• 148 syf.
    ·4 günde·10/10
    Sandığından çıkan belgelerin yayınlandığı bir kitap. O yüzden eğer Sabahattin Ali okumaya başlayacaksanız bundan başlamanızı pek önermem. Zira, edebi yönden "diğer kitaplarına göre" biraz zayıf kalıyor. Ama ben kendisini çok sevdiğim için herşeyinin okunmaya değer olduğunu düşünüyorum. Tabi bu benim şahsi düşüncem.

    Kitap hakkındaki düşüncelerime gelirsek;

    Özellikle, kadınlar hakkında ki konuşması beni çok etkiledi. Siyasi meselelerin ve kadınların durumunun çok da değişmemiş olduğunu fark etmiş olmak üzücü bir şeydi. Bunların dışında, yarım kalan Barsak hikayesinin devamı için inceleme yazan bir arkadaşın da dediği gibi yarışma düzenlenebilir. Bence çok güzel olur, boşa gitmemesi gereken bir kurgusu var onun... Huzur içinde yat Sabahattin Ali.
  • Astroloji hakkında bir şeyler yazmanın vakti geldi artık. Günümüzde pek çok kişi doğduğu güne göre belirlenmiş bir burca sahip olduğuna inanıyor. Bu yazıda astrolojinin çelişkilerinden ve burçların insan karakterine nasıl etkisi olamayacağından bahsedeceğim.

    Öncelikle hayat boyunca inandığımız her şeyin tanımını ve kapsamını bilmemiz gerek bence. Astroloji, göksel cisimlerin, insan karakteri ve kaderi üzerine etkilerinin olduğunu öne süren, bilimsel gerçekliğe sahip olmayan bir sözdebilimdir. Bu tanımı ben yapmıyorum, Vikipedi yapıyor.

    Burç ise gezegenlerin kütle çekimlerinin, elektriksel alanlarının, yörünge hareketleri nedeniyle dünya üzerindeki etkilerinin değişmesiyle insan karakterlerini de etkilediğini öne süren astroloji inanışıdır. Yunanca etimolojisi olarak da yıldız falcılığı ya da yıldız bilgisi olarak tanımlanır.

    Aslında bu yazıda dümdüz bilgi vermektense astrolojinin ve burçların insan karakterine etkisini körü körüne savunanlara karşı çeşitli sorular yöneltmek istiyorum.

    Gezegenlerin ve yıldızların, yaşamlarımızı ve kişiliklerimizi etkileyebilmesi için bize ulaştırdıkları güçlü bir kuvvetin olması gerekiyor. Fizikte ise bugüne kadar yapılan araştırmalar sonucunda yeğin nükleer kuvvet, zayıf nükleer kuvvet, kütle çekim kuvveti ve elektromanyetizmanın insan yaşantısını/karakterini etkilemediği bilimsel olarak kanıtlandı. Peki siz, inandığınız burçların size olan etkisini hangi kuvvetin etkisine dayandırıyorsunuz?

    Güneşe yakınlık sırasıyla gezegenleri bir yere bakmadan sayabilir misiniz? Burç kavramı, gezegenler arasındaki kütle çekimleri ve elektriksel alanlardan doğduğu için teknik olarak bu soruyu da cevaplayabilmeniz gerek.

    Hayatınızda astronomi ya da kozmogoniyle alakalı herhangi bir kitap okudunuz mu? Dünyada aynı burca sahip olup da tamamen zıt karakterlere sahip insanların olduğunu biliyor musunuz?

    Aynı günde fakat farklı yıllarda doğan kişiler için Güneş etrafında dönüş süreleri ve hızları farklı olan gezegenlerin konumları da farklı olacağından, bu kişilerin burçlarının etki ettiği karakter özellikleri nasıl aynı olur?

    Peki, aynı tarih ve aynı saatte doğup Dünya'nın farklı yerlerinde doğan kişiler için Ay ve Güneş'in konumlarının farklı olması göksel cisimlerin bu kişilere etkisinin de farklı olmasını gerektirmez mi?

    Sahip olduğunuz burç sizi tam olarak tanımlıyor gibi görünse de, burcunuzun dışındaki burçların da karakter özelliklerine baktınız mı? Mutlaka her burçtan size uyacak bir şeyler bulacaksınız...

    Bütün bu soruları yükselen burç ya da yıldız haritası gibi mesnetsiz antitezlerle yanıtlayanlar, burçları ve yükselenleri aynı olup da farklı yıllarda doğan iki kişiye etki edecek göksel cisimlerin uzaydaki konumlarının tamamen farklı olmasını nasıl açıklar?

    Ya da yıldız haritası diye antitez oluşturma gayreti gösterenler, Dünya'ya en yakın yıldız olan Proxima Centauri'nin 4,24 ışık yılı uzaklıkta, bize herhangi bir şekilde etki edemeyecek mesafede olduğunu biliyorlar mı?

    Fizikçiler, astronomlar ya da matematikçiler asırlardır uğraşıp kütle çekiminin insanlar üzerinde en ufak bir etkisine rastlayamamışken, sözdebilimci astrologlar burçların insan karakterine olan etkisini neye dayandırıyor?

