• Fanteziden Bilimsel Gerçekliğe: Uzaydan Gelen Konuk

    Isaac Asimov’un önderliğindeki derleme, ilk olarak Ant Yayınları tarafından 1971 yılında ‘Dördüncü Güneş’ ismiyle okuyuculara sunuldu. Tonguç Erden’in çevirisi ile dilimize kazandırılan eser, 12 yıllık aranın ardından İlgi Yayınları aracılığıyla 1983 yılında tekrar görücüye çıktı. Yeni adı ‘Uzaydan Gelen Konuk’ olan derlemenin bu seferki çevirisi ise Dicle Yıldırım’a aitti. Derlemenin yeni baskısında dikkat çeken iki nokta vardı. İlki, kapak görselinde kendisine yer verilen uzaylı türünü 1982 yapımı E.T. filminden tanıyorduk. Ancak kitap, okuyucuyu bu görselle yanlış bir beklenti içine sokuyordu. Nitekim seçkide E.T. ile ilgili bir öykü yoktu. İlgi Yayınları’nın bu tercihi, sonsözdeki şu paragraflarda gizli olabilir:

    “Uzay gezileri ve uzayın fethi ile ilgili olarak Türkiye’de bugüne kadar yayımlanan kurgu-bilim türündeki kitapların birçoğu genç beyinleri insancıl amaçların dışında şartlandırıcı ve yapıcı olmaktan çok yıkıcı niteliktedir. İlk kez elinizdeki kitapla yayınevimiz, bambaşka bir anlayış ve ruhta yazılmış, eğitici ve yapıcı nitelikteki uzay hikâyelerinden bir demet sunmaktadır.”

    Dikkat çeken ikinci nokta ise kapaktaki kocaman ‘Isaac Asimov’ yazısı. İlk defa okuyacak ya da kitabı alacak biri, kitabın Asimov’a ait bir roman ya da derleme olduğunu düşünebilir. Oysa derlemenin içindeki öykülerin sadece biri Asimov’a ait. Bu öykü de yakın zamanda İthaki Yayınları’nın Bilimkurgu Klasiklerine dahil ettiği ‘Ben, Robot’ kitabındaki ‘Kayıp Robot’ adlı öykü.

    Sovyet Kozmonot Y. Gagarin’in uzaya çıkmasından ve Amerikalı astronotların Ay’a ayak basmalarından sonra çağın bilimkurgu yazarları ise bildikleri en iyi şeyi yaptılar; Fanteziyi bilimsel gerçekliğe dönüştürdüler. Kitapta toplam 8 yazardan 9 harika öykü bulunuyor. Murray Leinster, Isaac Asimov, John Wyndham gibi yazarlar sizi uzayın derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.

    İlk Karşılaşma – Murray Leinster

    Teknolojik açıdan iki eşit tür uzayın derinliklerinde karşılaşır. Birbirleriyle iletişime geçen türler bir anlaşmaya vararak tanışmak ister. Yapılan karşılıklı ziyaretler sonrası iki taraf da her konuda birbirlerine benzediklerini keşfeder.

    Kayıp Robot – Isaac Asimov

    27. Asteroid Üssünde, başka gezegen için tasarlanmış bir robot kaybolur. Kaybolan robotu bulmak için çalışan ekip en sonunda Dr. Susan Calvin’i çağırmak zorunda kalır. Dünya’dan ilk defa ayrılan Dr. Calvin, kayıp robotu bulmak için tüm robotları kapsayacak şekilde birkaç test uygulamaya başlar.

    Uzaydan Gelen Konuk – John Wyndham

    Forta gezegeni sakinleri, yaşanamaz hale gelen dünyalarını terk etmek zorunda kalırlar ve tasarladıkları kürelerle uzayın dört bir yanına dağılırlar. Yeni bir gezegen bulma arayışındaki türe ait bir küre Dünya adlı gezegene iniş yapar. ‘Uzaydan Gelen Konuk’ adlı bu öykü, insanlardan çok daha küçük boyutlara sahip uzaylı türünün yaşadıklarını anlatır.

