicik cevik bir hareketle kizin kucagina zipladi, kuyrugunu altina alarak oturdu ve yemyesil gozlerini kizin gozlerine dikerek konusmaya basladi:
“Olive, gordugun bu ruya, senin ve diger tum insanlarin gordugu son ruya.” Kucuk kiz saskinlikla irilesmis siyah gozleriyle kediye bakti. Hafifce kaslarini catmisti.
“Yani bir daha ruyalar diyarina gelemeycek miyim? Ama neden? Ben burayi cok seviyorum, dunyadan daha guzel burasi!” Ardindan hayalinde buz gibi cilekli bir milk-shake canlandirdi, bir anda elinde koskocaman cam bardak belirdi. Buyuk bir yudum aldi. “Bunlari gercek dunyada kayboldu. Artik kimse boyle guzel seyleri yapmiyor ki.” Kucuk kiz bir anda farketmiscesine boynunu buktu, titreyen sesle devam etti. “Hem bir daha buraya gelemezsem seni de goremem, oyle degil mi?” Frodo kizin kucaginda dogrularak gerindi. Kaslarinin her hareketinde tuylerinde danseden isiklar buyuleyici bir goruntu olusturuyordu.
“Buraya yeniden gelmeyi istiyorsun, degil mi?” Kiz heyecanla kafasini salladi. “Aslinda hala kucuk de olsa bir umut var. Ama yapman gereken sey biraz zor bir gorev. Biraz da riskli.” Frodo gozlerini kapatarak biraz dusundu, “Ama neden olmasin ki, bunca zamandir arkadasiz ve bunu basarabilecek tek bir kisi varsa o da sensin.”
“Ne yapmam gerekiyor, haydi yapalim o halde!”
“Emin misin? Tehlikeli olabilir.” Kiz coktan ayaklanmis, taptaze bir enerjiyle dolmustu bile.
“Elbette! Bunu yapmazsam bir daha asla kendimi affetmem.” Etrafina bakarak sordu, “ Peki nereye gidiyoruz?”
“Ruya kralliginin efendisi, Lord Morpheus’la tanismaya...” Dedikten sonra kucuk kizin saskin bakislari karsisinda kucuk bir kediden, yine rengarenk koskocaman bir pegasusa donusuvermis, kucuk Olivia’yi sirtina aldiktan sonra da devasa kanatlarini acarak hizla ucmaya baslamislardi.
Boylece Olivia ve Frodo, gunler ve geceler boyunca uctular, Yorulunca yeniden karaya inip yemek yediler ve dinlendiler. Ama hizla ilerlediler. Ve sonunda Lord Morpheus’un sarayina ulastilar.
Saray, hayal kralliginin ortasinda, fersahlarca yuksekteki bulutlarin uzerine insa edilmisti. Bulutun uzerinde durdular ve Frodo yeniden kediye donustu. Bundan sonrasinda yuruyerek devam edeceklerdi. Olivia saskinlikla hayatinda ilk kez gordugu canlilari izliyordu. Rengarenk dumandan cicekler ve agaclar vardi her bir tarafinda. Uzerine basinca hemen dagiliveriyorlardi ancak sonrasinda yeniden eski sekillerini aliyorlardi. Cok uzun zaman evvel yazilmis ve annesinin ona her gece okudugu kitaplardaki gibi kucuk kanatli, avuc ici boyutlarinda periler vardi, Olivia’ya el salliyorlardi. Ayrica ucan kediler, bulutlarin icinde yuzen kuslar ve onlarla beraber yuruyen baliklar vardi etrafinda. Ancak en cok ilgisini ceken, Sarayin hemen yakinlarinda dogan nehir oldu, bulutlarin uzerinden suzulerek ilerliyor ve en sonunda, bulutun ucundan yere dogru , koskocaman bir selale gibi akiyordu. Kucuk kiz biraz serinlemek icin suya dogru kostu, ancak su alisik oldugu gibi berrak degil, aksine koyu, siyaha calan bir renkteydi.
“Bu su... Boyle olmasi normal mi?” Frodo cevik adimlarla kizin yanina gelip cevap verdi.
“Bu su, hayal dunyasinin hayat kaynagi. Eskiden sizin dunyanizdaki gibi canli ve berrakti. Hem sizin hem de bizim dunyamizdaki en lezzetli seydi. Sonsuz bir enerjiyi bizim topraklarimiza akitiyor, boylece bizler de gucleniyor ve siz insanlara hayaller sunuyorduk. Ancak zamanla her sey degisti. Insanlar, bizim sayemizde yaptiklariyla ovunduler ve kibre kapildilar. Bizleri unuttular, bizleri once hayatlarindan cikardilar, sonra efsanelerinden... Her seyi kendilerine mal ettiler, bizi yok saydilar. Ve Lordumuz yavas yavas insanlara kizmaya basladi, kizginligi ise zamanla nefrete donustu. Ve nefreti o kadar kuvvetlendi ki etrafindaki her seyi karartir oldu. Bu suyu bile. Bu nefret artik bize de zarar veriyor, hayal dunyasi bu nefretle besleniyor, gucunu kaybediyor. Onunla beraber biz periler de yavas yavas gucumuzu kaybediyoruz. Artik sizlere ruyalar ve hayaller sunamaz olduk. Son kalan enerjimle seni buraya getirebildim ama bir daha bunu basarabilecegimi sanmiyorum...” Konusmasi tum bulutu titreten guclu bir sesle bolundu:
“Frodo! Sen hangi cesaretle bir insani benim topraklarima getirmeye curet edersin!” Olivia merakla sesin geldigi yere dondu. Karsisinda oldukca uzun boylu bir adam belirdi. Hayal aleminin lordunu sisman, tahtindan kalkmayan, boynu agir tacinin altinda ezilmis yasli bir adam gibi dusunmustu ama karsisindaki adam oyle degildi. Yasi tahmin edilemiyordu ama genc gibiydi, zayifti. Uzerinde yalnizca siyah bir gomlek ile pantolon vardi. Sımsiyah gozlerinde adeta yildizlar ucusuyordu. Gozlerini Frodo’dan ayirmadan, Olivia’yi gostererek konustu;
“Sunu cabuk getirdigin yere geri gotur, ben de o esnada sana verecegim cezayi dusuneyim.”