    Bence astroloji gibi inanışların, karakterinizi ve düşüncelerinizi etkilemesine izin vermeyin, bu pek tabii ki kendi düşüncem. Biliyorum, burçlar genel olarak size duymaktan hoşlanacağınız ve ego tatmini yapabileceğiniz şeyleri söylüyor. Ama kendi karakterinizin ve yaşayışınızın nasıl olacağını size birisinin söylemesine gerek yok.

    Seçimleriniz ve çabanız sizin karakterinizi, kaderinizi ve yaşayışınızı esas belirleyen şeylerdir. Kötü seçimler yaparsanız kötü yaşarsınız, iyi seçimler yaparsanız ve çok çabalarsanız da yaşam kalitesi yüksek bir hayatınız olur. Hepsi bu.

    Bu yazının yazılma sebebi, eğlencesine ve kendince burç muhabbeti yapanlar için değil, bu işten ciddi paralar kazanan ve insanların hayatını büyük oranda etkileyip psikolojik manipülasyon yapan astrolog lakaplı kişiler içindir.

    Görüşlerime değer verip ve değerli zamanından ayırıp da buraya kadar okuyan arkadaşlara teşekkür ederim, bu konuda görüşü ve farklı bakış açısı olanlar varsa onlar da dilediğince düşündüklerini yazabilirler.

    Bu hayatta herkes istediği şeye inanabilir fakat lütfen herhangi bir şeye körü körüne inanmadan önce o konuyu destekleyen veya desteklemeyen kitaplar okuyalım, düşüncelerimizi destekleyebileceğimiz haklı nedenlerimiz olsun, internetten makale ve tezler okuyalım. Safsataların değil, bilimin yolundan gidelim.

    Daha detaylı ve sorgulayıcı bir okuma yapmak isteyenler için bu yazıyı da yazarken kullandığım kaynakları paylaşıyorum:
    https://evrimagaci.org/...ilimsel-analizi-1096
    https://eksisozluk.com/entry/18814366
  • 160 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Bu kitap hakkında düşüncem tek kelimeyle müthiş diğer okuduğum mümin sekman gibiydi başka bir şey demiyorum evdeki kitaplar bitsin muhakkak bu oğuz saygının diğer kitaplarını da alıcam
  • 794 syf.
    ·Puan vermedi
    Kitap, selçuklu devletleri tarihini anlamak için gerçekten güvenilir bir kaynak. Şunu belirtmek zorundayım ki kitap yoğun bir siyasi tarih barındırıyor ve bu yer yer okuma yapmanızı zorlaştırabiliyor. Selçuklu devletleri hakkında fikri olmayan bir insan, kitabı bitirdiği zaman birçok şey hakkında bilgi sahibi olacaktır, ama şahsi düşüncem bu kitap selçuklular tarihi hakkında okunması gereken ilk kitap değil ikinci yahut üçüncü kitap olmalıdır. Alanının en iyi tarihçilerinden olan kitabın yazarları, piyasadaki genel kitapların aksine sadece türkiye selçukluları ve anadolu selçukluları değil tarihte yer edinmiş bütün selçuklu devletleri hakkında bizi bilgilendirmektedir, bu da kitabın ayırt edici özelliklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Toparlamak gerekirse kesinlikle güvenilir, ciddi bir akademik çalışmanın ürünü olan bu kitap, selçuklular hakkında rehber niteliği taşıyan eserler arasına girer ve tavsiye edilir.
  • 304 syf.
    ·19 günde·8/10
    Bu kadar acı çekip, renklere nasıl tutunabilir insan? Hiç mi solmaz içindeki umut? Siyah, nasıl olur da bir kez düşmez ressamın paletine? Ahh Frida...

    Okuyun isterim, çok isterim. Frida hakkında yüzeysel edinilmiş-kulaktan dolma bilgilerin aslında yeterli olmadığını fark edeceksiniz. Değinilmiş en ufak detay, birden fazla hayal kurmanızı sağlayacak.

    Biyografi türü kitaplar oldum olası hoşuma gitmiştir. Hepimizin az çok aklında sözlerinin bulunduğu, resimlerini gördüğü, müziğini dinlediği insanların hayatları ilginç gelir bana. Çünkü bu insanlar bir yerden sonra sıradan insan olmanın ötesine geçmiş, sınırı aşmış insanlardır. Çoğumuzun başaramadığı, gerek şartlar, gerek tembelliğimizle geçemediğimiz o incecik sınırı onlar aşmış ve ünleriyle yıllar sonra bile akla gelir olmuşlardır.

    Kahlo'yu çok önceden Diego'ya yazdığı mektuplarla bilirdim. Birkaç resmini görmüş ve -ne yalan söyleyeyim- beğenmemiştim. Bunda elbette sanata bakış açım veya zevk gibi unsurlar etkilidir. Bu kitapla her bir resmin nedeni ve hangi anlamı içererek yapıldığını öğrenince elbette düşüncem değişti.

