8/10
·480 syf.··
2026 33. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Mart 2026 22:23
İzgi Kara, her zaman adaletten yana olan bir Cumhuriyet Savcısı'dır ancak babası yeraltının güçlü isimlerindendir. Ve babasının üye olduğu Meclis adı verilen topluluğun Lider'i olan Keskin Ardıç Alacahan ile istemediği bir evliliğe imza atmak zorunda kalmıştır. Bu evlilik İzgi'nin Meclis'i çökertme planının bir parçası olarak başlamıştır. Lakin İzgi zamanla Keskin'e aşık olmaya başlayacaktır. İnişli çıkışlı, tartışmalı ama aşkın her şeyin önüne geçtiği ilişkileri giderek oturmaya başlamıştır. Ama İzgi, yıllardır aradığı cevapları Keskin'in de bildiğini öğrenince ilişkileri geri dönülemez bir şekilde sarsılmıştır. İzgi, ailesine büyük bir cephe alırken, Keskin ile olan evliliğini de sonlandırmayı amaçlamaktadır. Ancak hayatlarına giren küçük bir sürpriz onları tamamen şaşkına çevirecektir. İzgi hayatını geride bırakarak soluğu Londra'da alacak ancak aradan geçen zaman yaralarına merhem olmak yerine daha da çok kanamasına neden olacaktır. İlk kitabın sonundan sonra bu kitap bir ihtiyaçtı ve neler oldu neler?İzgi'ye nasıl içim yandı anlatamam.Düştüğü yerden onu kaldıracak kimsesi kalmamıştı ve giderek bir bataklığın içine doğru ilerliyordu.İzgi'nin bazı hareketleri beni sinirlendirse de hak etmediği şeyler yaşaması ve kimse tarafından sevilmemesi onunla birlikte benim de kalbimi kırdı.İzgi güçlü bir kadın olsa da onunda gücü bir yere kadar gitti ve sürekli sevdiklerinden darbeler alması onu sona doğru sürükledi.Bu konuda Keskin'e çok sinirliyim çünkü önünü arkasını düşünmeden sırf canı yandığı için kızın canını çıkarttı.Onu büyük bir pişmanık bekliyor ve devamında onun bitik hallerini okumaktan keyif alacağım.Ayrıca İzgi'nin abisi ve Şebnem nefretimi kazanan yeni kişiler olmayı başardılar.Bu hikayenin yananı Simay ve Egemen oldu.Helen'in hikayesini ayrıca merak
Ardıç 2Umay Gümüş · Lapis Kitap · 202544 okunma
Bir Ağa Ölür, Bir Düzen Yaşar: İnce Memed’in Sessiz Çığlığı
Puan vermedi·459 syf.··
2026 8. kitabı
·
41 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2026 15:04
İlk kitapta Memed’in fiili olarak gördüğümüz mücadelesi, bu kitapta zihinsel mücadele şeklinde karşımıza çıkıyor. ‘’Abdi Ağa ölür, Hamza gelir; Hamza ölür yerine başka bir ağa gelir. Zulüm biter sanılır… ama sistem aynı kalır.” Bu, sistem değişmeden hiçbir şey değişmez düşüncesi çerçevesinde yılgınlığa kapılarak kitap boyunca bunun sorgulamasını yaparak umutsuzluğa kapılır. Psikolojik bir savaş içindedir. İlk kitaba göre daha felsefi, sorgulayıcı ve umutsuzluk içerdiği için daha durağan ilerliyor. Sistemin acımasızlığı her yönüyle köylünün ve okuyucunun yüzüne tokat gibi çarpıyor. İnce Memed bir eşkıya olmanın ötesine geçerek bir umut figürü konumuna geçiyor. Zaman zaman umutsuzluk ön plana geçse de bir şeyleri değiştirmek için adım atılmaktan hiçbir zaman vazgeçilmiyor. İlk kitapla karşılaştırdığımızda doğa betimlemelerinin çok daha fazla olduğunu görüyoruz. Bu betimlemelerle epik anlatım korunsa da bazı bazı tekrara düşüldüğü için sıkıldığımı söylemeden edemeyeceğim. … KALICI OLMASI ADINA KISA ÖZETİM … İnce Memed’in dilden dile, kulaktan kulağa dolaşarak efsaneleşmeye başladığı serinin bu ikinci kitabında ağalar ile birlikte devlet kademelerinde görevli kimselerin de menfaatleri uğruna bayağılaştığına midemiz kalkarak şahit oluyoruz. Memed’in roman boyunca fiilen çok fazla boy gösterememesi, sadece ismiyle bile cesaret unsuru olarak yer alması biraz sinirimizi bozsa da bu durumun serinin son iki kitabına sağlam bir hazırlık olduğu kanaatindeyim. Yobazoğlu Hasan’ın köyün ağası Ali Safa Bey’e verdiği tarla karşılığında aldığı yağız atıyla köyde caka satıp arkasından atıp tutması onun evinin ve atının bulunduğu ahırının yakılmasına sebebiyet verir ve onu öldürme amacıyla girişilen bu faaliyet başarısızlıkla sonuçlanınca, çavuş tarafından karakola getirilerek
Edebiyat