Bunun uzerine Olivia, eski filmlerde gordugu, krallarla ve lordlarla konusan insanlari taklit ederek yere diz coktu ve titreyen sesiyle konusmaya basladi:
“Lordum, lutfen Frodo’ya ceza vermeyiniz. Onun hic bir sucu yok, buraya gelmek ve sizinle tanismak isteyen benim. Frodo, benim en iyi arkadasim, bir daha buraya gelemeyecegimi ve onu goremeyecegimi soyleyince ben cok uzuldum. Cok korktum.” Kiz, bir daha oraya gelemeyecek olmaktan cok, karsisindaki adamin arkadasina verecegi cezadan korkmustu. Gozlerinden yanaklarina dogru kristal damlalar suzulurken devam etti. “Onun hic bir sucu yok, ben istedim gelmek,cok israr ettim ve o buna mecbur kaldi. Lutfen Lord’um lutfen Frodo’nun canini yakmayiniz.”
Lord Morpheus’un yuzune belli belirsiz bir gulumseme yerlesmisti simdi:
“Burayi ve dostunu kaybetmemek icin benimle gorusmek istedin dogru mu?”
“Evet efendim.”
“Ismin ne cocuk senin?”
“Olivia, efendim.”
“Madem oyle Olivia, madem istegin ve hayalin bu, Frodo ceza almayacak. Ancak sana bir gorev verecegim eger gorevde basarisiz olursan onun yerine sen cezalandirilacaksin. Anlastik mi?” Olivia tereddut etmeden yanitladi:
“Evet Efendim!” Lord Morpheus gulumsedi,
“Cesaretini taktir etmem gerek kucuk kiz. Ancak cezanin ne olacagini merak etmiyor musun ya da gorevinin?”
“Hayir efendim, cunku ne gorev verirseniz verin, kaybetmek benim icin bir secenek olamaz.”
Bu cevabin uzerine Lord Morpehus parmagini siklatti ,Olivia bir anda kendilerini taht odasinda buldu.
Oda, iki tarafi devasa sutunlarin dizildigi oldukca uzun bir koridor ve koridorun sonundaki yuksek bir tahttan olusuyordu. Tavan yoktu, adeta sonsuzmus gibi ucu bucagi gorunmeyen bir delikti sanki. Lord ise karsisinda, tahtta oturuyordu ve oncekinden daha uzun, daha heybetli gorunuyordu simdi. Olivia salonun ortasinda tek basinaydi. Frodo’ya bakindi ancak goremedi. Lord konusmaya basladi.
“Insanlar zayif, bencil ve kibirli. Bizsiz var olduklarini ve bizsiz var olabileceklerini saniyorlar. Ahmaklar! Bizsiz insanlik yok olur! Kaybolur! Ama bunu goremeyecek kadar buyulenmis gozleri.
Ve sen Olivia, bu gorevinde yalnizsin, ne Frodo’dan ne da baska bir periden yardim alabilirsin. O yuzden gorevini ya basariyla ya da basarisizlikla bitirene dek hic kimseyi goremezsin. Insanlarin bizi terk ettigi gibi, bu gorevinde de biz seni terk ediyoruz.”
“Ilk gorevin su, bana agzima layik, en lezzetli icecegi sunmani istiyorum. Yalniz, sadece 3 hakkin var.”
Olivia hic dusunmeden en sevdigi icecegi, cilekli milk shake’i hayal etti ve hayal etmesi ile birlikte tahtin yanindaki kucuk masada kocaman bir bardak belirdi. Lord Morpheus bir yudum aldi, yuzunu burusturdu. Sevmemisti.
Olivia bunun uzerine biraz dusundu. Karsisindaki bir yetiskindi, anne ve babasinin sevdigi icecekleri sevmesi daha mumkundu. Ilk once kahve geldi aklina, ama sonra vazgecti. Ince belli cam bir bardakta cay hayal etti. O an masasinda beliren bardaktan bir yudum aldi Lord Morpheus. “Daha iyi, ama yeterince iyi degil.”
Geriye yalnizca tek bir hakki kalmisti. Bu sefer Olivia sadece kendisine buyuk bir mutfak tezgahi hayal etti. Karsisinda uzerinde pek cok bitki, meyve ve cicegin oldugu bir tezgah belirdi. Renklerine gore hosuna giden bitkilerden kucuk bir kaba rastgele bitkileri doldurdu. Annesinden gordugu gibi, bitkilerin uzerine sicak suyu ekledi ve kisa bir sure bekletti. Ardindan icecegi Lord Morpheus’a uzatti. Tum taht odasini caydan yayilan mis gibi bir bahar kokusu doldurmustu. Lord, icecekten bir yudum aldi ve gulumsemeye basladi, “Iste tam benlik bir icecek.”
Kucuk kiz mutlulukla yerinde zipladi. Ancak Lord Morpheus yeniden konustu.
“Hazirsan ikinci gorevine gecebiliriz. Bana, kulaklarima layik bir muzik dinlet”
Olivia sevindi, annesi kucukken ona devamli cok eski muzik eserlerini dinletirdi. En sevdigi eser olan Ay Isigi sonatini hatirladi ve muzigi hayal etti. Hayaliyle birlikte notalar ardi ardina akmaya ve tum odayi doldurmaya baslamisti. Lord Morpheus son notaya kadar sessizce dinledi. Muzik bittiginde ise konustu, “Cok guzel, ama bilmedigim bir muzik degil.”