    Kitap, Kahlo'nun babası ve annesinin hayat hikayeleriyle başlar. Daha sonra tarihsel sıralarla ressamın yaşamı tek tek öykülenerek anlatılır. Araya Kahlo'nun o döneme dair yazdığı yazılar da eklenir. Ve diğer isimlerin de... Kahlo'nun salt hayat hikayesiyle sınırlı kalmaz, bir de dönemin özellikleri -Meksika Devrimi- de arada anlatılır, gazete haberleriyle birlikte. Kitap, fotoğraflar ve Kahlo'nun resimleriyle son bulur.

    Gelelim, Diego'ya...
    ''Frida'' denince hep Aşk geliyor insanın aklına.-Acı gelmeli.-
    Tartışılabilir bir konu... İçerisinde ihanet geçen bir ilişki, aşk olur mu? Naçizane, bence olmaz.

    Ben, kitabı okumaya başlamadan önce, devlerin aşkı gibi bir -benzetme yapsam sorun olmaz herhalde- hikaye ile karşılaşmayacağımı biliyordum da, sorun şu ki, kitap bitti, ben hala bu ilişkinin adını koyamadım. Vefa desem, olmaz. Sadakat desem, alakası yok, yanından dahi geçmez. Sevgi desem, -ahh Diego- bir ahtapotun kollarıyla sarabileceği kadar genişlikte sarılmışlığı var güzel kadınlara.
    (Sırf bu yüzden bile, Frida'nın ailesine hep hak verdim.)

    Şimdiden keyifli okumalar dilerim...

    Gerçek olmasını isteyemeyeceğimiz kadar acı var bu kitapta. Kim hissetmek ister???
  • ABD’Lİ TARİHÇİ GROVER FURR: STALİN BİR ‘DİKTATÖR’ DEĞİLDİ

    -EKİM KILIÇ-

    Sovyetler Birliği üzerine araştırma yapan ABD’li Tarihçi Grover Furr ile SSCB önderi Joseph Stalin hakkındaki iddiaları konuştuk.

    Sovyetler Birliği üzerine araştırma yapan ABD’li Tarihçi ve Montclair Devlet Üniversitesi Orta Çağ İngilizce Edebiyatı Bölümü Öğretim Görevlisi Grover Furr ile SSCB önderi Joseph Stalin hakkındaki iddialardan SBKP 20. Kongresi’nde Nikita Hruşçov’un iktidara gelişine, Sovyetler Birliği üzerine yapılan tarihçiliğin ne gibi iç çelişkiler barındırdığından Furr’ün yaptığı araştırmaların boyutlarına kadar birçok konuda konuştuk. Furr katıldığı paneller ve söyleşilerde “Stalin’i neden savunuyorsunuz?” sorusuna muhatap oluyor ve her daim duruşunu “Ben bir Stalin savunucusu değilim, tarihçiyim,” şeklinde belirtiyor. Kendisi “bilim dünyası”ndaki bu ön kabul içeren yaklaşımın “Anti-Stalin Paradigması” adını verdiği bir konseptin parçası olduğu söylüyor.

    - Son kitaplarınızda, arşivlerden yeni tarihsel bulgular elde ettiğinizi vurguluyorsunuz. Belgeler bu bulguları neden bugün ortaya koyuyor? Bildiğim kadarıyla, bunlar Gorbaçov’dan beri yayınlanmayan belgelerdi. Bunun özel bir anlamı var mı?

    Rus tarihçiler yavaş yavaş Sovyet arşivlerinden gelen belgelere erişiyorlar. Fakat pek çok tarihçi, benim ilgilendiğim türde belgeleri aramıyor! Yani süreç çok yavaş. Stalin dönemine dair hakim görüş bir sorun, ben bunu “Anti-Stalin Paradigması” (ASP) diye adlandırıyorum. O kadar hegemoniktir ve o kadar evrensel bir doğru gibi kabul edilmiştir ki, pek çok tarihçi bu alanda bakılıp araştırılabilecek çok az şeyin olduğuna inanmaktadır. Çünkü onlara göre zaten bütün cevapları biliyorlar!

    Bunun iyi bir örneği, Ekim 2017’de Stalin biyografisini yayınlayan Stephen Kotkin’dir. Kitabı korkunç bir kitap ve dürüst kitap değil! Sebebi ise Kotkin’in hiçbir araştırma yapmamış olması. Basitçe, kendisi gibi dürüst olmayan tarihçilerin çalışmalarında bulduklarıyla kendisini Anti-Stalin Paradigma ile ilişkilendiriyor.

    TÜM SOVYET TARİHİ YENİDEN İNCELENMELİ

    - “Fakat pek çok tarihçi, benim ilgilendiğim türde belgeleri aramıyor!” dediniz. Bunu açıklayabilir misiniz? Özellikle ne tür belgeler arıyorsunuz?

    Tüm Sovyet tarihi, Hruşçov ve adamlarıyla daha sonra Gorbaçov ve adamları ve Troçki’nin yalan söyledikleri gerçeği ışığında yeniden incelenmelidir.