    Ölü Gezegen – Edmond Hamilton

    Gemileri arıza yapan Tharn ve ekibi, bilmedikleri bir gezegene iniş yapar. Tamamen soğuk ve buzla kaplı gezegene ayak basan mürettebat burada hiçbir canlının yaşayamayacağı düşüncesinde hemfikirdir. Arızalanan gemilerini onarmak için madene ihtiyaç duyan ekip, yaptıkları araştırmalar sonunda ‘Ölü Gezegen’ dedikleri bu yerde bir zamanlar kendileri gibi bir türün yaşadığını öğrenmek üzeredir.

    370 Yıllık İnsan – J. T. McIntosh

    Otomatik Hava Kontrol Sistemi olarak adlandırdıkları AWC Makinesinin bozulmasıyla Psit’liler zor durumda kalır. Makineleri hiç bozulmayacak şekilde tasarlayan Psit’liler, tamir işlerinden anlamamaktadır. Sorunun çözümü için gezegenlerindeki tamir işlerinden anlayan tek Dünyalı John Smith’le iletişime geçerler. Öykü, John Smith’in durumla ilgili bilgi alırken gezegende kendisinden başka bir Dünyalı daha olduğunu öğrenmesiyle ilginçleşir. Zira diğer Dünyalı 1850 yılında bir gemi kazasından kurtarılarak dondurulmuştur.

    Grenville’in Gezegeni – Michael Shaara

    Yıldız Servisinde çalışan Wisher ve Grenville, yaptıkları keşifler sonucu yüzeyi tamamen suyla kaplı bir gezegen bulur. Keşfettikleri gezegeni gözlerken iki küçük adaya rastlayan ikili, örnek toplamak için kara parçasına inmeye karar verir. Suyu, havası ve bitki örtüsüyle Dünya ile benzerliği üst düzey olan bu gezegende canlı hiçbir varlığın olmaması Wisher’ı rahatsız etmeye başlamıştır. Kendilerini en başından beri fark eden gezegen sakinlerinden habersiz çalışmalarını sürdüren Wisher ve Grenville, gezegenin sırrını daha sonra öğrenecektir.

    Anahtar Deliği – Murray Leinster

    Daha önceki seyahatlerinde karşılaştıkları Ay yaratıkları ile sürekli savaş halinde olan Amerika, sonunda Ay’a üs kurar. Bir müddet sonra Washington’dan bir emir gelir. Tüm Ay yaratıklarının yok edilmesi ve bu yok edilme kampanyasının sonuca ulaşması içinse yavru bir Ay yaratığının yakalanarak kendi halkına karşı kullanılması gerekmektedir.

    Uzayda Bir Yılbaşı – John Christopher

    Derlemenin en kısa öyküsü olan Uzayda Bir Yılbaşı, Binbaşı John’un Ay’a yaptığı yolculuk sonrası Doktoru tarafından kendisine Kırmızı sağlık kartının verilmesini anlatır. Binbaşı John’un aldığı kırmızı sağlık kartı, bir daha yolculuk yapamayacağını ve hayatını, Ay’da sürdürmesi gerektiğini belirtir.

    Dördüncü Güneş – V. Krapivin

    Beş kozmonot, öncekilerden çok daha elverişli olan Sarı Gül adını verdikleri bir gezene gider. Bu gezegende hayatın yaşanılır olması içinse ısıya ihtiyaç vardır. Çünkü gezegen bütünüyle buzla kaplıdır. Kozmonot Sneg’in fikri ile gezegene 4 yapay güneş tasarlanır. Biri hariç diğer üç güneş çalışır. Eksik güneşin sorun olmayacağını düşünen ekip, tekrar dönmek için hazırlanır. Öykü, üç güneşin yeterli olmayacağını düşünen kozmonot Sneg’in zor kararına, onu bekleyen kardeşine ve bir çocuğun hayalini gerçekleştirmek için ismini değiştiren kozmonot George’a yoğunlaşır.