Bunun uzerine Olivia endiselenmeye basladi. Lord Morpheus’un daha evvel duymadigi kadar az bilinen guzel bir eser bulmaliydi, ve daha da zoru bunu kendisinin bastan sona biliyor olmasi gerekiyordu. Umutsuzca sansini denedi. Unlu isimlerin daha az unlu, biraz arka planda kalmis bestelerini dusundu. Bulmustu, hayal etti ve hayaliyle butun odayi derin bir piyano sesi kapladi. Chopin, Nocturne...
Yer yer yavaslayan yer yer hareketlenen, zaman zaman pesin, zaman zamansa tizin doruklarinda gezinen melodi bittiginde Olivia urkekce Morpheus’a bakti yeniden. Yuzunde gulumseme yayilmisti. “Ahhh Chopin! Ne sansli bir adam ki gelmis gecmis en mukemmel perilerden Frig onu secmisti ve onunla bestelemislerdi bu eseri. Ancak insanlik yalnizca Chopin’i bilirdi, oyle degil mi? Bu da olmadi ufak kiz. Son sansin.”
Olivia, daha evvel yazilmis bir sarki ile Morpheus’un begenisini kazanamayacagini gormustu. Onun kulaklarina layik bir eser, ancak onun kucuk ellerinden cikmaliydi. Hayal etti, ve onunde bir piyano belirdi. Annesinin zorlamalari ile aldigi piyano derslerini animsadi. Hep, daha evvel yazilmis buyuk eserleri notalarini okuyarak calismisti, asla yeni bir muzik yaratmamisti. Ama simdi mecburdu.
Cekingen bir tavirla kucuk parmaklarini tuslar uzerinde gezdirmeye basladi. Basta yavas yavas ve kesik sesler cikti, ama kisa zamanda sesler notalara, notalar ezgilere ve ezgiler muzige donustu. Dakikalar akti ve an be an Morpheus keyiflenmeye basladi. Sonunda muzik bittiginde, Olivia calmayi birakip, Lord Morpheusa bakmaya cesaret edince adamin heyecanla gulumsedigini gordu. Heyecandan gozleri parliyordu. Kendisini alkislamaya basladi. “Evet Olivia evet! Cok guzel, gercekten cok guzel!” Ardindan konusmaya devam etti. “Bu asamayi da gectigine gore, son asamaya gecebiliriz. Gozlerime layik bir guzellik gostermeni istiyorum. Ancak bu sefer, onceki seferlerden farkli olarak sana yalnizca tek bir sans veriyorum.
Olivia’nin aklinda ilk olarak yapilmis tum heykeller geldi, ardindan mimari eserler... Ve sonra da resimleri dusundu. Van Gogh’un Yildizli Gece’sini cok severdi mesela. Ancak anlamisti, ne kadar guzel olursa olsun daha evvel yaratilmis olan hic bir sey hayallerin efendisini etkilemiyordu. Ona yeni bir sey sunmaliydi.
Belki dunyadan guzel bir manzara sunabilirdi. Nehir kenarinda yemyesil bir orman belki, ya da rihtima yeni yanasmis bir gemi ve birbirine kavusmus insanlarin sevinci... Karar vermesi cok zordu hem de hayaller diyari, gercek dunyasindan cok daha guzelken ona nasil bir guzellik sunabilirdi ki?
Hayal etti, ve hayaliyle birlikte onunde kagit ve renkli boya kalemleri belirdi. Kendisi icin dunyanin en guzel seyini, ailesini ve arkadaslarini cizecekti. Resim yapmayi hic bir zaman sevmemisti ama simdi denemenin tam zamaniydi. Once evini cizdi, bahcesine annesini, babasini ve henuz bebek olan kardesini cizdi, kendisini ve arkadaslarini ekledi. Ve yanlarina da gokkusagi rengindeki Frodo’yu cizdi. Hepsinin yuzleri koskocaman bir gulumseme ila kapliydi. Cok da hata yapti, ama umursamadi, onemli olan cizmesi ve cizerken mutlu olmasiydi. Kalemi kagitta hareket ettikce mutlu oluyor, eli kayip da bir arkadasina komik bir sac ya da orantisizca buyuk bir kafa cizdiginde kendisine kahkahalarla guluyordu. Resmin daha yarisina bile gelmemisti ki Lord, tahtindan kalkarak kiza dogru yurumeye basladi:
“Tamam cocugum, bu kadari yeterli” Kiz, yarim kalan resmine bakti. Lord begenmemisti ve cezasini vermek icin ona geliyordu belli ki. Bitirmesini bile beklemeyecekti. Hemen itiraz etti:
“Ama daha bitirmedim bile, lutfen izin verin cok guzel olacak, tam sizin gozlerinize layik!” Lord, cocugun yanina gelip elini kizin omzuna koydu. “Gerek yok cocugum, bana zaten en guzel seyi gosterdin, kahkahalarla gulen bir cocugun yuzunu.”
Boylece Olivia hayaller lordunun ona verdigi uc gorevi de basariyla tamamlamis oldu. Onun serefine sarayda gunlerce suren senlikler verildi. Lord’un kalbindeki nefret kaybolmus, yerine umut ve sevgi yerlesmisti. Hayal irmagi yeniden berraklasmaya baslamisti bile, tamamen duzelmesi zaman alacakti ama simdiden artan enerji, perilerin topraklarindan ve perilerin ruhunda hissedilmeye baslamisti bile. Frodo basta olmak uzere tum periler bu gelismeden oturu cok mutluydular. Senlikler bitip de Olivia’nin hayaller diyarindan ayrilma zamani geldiginde herkesi bir huzun sarmisti. Ancak hepsi de biliyordu ki Olivia diledigi her zaman buraya gelebilirdi. Butun periler iyi dileklerini diledikten sonra Frodo veda etti Olivia”ya. En son da Lord Morpheus kizin alnina kucuk bir hoscakal opucugu kondurdu.