    Çoğu tarihçi bu insanların yalan söylediğini ya da bunun herhangi sonucu olduğunu düşünmezler. Bu nedenle, ana akım Sovyet tarihçiliğine veya Anti-Stalin Paradigması’na göre, zaten “yerleşmiş” olan sorunlar yeniden incelenmezler.

    - Arşiv araştırmanızı nasıl yapılandırdığınızı merak ediyorum.

    Stalin’in “suç” işlediği iddia edilen konuları seçiyorum. Sonra tüm kanıtları inceliyorum.

    Şimdiye kadar yaptığım tüm araştırmalarda Stalin’in aslında “suç” işlemediğini keşfettim.

    Bunu yapmaya devam ediyorum. Bu ay yayınlanacak bir sonraki kitabım Katin Katliamı üzerine olacak. Okuyucular görecekler ki, Sovyetler bu katliamdan suçlu tutulamaz. Kanıtlar bambaşka bir şeyi gösteriyor. Katin üzerine olan sözde “araştırmaların” tümü sahtekârlık ve aldatmacadan ibarettir.

    HEM KOTKİN HEM DE SNYDER KASTEN YALAN SÖYLÜYOR

    - Tarihsel belgelerin toplanması ve tercüme edilmesi türünden bütün işleri yapan kişi siz misiniz? Bu süreç nasıl işliyor? Arşivler herkese açık mı? Yoksa herhangi bir sınırlama var mı?

    Yayınlanmış arşiv belgeleri üzerinde çalışıyorum. Beni meşgul etmek için bunlardan yeterince var. Daha fazla yayınlanmış belge aramaya devam ediyorum. Daha fazlası da gün ışığına çıkıyor, ama onları nerede aradığını bilmek zorundasın.

    ABD, dünyada Stalin dönemi hakkında araştırma yapmak için belki de en iyi yer! Birçok akademik kütüphanenin, Rus dilindeki kitap ve dergilerin tamamına veya hemen hemen tamamına aboneliği var. Inter-Library Loan (ABD’de kütüphanelerarası ödünç kitap alma servisi) kitapları almak için hızlı, kolay ve ucuz bir yol. Başka bir yerde işlerimi yapabileceğimden şüpheliyim. Elbette Rusya dışında.

    Fakat Sovyet arşivlerinde çalışmak, son derece pahalı ve zaman alıcı. Ve bazı arşivciler, Rus olmayanlara yardı
    Moskova’daki meslektaşım Vladimir L. Bobrov araştırmamda paha biçilmez bir şekilde yardım etti. Onsuz asla yapamazdım. Kendisi de önemli arşiv araştırmaları yapıyor. Şu anda 11 Haziran 1937 tarihli “Tukhachevsky Olayı” Yargılamasının belgesini aldı ve üzerine çalışıyor. Bobrov’un ısrarları nedeniyle “tasnif edilmiş” ve bu belge başka kimsede yok ya da kimse uzun yıllardır okumamış. Bu belgenin yayınlanması bir bomba gibi düşecek.

    - Bildiğim kadarıyla, ABD’li Sovyet tarihçilerinden çok azı ileri düzeyde Rusça biliyor. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu belgeleri nasıl çeviriyorlar?

    SSCB üzerine çalışan diğer tarihçiler hakkında pek bir şey bilmiyorum.

    - Bazı çalışmalarınızda, Sovyet bilimcilerin bazılarının tarihi kayıtları doğru bir şekilde çevirmediklerinden bahsediyorsunuz. Bu problemi sadece çeviride teknik bir sorun olarak tanımlayabilir miyiz? Örneğin, “sınır” sözcüğünün “Stalin vs. Yejov” adlı eserinizde belirttiğiniz şekilde “kota” kelimesine çevrilmesi ya da Synder’in çalışmasını ifşa ettiğiniz “Blood Lies” kitabınızda “sahtekâr alıntılar” bölümü gibi.

    Snyder Rusça okumaz ya da en azından “Bloodlands” kitabını yazdığı zaman hiç okumadı. Yani Snyder,Sovyet tarihi hakkında hiçbir araştırma yapmamıştı. Sadece anti-komünist Polonyalı ve Ukraynalı araştırmacıların yazdıklarını kopyaladı.

    Stephen Kotkin “Stalin” kitabının 2. cildi için gerçek bir araştırma yapmamıştır. O da anti-komünist araştırmacıların eserlerini kullanır ve alıntılar.

    Ek olarak, hem Kotkin hem de Snyder kasten yalan söyler ve tahrif ederler. “Blood Lies” adlı kitabımda bunları gösterdim. Yeni yazdığım Kotkin hakkındaki kitapta da göstereceğim.

    SOVYET TARİHİNDE STALİN DÖNEMİ TAMAMEN YANLIŞ ANLATILIR

    - Anti-Stalin Paradigması nedir? Bunu biraz açar mısınız?