    kaynak: https://www.bilimkurgukulubu.com/...uzaydan-gelen-konuk/
  • BÜTÜN YAŞAYAMADIKLARIMIN ACEMİSİYDİM,YAŞADIM, USTALAŞTIM VE YAŞAYAMADIKLARIMA ACEMİ KALDIM

    "Desene yaşam tekrarlardan oluşuyor…
    Tekrarlardan değil, dedi; tekrarların tekrarından"
    Hasan Ali Toptaş

    Ivan Denisoviç Şukov.
    "Şukov'un cezasında buna benzer üç bin altı yüz elli üç gün vardı. Kalk vuruşlarından ışıklar sönene kadar."

    Soljenitsin abiyle de tanıştım çok şükür, pişman değilim, sevinçliyim. "Acıyı bal eyledik." mecburiyetten..

    Hüküm verildi : 10 sene çalışma kampı hapishanesi,marş marş!!

    Yıllarca aynı günü yaşamak, her gün biraz daha ustalaşarak.. Anlatılan milyonların gerçek hikayesidir. Bizi buraya kim fırlattı? Bilen var mı? Var. Yok. Ne fark eder.

    "Uyku dışında cezalıların kendilerine ayırdıkları zaman , sabah kahvaltısındaki on dakikaydı. Beş dakika öğle, beş dakika da akşam yemekleri."
    "Çorba her zaman aynıydı. Karışımı sadece kışın gelen sebzelere göre değişiyordu. Geçen yıl yalnız tuzlu havuç yemişlerdi."

    Arkadaşlar, gardiyanlar, görevliler, her çeşit tutuklular, kimler ve daha kimler..

    "Kamp hayatında sabah toplantısına gitme zamanından daha acı bir an olamazdı."
    "Dikkatle dinleyin hükümlüler! Yürüyüş kolu asla bozulmayacak.Aceleye lüzum yok.Uygun adım yürüyün. Konuşmak yok!"

    Bir tabak fazla yemek yiyebilir miyim ya da bir lokma fazladan ekmek? Çay diye çok güzel bir şey vardı içtikçe iyi gelen, kahve mi o da neydi? Az daha uyusam, hava çok soğuk. Hastayım ben niye inanmıyorsunuz? Acımazlar sana. Kendini evinde mi zannettin? Kes sesini ve işine bak. Emir almaya çok alıştık. Lanet olsun hepinize..

    Zaman, hatıralarla birlikte işlerdi insanın yüreğine..

    ARALIK 2009-MAYIS 2010, YER : MANİSA

    Bölüğümüz 360 kişi. 5 koğuşta 72 kişilik ranza düzeniyle yatıyoruz. Her sabah 5.00 kalkış, KOĞUŞ KAAAAALLLLKKKK !!!!

    Tuvalet, traş, kahvaltı.. Süreniz 45 dakika marş marş !!!
    360 kişi ve 10 tuvalet. Bir tuvalete 36 kişi düşüyor.
    Kahvaltıda 2 günde bir çay var.
    Her gün traş olmak yabancı bir alışkanlık.

    Saat : 6.15
    İctima, sabah sporu, silah al marş marş !!
    Güneşin doğmasına nereden baksan 1,5 saat var. Yarasa mıyız biz? Vampir miyiz? Karanlıklar lordu mu?
    En uzun kış gecelerinde, güneşin en son doğduğu,ülkenin en batısına gelmek kimin fikriydi? (İÇ SES : Tabi ki senin fikrindi kes zırlamayı.)

    Güneşin doğması yetmez. Spil dağını da aşması gerekir, saat 8.30 ilk pırıltılar, hava açıksa tabi. Haftanın 4 günü yağmur yağar. İt gibi titremek için mi geldin buraya?

    Yürüyüş, tekrar yürüyüş. Komutan koşturur canı isterse, ister elbette. Koş, koş, koş... Süründürmek de ister bazen, sürün. Bazenler çoğalır bazen.

