• Misafir odasında baca deliği olmadığı halde "Anne, sobayı bu sene misafir odasına kuralım mı?" diyen abime, "Olur, boruyu da k.......na sokarız, camdan çıkarırsın, sorun olmaz." diyen anneye,
    ——————————————
    Kaza mahalinde elinde cep telefonuyla koşturup "112′nin numarasi neydiiiii?" diye bagıran sarışına,
    ——————————————–
    Birbirlerine ana avrat küfür eden iki kişinin arasına girip ikisine de birer tokat atan ve "Analar kutsaldır, analara küfür etmeyin" diyen Karadenizli ağır abiye,
    ———————————————-
    Annesine kızıp, buharlı ütünün içine işemeyi akıl eden! Annesini buram buram çiş kokularıyla iş yerine yollayan! Annesi; ancak arkadaşları ”acayip kokuyorsun” dediğinde işi çözen anneye ve çocuğuna,
    ———————————————-
    Banyonun lambası yanmayınca elektrikler kesik zannedip yarım saat gelmesini bekleyen. Beklerken de canı sıkılmasın diye televizyon seyreden kişiye,
    ————————————————–
    Ailecek televizyon izlerken üst komşu küçük oğlunu göndermiş. Çocuk, anneme ”X teyze, annem dedi ki, bari haberleri açsınlar da, biz de dinleyelim”. Biz de kırmadık, açtık. Ailecek çok iyi niyetli olduğumuzdan, televizyonları bozuk sandık. Yüksek sesten dolayı bize laf soktuklarını anlamamız çocuğun ikinci gelişinden sonra oldu. Bu olayı yaşayan aileye,
    ————————————————–
    Lisedeki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenimiz AIDS’in açılımını yapıyor: (A)llaha (İ)syan eden (D)eyyusların (S)onu… diyen hocaya,birer alkış istiyorum:))
    ————————————————–


    Ayrıca aşağıdakiler de birer tebrik hakediyor:

    Acı Kaybımız:
    3 ay önce ailemize katılan, "Necmi" ismini verdigimiz kaplumbağamız dün vefat etmiş. Aile arasında sade bir törenle evin arka bahçesine gömdük. Hayvancağız durduk yerde can verdiği için gidip, Necmi’yi aldığımız dükkanın sahibine sebebinin ne olabileceğini sorduğumuzda ”Abi onlar kış uykusuna yatar” cevabını almış bulunmaktayız. Hepimizin başı sağolsun. Bu vicdan azabıyla ben de çok yaşamam herhalde.
    ————————————————–
    Annemin Maceraları:
    Shrek’in fragmanlarını gösteren bir televizyon kanalında, el ele
    tutuşmuş Shrek ve Fiona’yi gören annem, ‘Bunlar Süleyman ve Nazmiye Demirel çifti mi?’ diye sordu! Seçememiş gözleri o mesafeden.
    ————————————————–
    Alfabe:
    Ben de bu yıl okula başlayan torunum için kuvvetli bir moral alkışı istiyorum. Daha ikinci gün: ‘örrrtmenim, taa evden buraya tel çizmeye mi geldik, hep yumarlak mı yapcaz, harf felan öretmicen mi?’ deme cesaretini gösterdiği için,
    ————————————————–
    Annem:
    "Bu taraf bitti" diye CD’yi arkasına çeviren ve sonra da "CD çalar çalışmıyor!" diye feryat eden anneme alkış az geliyor!
    ————————————————–
    Modem:
    Yemek masamın üstünde duran modeme uzun uzun bakan anneanem "Bu ne?" diye sordu. Ben de kolay anlasın diye "Hani benim bilgisayarım var ya, onunla internete giriyorum. İşte internete girmek için o kutu zorunlu" diye uzun uzun açıkladım. Anneannem dinledi beni ve "Yani modem bu" dedi ve konu kapandi…
    ————————————————–
    Yaz Okulu:
    Bir alkış da annesine yaz okulunu kazandığı müjdesini veren üniversite ögrencisine gelsin. Bu yaratıcılıga şapka çıkarılır.
    ————————————————–
    Beyin Göçü:
    Tikky olduğu her halinden belli olan kızımız Beşiktaş-Taksim
    midibüsünde yanındakı arkadaşına dert yanmaktadır. ”Şekerim dördüncü kez girdim ÖSS’ye, ama yine kazanamadım, gidicem sonunda Amerika’ya o olucak. Böyle böyle beyin göçü oluyor işteeaa!” Sen git, masrafları ben karşılıyorum.
    ————————————————–
    Alman Yazar:
    Bir alkış da lisede edebiyat dersinde okuduğu şiir bitince sınıfa dönüp "Bu şiiri ünlü Alman yazar Goethe yazmıştır" diyen hocaya, "Niye, kağıt bulamamış mı?" cevabını veren arkadaşa gonderelim.
