Karamanlının biri varmış vaktın birinde. Deve sahibi, katar sahibi.
Karaman'dan çıkmış yola, kateriyle. Kendisi de bir kara devenin üstünde.
Bizim Konya'lı Tayyib Ağa diye, küfürbazlığıyla maruf birine rastlamış yolda. Selâm kelâm derken Tayyib Ağa sormuş Karamanlıya:
- Nirden geliyon? dimiş.
- Karaman'dan! demiş adam.
Nere gidiyon? dimiş.
Karapınar'a! demiş.
- Katarında ne yüklü? dimiş.
- Karabiber! demiş.
- Devenin adı ne? dimiş.
- Kara Maya! demiş.
- Senin adın ne? dimiş.
- Kara Bekir! demiş.
- Zift ol len eşşoğleşşek, zift ol! demiş. Ne bu len demiş, kara kara kara kara! Hiç ak bişiy bulamadın mı?
Ağzında kimi dişleri kırık, biri gümüş kaplama, mor atlet, mor şortla dolaşan esmer otuz yaşlarında bir adam. Dikildi masamın başına, ismimi anımsamaya uğraşıyor:
- Söyleme ağbi! Ben bulucam! diyor, suratıma bakarak sırıtıyor.
- Televizyon, diyor... Dizi, diyor.... Komedi, diyor...
Bir türlü ismimi bulamıyor.
- Söyleme, ben söyliyicem!
diye patıranarak bana kendimi tanıtma şansı vermiyor. Bulamıyor. Boş bakıyor. Sonunda, dayanamayıp ona ipucu olarak: - Varsayalım İsmail! demek zorunda kalıyorum.
- Hah! Bravo! diyor bana Karabiber Mehmet. Kendimin kim olduğunu bildiğim için, kutluyor beni.
- Sağol Mehmet, ben genelde kim olduğumu bilirim.
Baharat Uolu Hindistan ve Güneydoğu Asya'dan gelen karabiber, tarçın, zencefil ve karanfil gibi ürünleri Avrupa'ya ulaştırırdı. O dönemde baharat çok değerliydi. Çünkü yiyecekleri korur, lezzet verir ve bazen ilaç olarak kullanılırdı.
Hiç karabiber ağacı gördünüz mü? Bir gelinlik gibi uçucu dallarıyla salınan, rüzgar estikçe buruk buruk kokan, kırımızı taneli büyük bir karabiber ağacı.
Ya yeşil yapraklarının görünüşüyle bile insanda bir sağaltıcı güç yaratan Aloe Vera ağacı.
Karabiber agaçlarının gece başlayan kokuları, içine sevinci ve hüznü birlikte akıtıyordu. Dünya çok güzeldi. Bu güzellikten çok erken pay almış, daha sonra farkına varmadan sürekli uzaga düşmüştü.