    HER TÜRK ASKER DOĞAR
    VATAN SANA CANIM FEDA
    1-2-3-4
    BİR-Kİ-ÜÇ-DÖRT

    Öğle yemeğine hücuuuuuummmmm !!! Bu nasıl yemek, bu nasıl et çiğnenmiyor. Bu nasıl çorba su gibi. Bu nasıl gürültü. Bu nasıl bir döngü? Bu nasıl ve niye ve niçin ?

    Akşama çok var daha. Sen gel buraya koştur şuraya. Sen öbürü diğeri falancası filancası şuraya buraya oraya marş marş !!!

    Akşam yemeğine hücuuuuummmmm !! Bu nasıl yemek. ( İç ses: Kes lan beğenmiyorsan yeme aç kal da göreyim artistliğini senin. Tamam sustum.)

    Saat 20.30 Yat ictiması, er onbaşı çavuş. Acemi usta yarak kürek toplan !!!

    Askerin bilmesi gereken üç cümle;

    Emret komutanım !!
    Emredersin komutanım !!
    Sağol !!

    Uyuyalım artık, uyursak rüyalar alemine dalarız. Uyku bizi bırakma. Uyuruz zaten pestilimiz çıkmıştır. Uyku ne tatlısın. Canım uyku. Acemilik bitsin hele, gece nöbetleri de başlayacak daha dur. Her gece 2 saat nöbet, nöbet yerine gidip gelmen de ki 3 saat. Gece uykuları bölük pörçük. Uyku süresi yaklaşık 4 saat.

    Sabah 5.00 KOĞUŞ KAAAAALLLLLKKKKK !!!!!

    Bir gün, sadece bir gün, hep aynı bir gün.. Bitinceye kadar..
  • İlk incelememi Uçurtma Avcısı için yapmak istedim. Çünkü son bir aydır okuduğum kitaplar arasında beni en çok etkileyen kendisidir. Bitirdiğim zaman gözümden akan yaşlara engel olamadığımı anımsıyorum. Kitaplıkta gözüme çarptığında bile aynı hissi tekrar yaşıyorum.

    Kitapta Emir karakterine başta o kadar öfkeleniyorsunuz ki. Onunla empati yapmakta o kadar zorlanıyorsunuz. “Yazar bir şekilde onu gözden çıkarmış olsa.” dediğim anlar olmuştu. Fakat gelişen olaylar, Emir’in tercihlerinin değişmesi, yapamayacağını düşündüğünüz şeylere cesaret göstermesi ile onu artık sevmeye ya da daha doğrusu affetmeye başlıyorsunuz.

    Dostluğun biraz cesaret istediğini gösteren şahane bir eser.
  • "ilk sözcüklerimizi aynı çatı altında söylemiştik. Benimki baba idi. onunkiyse emir. Benim adım."
  • Her duygu, alınan her karar, her hareket beyinde bir dürtüye neden olur, bu da bütün vücutta belirli bir döngüye bağlı kalarak zincirleme bir tepki başlatır. İlk stimulustan başlayarak her nöron, elektrik akımıyla bir nöromedyatörü harekete geçirir, o da bir sonraki nöronun alıcısına ulaşır, ki bu da baştakiyle aynı işlevi görür ve emir, fiziksel olarak gerçekleşene kadar döngü bu şekilde devam eder.
    Jean-Christophe Grangé
    Sayfa 526 - Doğan Kitap
  • Bir güne sığdı… Gün boyu alıntı paylaştım alıntılar şahane, alıntılar enfes, alıntılar ders niteliğinde. Evet çok güzel öğütler veriyor kitap. Sanki karşınızda Halil Cibran’ın Ermiş’i gelmiş gibi. O kadar güzel öğütlere bu kadar cılız bir olay örgüsü olmamış bence, hani böyle bir berduş olacak dedim, ferrarisi ile lüks bir hayat sürecek sonra gidip bir yerlerde çile çekecek uzun uzun o zorlu sürecini okuyacaz vay be diyeceğiz. Ama yok. Adam bir anda gidip ilk beş sayfada aydınlanıp geliyor ve başka birine öğrendiklerini öğretmeye, nasihatler vermeye başlıyor. Eğer emir kiplerini sevmiyorsanız ilk başlarda sizi biraz sıkabilir, çünkü; şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın derken nefes alış-verişinizden yeme içmenize, uyku düzeninizden sosyal hayatınıza karışmadık yer bırakmıyor. Kişisel gelişim seviyorsanız bence çok ideal bir kitap.
  • DUYGUSAL ŞİDDET

    Doç. Dr. Şafak Nakajima

    Duygusal şiddete uğrayan insanları, çoğu kez ilk görüşte tanımak mümkündür.