    1930’larda Troçki, Hitler Almanya’sı ve faşist Japonya’yla yaptığı komplolar da dahil olmak üzere kendi komplolarını gizlemek için Stalin ve SSCB hakkında yalan söyledi. Onun takipçileri ona inandı, ama pek çoğu inanmadı.

    1956’da Hruşçov, kötü ünüyle bilinen “Gizli Konuşmasını” yaptı. Çok az kişi söylediklerinden şüphe duyuyordu.

    1961’de XXII Parti Kongresi’nde Hruşçov ve onun adamları daha güçlü bir şekilde Stalin’e saldırdı. Bundan sonra Hruşçov, Stalin’e saldıran yüzlerce kitap ve makaleye sponsor oldu. Hiçbirinin kanıtı yoktu. Neredeyse ölmüş olan Troçkizm, Hruşçov’un konuşmasıyla anında canlandı. Birçoğuna göre, Troçki, Isaac Deutscher’ın korkunç üç ciltlik biyografisinin başlığında olduğu gibi bir “peygamber” olarak görünüyordu. Hruşçov dönemi yalanları Brejnev-Çernenko-Andropov döneminde neredeyse durdu. 1986’dan sonra Gorbaçov, Stalin’e yönelik olarak Hruşçov’in yaptıklarının ötesine geçen yoğun bir saldırı başlattı. Gorbi’nin adamları Hruşçov dönemi yalanlarını tekrarladı ve çok daha fazla yalan söyledi.

    Gorbaçov’un Stalin dönemi hakkındaki yalanları, SSCB’nin dağılmasının ideolojik hazırlıklarında etkiliydi. Emperyalist dünyada, Hruşçov ve Hruşçov-dönemi çalışmalarının ve daha sonra Gorbaçov dönemi çalışmaları görünür bir şekilde değer kazandı.

    Bugünün anti-komünizmi ve çağdaş Troçkizm, Stalin dönemi hakkındaki Hruşçov ve Gorbaçov dönemi yalanlarından -sahte “araştırmalarından”- tamamen yararlanır. Tümü yanlıştır -birkaç insanın hayalinde oluşturulmuştur. Ben sürekli şaşırıyorum, hatta şoke oldum, Sovyet tarihinde Stalin dönemi tamamen yanlış anlatılır. Kısacası “Anti-Stalin Paradigması” dediğim şey bu. Tamamen, tamamen yanlış.

    19. yüzyılın Danimarkalı yazarı Hans Christian Andersen’ın “Kral Çıplak” adlı hikayesinde olduğu gibi. Herkes, tamamen çıplak olmasına rağmen, imparatorun güzel kıyafetler giydiğini tekrarlar. Sadece bir küçük çocuk şöyle der: “Ama imparator hiç kıyafet giymiyor!” O benim.

    SOVYET DÖNEMİ ARAŞTIRMALARINDA VAHİM SORUNLAR VAR

    - Bugünün Sovyet tarihçiliğini ve Sovyet bilimini akademik olarak nasıl tanımlarsınız? Bildiğim kadarıyla iki grup var; totaliter ve revizyonist okullar.

    Stalin dönemi hakkındaki tüm araştırmaları okumaya çalışıyorum. Bazıları ilginç kaynaklar ve detaylar ortaya koyuyor. Ancak bunların hepsi Anti-Stalin Paradigması’nın sınırları
    Stalin dönemi hakkındaki tüm araştırmaları okumaya çalışıyorum. Bazıları ilginç kaynaklar ve detaylar ortaya koyuyor. Ancak bunların hepsi Anti-Stalin Paradigması’nın sınırları içinde kalıyor. Öyleyse, günümüzde Sovyet dönemine dair tüm araştırmalarda çok ciddi, hatta vahim sorunlar var.

    - Anti-Stalin Paradigması’nın bu resimdeki yeri nedir?

    Anti-Stalinizm, aleni biçimde anti-komünistler ve Troçkistler de dahil, ana akım “tarihsel araştırmalar”ın tartışmasız gerçeği.

    - Sovyet tarihçilerini totaliter ve revizyonist okullar olarak ayıran iç meseleler nelerdir?

    Farklılıklar temelde: Stalin tamamen bir “diktatör” müydü? Veya yapmak istediklerine karşı sınırlar mı vardı ve yapabildi mi? Her iki okul da temelde yanlıştır. Stalin hiçbir şekilde bir “diktatör” değildir.

    - Moskova duruşmaları hakkındaki çalışmalarınızda Stalin’i temize çıkarmaya çalışıyor gibi görünüyorsunuz. Stalin’in baskıcı politikalarla ilişkilenmediğini söylüyorsunuz. Ve sonra, Yejov’u suçlu olarak işaret ediyorsunuz. Joseph Stalin’i temize çıkarmak için özel bir çabanız mı var?