Olivia, alnina konulan opucukle acti gozlerini. Sabah olmustu, annesi yaninda saclarini oksayarak uyandiriyordu onu. Olivia sanki aylarca uzak kalmis gibiydi annesinden halbuki ruyalar diyarindaki gunler, haftalar suren zaman, gercek dunyasinda tek bir geceydi demek. Sımsiki sarildi annesine. “Haydi bakalim tembel, kahvalti hazir.”
“Tamam anne, geliyorum” Olivia yatakten cikarken, hayatinda ilk defa annesinin sarki soyleyen sesini duydu.
Ve boylece ilham dunyamiza yeniden donmus oldu. Kimse tam olarak ne oldugunu bilmese de herkes o gece bir seyler degistiginin farkindaydi. Cunku herkes o sabah hayallerle, umutlarla acmisyi gozlerini. Ve bu hikaye her ne kadar Olivia’nin hikayesi olsa da ozellikle bizler, bunun Olivia ve Frodo’nun ortak basarisi oldugunu asla unutmamaliyiz.

Kayip Ruyalar
Insanoglu dunyaya hukmettigi binlerce yillik surede pek cok basariya imza atti. Once bitkileri toplayarak beslendi, ardindan tasi yontarak silahlar gelistirdi ve hayvanlari avlamayi ogrendi. Zamanla hayvanlarin derisinden kendisine ortu yapabilecegini kesfetti ve modayi yaratti.Magara duvarlarina sekiller cizdi ve resmi yaratti. Ardindan gruplar halinde gezmekten yorulup sehirler kurmaya basladi. Tastan, gok kubbeye erisen devasa eserler yapti. Yaziyi kesfetti. siirler, efsaneler yazdi. Sarki soylemeyi ogrendi, muzik aletleri yapip, sarkilar yazdi. Tasa sekil verdi, heykeller yapti. Boyalari kullanmayi ogrendi, birbirinden guzel tablolar olusturdu. Sonraysa kitaplar yazdi, dusuncelerini hayallerini aktardilarr birbirlerine, nesiller boyu... Ve sonra arabalar, ucaklar, uzay araclari yaptil, yeni canlilar gelistirdi, hastaliklari cozdu.
Ve hepsini buyuk bir bencillikle yalnizca kendilerinin yaptigini sandilar. Halbuki, insanoglu atesi kesfettiginde de, Da Vinci Mona Lisa’yi resmederken de, Dante Ilahi Komedya’yi yazarken de, Michelangelo Davut heykelini yaparken de ya da Bethoven 9. Senfonisini olustururken veya Neil Armstrong Ay’daki o meshur adimini atarken de insanoglu yalniz degildi. Her an yanimizda, bize hayaller fisildayan ilham perilerimiz vardi. Ve insanoglu tum bu basarisini onlarin varligina borcluydu.
Ancak bir gun durum degismeye basladi. Nedendir bilinmez, periler birer birer dunyamizdan kaybolmaya basladi. Elbette insanlar basta bunu farketmediler. Onceleri, yazarlar hissettiler bir seylerin kayboldugunu, kitaplar yarim kalmaya basladi ya da donemin en iyi yazarlari bile cok kotu kitaplar yazdilar bir sure, sonra kotu eserler bile tukendi. Ardindan muzik kayboldu. Muzisyenler ilham bulmak icin Bethoven, Mozart, Debussy dinliyorlardi ancak sonra ne zaman piyanonun basina otursalar ancak bir kac notalik, muzikle alakasi olmayan sesler cikarabiliyorlardi. Ve yeni resimler de yapilmaz oldu. Cunku insanlarin gozlerindeki guzellik algisi da kaybolmustu. Buyuleyici bir manzaraya bakan bir cift gozun tek gordugu, kusurlar ve cirkinliklerden ibaretti artik. Sonra hayaller de kayboldu, insanlar yavas yavas geceleri ruyalarini kaybettiler. Ardindan da umutlarini... Gelecege dair hayaller de kaybolunca sonunda; arastirmalar da durdu, bilim de, teknolojiler de. İnsanoglu buyuk bir hizla karanliga dogru surukleniyordu. Ancak sebebini hic kimse anlayamiyordu, cunku hic kimsede sebebi bulacak kadar bile hayal gucu kirintisi kalmamisti.
Yalnizca cocuklar farkliydi. Onlara hala az da olsa periler ziyaret ediyorlardi, cunku onlar perilere inaniyor, onlari taniyor ve onlarla iletisim kurabiliyorlardi. Bir oyun hamurundan sekilsiz bir ejderha yaptiklarinda bile buna perilerle guluyor, onlarla kutluyorlardi basarilarini. Ama zamanla cocuklar da daha nadir resim yapar, hamurdan ejderha yapar olmuslardi. Dolayisiyla daha az kahkaha atiyorlardi. Cocuk kahkahalari bile yeryuzunden yavas yavas kayboluyordu artik.
Derken bir gece kucuk Olivia, ruyasinda kendisini gunesli bir gunde ucsuz bucaksiz bir papatya tarlasinda buldu. En sevdigi mavi elbisesiyle ordan oraya kosturuyor, kendisini bahar havasiyla islanmis yumusacik cimenlere atiyor, ardindan yeniden kalkip gordugu bir sincabin ya da kusun pesinden kosuyordu. Gunesten gozleri kamasip da biraz yoruldugunu hissedince kendisine cicekler toplayip ilerdeki, yuzyillik agacin altina ilerledi. Sirtini agaca vererek oturup bacaklarini uzatti. Topladigi ciceklerden kendisine guzel bir tac yapip kafasina taktigi esnada yanina oldukca guzel bir kedi yanasti. Tuyleri, sanki gokkusagindan yapilmis gibi, rengarenk ve isil isildi, gunesin vurdugu yerler gercek bir gokkusagiymiscasina renkli isiklar saciyordu. Olivia gulumsedi. Her seferinde farkli sekillerde gorse de, yanina gelip de oturanin perisi oldugunu biliyordu. Demek ki bugun gokkusagindan bir kedi olmak istemisti.