    Dalgın gözleri kolayca ıslanır, hafif bir sesle konuşurlar.

    Konuşmalarını bölen sessiz boşluklar vardır; oturdukları yere yerleşmez, adeta ilişirler.

    Genellikle iyi kalpli, zeki, nazik ve nitelikli insanlar olmalarına karşın özgüvenleri zayıftır.

    Yaşadıklarını tanımlamakta zorlanır, sıklıkla kendilerini suçlarlar.

    Yaşadıkları da zaten, tanımlanması zor bir şeydir.

    Duygusal şiddet; fiziksel şiddetten farklı olarak, yüz yerine kalbin darbe aldığı, kemikler yerine duyguların kırıldığı, beyin yerine benliğin sarsıntı geçirdiği bir şiddet türüdür.

    Kötü olansa, bu şiddet türünün sonuçlarının, fiziksel şiddette olduğu gibi kolayca görülebilir, tanımlanabilir ve suç kabul edilip cezalandırılabilir olmayışıdır.

    Duygusal şiddet; korkutarak, aşağılayarak, tehdit ederek, sürekli eleştirerek, suçlayarak, hakaret ederek, hiç memnun olmayarak, sözel, sosyal, maddi ve bazen de fiziksel baskı yoluyla bir insanı kontrol altında tutmaktır. Şiddeti uygulayan sıklıkla, karşısındakine vicdani sorumluluk yükleyerek kendini aklar.

    Duygusal şiddet; anne-babadan, diğer aile büyüklerinden, kardeşlerden, sevgili, eş ve onların ailelerinden, çocuklardan, yöneticilerden, arkadaşlardan gelebilir.

    Duygusal şiddet; ''anne babanın, evliliğin ve çalışma yaşamının kutsallığı, ayıp, yasak, günah'' gibi toplumdaki yaygın değerlerden beslendiğinden, kolayca göz ardı edilir, hatta onaylanıp kabul görür.

    Duygusal şiddet, insanın kendine güvenini, saygısını, değerini yavaş yavaş kemiren bir beyin yıkama sürecidir.

    Ne kadar zeki, başarılı, çekici, becerikli olursa olsun, şiddetin mağduru kendisini ''yetersiz, aptal, beceriksiz, çirkin, suçlu, günahkâr, kirlenmiş'' gibi hisseder.

    Çoğu saldırgan, toplum içinde duygusal şiddeti açıkça sergilemekten ve karşısındakini küçük düşürmekten çekinmez.

    Bazıları ise korkaktır; mağdurun savunmasız olduğu ortamlarda, çoğu kez yalnızlarken şiddet uygular. Dışarıya ise son derece ilgili, sevgi ve sorumluluk dolu bir insan rolü oynar.

    Pek çok farklı biçimde kendini gösterse de, duygusal şiddet en sık üç şekilde karşımıza çıkar:

    • Saldırganlık

    İsim takma (aptal, geri zekâlı, şişko, sıska, çirkin ördek), bağırma, aşağılama, suçlama, sorumlu tutma, aşırı kıskançlık, emir verme, tehdit etme (terk etmek, parasız bırakmak, ailesiyle görüştürmemek, çocuklarından kopartmak, dayak atmak, eşya parçalamak, öldürmek, vb.) gibi, açıktan yapılan duygusal şiddet türüdür.

    Şiddete başvuran kişi, karşısındakini kendisiyle eşit ve bağımsız bir birey olarak görmez.