    Ağustos 1936, Ocak 1937 ve Mart 1938 tarihli üç Moskova davasındaki sanıklar, en azından itiraf ettikleri suçlardan dolayı suçluydular. “Trotsky’s ‘Amalgams’ “kitabımın ilk 12 bölümünü Moskova davalarındaki ifadeleri doğrulamak için ayırdım. Sanıkların itiraflarının hiçbir şekilde “zorla” alınmadığını ya da “senaryo” olmadığını biliyoruz. Aslında, bazı sanıkların suçlarının bir kısmının kovuşturmadan saklandığını biliyoruz.

    Yejov’a gelince, okurlarımı kitabım “Yejov vs Stalin”e yönlendiriyorum. Sözde “büyük terör” konusu hakkında iyi olan başka bir kitap yok- bunun daha iyi bir Rus adı “Yezhovshchina” dır. Troçkistler ve anti-komünistler şöyle demeyi tercih ederler: “Furr önyargılıdır, bu yüzden ne yazarsa yazsın reddedebiliriz.” Tabii ki, bu onları ilgilendirir, beni değil. Nesnel ve bilimsel olmaya gayret ediyorum. Stalin suç işlediyse, bunu bilmek istiyorum.

    Yine de şu an daha açıktır ki Stalin’in 1930’lar boyunca hiçbir suç işlemediğini düşünüyorum. Eğer öyle olsaydı, Troçki, Hruşçov, Conquest, Khlevniuk, Snyder, Kotkin ve daha birçokları yalan söylemek zorunda kalmazlardı. Suç işlemiş olsa, Stalin’in işlediği suçları delillerle özetlerlerdi. Fakat Stalin tarafından işlenen gerçek bir “suç” bulamazlar. Bu yüzden tahrif etmek ve yalan söylemek zorundalar.

    - 1936 Anayasası için Stalin’in serbest seçimleri önerdiğinden bahsediyorsunuz. Ancak bu seçimler yürürlüğe konmadı. Çünkü merkez komite üyelerinin çoğu bu öneriye karşıydı. İnsanların onlara karşı olan öfkesi seçimlerde bir tepkiye dönüşebilirdi. Ancak Stalin, karar verme süreçlerinde çok fazla ağırlığı olan bir diktatör olarak tasvir edilmiştir. Bu sorunu açıklayabilir misiniz? Stalin’in yetkisinin sınırlarını nasıl tanımlarsınız?

    Lütfen 2005 tarihli “Stalin and the Struggle for Democratic Reform” başlıklı makalemi okuyun. Orada her şeyi açıkladım. Bu makalede, başlı başına yeni bir araştırmam var. Bu makaleyi yazarken, Rus ve Amerikalı bilim insanlarının son araştırmalarını kullandım.

    Gerçek şu ki, Stalin’in bu kadar sert bir şekilde mücadele ettiği şeyleri elde edememesi -Sovyetler’de rekabete ve gizli oylamaya dayalı seçimler-, Stalin’in “diktatör” olmadığına dair bir başka delildir. Bu nedenle, dürüst olmayan araştırmacılar, Kotkin’in kitabında- “Stalin, cilt 2”de- yaptığı gibi, bu soruyu göz ardı ederler.

    - Enver Hoca, “Stalin ile” adlı kitabında Beria’nın Stalin’in omzu üzerinden yılan gibi baktığını ifade ediyor. Beria’nın konumu nedir? Bazılarına göre Hruşçov, Beria’yı kurban etti. Daha sonra Beria olumlanıyor. Bu tartışma hakkında ne düşünüyorsunuz?

    Beria’ya Stalin’den bile daha fazla iftira edildi ve hakkında yalan söylendi! Bu yüzden onun hakkında objektif gerçeklere ulaşmak çok zor.

    Beria’nın 1953’deki faaliyetlerini “Stalin and the Struggle for Democratic Reform” başlıklı makalemin ikinci bölümümde bir ölçüde tartışıyorum. O dönemde mevcut olan Beria ile ilgili bütün kitap ve makaleleri okudum. Onlar tarafından yeni bir şeyin yayınlandığını gerçekten düşünmüyorum.

    Enver Hoca, bir tarihçi değil, p

    Enver Hoca, bir tarihçi değil, politikacıydı. Bugün sahip olduğumuz kanıtlara erişemezdi. Mao Zedung da yapamazdı.

    ‘SSCB’DE SOSYALİZMİN EKONOMİK SORUNLARI’

    - Stalin’in ölümünden sonra Malenkov, Malenkov, Hruşçov ve Bulganin olduğu üç kişilik komite içerisinde liderliğe daha yakındı. Ancak, o zaman Hruşçov aradan sıyrıldı. Bunun nedenleri neler? Sovyet arşivlerinde bugüne kadar bulduğunuz belgelerden, Hruşçov’un açık bir çıkış yaptığı Sovyet siyasetindeki dengeler hakkında neler söyleyebilirsiniz?

    Bu Yuri Jukov’un kitaplarından birinin konusu ve sadece Rusça’da mevcut. Bu soruyla ilgili şu anda başka kaynaklar olabilir, ancak ben hiçbir şey bilmiyorum. 1930’lara odaklanıyorum.