“Merhaba Frodo” Olivia, perisine en sevdigi ve bu yuzden onlarca defa bastan izledigi filmden, Yuzuklerin Efendisi’nden bir karakterin ismini vermisti. Cok uzun yillar evvel yapilmis olmasina ragmen ondan daha guzel hic bir film yapilamamisti. Peter Jackson’un daha sonradan cektigi Hobbit bile bu filmden daha guzel degildi.
“Merhaba Olive”. Kucuk kedicik cevik bir hareketle kizin kucagina zipladi, kuyrugunu altina alarak oturdu ve yemyesil gozlerini kizin gozlerine dikerek konusmaya basladi:
“Olive, gordugun bu ruya, senin ve diger tum insanlarin gordugu son ruya.” Kucuk kiz saskinlikla irilesmis siyah gozleriyle kediye bakti. Hafifce kaslarini catmisti.
“Yani bir daha ruyalar diyarina gelemeycek miyim? Ama neden? Ben burayi cok seviyorum, dunyadan daha guzel burasi!” Ardindan hayalinde buz gibi cilekli bir milk-shake canlandirdi, bir anda elinde koskocaman cam bardak belirdi. Buyuk bir yudum aldi. “Bunlari gercek dunyada kayboldu. Artik kimse boyle guzel seyleri yapmiyor ki.” Kucuk kiz bir anda farketmiscesine boynunu buktu, titreyen sesle devam etti. “Hem bir daha buraya gelemezsem seni de goremem, oyle degil mi?” Frodo kizin kucaginda dogrularak gerindi. Kaslarinin her hareketinde tuylerinde danseden isiklar buyuleyici bir goruntu olusturuyordu.
“Buraya yeniden gelmeyi istiyorsun, degil mi?” Kiz heyecanla kafasini salladi. “Aslinda hala kucuk de olsa bir umut var. Ama yapman gereken sey biraz zor bir gorev. Biraz da riskli.” Frodo gozlerini kapatarak biraz dusundu, “Ama neden olmasin ki, bunca zamandir arkadasiz ve bunu basarabilecek tek bir kisi varsa o da sensin.”
“Ne yapmam gerekiyor, haydi yapalim o halde!”
“Emin misin? Tehlikeli olabilir.” Kiz coktan ayaklanmis, taptaze bir enerjiyle dolmustu bile.
“Elbette! Bunu yapmazsam bir daha asla kendimi affetmem.” Etrafina bakarak sordu, “ Peki nereye gidiyoruz?”
“Ruya kralliginin efendisi, Lord Morpheus’la tanismaya...” Dedikten sonra kucuk kizin saskin bakislari karsisinda kucuk bir kediden, yine rengarenk koskocaman bir pegasusa donusuvermis, kucuk Olivia’yi sirtina aldiktan sonra da devasa kanatlarini acarak hizla ucmaya baslamislardi.
Boylece Olivia ve Frodo, gunler ve geceler boyunca uctular, Yorulunca yeniden karaya inip yemek yediler ve dinlendiler. Ama hizla ilerlediler. Ve sonunda Lord Morpheus’un sarayina ulastilar.
Saray, hayal kralliginin ortasinda, fersahlarca yuksekteki bulutlarin uzerine insa edilmisti. Bulutun uzerinde durdular ve Frodo yeniden kediye donustu. Bundan sonrasinda yuruyerek devam edeceklerdi. Olivia saskinlikla hayatinda ilk kez gordugu canlilari izliyordu. Rengarenk dumandan cicekler ve agaclar vardi her bir tarafinda. Uzerine basinca hemen dagiliveriyorlardi ancak sonrasinda yeniden eski sekillerini aliyorlardi. Cok uzun zaman evvel yazilmis ve annesinin ona her gece okudugu kitaplardaki gibi kucuk kanatli, avuc ici boyutlarinda periler vardi, Olivia’ya el salliyorlardi. Ayrica ucan kediler, bulutlarin icinde yuzen kuslar ve onlarla beraber yuruyen baliklar vardi etrafinda. Ancak en cok ilgisini ceken, Sarayin hemen yakinlarinda dogan nehir oldu, bulutlarin uzerinden suzulerek ilerliyor ve en sonunda, bulutun ucundan yere dogru , koskocaman bir selale gibi akiyordu. Kucuk kiz biraz serinlemek icin suya dogru kostu, ancak su alisik oldugu gibi berrak degil, aksine koyu, siyaha calan bir renkteydi.
“Bu su... Boyle olmasi normal mi?” Frodo cevik adimlarla kizin yanina gelip cevap verdi.
“Bu su, hayal dunyasinin hayat kaynagi. Eskiden sizin dunyanizdaki gibi canli ve berrakti. Hem sizin hem de bizim dunyamizdaki en lezzetli seydi. Sonsuz bir enerjiyi bizim topraklarimiza akitiyor, boylece bizler de gucleniyor ve siz insanlara hayaller sunuyorduk. Ancak zamanla her sey degisti. Insanlar, bizim sayemizde yaptiklariyla ovunduler ve kibre kapildilar. Bizleri unuttular, bizleri once hayatlarindan cikardilar, sonra efsanelerinden... Her seyi kendilerine mal ettiler, bizi yok saydilar. Ve Lordumuz yavas yavas insanlara kizmaya basladi, kizginligi ise zamanla nefrete donustu. Ve nefreti o kadar kuvvetlendi ki etrafindaki her seyi karartir oldu. Bu suyu bile. Bu nefret artik bize de zarar veriyor, hayal dunyasi bu nefretle besleniyor, gucunu kaybediyor. Onunla beraber biz periler de yavas yavas gucumuzu kaybediyoruz. Artik sizlere ruyalar ve hayaller sunamaz olduk. Son kalan enerjimle seni buraya getirebildim ama bir daha bunu basarabilecegimi sanmiyorum...” Konusmasi tum bulutu titreten guclu bir sesle bolundu:
“Frodo! Sen hangi cesaretle bir insani benim topraklarima getirmeye curet edersin!” Olivia merakla sesin geldigi yere dondu. Karsisinda oldukca uzun boylu bir adam belirdi. Hayal aleminin lordunu sisman, tahtindan kalkmayan, boynu agir tacinin altinda ezilmis yasli bir adam gibi dusunmustu ama karsisindaki adam oyle degildi. Yasi tahmin edilemiyordu ama genc gibiydi, zayifti. Uzerinde yalnizca siyah bir gomlek ile pantolon vardi. Sımsiyah gozlerinde adeta yildizlar ucusuyordu. Gozlerini Frodo’dan ayirmadan, Olivia’yi gostererek konustu;
“Sunu cabuk getirdigin yere geri gotur, ben de o esnada sana verecegim cezayi dusuneyim.”