İnce Memed 2Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202039,1bin okunma
9/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
Selamlar Bir haftadır elimdesin, keyfini çıkartıyorum çünkü askeri kurguları her şeyin ötesinde zaten çok seviyorum ama bu sefer kadın karakterimiz de cumhuriyet savcısı olunca! Sizi zaten darladım ama birazda anlatmak istiyorum… Leyal Demir. Namı değer Demir Savcı. Kendisi İstanbul’da yalıda oturan ve soyadlarını Atatürk’ün verdiği köklü ailesine; annesi ve ablasının güzellik takıntılarına, babası ve abisinin bitmek bilmeyen iş toplantılarına nazaran, şirkette çalışmak istememiş, azmetmiş üniversiteden sonra sınavları kazanmış. Doğunun küçük bir ili olan Elazığ’ın Palu ilçesine savcı olarak atanmıştır.. Gözü kara, korkusuz bir genç kadındı. Özellikle ilçeye atandıktan sonra bazı kaçakçılık çetelerinin kuyruğuna basmış olması ve şuan tehditler eşliğinde yine görevini yapmak için çabaları, çocuklar konusundaki hassas tutumu, vatanına bağlılığı takdire şayandı. Evine yapılan saldırı sonucu kendisini hastane odasında bulduğunda çok sevdiği mesai arkadaşlarından da şehit vermişti. Bu duruma gerçek bir çözüm gerekliydi ve komutanının onun için düşündüğü seçenek ise anlaşmalı bir nişanlılıktı! Kim ile mi tabi ki yüzbaşı Devran Kerem Bozkurt ile! Birileri başının belası olmaya geliyordu ama bakalım bizim ikili bir araya geldiğinde neler olacaktı? Yayınevinden ve farklı kaynaklardan çok askeri kurgu okudum ama bu kadar yaratıcı küfürlerin bir arada toplandığı bir başka kitap daha yok! Karakterler, Gökbörü timi, ekip aradaki şakalaşmalar, özellikle sağlam çıkılan operasyonlardan sonra söylenen ‘Ya Evde yoksan’ favori parçalarına kadar tüm bu şamatanın içinde yer almak istiyor insan… Leyal’in çocukluktan kalan anne ve ablası tarafından dışlanmışlığına, sevgisizliğine merhem olan bu ekiple birlikte nefes almak çok güzeldi.. Kitap tek parça. Bana göre ise eksik ya da
Yarası SaklıBaşak Kızıltan · Parola Yayınları · 202556 okunma
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2025 85. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Kasım 2025 15:16
Bu kitap için ne söylesem az kalacak gibi hissettiğim için kitabı bitireli üzerinden kaç gün geçmesine rağmen çok istediğim halde bir şey yazamadım, kitapla vedalaşmam kolay olmadı. Kitabı okurken bitmesin istedim, bittikten sonra da onu nereye koyacağımı bilemedim. Kalbimde bir sızı olarak hep bir yerlerde kalacak hem hikayesiyle hem de duygusuyla hep hatırlanacak bir Kemal Varol kitabı daha oldu Onu Sevdiğim Zamanlar. Kitabın kapağını kapatırken de her zaman olduğu gibi "İyi ki yazıyor" dedim. Onu Sevdiğim Zamanlar'ın, kocaman bir hikayesi var, katman katman açılan, okuyanı mutlaka bir yerinden yakalayacak, derdine ortak edecek kocaman bir hikaye. Paris'te başlayıp Arkanya ile Paris arasında mekik dokuyan birbirine geçmiş iki hikaye. Bir tarafta paramparça olmuş bir hayatın hikayesi ile Kenan var bir tarafta unutamadığı, bitiremediği bir ilişkinin hala acısını yaşayan Eléonore. Ve bu iki insanı bir araya getiren kader ya da tesadüf. Artık siz ne derseniz. "Bazı insanlar vardır; istemeden sizi hikayelerine, yaralarına, geçmişlerinden kalan boşluklara ortak ederler." Kemal Varol bu defa bazen insanları bir araya getiren bazense ayırıp öteki yapan yaraları dert etmiş. Hatırlamanın acısından, unutamamanın yükünden dem vurmuş. Aşkın sınırsızlığının, barışın umudunun, yerinden yurdundan edilmenin, insanın bir diğerinin yarasına nasıl merhem olabileceğinin romanını yazmış. Hikayenin büyüklüğü ve romanın muhteşem sonuysa bende tabii ki devamının gelebileceği konusunda hemen bir beklenti oluşturdu. Kara Sis'in bir saç telinden yola çıkması gibi Eleonore'un kazağının tiftiğini de yeni bir romanın habercisi gibi algıladım ve beklemeye başladım bile . Umarım öyle de olur çünkü kesinlikle bu devamının yazılmasını hak eden bir hikaye. Velhasıl yine iyi edebiyatla
Edebiyat