    ————————————————–
    Düz Mantık:
    Eğer bir sokakta yürüyorsanız ve camında ”Bu ev kiralıktır” yazılı bir evin yanından geçip birkaç adım sonra önüne geldiğiniz bir başka evin camında ”Bu da” yazısını görürseniz, bilin ki Trabzon’dasınız.
    ————————————————–
    İngilizce Yazılısı:
    Bir alkış da İngilizce sınavında "Nice …….." şeklindeki boşluğu
    "Nice mutlu yıllara!" biçiminde dolduran, dahi mi yoksa aptal mı olduğunu henüz anlayamadığımız öğrencime istiyorum.
    ————————————————–
    Hugo’lar Beşledi:
    Bir alkış da lisede edebiyat kitabından bir metni tüm sınıfa sesli olarak okurken V. Hugo’ya "Beşinci Hugo" diyen arkadaşımıza gelsin.
    ————————————————–
    Ne Zaman?
    Kardeşim karne almıştı; fakat birçok zayıf notu vardı. Annem, babamla beni kenara çekip uyarıları sıralıyordu: "Sakın çocuğun moralini bozmayın, sakın kötü bir şey söylemeyin" uyarılar özellikle babama yönelikti: "Hele de sen, sakın çocuğun gururunu kırma". Babam daha fazla dayanamadı ve sordu: "Karne için ne zaman özür dileyeceğiz?"
    ————————————————–
    Havale:
    Bankada gişenin önünde işlemimin yapılmasını bekliyorum. Yanımdaki gişede işlem yaptıran yaşlı teyzeye, işlemini yapan kadın soruyor: "Parayı kim alacak teyze? Alıcısına ne yazalım?" Teyzem cevap veriyor: "Bu paranın hayrını görme inşallah yazalim" evladım.
    ————————————————–
    Lamba:
    Dün gece evime giderken yolun tenhalığından olsa gerek kırmızı ışıkta geçtim. Ardından yurdum polisine alkışı hak ettiricek anons: "Bacım o geçtiğin gece lambası değildi; çek sağa".
    ————————————————–
    Hacim nedir?
    Öğretmen bir arkadaşımdan naklen: 5. Sınıfların Fen Bilgisi sınavının 2. sorusu: "Hacim nedir? Bir örnek vererek açıklayınız". Öğrencimizden gelen cevap: "Hacdan gelenlere hacim denir. Örnek: Nasılsın hacim?".
  • İstanbul'da Türkçe adlı dükkân, işyeri parmakla gösterilecek, sayılacak kadar azaldı. İşin garibi, memlekette, ata köyümüze kadar aynı durum olmuş. Babam direndi, illâ değiştirmeyeceğim diyor, "Ulan, burası sömürge oluyor" diye bağırıyor. Fakat bir gün, kapıya, kasketlerinde "New Byzantium Municipality" yazan, "Yeni Bizans Belediyesi" demekmiş , iki tane zabıta geldi; bize 2500 dolar ceza kestiler. Babam çırpınıyor, korkuyorum, kızıp götürecekler. "Sakin ol baba", diyorum. Sonra bir hışım, "on gün içinde İngilizce tabelâ asmazsanız, dükkânınız kapatılacak ve müsadere edilecektir" deyip gittiler. Tanıdık bir avukata sorduk. "Aman hemen dediklerini yapın, yoksa işiniz kötü, bilinçli olarak direniyor derlerse hapse bile atılabilirsiniz. KKMF'nin ("Küresel Kraliyet Para Fonu") üç ay evvel dayatıp apar topar geçirdiği yasalar arasında bu da var. Ha, ona göre!". Ne yapalım dövünmekten başka; üstelik bize hak verecek bir tanıdık bile bulamıyoruz. Sonunda biz de, bir sürü masraf edip, nah şu gördüğün rezil tabelâyı astık. Allah hâlimize acısın."
  • “Neden edebiyat okuruz?Çünkü başka hiçbir şeyin başaramayacağı şekillerde hayatı zenginleştirir.Bizi daha insan kılar.Edebiyat okumayı ne kadar iyi öğrenirsek,bunu o kadar daha iyi yapar.”
    .
    Edebiyatın kısa tarihi,kırk başlıktan oluşan kırk saatlik bir ders niteliğinde.Bu dersler kilit noktaları sunmakla birlikte perdelerin ardını da gösteriyor,sizi meraklandırıyor,notlar aldırıyor,edebiyatın nasıl da geniş olduğuna dair ön bilgiler veriyor.Mitlerden,ilk öykü çalışmalarına,büyülü gerçekçilikten günümüz e-kitaplarına uzanan bir yolculuk.Ama uzun yolda dinlemeyi tercih ettiğiniz şarkılar tadında.Hem yolu takip ediyorsunuz hem de notaların zihninize yeni kapılar açmasına izin veriyorsunuz.
