Unutulmayan: Cihan Aktaş'ın Duygusal Mekânlarında Bir Yolculuk
Cihan Aktaş, mimarlık kökenli bir yazar olarak, edebiyatı bir bina gibi örmeyi bilir: Katman katman, her bir tuğlasında insan ruhunun izini taşıyan. Unutulmayan, şairane bir hassasiyetle dokunmuş on bir öyküden oluşan bir derleme. 240 sayfalık bu kitap, gündelik hayatın en sıradan köşelerinde –eski sokaklarda, otel lobilerinde, aile sofralarında– canlanan duygusal fırtınaları yakalar. Aktaş, burada yalnızca hikâye anlatmaz; okuyucuyu, tedirgin bir dünyanın neşeyi yitirmeme mücadelesine davet eder. Yolculuk, arayış, iyilik, derin dostluk, endişe, korku, hayatın çetin çelişkileri, çarpıklıklar, sınırlar, ayrılık ve kavuşma gibi izlekler, arka planda memleketin kirli kara dünyaları, şehirlerin uğultusu ve ev içlerinin sessiz çığlıklarıyla iç içe geçer. Bu öyküler, unutulmaz olmanın sırrını, sıradanın derinliğinde bulur: Bir pasajın sesleri, bir annenin eksik harfleri veya dağılmış bir ailenin yemeği.
Aktaş'ın hikâyeciliği, mimarlık geçmişinin izlerini taşır; mekânlar, öykülerin omurgasıdır. Yeni Şafak'ta Âlim Kahraman'ın eleştirdiği üzere, yazarın "bir öyle bakıyorum bir böyle" ikili bakışı, sosyo-psikolojik bir tablo çizer: Ezilmişlik, çaresizlik, yoksunluk ve yoksulluk halleri, göçmenler, çocuklar ve marjinal figürler üzerinden işlenir. Erkek egemen toplum yapısına karşı eleştirel duruşu, İslamî inançla bütünleşen bir kadınlık savunusuyla yoğrulur. Aktaş, uzlaşmaya kaçmaz; şartlarla mücadele eden kadın figürlerini, annelerin izinden gitmeyen "başka türlü tanımlamalar"la resmeder. Bu, onun 80'ler ve 90'lardan beri evrilen üslubunun zirvesi: Erken dönemdeki dil ve kurgu acemilikleri, canlılık ve dinamizmle yerini tiyatrovari bir ritme bırakır. Öyküler, mesele odaklı doğar; anti-komünist duyarlılık ile halkçı