Schopenhauer'ın Adele'ye Byron olayından bahsetmemesi o kadar şaşırtıcı bir şey değildi. Eğer kardeşine bu olaydan bahsetseydi, ona yazdığı mektuplarda yarattığı kadınların tercih ettiği
Kalpler, Kuran ve Sünnet zemzemiyle yıkanmadıkça, imansızlık ve ahlaksızlık cehenneminin is ve dumanlarından temzilenebilmek, manevi buhranlardan kurtulabilmek mümkün değildir.
Kimi zamanımız bizden zorla alınıyor, kimisi sinsice çalınıyor, kimisi de boşa akıp gidiyor. Umursamadığımız için uğradığımız kayıp da, en yüz kızartıcı olanı. Dikkat edersen, hayatımızın en büyük bölümü kötü iş yapmakla, büyük bir bölümü hiçbir iş yapmamakla, tüm yaşamımız da yapmamız gerekenden başkasını yapmakla geçiyor.
Çalışıyorum ve bütün sağlığım bozuldu; sürekli çalışmam imkânsız. Birinin yanında işe girmek? Kederden tükenirim, kimsenin yanına gidemem. Doğuştan hastalıklıyım ve bu yüzden hep başkasına yük olacağım. Elbette, artık Cennet'e de gidemem, ama ne yapacağım, dostum, ne yapacağım? Neyi seçeceğim ben?
BEN-GÜVENİ İÇİN KENDİNİ YÖNETME
*“Başarısızlıktan korkmaya son verdim.Artık hayatı saf hazzı için yaşıyorum.
-İçimdeki yaratıcı Güç’e inanıyor ve güveniyorum.
-Sadece benim değil herkesin içindeki Tanrı’ya güveniyorum.
-Kimse beni reddedemez,çünkü tüm Hayat’la bütünleştim.
-Hayatı neşe ve sevgiyle dolu olarak görüyorum.
-Şu anda Hayat tarafından kabul edildim.
-İçimdeki Ruh her zaman bana destek oluyor,huzur ve güven veriyor.
-Nerede olursam olayım,ne iş yaparsam yapayım,Sonsuz Varlık benimle birlikte,benim içimde mükemmel haliyle yaşıyor.”*
(Bu telkinleri kendinize veriniz.)