    .
    John Sutherland edebiyat yetkinliğini hissettiriyor her alt başlıkta.Daha çok İngilizce üretilmiş eserlerden bahsedilmesi ise anlaşılabilecek bir durum.
    .
    Diğer bir ayrıntı: pek çok yazar ve eser,alıntı,tarihsel notlar ve spesifik bilgiler taşıyan bir kitabın çevirisinin ne denli çetrefilli olabileceğini tahmin edersiniz.Tufan Çöbekçin ise yaptığı çeviri ile okuma keyfimi daha da üst noktaya taşıdı.
    .
    Velhasıl ,döne döne bakacağım bir rehber kitap oldu kendileri.Sindirerek,keyfini çıkara çıkara okudum.Kimi yerlerde sinsi sinsi güldüm,yazarın geleceğe dair düşüncelerine hak verdim,anlatım tarzı ve seçtiği örnekler karşısında ise (kabul ediyorum bir miktar kıskançlık ile) hayran kaldım.
  • Bir başka öğrencim de İngilizce konuşmak konusunda bir türlü harekete geçemiyordu. Onunla konuştuğumda, aslında yabancılarla paylaşmayı düşündüğü bir konu olmadığını anladım ve bu düşüncemi ona ilettiğimde, o da bana hak verdi. Paylaşmak istediği bir şey olmayınca, İngilizce konuşmak insana, daha doğrusu insanın beynine ve kalbine anlamsız gelmektedir. Daha önce de belirttiğim gibi, beyin ve kalp, net olmayan hedefler konusunda bize pek yardımcı olamazlar.
  • Bırakın şu mesleği artık. Gerçekten bu işi hak eden öğretmenler gelsin o görevlere. Bu ülkenin evlatlarına, geleceğine artık daha fazla zarar vermeyin. Lütfen! Lütfen! Lütfen!

    Bir öğretmenimiz ,branşı her ne olursa olsun, Samsun ili için örnek veriyorum Asarcık'a ya da Terme'nin bir köyüne kadrolu öğretmen olarak tayinle geliyor. Ne güzel buraya kadar hiçbir sorun yok. Ne de olsa bir eğitim neferi olarak cennet vatanın her yerinde görev almaya her öğretmen gibi o da hazır(!) ve istekli(!). Neyse efendim 1-2 ay sonra hop referansı(!) aracılığıyla geliyor merkezdeki bir okula. Ne oldu ya? Öğrencilerini yüz üstü bırakıp gitmek yakıştı mı sana? Nerede kaldı eğitimciliğin? diye soran bir Allah'ın kulu da çıkmıyor. Tamam, tamam sen, ben keyfime bakarım, zorluğa gelemem, oraya kim giderse gitsin düşüncesindesin. Bu hastalıklı düşünceyle öğretmenimiz merkezdeki herhangi bir okula geliyor. Merkezdeki okulda vardı branşından 7 öğretmen, oldu mu bu da 8'inci. Ondan sonra merkezdeki okullarda tüm branşlar da norm fazlası oluşuyor. Eee canım öğretmenim sen kendini kendi sığ düşüncenle sözde o okuldan kurtardın şimdi o okula kim gidecek, o çocuklar ne yapacak? Aaa ücretli öğretmenlik diye bir şey vardı değil mi? Tamam, tamam ya haklısın ücretli gider ne de olsa mecbur değil mi? Paraya ihtiyacı var, üstüne üstelik atanamama psikolojisi de eklenince oh oh kesin gider. Evet gerçekten öyle oluyor. O okullara ücretli öğretmen gönderiyorlar. Bu arada işin adı ücretli öğretmenlik ama ben henüz daha Eğitim Fakültesi çıkışlı öğretmenin ücretli öğretmenlik yaptığını görmedim ama ücretli maliyeci, ücretli işletmeci vs. olarak derse giren çok emek hırsızı gördüm. İnanabiliyor musunuz? İngilizce dersine maliye bölümünü bitirmiş, resim dersine işletme bölümünü bitirmiş, Türkçe dersine hemşirelik bölümünü bitirmiş insanlar giriyor. O okullardaki öğrencilere yazık değil mi ya? Eğitim adına herkesin bu gerçekleri bildiğini ve bu gerçeklerle yaşadığını ben de çok iyi biliyorum. Fakat sadece susmak bu gerçeği haykırmamak, düzene uymak ne yazık ki bana göre değil. Eğitim Fakültesi'ni bitirmemiş bir kişi ücretli öğretmenlik yaparak öğretmen oldum ben diye dolaşıyorsa bana göre aldığı paranın hak edilmişliğini kendince bir sorgulamalı. Ha sözüm şu Eğitim Fakülte'sini bitirmiş; okul seçen, yer seçen öğretmenlik vasfını özde değil sözde diplomayla kazanan kişilere... Bırakın şu mesleği artık. Gerçekten bu işi hak eden öğretmenler gelsin o görevlere. Bu ülkenin evlatlarına, geleceğine artık daha fazla zarar vermeyin. Lütfen! Lütfen! Lütfen!