Bunun uzerine Olivia, eski filmlerde gordugu, krallarla ve lordlarla konusan insanlari taklit ederek yere diz coktu ve titreyen sesiyle konusmaya basladi:
“Lordum, lutfen Frodo’ya ceza vermeyiniz. Onun hic bir sucu yok, buraya gelmek ve sizinle tanismak isteyen benim. Frodo, benim en iyi arkadasim, bir daha buraya gelemeyecegimi ve onu goremeyecegimi soyleyince ben cok uzuldum. Cok korktum.” Kiz, bir daha oraya gelemeyecek olmaktan cok, karsisindaki adamin arkadasina verecegi cezadan korkmustu. Gozlerinden yanaklarina dogru kristal damlalar suzulurken devam etti. “Onun hic bir sucu yok, ben istedim gelmek,cok israr ettim ve o buna mecbur kaldi. Lutfen Lord’um lutfen Frodo’nun canini yakmayiniz.”
Lord Morpheus’un yuzune belli belirsiz bir gulumseme yerlesmisti simdi:
“Burayi ve dostunu kaybetmemek icin benimle gorusmek istedin dogru mu?”
“Evet efendim.”
“Ismin ne cocuk senin?”
“Olivia, efendim.”
“Madem oyle Olivia, madem istegin ve hayalin bu, Frodo ceza almayacak. Ancak sana bir gorev verecegim eger gorevde basarisiz olursan onun yerine sen cezalandirilacaksin. Anlastik mi?” Olivia tereddut etmeden yanitladi:
“Evet Efendim!” Lord Morpheus gulumsedi,
“Cesaretini taktir etmem gerek kucuk kiz. Ancak cezanin ne olacagini merak etmiyor musun ya da gorevinin?”
“Hayir efendim, cunku ne gorev verirseniz verin, kaybetmek benim icin bir secenek olamaz.”
Bu cevabin uzerine Lord Morpehus parmagini siklatti ,Olivia bir anda kendilerini taht odasinda buldu.
Oda, iki tarafi devasa sutunlarin dizildigi oldukca uzun bir koridor ve koridorun sonundaki yuksek bir tahttan olusuyordu. Tavan yoktu, adeta sonsuzmus gibi ucu bucagi gorunmeyen bir delikti sanki. Lord ise karsisinda, tahtta oturuyordu ve oncekinden daha uzun, daha heybetli gorunuyordu simdi. Olivia salonun ortasinda tek basinaydi. Frodo’ya bakindi ancak goremedi. Lord konusmaya basladi.
“Insanlar zayif, bencil ve kibirli. Bizsiz var olduklarini ve bizsiz var olabileceklerini saniyorlar. Ahmaklar! Bizsiz insanlik yok olur! Kaybolur! Ama bunu goremeyecek kadar buyulenmis gozleri.
Ve sen Olivia, bu gorevinde yalnizsin, ne Frodo’dan ne da baska bir periden yardim alabilirsin. O yuzden gorevini ya basariyla ya da basarisizlikla bitirene dek hic kimseyi goremezsin. Insanlarin bizi terk ettigi gibi, bu gorevinde de biz seni terk ediyoruz.”
“Ilk gorevin su, bana agzima layik, en lezzetli icecegi sunmani istiyorum. Yalniz, sadece 3 hakkin var.”
Olivia hic dusunmeden en sevdigi icecegi, cilekli milk shake’i hayal etti ve hayal etmesi ile birlikte tahtin yanindaki kucuk masada kocaman bir bardak belirdi. Lord Morpheus bir yudum aldi, yuzunu burusturdu. Sevmemisti.
Olivia bunun uzerine biraz dusundu. Karsisindaki bir yetiskindi, anne ve babasinin sevdigi icecekleri sevmesi daha mumkundu. Ilk once kahve geldi aklina, ama sonra vazgecti. Ince belli cam bir bardakta cay hayal etti. O an masasinda beliren bardaktan bir yudum aldi Lord Morpheus. “Daha iyi, ama yeterince iyi degil.”
Geriye yalnizca tek bir hakki kalmisti. Bu sefer Olivia sadece kendisine buyuk bir mutfak tezgahi hayal etti. Karsisinda uzerinde pek cok bitki, meyve ve cicegin oldugu bir tezgah belirdi. Renklerine gore hosuna giden bitkilerden kucuk bir kaba rastgele bitkileri doldurdu. Annesinden gordugu gibi, bitkilerin uzerine sicak suyu ekledi ve kisa bir sure bekletti. Ardindan icecegi Lord Morpheus’a uzatti. Tum taht odasini caydan yayilan mis gibi bir bahar kokusu doldurmustu. Lord, icecekten bir yudum aldi ve gulumsemeye basladi, “Iste tam benlik bir icecek.”
Kucuk kiz mutlulukla yerinde zipladi. Ancak Lord Morpheus yeniden konustu.