Onu Sevdiğim ZamanlarKemal Varol · Doğan Kitap · 20251,992 okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2025 974. kitabı
Unutulmayan: Cihan Aktaş'ın Duygusal Mekânlarında Bir Yolculuk Cihan Aktaş, mimarlık kökenli bir yazar olarak, edebiyatı bir bina gibi örmeyi bilir: Katman katman, her bir tuğlasında insan ruhunun izini taşıyan. Unutulmayan, şairane bir hassasiyetle dokunmuş on bir öyküden oluşan bir derleme. 240 sayfalık bu kitap, gündelik hayatın en sıradan köşelerinde –eski sokaklarda, otel lobilerinde, aile sofralarında– canlanan duygusal fırtınaları yakalar. Aktaş, burada yalnızca hikâye anlatmaz; okuyucuyu, tedirgin bir dünyanın neşeyi yitirmeme mücadelesine davet eder. Yolculuk, arayış, iyilik, derin dostluk, endişe, korku, hayatın çetin çelişkileri, çarpıklıklar, sınırlar, ayrılık ve kavuşma gibi izlekler, arka planda memleketin kirli kara dünyaları, şehirlerin uğultusu ve ev içlerinin sessiz çığlıklarıyla iç içe geçer. Bu öyküler, unutulmaz olmanın sırrını, sıradanın derinliğinde bulur: Bir pasajın sesleri, bir annenin eksik harfleri veya dağılmış bir ailenin yemeği. Aktaş'ın hikâyeciliği, mimarlık geçmişinin izlerini taşır; mekânlar, öykülerin omurgasıdır. Yeni Şafak'ta Âlim Kahraman'ın eleştirdiği üzere, yazarın "bir öyle bakıyorum bir böyle" ikili bakışı, sosyo-psikolojik bir tablo çizer: Ezilmişlik, çaresizlik, yoksunluk ve yoksulluk halleri, göçmenler, çocuklar ve marjinal figürler üzerinden işlenir. Erkek egemen toplum yapısına karşı eleştirel duruşu, İslamî inançla bütünleşen bir kadınlık savunusuyla yoğrulur. Aktaş, uzlaşmaya kaçmaz; şartlarla mücadele eden kadın figürlerini, annelerin izinden gitmeyen "başka türlü tanımlamalar"la resmeder. Bu, onun 80'ler ve 90'lardan beri evrilen üslubunun zirvesi: Erken dönemdeki dil ve kurgu acemilikleri, canlılık ve dinamizmle yerini tiyatrovari bir ritme bırakır. Öyküler, mesele odaklı doğar; anti-komünist duyarlılık ile halkçı
UnutulmayanCihan Aktaş · İz Yayıncılık · 201820 okunma
9/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2025 71. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Ağustos 2025 20:22
“Ne çok uzun zaman önce ne de çok uzak bir yerde, bir zamanlar var olan ve bizimle birlikte olmaya devam eden görünmez bir yer vardı. Dünyaya bunu bilerek geldiyseniz ağaçlıkların arasından geçerek tam da sizin için yaratılmış topraklara açılan ışıltılı kapılara giden yolu bulmak mümkündü.” diye başlıyordu masalları. Ve bu masal, geçmişle bugünü birbirine bağlayacaktı. İkinci Dünya Savaşı’nın parçaladığı dört kişilik bir ailenin ondört ve beş yaşında iki kızı vardı. İşte, bu kızların yolunun Oxford’un bir köyündeki Aberdeen ailesiyle kesişmesiyle başladı her şey. Savaş babalarını almıştı. Evleri Londra’daydı. Londra düşmanın tehdidi altındaydı. Bu nedenle de, bombalardan zarar görmesin diye ailelerinin ülkenin başka bölgelerine gönderdiği çocuklardan sadece ikisiydi Hazel ve Flora. Bindikleri tren onları Oxford’a götürmüş ve hayallerindeki kulübeye çok benzeyen bir evde oturan Harry ve Birdie Aberdeen’le böyle tanışmışlardı. Bir yandan oraya alışmaya çalışıyor, diğer yandan da, yaşadıkları savaşın korkunçluğunu hayalleri ve hikayeleriyle dolduruyorlardı bu iki masum ruh. Anneleri arada ziyaretlerine geliyor, Harry ve Birdie de gerçekten ailelerinin bir parçasıymış gibi davranıyordu kızlara. Hatta tüm köy halkı da. Özellikle de sevimli Flora, herkesin gözbebeğiydi. Hazel ve Harry ise, onbeş yaşın heyecanına ve içlerinde yeni yeni uyanan tutkuya kapılmışlardı çoktan. Tâ ki, Flora’nın kaybolduğu ve tüm aramalara rağmen bulunamadığı o kara güne dek. Bu olay, Hazel’i Aberdeen’lerden ayırmış ve içinde hep kanayan bir yara açmıştı. Annesiyle taşınmışlar, yeni bir hayat kurmuşlar, bu olayların üzerinden yıllar geçmişti. Hazel, tüm bu zaman içerisinde kendisine verdiği sözü tutmuş, kardeşini aramayı hiç bırakmamıştı. Çok sevdiği bir işi, değer verdiği ve uzun süredir birlikte
Fısıltı KorusuPatti Callahan Henry · Arkadya Yayınları · 202598 okunma