    Aralarındaki ilişki, sağlıklı iki yetişkinin değil, baskıcı ve kontrolcü bir ebeveynle, savunmasız çocuğun ilişkisi gibidir.

    Şiddeti uygulayan, kimin ve neyin iyi / kötü, haklı / haksız olduğuna, çözümün ne olması gerektiğine kendi başına karar verir.

    Her şeyin en doğrusunu biliyordur!

    O; akıl verir, karar verir ve ceza verir.

    • Yok saymak

    Şiddet uygulayan, karşısındaki insanı dinlemez, görmezden gelir, cevap vermez, küser, konuşmaz, kendisini ve sevgisini geri çeker.

    Verdiği sözleri tutmayıp, unutmuş gibi yapar.

    Haber vermeden kolayca terk eder, aramaz.

    Davranışları, mimikleri veya ses tonuyla örtülü aşağılama yaptığında, mağdurun itirazı halinde, ''Ben öyle bir şey söylemedim!'', ''Neden bahsettiğini anlamadım! Nereden çıkarıyorsun bunları!'' gibi sorularla yaptıklarını inkar eder.

    Mağdur, olan bitene akıl erdiremez, kendisini suçlayabilir.

    • Küçümseme

    Çok açıktan saldırgan olmayan bu şiddet türünde şiddeti uygulayan, yaşanan olumsuz bir olayı kabul eder ama karşı tarafta yarattığı incitici sonuçları küçümser.

    ''Çok hassassın! Abartıyorsun! Amma da büyütüyorsun!'' der.

    Bazen saldırganlık, ''yardım etme, yol gösterme, çözüm bulma'' kılıfında karşımıza çıkar. O size şiddet uygulamıyor, yalnızca iyiliğinizi düşünüyordur(!)

    Mağdur, iç çatışma yaşar, kendinden ve hissettiklerinden şüphe duyar.

    Gerçeklik algısı bozulur; giderek kötü bir insan olduğuna ve aklını kaçırmaya başladığına inanır.

    Duygusal şiddet, zamanında tanınmaz ve çözümlenmezse, insanın yaşam sevincini öldüren, sağlığı olumsuz etkileyen çok ciddi bir şiddet türüdür!

    Sosyal ilişkiler, aile ilişkileri ve cinsel yaşam zamanla bozulur.

    Sürekli yorgunluk, uykusuzluk, migren, yaygın ağrılar, çeşitli organ hastalıkları, aşırı yeme veya hiç yememe şeklinde beslenme sorunlarına sık rastlanır.

    Uzun veya ağır bir duygusal şiddete maruz kalmak insanı, korku içinde yaşamaya ve delirme endişesine sürükleyebilir.

    Depresyon bulguları, endişe bozuklukları, özgüven kaybı, utanç ve suçluluk duyguları, ölüm isteği ve intihar düşünceleri, madde ve alkol bağımlılığı ortaya çıkabilir.

    Öfke kontrolü zorlaşır.

    Maalesef alıştığı bir davranış olduğu için mağdur, duygusal şiddete eğilimli insanları arkadaş ve eş olarak seçebilir.

    Şiddete eğilimli bireyler ise özgüvensiz mağduru, cazip bir av olarak tercih edebilir.

    İşin acı yanı, mağdur da zamanla duygusal şiddeti öğrenip benimseyebilir ve başkalarına uygulayabilir.

    Peki, duygusal şiddet zincirini kırmak için neler yapılmalıdır?

    • Sorumluluk üstlenin!

    Mağdursanız, duygusal şiddetin sürdürülmesinde sizin izninizin önemli bir rolü olduğunu kabul etmelisiniz!

    Yaşadıklarınıza başkaldırmakla sorumlusunuz!

    Sergilediğiniz boyun eğici davranışları fark etmek, değiştirmek ve bunu net bir biçimde karşı tarafa göstermek zorundasınız!

    Mevcut durumu sürdürmenin bedelinin çok ağır olabileceği gerçeğini unutmamalısınız!