  • İngilizce öğrenmek isteyen arkadaşlara yaptığım ve faydalı bulduğum bir alışkanlığı paylaşmak isterim.
    Dünya da önemli bir olay olduğu zaman bu tüm internet sitesinde ki haber kanallarında genel de manşet olu rben de böyle durumlarda birden fazla internet sitesindeki aynı haberin nasıl farklı kelimelerle anlatıldığını öncelikle okurum daha sonra burdaki o durum ile alakalı temel kelimeleri not ederim. Daha sonra bu haberi sanki ben yazıyormuşum gibi yazarım.
  • https://youtu.be/V_RZQTXEZ54

    Şükrü Erbaş ne de güzel anlatmış,
    “Serap'ın sesinde ne var?
    Kirpiklerini yere düşürmemek için bin yıldır hep ötelere bakan bir halkın alın çizgileri var. Akşamları kendisi, sabahları başkası, iki dilli eşikler var Serap’ın sesinde. Bir gökyüzü var, altındaki acılardan mağrur, bin yıldır kimsenin bir yere sığdıramadığı.
    Sesini başka sesler içinde yeni yeni duymaya başlayan o çekinik kadınların çocuk sevinçleri var. İki taşın arasında ezilmiş bir el var Serap’ın sesinde. Bir kuyudan beter adamlar; Süleyman’ın giderken götürdükleri, götüremedikleri; güneşin, her yerden daha ağır battığı Hasankeyf; hapishane camlarına çizilen resimler; Dicle var, dolanı dolanı varıp Fatma Dikmen’in kalbine akan. Hançepek’te bizimle İngilizce konuşmaya çalışan o çocuğun merakı, hevesi, saçlarındaki oyalı toka; bizim o çocuğa olan bağışlanmaz uzaklığımız var.
    Celal Güzelses’in Kürtçe söyleyemediği bütün türküler var Serap’ın sesinde. Serap’ın sesinde ay ışığı var, bulut var, puhu kuşları var. Ay ışığında iç geçiren bir orman; kimlik gösteren adamlar yirmi dört saat; dağlardan çok yataklara yağan kar...Külünden başka yükü olmayan uzun, eğri göçler var Serap’ın sesinde. Babalarından daha güvenli konuşan çocuklar; yoksulluğu hafifleten yaşama inadı; sansürlü sayfaları bir gazetenin; ölüm ilanları var kırmızı, yeşil... Kasaba minibüslerindeki yüzler var, torbalarını koltukların altına saklayan. Serap’ın sesinde yeni cümle kurmaya başlayan bir alfabe var. O sitem var, bize dilimizi gösteren. Sonu hep iyi biten masallar var, içinde bir tek silah olmayan.Tarihin acı yükü; bizim başımızı çevirmemiz; kendini öteki kadar sevme güzelliği; ete kemiğe bürünmüş onur; bize hayalsizliğimizi gösteren haklılık; birbirinde eriyen iki beden; yaşamayı hak etmenin hazzı; Mardin garajında gazoz kapaklarıyla düş kuran o adamın geleceği var Serap’ın sesinde... Hile yok. Uzaklık yok. Küçümseme yok. Kilit değil kimsenin kapısına. Bir yalnızlık çanı en fazla, herkese ötekini duyuran; bir pıtrak, buğday tarlalarında. Askerden yeni dönmüş çocukların sustukları var Serap’ın sesinde. Vadesiz ölüleri takıp koluna, Pülümür üzerinden Erzincan’a gitmek bir gün, bulutlardan başka gölgesi olmadan. Benim, İstanbul’a her gittiğimde içimden ışıdığım güler yüz var. Kemal’in annesine öğretmeye çalıştığı Türkçe; oğlumun döne döne Dergûş’u dinlemesi var. Serap’ın sesinde, üç aylık çocuğunu memesiyle boğan annenin saklanmasındaki dehşet var. Acı değil yine de tanrısı; korku, tapınağı değil. Doğanın uyanması Serap’ın sesi. Yağmurun güneşe gamzeler açması... Sur dibindeki çocukların okula gitmesi var Serap’ın sesinde. Terli terli içilen sular var. Ay ışığının çektiği perdeleri yalnızca seher yelinin açması; bize kendimizi sevmeyi öğretecek o tılsım var, ki elimiz iyilikle değsin başkasına... Anlamaktan ötesi var. Serap’ın sesinde ateşe tutulmuş barış var.”