Altın Gözde Yansımalar

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.542
Gösterim
Adı:
Altın Gözde Yansımalar
Baskı tarihi:
1991
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755450025
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Reflections In A Golden Eye
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Telos Yayıncılık
Baskılar:
Altın Gözde Yansımalar
Altın Gözde Yansımalar
Altın Gözde Yansımalar
Altın Gözde Yansımalar
"İnsanlar asker olduğunda, ondan tek beklenen, önündeki topukları izlemesidir... Güney'de bir karakol vardır. Birkaç yıl önce, burada bir cinayet işlendi. Bu trajedide iki subay, bir er, iki kadın, bir Filipinli ve bir at yer aldı." Bu kez, McCullers'ın "kurbanları", işte bunlar. ABD'nin güneyinde bir ordugah... Olanca sıradanlığıyla süren yaşamı biraz olsun hareketlendiren bir cinayet... Partiler, at gezileri, subaylar, subay eşleri ve dedikodu... Çapraz aşklar... Sevgisizliğin ve yalnızlığın çarpıttığı iç dünyalarıyla beş insan ve aralarındaki ilişki, McCullers'ın süzgecinden geçerek ulaşıyor okura. "Altın Gözde Yansımalar", 1967'de sinemaya aktarıldı. Başrollerini Marlon Brando ve Elizabeth Taylor'un paylaştıkları film, Francis Ford Coppola'nın da ilk senaryo denemesiydi...
(Arka Kapak)
104 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Altın gözde yansımalar kitabı yazardan okuduğum ilk kitap oldu. Gayet sade ve akıcı bir dille kaleme alındığını söyleyebilirim. Kitapta anlatılan olaylar ABD'de bir ordugahta geçiyor. Beş karakter üzerinden ilerleyen roman, bu karakterlerin birbiriyle olan ilişkilerini, bastırılmış duygularını, psikolojilerini ve bu psikolojilerinin kişiliklerine olan yansımalarını okuyacalarına sunuyor.

Kısaca hikayemiz yüzbaşı ile karısı ve binbaşı ile karısından oluşan iki aile arasındaki ilişki ve yüzbaşının karısının eşini binbaşı ile aldatması etrafında şekilleniyor. Kitabımız bu çarpık ilişkinin karakterlerimiz üzerinde oluşturduğu psikolojik durumun değerlendirilmesi üzerinden ilerliyor. Bu karakterlerimiz dışında bir de sürekli onları dışarıdan gözetleyen, içine kapanık, asosyal ve tehlikeli diyebileceğimiz Er Williams adında bir karakterimiz var.

Açıkçası gerek konusuyla, gerek anlatımıyla benim için yavan kalan, çok doyurucu olmayan bir eser oldu. Fakat herkeste aynı etkiyi oluşturacak diye bir durum söz konusu değil tabiki. Okumayı düşünen herkese şimdiden keyifli okumalar dilerim...
104 syf.
·6/10 puan
5 karakter üzerinden sizi psikolojik tahlil yapmaya sürükleyen bu kitap bende aman aman bir duygu oluşturmadı dürüst olmak gerekirse. Belki de kitabın bitiş sahnesinden ötürü öyle düşündüm emin değilim ancak kitap içerisindeki olay örgüsü türk dizisi olsa rahat 6 sezon boyunca görebilirdik. İçeriği dolu tutmayı başarsa da okuyucuyu elinde tutmayı başarabildi mi, emin değilim açıkçası. Diğer okuyucular ne düşünür bilmiyorum ama ben sürekli bir 'ee sonrası ne peki?' modundaydım ama sonrası gelmeden başka bir olaya çoktan geçmiş oluyoruz.
104 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Öncelikle bir müzik ve bir alıntıyla başlamak istiyorum incelemeye.

({Bu kısım kitapla ilgili değildir, kitapla ilgili bilgi edinmek için bu incelemeyi okuyacak dileyen arkadaşlar burayı hiç okumadan doğrudan normal parantezin sonuna geçebilirler.}

...Ama ondan da önce bir iki yüzlülüğe de değinmek istiyorum. Bu kitabı sadece 67 kişinin okumasıyla ilgili. Bu düşüncem hem bu kitapla hem de Katherine Mansfield isimli yazarla ilgili. Onun kitaplarını da 7-8 kişi okumuş toplamda 60’ı 70’i geçmez yani. Hepsine denk gelemedim ama belki bu türden yazarlar daha fazladır. Neden bu kadar az okunmuş olabilir diye düşünüyorum, bir sebep bulamıyorum. Yayınevi kötü desen değil, aksine modern klasiklerde basılmış İş bankası yayını, çeviri kötü desen değil alanında usta kaç kitap çevirmiş biri çevirmiş, kitap kötü anlaşılmıyor desen e o da değil.