    Kişinin en büyük yardımcısı ve kurtarıcısı, yine kendisidir!

    Kendisine yardım etmeyene, kimse yardım edemez!

    • Gelişin ve özgürleşin!

    Kültürel, duygusal, sosyal açıdan gelişmiş ve ekonomik bağımsızlığa sahip bir bireye duygusal şiddet uygulayabilmek daha zordur.

    Böyle bir durum ortaya çıksa bile, gelişmiş ve ekonomik özgürlüğe sahip bir bireyin, zincirlerini kırıp yaşamını yeniden inşa etme şansı çok daha fazladır.

    Çıkış yolları kapanmış, duygusal/fiziksel şiddete maruz bırakılan bireyler yalnızca kendilerinin değil, diğer aile bireylerinin ve tüm toplumun da sağlığını tehdit eder.

    Unutmayın; gelişmişlik ve özgürlük, hem birey hem de toplum sağlığı için hayati öneme sahiptir!

    Kendinizi geliştirin, her ne pahasına olursa olsun sosyal ve ekonomik bağımsızlığınızı kazanın!

    • İlişkiler ve iletişim konusunda donanımlı bir uzmanla çalışın!

    Bazı durumlarda ağır özgüven kaybı ve kafa karışıklığı, sorunu tek başına çözmenizi zorlaştırır.

    Destek aldığınızda elde edeceğiniz başarı büyük ölçüde sizin, gerçekleri fark etme, değişme ve baskılara direnme kararlılığınıza bağlıdır.

    Çünkü şiddeti uygulayan, geleneksel değerleri arkasına alarak ve söylenenleri çarpıtarak haklılığını kanıtlama çabasına girecektir.

    Çözümün parçası olmayı reddedecek; kendisinin değil sizin tedaviye ihtiyacınız olduğunu söyleyecek ve hatta tedavinin gereksizliğinde ısrar edecektir.

    Sizi desteksiz bırakmak ve kendisine bağımlı kılmak için, ailenizden ve çevrenizden koparabilir.

    Toparlayacak olursak:

    Duygusal şiddet, çoğu kez, en yakınımızdaki, sevdiğimiz ve güvendiğimiz insanlardan, sinsice gelir!

    Dışarıya karşı çok bilgili, eğitimli, duygulu, uygar ve özenli biri izlenimi veren, ilgili ve sevecen görünen bir insan, en ağır duygusal şiddet fırtınalarını yaşatabilir.

    Saldırganın her konuda çifte standardı vardır. Kendisi kızabilir, üzülebilir, yorulabilir; siz bunları yaptığınızdaysa, sorun çıkartmakla, huysuzluk ve kaprisle suçlanırsınız! Sizi tahrik ettikten sonra dönüp bir de tepkinizle alay edebilir!

    Dönem dönem düzgün davranıp sizi, her şeyin düzeldiğine inandırabilir ve sonra tekrar şiddet eğilimine geri döner.

    Aslında böyleleri çoğu kez ne sizi sever, ne de kendisini!

    Sevme bilinci yeterince gelişmemiştir.

    Çözülmemiş iç çatışmaları, bazılarının ağır kişilik bozuklukları vardır.

    İnsanlar arasında anlaşmazlık ve uzlaşmazlıklar kaçınılmazdır ama sağlıklı ilişkilerde sorunlar, duygusal şiddete başvurmadan akıl ve sevgiyle çözümlenir.

    Seven insan, saygılı ve özenlidir. Sevdiği insanın duygularına ve ihtiyaçlarına duyarlı ve saygılıdır!

    O; kim olursa olsun, sizi bir insan olarak gerçekten seviyorsa, dar bir alana hapsedip kontrol altında tutmaz!

    Yolunuzu açar, güçlenmenize ve gelişmenize destek olur!

    Unutmayın!

    Duygularınıza saldırılabilir, şiddet uygulanabilir, ruhunuz incitilebilir ama onurunuz siz teslim etmedikçe, hiç kimse tarafından elinizden alınamaz!

    http://www.safaknakajima.com
    0212 570 80 20