Haçın merkezi, tüm zıtlıkların uyum hâline girdikleri ve çözümlendikleri noktadır. Gerçekte, yalnızca ayrımcı bilginin dışsal ve parçasal bakış açılarına göre zit olan tüm zıt öğelerin sentezi bu noktada oluşur. Bu merkezi nokta, İslam maneviyatının, (tüm karşıtlıkları ve zıtlıkları birleştiren) "ilâhî makam adlandırmasına tekabül eder (el-makamü'l-ilahi, hüve makámú ictimă ez-zıddeyn). Bu Uzakdoğu tradisyonunda "Değişmeyen Or ta" olarak bilinen ve "mükemmel denge"nin bulunduğu, "kozmik çark"ın merkezi olarak gösterilen ve, aynı zamanda, "Göğün etkinliği"nin doğrudan yansıdığı noktadır. Bu merkez, tezahür etmemiş olarak ya da daha çok tezahür etmemiş olduğu için aslında etkinlikle dolu olan zira, o, tüm özel etkinliklerin kendisinden türemiş oldukları her şeyi yönetir ve- ilkesel etkinliktir. Öyle ki, Lao-tse bunu şöyle ifade eder "ilke daima durağandır, ancak her şey onun tarafından yapılır."
Güç istenci, şu şekilde görünür:
a) “Özgürlük” istenci olarak ezilenler arasında, her türlü köle arasında: Hedef sadece özgür kalmak gibi görünür (dini açıdan: “sadece kendi vicdanına karşı sorumlu olmak”; “Protestan özgürlüğü” vs.);
b) Aşırı güç istenci olarak güce hazır daha güçlü insan türleri arasında; ilk denemede başarısız olduğunda, kendini “adalet” istenci olarak sınırlar, yani hükmeden türün sahip olduğu aynı haklar ölçüsüne sınırlar;
c) “İnsanlık sevgisi”, “halk”, ilke, gerçek, Tanrı sevgisi olarak; sempati olarak; “kendini feda etme” vs.; en güçlüler, en zenginler, en bağımsızlar, en cesurlar arasında; aşırı güçlenme, beraberinde taşıma, hizmetine alma, insanın yönlendirebileceği büyük bir güç miktarına sahip bir şekilde kendini içgüdüsel olarak dahil etme; kahraman, peygamber, Sezar, kurtarıcı, çoban; (—cinsel sevgi de buraya aittir; aşırı güçlenmeyi, sahiplenmeyi arzu eder ve kendini teslim etmekmiş gibi görünür. Temelde sadece “araca” duyulan bir sevgi, “ata” duyulan bir sevgidir— kullanabilecek durumda olduğu için şunun veya bunun birine ait olduğuna dair bir inançtır).
“Özgürlük”, “adalet” ve “sevgi”!!!
Eğer bir insan boyun eğer ve itaatsizlik yapamazsa, o bir köledir; eğer yalnızca karşı gelebiliyor ama itaat ediyorsa, o bir asidir (bir devrimci değildir); öfkeyle, hayal kırıklığıyla, kırgınlıkla hareket eder, bir inanç ya da ilke adına değil.
Yaşamdan sevinç duyma sanatı, hayatın kutupsallığını bil-meye dayanır. Bu kutupsallığı ilke olarak kabullenmek, bir yöntem olarak beraber salınmayı mümkün kılar. Reddetmek de mümkündür bunu, fakat bu salınmayı sona erdirmez, sa-dece bütün hafiflemelerin sonunu getirir. Bu kabullenme te-melinde, hangi evrede olduğuma göre sabır ve rahatlığı ta-lim eder, böylece bir sonraki evrede sabırsızlığa ve huzur-suzluğa daha iyi katlanabilirim. Halihazırdaysa salıncağım-da, sürüncemelere tahammül göstermeyi, sessiz olmayı, güç tasarrufunda bulunmak üzere ince ince düşünmeye ara ver-meyi temrin ederim. Şimdi kafada proje toplarını atıp tut-manın zamanı değildir, duyuların da mola yapması gerekir. Hatta hayatın az evvel emin bulunduğum anlamı bile bir an boşa düşer. Hakikaten, her şey anlamsız mıdır? Anlamsızlık daima güçsüzlükle bağlantılıdır, bilirim, fakat bunu bilme-nin bana bir yararı yoktur. Duruma teslim olmuş vaziyette-yimdir.
Benim sorunum, iplere gevşekçe tutunmam. Bedenim it-kisiz, salıncakla birlikte salınıyor. Kararlı bir hareket im-kânsız. Salıncak dolanıyor, bazen bir yana, bazen öteki ya-na dikiliyor. İyi görünmediğini biliyorum fakat şimdi baş-kalarının sallanma tarzım hakkında ne düşüneceğini dert edecek halde değilim. Manasızca dikilip durmak veya belki de mecburen yorucu tefekkürlere dalmak üzere oturaktan kalkmak da istemiyorum. Derin düşüncelere daldığım, do-layısıyla değerli bir fikrin yitip gitmemesi için asla rahatsız edilmemem gerektiği izlenimini uyandırmaya çalışıyorum.
Hiçbir şeye boyun eğmemek, ne insana, ne aşka, ne düşünceye; gerçeğe inanmaktan, hatta var olduğunu farz edecek olursak, onu tanımanın bir avantaj olduğunu sanmaktan kaçınmak anlamına gelen mesafeli bağımsızlığı korumak düşünmeden yaşayamayan insanların iç hayatları ve zihinsel hayatları böyle akmalı gibi geliyor bana. Bir şeye ait olmak bayağılığın doruğu. Ilke, ideal, kadın ya da meslek - hepsi birer zindan ve pranga. Var olmak, özgür kalmaktır. Hırs bile, ondan kendimize gurur payı çıkarırsak bir yüke dönüşür: Bir ipin ucunda oynayan kuklalar olduğumuzu anlayabilsek, gurur duyula. cak bir özellik bulamazdık onda. Hayır, hiç kimseyle bağımız olmamalı, kendimizle bile!