    Bana göre Hruşçov parti sekreterleri ve “nomenklatura”nın diğer üyeleri de dahil olmak üzere Merkez Komitesi üyeleri arasında büyük bir desteğe sahipti. Bu arada, Malenkov, Molotov ve Beria uzun zamandır sadece merkezi Moskova hükümetinde ve parti liderliğinde faaliyet gösteriyordu. Benim mantığıma göre Moskova dışındaki parti liderleri arasında fazla bir temele sahip değillerdi. Bu komünizmin büyük bir sorunudur. Görünen o ki, Hruşçov gibi, Sovyet Partisinin liderlerinin birçoğu nihai hedefi artık önemsemediler. Stalin önemsedi ve o hayatta olduğu sürece geri kalanı sözde bağlılık gösterdi. Ama bir kez öldüğünde, bir daha asla ciddiye alınmadı, sanırım! Özünde, -Menşevikler olmasa da- “Menşevizm” “kazandı”! Menşevizm, komünizm bir yana bırakılarak, ekonomik koşullar sosyalizm için olgunlaşıncaya kadar, kapitalizmin uzun bir zaman boyunca var olması zorunluluğuna hükmetti. Bana öyle geliyor ki, bu düşünce tarzı sonunda galip geldi- komünizmi karakterize eden eşitlikçi hedeflerin çok uzun bir süre ertelenmesi gerektiği ve bu nedenle Komünizmin çok uzak bir hedef olduğu düşünüldü ve parti liderleri komünizme çok az önem verir oldular.

    1964’te Molotov, SBKP’deki Hruşçov çizgisini eleştiren uzun bir belge yazdı. Bunu yaptığı için SBKP’den atıldı. Bu belge 2011-2012 yıllarında Rusya’da yayınlandı. Hiçbir tartışma görmedim!

    Bu kötü politikalar bir yerlerden geldi! Kökenleri Stalin döneminde, hatta Lenin döneminde bile vardı. Böyle olmak zorunda. Hruşçov Stalin döneminde büyük bir parti lideriydi. 1956’da ve sonrasında onu destekleyen parti liderlerinin çoğu vardı.

    Benim düşüncem, Lenin’in dahil olduğu Bolşeviklerin, İkinci Enternasyonal’i karakterize eden “sosyalizm” kavramından yeterince kararlı bir şekilde asla kırılmadıklarıdır. Bu sosyalizm kavramı, kapitalizmin birçok yönünü muhafaza etmeyi öngördü.

    Stalin’in son kitabı, “SSCB’de Sosyalizmin Ekonomik Sorunları,” CPSU’daki revizyonist ideolojik eğilimi reddetmek ve bunlarla mücadele etmek için yapılmış bir girişim gibi görünüyor. Stalin’in kitabı, Ekim 1952’de XIX Parti Kongresi’nin ana odağıydı. Stalin öldüğünde, çabucak unutuldu, SSCB’de bir daha asla sözü edilmedi.

    Muhtemelen bu konuda yapılabilecek çok fazla araştırma var. Bunu yapan birilerinin olup olmadığını bilmiyorum.

    - Hruşçov ve onun kliği hakkında Stalin tarafından herhangi bir uyarı veren belgeler var mı? Ya da Stalin’in Hruşçov’a yönelik tutumunu / yaklaşımını gösteren herhangi bir belge var mı?

    Bilmiyorum. Ben hiç farkında değilim. Ama bu dönemle ilgili özel bir çalışma yapmadım.

    Yuri Jukov’un “Tainy Kremlia / Secrets of the Kremlin” adlı kitabını bir başlangıç noktası olarak tavsiye ediyorum.

    - Hruşçov 1945 ve 20’nci Kongresi arasında ne yapıyordu? Başka bir deyişle Hruşçov parti liderliğine 20. Kongre’de her şey onun için hazırmışçasına başlamadı. Bu süreç İkinci Dünya Savaşı’ndan 20. Kongre’ye doğru nasıl işledi?

    Bu kamuoyuna açık bir bilgidir. O Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin Birinci Sekreteri ve daha sonra 1949’da Moskova’nın Birinci Sekreteri idi. Çok güçlü konumlar!

    Benim tahminimce, Stalin’in öldüğü güne kadar ülkenin dört bir yanındaki diğer Sekreterler ile çok fazla temas kurarak hazırlandı. Ama ben bunun hakkında kimsenin herhangi bir araştırma yaptığını bilmiyorum.

    - Bildiğim kadarıyla, sayın Furr, bazı ABD’li Sovyet tarihçileri tarafından marjinalleştirilmeye çalışılıyorsunuz. Bununla birlikte, s

    Bildiğim kadarıyla, sayın Furr, bazı ABD’li Sovyet tarihçileri tarafından marjinalleştirilmeye çalışılıyorsunuz. Bununla birlikte, söylediğiniz üzere tarihi gerçekleri savunuyorsunuz. Hiçbir tereddüttünüz veya korkunuz yok mu? Bize yaptığınız işin doğasını anlatabilir misiniz?

    Bu çok yozlaşmış çalışma alanında, “sınırların”- saygınlık sınırlarının ötesinde- olmaktan dolayı mutluyum.

