Carl Gustav Jung
Anneye karşı direnç Ele alınan bu üç uç tip arasında, yalnızca en önemli olanlarını anmak istediğim çok sayıda ara basamak vardır. Bu “orta” tipin özelliği, dişi içgüdülerin aşırılığı ya da felç olması değil, annenin üstünlüğüne karşı direnmenin diğer her şeyden daha büyük bir önem taşımasıdır. Bu tip, olumsuz anne kompleksine mükemmel bir örnektir. Leitmotifi şudur: Nasıl olursam olayım, yeter ki annem gibi olmayayım! Bir yandan, asla özdeşleşme noktasına varmayan bir hayranlık, bir yandan da, anneyi kıskançlıkla reddetmekten ibaret olan Eros’un aşırı gelişimi söz konusudur. Böyle bir kız ne istemediğini çok iyi bilmesine rağmen, yazgısının nasıl olmasını istediği konusunda genellikle bir fikri yoktur. Tüm içgüdüleri anneyi reddetmek üzerine yoğunlaştığı için, kendine ait bir yaşam kuramaz. Ola ki bir gün evlenirse, evliliği ya anneden kurtulma aracıdır, ya da yazgı onun başına öyle bir erkek sarar ki, adam anneyle aynı karakter özelliklerine sahiptir. Tüm içgüdüsel süreçlerde beklenmedik zorluklarla karşılaşır; ya cinsel sorunları vardır, ya istemeden çocuk sahibi olur, ya da evlilik ilişkisinin gereklerini sabırsızlık ve huzursuzlukla yerine getirir. Çünkü tüm bunların, anneyi reddetmekten ibaret olan yaşamının asıl gerçekleriyle ilgisi yoktur. Bu kişilerde anne arketipinin özelliklerinin tüm ayrıntılarını görmek mümkündür. Örneğin klanın ya da ailenin temsilcisi anne, aile, cemaat, topluluk, gelenek ya da benzeri tüm şeylere karşı şiddetli bir tepki duyulmasına neden olur. Uterusun temsilcisi anneye karşı direnç, genellikle menstrüasyon sorunları, hamile kalmakta zorluk çekilmesi, hamilelikten nefret, hamilelik esnasında kanama ve kusma, erken doğum ve benzer biçimlerde tezahür eder. Maddenin temsilcisi anne, bu kadınların nesnelere karşı sabırsız, araç gereç,
Psikoloji
o günler geçip gitti o güzel günler o dopdolu, esenlik içindeki günler o pul pul ışıldayan gökyüzü o kiraz dolu dallar yemyeşil sarmaşıklarla kaplı birbirine yaslanmış o evler oyunbaz uçurtmaların süzüldüğü o çatılar akasya kokularından başı dönen o sokaklar o günler geçip gitti o günler, kirpiklerimin arasından şarkılarım, hava kabarcıkları gibi kaynayıp coşardı gözlerim, taze sütü içer gibi içerdi bakışlarımın değdiği her şeyi sanki gözbebeklerimde her sabah ihtiyar güneşle arayışın keşfedilmemiş çölüne koşan her gece karanlığın ormanına dalan mutluluğun huzursuz tavşanı vardı o günler geçip gitti o sükut içindeki karlı günler sımsıcak odada, pencereden dışarıyı seyre dalardım, başım dönerek saf, beyaz kar tanelerim tüy gibi yumuşak usulca yağardı köhne ahşap merdivene aşınmış çamaşır ipine kocamış çamların saçlarına
Sayfa 197 - YKY
Şiir
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ve Şımarıklar Zulmettikleri Türk’lerin Torununca Denize Döküldü..
1876 Mayıs ayı başlarında Ahmet'in adı yerel bir olaya karıştı. 5 Mayıs'ta Hristiyan bir Bulgar genç kız trenle Selanik'e gelmişti. Yanında köyün imamı vardı. Bu yolculuğun amacı, kızın İslamiyet'e geçmeden önce gerekli yetkilileri görmesiydi. Kızın annesi de aynı trendeydi ve kızının böyle vahim bir şey yapmasını engellemek için istasyondaki Hristiyanlardan yardım etmelerini istiyordu. O, yardım arayışı içindeyken bir grup Türk kızı valinin makamına götürüyordu. Ancak yolda birkaç Rum, kızı kaçırıp Amerikan konsolosluğuna götürdü ve kız geceyi orada geçirdi. 6 Mayıs sabahı konsolosluğun çevresini Türklerden oluşan kızgın bir kalabalık doldurdu. Kızgın protestoculardan kaçmak isteyen Fransız ve Alman konsolosları bir camiye sığındılarsa da yakalanıp linç edilmekten kurtulamadılar.." Balkanlar'daki milliyetçiliğin yükselişinin yanı sıra, dinin sosyal ve politik süreçlere katılmasının sonucu olarak kolayca alevlenebilen toplumsal uyuşmazlık iki kurban daha almış oldu. Bu olayda Türklerin saldırganlığı, Bulgar genç kızı kaçıran Hristiyanlara karşı olduğu kadar, Osmanlı İmparatorluğu'nun içişlerinde azınlıklar lehine yapılan yabancı müdahalesine karşı bir şey yapamamalarının yol açtığı yetersizlik duygusuyla da ilgiliydi. Resmî görevlilere yapılan bu saldırının ardından dış güçler, cinayetten sorumlu kişilerin tutuklanıp cezalandırılması için Selanik'e savaş gemilerini gönderdiler. Bu olayla ilgili olarak kimi kaynaklarda 6 kişinin yakalanıp asıldığı, kimi kaynaklarda da apar topar inşa edilen darağaçlarında 40'a yakın kişinin asıldığı söylenir. Sonuç olarak, yaşananlar, gösterilerde yer alan ya da cinayetlere karışan herkes için tehlikeli olmuştu. Orduyla ilişkisi olan Ali Rıza'nın babası Ahmet de büyük olasılıkla göstericiler arasındaydı. Canını kurtarmak için Makedonya
Sayfa 26·Kitabı okudu
Karısı Hideko akşam yemeğini hazırlayınca onunla birlikte bir kadeh pirinç rakısı içti, bir ölüm şiiri yazdı, karısını cesaretini yitirmemesini, çünkü tek oğlu Tanao’nun hâlâ sağ olduğunu söyledi. Ayaklanmadan sonraki ikinci geceydi. Tsuruda’nın on ve on dört yaşlarında iki tane de kızı vardı. Karısı vedalaşması için kızlarını uyandırmak istiyordu, ama Tsuruda onu engelledi. Giysilerini çıkardı, önce karnını kesti, sonra da kılıcını gırtlağına sapladı. Kendi eliyle kılıcı geri çekti, nedense uyanmış olan büyük kızının tam odaya girdiği anda iki büklüm yere devrildi. Kız hıçkırarak ağlamaya başladı.
babası oğluna hiç danışmadan bir kız bulup evlendirmeye kalkışınca, Gitaro gözyaşları içinde inatla karşı çıktı. Ölmek için çoktan ant içmişti bile.
Doğumdan düğüne, ölüm döşeğine kadar her duruma dair mutlaka bir dua var; kaçak bir kürtajcıya giden yirmi yaşında bir kız hakkında, dönüşte yolda yürürken, kendini yatağına atarken aklından geçenler hakkında da bir tane olmalıydı. Tekrar tekrar okurdum onu.