“Hazirsan ikinci gorevine gecebiliriz. Bana, kulaklarima layik bir muzik dinlet”
Olivia sevindi, annesi kucukken ona devamli cok eski muzik eserlerini dinletirdi. En sevdigi eser olan Ay Isigi sonatini hatirladi ve muzigi hayal etti. Hayaliyle birlikte notalar ardi ardina akmaya ve tum odayi doldurmaya baslamisti. Lord Morpheus son notaya kadar sessizce dinledi. Muzik bittiginde ise konustu, “Cok guzel, ama bilmedigim bir muzik degil.”
Bunun uzerine Olivia endiselenmeye basladi. Lord Morpheus’un daha evvel duymadigi kadar az bilinen guzel bir eser bulmaliydi, ve daha da zoru bunu kendisinin bastan sona biliyor olmasi gerekiyordu. Umutsuzca sansini denedi. Unlu isimlerin daha az unlu, biraz arka planda kalmis bestelerini dusundu. Bulmustu, hayal etti ve hayaliyle butun odayi derin bir piyano sesi kapladi. Chopin, Nocturne...
Yer yer yavaslayan yer yer hareketlenen, zaman zaman pesin, zaman zamansa tizin doruklarinda gezinen melodi bittiginde Olivia urkekce Morpheus’a bakti yeniden. Yuzunde gulumseme yayilmisti. “Ahhh Chopin! Ne sansli bir adam ki gelmis gecmis en mukemmel perilerden Frig onu secmisti ve onunla bestelemislerdi bu eseri. Ancak insanlik yalnizca Chopin’i bilirdi, oyle degil mi? Bu da olmadi ufak kiz. Son sansin.”
Olivia, daha evvel yazilmis bir sarki ile Morpheus’un begenisini kazanamayacagini gormustu. Onun kulaklarina layik bir eser, ancak onun kucuk ellerinden cikmaliydi. Hayal etti, ve onunde bir piyano belirdi. Annesinin zorlamalari ile aldigi piyano derslerini animsadi. Hep, daha evvel yazilmis buyuk eserleri notalarini okuyarak calismisti, asla yeni bir muzik yaratmamisti. Ama simdi mecburdu.
Cekingen bir tavirla kucuk parmaklarini tuslar uzerinde gezdirmeye basladi. Basta yavas yavas ve kesik sesler cikti, ama kisa zamanda sesler notalara, notalar ezgilere ve ezgiler muzige donustu. Dakikalar akti ve an be an Morpheus keyiflenmeye basladi. Sonunda muzik bittiginde, Olivia calmayi birakip, Lord Morpheusa bakmaya cesaret edince adamin heyecanla gulumsedigini gordu. Heyecandan gozleri parliyordu. Kendisini alkislamaya basladi. “Evet Olivia evet! Cok guzel, gercekten cok guzel!” Ardindan konusmaya devam etti. “Bu asamayi da gectigine gore, son asamaya gecebiliriz. Gozlerime layik bir guzellik gostermeni istiyorum. Ancak bu sefer, onceki seferlerden farkli olarak sana yalnizca tek bir sans veriyorum.
Olivia’nin aklinda ilk olarak yapilmis tum heykeller geldi, ardindan mimari eserler... Ve sonra da resimleri dusundu. Van Gogh’un Yildizli Gece’sini cok severdi mesela. Ancak anlamisti, ne kadar guzel olursa olsun daha evvel yaratilmis olan hic bir sey hayallerin efendisini etkilemiyordu. Ona yeni bir sey sunmaliydi.
Belki dunyadan guzel bir manzara sunabilirdi. Nehir kenarinda yemyesil bir orman belki, ya da rihtima yeni yanasmis bir gemi ve birbirine kavusmus insanlarin sevinci... Karar vermesi cok zordu hem de hayaller diyari, gercek dunyasindan cok daha guzelken ona nasil bir guzellik sunabilirdi ki?
Hayal etti, ve hayaliyle birlikte onunde kagit ve renkli boya kalemleri belirdi. Kendisi icin dunyanin en guzel seyini, ailesini ve arkadaslarini cizecekti. Resim yapmayi hic bir zaman sevmemisti ama simdi denemenin tam zamaniydi. Once evini cizdi, bahcesine annesini, babasini ve henuz bebek olan kardesini cizdi, kendisini ve arkadaslarini ekledi. Ve yanlarina da gokkusagi rengindeki Frodo’yu cizdi. Hepsinin yuzleri koskocaman bir gulumseme ila kapliydi. Cok da hata yapti, ama umursamadi, onemli olan cizmesi ve cizerken mutlu olmasiydi. Kalemi kagitta hareket ettikce mutlu oluyor, eli kayip da bir arkadasina komik bir sac ya da orantisizca buyuk bir kafa cizdiginde kendisine kahkahalarla guluyordu. Resmin daha yarisina bile gelmemisti ki Lord, tahtindan kalkarak kiza dogru yurumeye basladi:
“Tamam cocugum, bu kadari yeterli” Kiz, yarim kalan resmine bakti. Lord begenmemisti ve cezasini vermek icin ona geliyordu belli ki. Bitirmesini bile beklemeyecekti. Hemen itiraz etti:
“Ama daha bitirmedim bile, lutfen izin verin cok guzel olacak, tam sizin gozlerinize layik!” Lord, cocugun yanina gelip elini kizin omzuna koydu. “Gerek yok cocugum, bana zaten en guzel seyi gosterdin, kahkahalarla gulen bir cocugun yuzunu.”