    - Okurlarımız için herhangi bir şey eklemek ister misiniz?

    Türkiye komünist hareketi dünya ölçeğinde çok önemlidir. Bu konuları ele almak için bana bu fırsatı vermenizi takdir ediyorum. Bana bu çok güzel soruları sorduğunuz için teşekkür ederim!

    (EVRENSEL)
  • 208 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Colleen Hoover'a aşığım. Onun kitaplarından sevmediğim çok nadir çıkar. Hatta şu ana kadar hiç çıkmadı. Tarryn Fisher için de güzel yorumlar okumuştum. Sanırım onun yazdığı sadece Fırsatçı serisini okumuştum. Onda da ikincide bırakmıştım. Pek o zamanki bana hitap etmediğini düşünmüştüm. Şimdi yeniden okusam devam eder miyim bilmiyorum.

    Asla Asla da bu iki muhteşem yazarın ortak bir eseri olarak ortaya çıkmış. Birinci kitap gerçekten çok iyiydi. Sonunda "Aman Tanrım ne olacak şimdi?" demiştim. Hatta ikinci kitabı internetten indirip devam etmiştim. Şimdi Epsilon'un iki kitabı birleştirmesine sevindim açıkçası. Yazarlar sanırım üşendikleri ve kendi kitaplarına devam etmekte oldukları için kitaplar çok kısa olmuş.

    2 ve 3 için yorum yazdığımı düşünürsek bu yorumu okuyanların birincisini okuduğuna inanarak yorumlamaya devam edeceğim. Eğer birinciyi okumadıysanız buradan sonra ilk kitap için spoiler olabilir ama ikinci ve üçüncü için spoiler olmayacak.

    Birinci kitabın sonunda Charlie'yi kaybetmiştik. Silas da anılarını tekrar kaybedeceklerini öğrenmişti. Yani Charlie'nin kaybolduğu yetmiyormuş gibi bir de zaten o kitapta geçen 48 saatte öğrendiklerini de kaybedeceklerdi. Charlie için en az Silas kadar ben de endişelendim. Sonuçta kendisi hakkında hiçbir bilgisi olmadan bilmediği yerde olacaktı.

    Bu kitapta amacımız Charlie'yi bulmak ve şu 48 saatte bir unutma mevzusuna bir açıklama getirmekti. Kitapta favorim Silas. Onu erkek kardeşi London takip ediyor. Silas olmasa birkaç puan daha kırardım sanırım. *Karakter için puan kıran esin yine sahalarda.*

    Bence yazarlarımızın ikinci kitapta kafaları karışmış. Biri "Kötü son yazalım," demiş. Diğeri de "Ah hayır okuyuculara bunu yapmayalım ve iyi bir son yazalım," demiş. Benim için sorun 48 saatte unutma olayının saçma bir yere bağlanmasıydı. O sayfalara gelince "Şaka mı bu?" demiştim. "Benimle dalga mı geçiyorsunuz?" diye de devam etmiştim.

    Maalesef tüm beklentilerim suya düştü. Muhtemelen iki yazar "Okuyucuları şaşırtalım," demişler ve işte tam o noktada batırmışlar. Bazen şaşırtmanızı beklemeyiz sevgili yazarlar. Bazen sadece istediğimiz şekilde bir sonuç çıkmasını isteriz. Boşu boşuna ilk iki kitaba ipuçları yerleştirmişler.

    Hele o son.

    O son çok hızlı geçmişti. Tamam böyle bağlamalarını bir noktada kabul ederim ama bağladıktan sonra böyle ışık hızıyla bitirmek zorunda mıydınız? Oldu bittiye geldi her şey!

    O lanet epilog için diyecek tek bir kelimem yok.

    Ama bir şey söyleyeceğim elbette. O şekilde bağlamasalar bence o epilog olabilirdi. Ama bağladıkları yerden sonra o epilog dünyanın en saçma epilogu olmuş.

    Yorum yazmaya devam ettikçe puanım düşecek gibi görünüyor.

    9 puan vermiştim. Hala da puanı aynı tutacağım. Sırf Colleen, Silas ve işaretlediğim kısımlar için. Bir sürü post it harcadım. Gerçekten güzel cümleler vardı.

    Bir de kitabın orijinal dili çevrilmeyecek kadar zor değil diye hatırlıyorum. Fakat çevirmen bazı yerlerde kişileri karıştırmış. Özellikle sonlarda bunu çok sık yaptı. Başlarda da Silas yerine bölüm ismini Charlie yazmış. Keşke ikinci kere okusaymış. O zaman hataları bariz bir şekilde görebilirdi. Ben okurken yer yer sinir oldum.

    Spoiler yazmak istemediğim için burada bırakıyorum.

    Güzel ve akıcıydı bence okunabilir. İlk kitabı iki kere okumuş biri olarak tekrar okurum diye düşünüyorum. Bu düşüncem yüzünden de puanı 9 olarak hala uygun buluyorum.

    *yorum yazmayı özlemişim.* *gözyaşlarım*