Boylece Olivia hayaller lordunun ona verdigi uc gorevi de basariyla tamamlamis oldu. Onun serefine sarayda gunlerce suren senlikler verildi. Lord’un kalbindeki nefret kaybolmus, yerine umut ve sevgi yerlesmisti. Hayal irmagi yeniden berraklasmaya baslamisti bile, tamamen duzelmesi zaman alacakti ama simdiden artan enerji, perilerin topraklarindan ve perilerin ruhunda hissedilmeye baslamisti bile. Frodo basta olmak uzere tum periler bu gelismeden oturu cok mutluydular. Senlikler bitip de Olivia’nin hayaller diyarindan ayrilma zamani geldiginde herkesi bir huzun sarmisti. Ancak hepsi de biliyordu ki Olivia diledigi her zaman buraya gelebilirdi. Butun periler iyi dileklerini diledikten sonra Frodo veda etti Olivia”ya. En son da Lord Morpheus kizin alnina kucuk bir hoscakal opucugu kondurdu.
Olivia, alnina konulan opucukle acti gozlerini. Sabah olmustu, annesi yaninda saclarini oksayarak uyandiriyordu onu. Olivia sanki aylarca uzak kalmis gibiydi annesinden halbuki ruyalar diyarindaki gunler, haftalar suren zaman, gercek dunyasinda tek bir geceydi demek. Sımsiki sarildi annesine. “Haydi bakalim tembel, kahvalti hazir.”
“Tamam anne, geliyorum” Olivia yatakten cikarken, hayatinda ilk defa annesinin sarki soyleyen sesini duydu.
Ve boylece ilham dunyamiza yeniden donmus oldu. Kimse tam olarak ne oldugunu bilmese de herkes o gece bir seyler degistiginin farkindaydi. Cunku herkes o sabah hayallerle, umutlarla acmisyi gozlerini. Ve bu hikaye her ne kadar Olivia’nin hikayesi olsa da ozellikle bizler, bunun Olivia ve Frodo’nun ortak basarisi oldugunu asla unutmamaliyiz.

Leyla yüksel, Kağıtlar'ı inceledi.
03 May 23:39 · Kitabı okudu · Puan vermedi

⭐"ömrü şahaneleri daim olsun?
Zat-ı şahanelerinin ömrü daim olsun!"⭐
Nilgün Marmara'nın adını nerde duydum bilmiyorum fakat ismine sürekli bir kulak aşinalığım olduğu için kütüphanenden ilk bulduğum kitabını alıp okuyayım dedim. Almaz olaydım çünkü bu kadından okuduğum ilk kitap müsveddelerinden oluşan, çoğu anlamsız şiirlerini okumak olmamalıydı. Şöyle ki; kitap Nilgün Marmara'nın ilham perisi geldiği an eline geçen herhangi bir kâğıda yazdığı dizelerin birleşiminden oluşuyor. Bir sayfada kağıdın fotoğrafı öbür sayfada kâğıtta yazan şeyler. Bu kitap ne zaman anlamlı olurdu benim için?
Şairi çok severim, kitaplarını yalayıp yutmuşumdur, koleksiyon niyetine alıp kütüphaneme koyacağım bir kitap kendisi.
Eğer yukarda yazdığım durumların yoksa pek alıp okumanı tavsiye etmem.
Kitaba puanım:2/5⭐

Ne dersin bu akşam, sen garip kişi, sen biçare,
Ya sen kalbim, sen ki vaktiyle çiğnendin ey kalbim,
Ne dersin en güzel, en iyi, en sevgili yâre,
İlahi bakışıyla nasıl şenlendin ey kalbim?

Feda olsun gururumuz onu övmek yolunda!
Dünyaya değer emreden sesindeki tatlılık
Meleklerin kokusu var o latif vücudunda;
O gözler bize esvap giydirir safi ışık.

İsterse geceleyin ıssızlık içinde olsun,
İsterse sokakta kalabalık içinde olsun,
O hayal havada rakseden bir meşale her dem!
Bazan da konuşur: “Ben güzelim emrediyorum,
Hatırım için yalnız güzel sevmeni istiyorum;
Baş koruyan meleğim ben, ilham perisi Meryem!"

Charles Baudelaire

Sümeyye İkikat, bir alıntı ekledi.
26 Şub 02:41 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Kalabalıklardan uzak kalmak, tefekkür ve ibadete devam etmek büyük insan olmanın şartlarındandır. Zira ilham perisi, yalnız yaşayan ruhların ziyaretçisidir.

Akifçe Tespitler Değerlendirmeler, İsmail Lütfi ÇakanAkifçe Tespitler Değerlendirmeler, İsmail Lütfi Çakan
Bikotti, Derin Sularla Şeytan Arasında - Işıltı Serisi 1'i inceledi.
 21 Oca 21:23 · Kitabı okudu · 3 günde · 7/10 puan

Kitaptaki gerilim ve sanat akımları insanı sıkmıyor. Betimlemeler ve iç ses anlatımlarından bunalmanız oldukça zor çünkü karakterlerimiz bir hayli ilginç ve bir o kadar da bizden kişiler.

Şimdi gelelim konuya zengin insanların genelde daha ilginç ve renkli geçmişleri olduğunu bu kitapta yeniden görüyoruz. Büyükannesi ölen ve sanatçı ailesi ilham perisi arayışına Avruya giden Violet ve ikizi Luke fazlasıyla havalı deniz kenarındaki citizen kane'de yaşıyorlar. Eski zengin ve yeni beş parasız olan kardeşlerin hayatı oldukça sıradan ta ki misafir evini kiraya verip River hayatlarına girene kadar.

Spoiler vermeden söyleyeceklerim:
Doğa-üstü olaylar (+)
Yakışıklı gizemli çocuk (+)
Bir o kadar güzel azıcık tuhaf iyi kız(+)
Merak edilen aile gizemi(+)
Yalanların ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır sözü ile gelen keşmekeş(+)

Mecânîn-i Kütüp, İlham Perisi'yi inceledi.
 21 Oca 11:52 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Dostluk, aşk, hüzün ve tebessüm bir arada yaşandığı bir romanın daha sonuna geldim, Bay İ.'nin hayatına ortak olmak isterseniz şiddetle tavsiyemdir.