Tamamiyle piyasa pazarlaması diye düşünüyorum. Bu aralar Zweig, Kafka gibi yazarlar popüler mesela. Etrafta istemediğiniz kadar Zweig öyküsü var. Çok mu iyiler, hayır. Çok mu kötüler hayır. Birkaçı dışında normal öyküler diyebilirsiniz. Neredeyse her yayınevi Zweig’in adını duymadığımız öykülerini, kitaplarını basma konusunda birbiriyle yarışa girdi. Her arz kendi talebini yaratır mantalitesiyle ortalık Kafka veya Zweig sever kaynıyor. Neden basıyorlar? Çünkü piyasa bunu istiyor. Hem kitapların kısa olması, hem ucuza alınabiliyor olması hem de ucuza aldığınız kısa zamanda tüketebileceğiniz bu yazarın, dünya edebiyatında adından söz ettirebilen bir yazar olması. Bir taşla birden fazla kuş vurabiliyorsunuz. Alan razı, satan razı.

Bir de acı tarafı bu yazarlardan birkaç kitap okuyan, bu alanda söz söyleyebileceğini düşünüyor onu okumayanları ya da onlar kadar okumayanları bilgisizlikleriyle cahillikleriyle suçluyorlar. Bana biraz komik geliyor biraz da üzücü. Çünkü çok sevdiğim iki yazarın böyle popüler hale getirilip her kahvenin, çayın yanına meze yapılmasından rahatsızlık duyuyorum. Umarım bu grotesk durum kısa zamanda stabilleşir.

Ek: Bu tür kitapların popüler olmasının olumlu yanı yok değil tabiki. İnsanlar en azından popüler olmak için dahi kitap okuyorlar okumaya çalışıyorlar en azından. Zaten okuma oranı az bir ülkede kitap okuyanları eleştirmek doğru bir tutum değil ama bu kitap işinin salt ekonomik bir düzeye indirilmesine de zamanın şartlarına uymasına da bir iki cümle söylemeyi kendi sorumluluğum içerisinde hissediyorum. )

Müzik herkesin aşina olduğu bir eser. Beethoven-Silence. Peki neden bu müziği seçtim. Şundan dolayı bu müziği YouTube’da saatlerce aralıksız dinlemişliğim vardır. Ve müziğin her saniyesi bana sanki bir sonraki saniyesinden farklı olacakmış hissi verir. Tamamını bilmeme ve yüzlerce kez dinlememe rağmen her seferinde farklı bir şeyler olacak diye beklerim. Yani tamamiyle benim için beklentinin müziği. Aynı bu kitap gibi.

Bir kitap düşünün başından sonuna kadar sizi bir beklenti içerisinde tutsun. Nasıl spoilersiz yazacağım bilmiyorum ama sürekli bir şeylerin istediğim gibi olmasını bekledim. Ve kitap bana bunu son sayfasında şöyle ifade etti, aynen alıntılıyorum. “Büyük ama bilinmeyen bir şok beklendiğinde, zihin içgüdüsel olarak bir an için şaşırma yetisini yitirerek kendini hazırlar. O savunmasızlık anında yarı yarıya tahmine dayanan çeşit çeşit olasılıklar öne çoklar ve felaket biçimlendiğinde bunu doğaüstü bir yoldan önceden anlamış olma duygusu oluşur. “

Kitap bitene kadar bende bir çok olasılık ve tahminler yürüttüm ama hiçbiri olmadı. Adeta hevesim kursağımda kaldı. Küskün kahvenin türküsü kitabından bariz bir şekilde daha iyi olan bu “psikolojik” roman, bizleri çok başka dünyalara götürüyor. Neden psikolojik, hem karakterlerin davranış tutumlarıyla, hem düşündükleriyle hem düşünmedikleriyle. Bunları okurken sizde ruh halinden ruh haline geçiyorsunuz. Sinir oldum resmen hadi artık lütfen istediklerim olsun diye. Herneyse olmadı işte.

Ama yinede her yönüyle güzel bir romandı. Tavsiye ediyorum.
104 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Bu kısa kitabın ilk sayfasından son sayfasına üzerinizde yaklaşan bir kıyamet hissi olacak. Kitap yalnızlık ve izolasyondan bahsediyor. Aynı zamanda bizi bir saplantı dünyasına getiriyor. Her karakter kendi eksantriklikleriyle öne çıkıyor. Biraz umut verebileceğiniz tek bir kişi bile bulamayacaksınız. Oturup tüm hayallerinizi ve üzüntülerinizi onlarla paylaşmak istemeyeceksiniz.

Hikaye, 1930'larda olduğunu düşündüğüm(?) bir Güney ordusu üssünde gerçekleşir. Ana karakter bir röntgenci olarak karşımıza çıkıyor. Bu kendi içinde beni ürpertmek için yeterliydi. Ama röntgencimiz pencerelerden geçerken, bu işkence gören insan grubunun hayatlarını da gözetliyoruz. Kitapta hem eşcinsel hem de heteroseksüel doğanın cinsel baskısı vurgulanmaktadır. Bireye, kendisi olmak için izin verilmediği zaman, ne gibi yan etkileri vardır? Bir kişinin arzularını gizli tutması gerekiyorsa, sonuçlar sonunda tüm karakterlere yansıyacaktır. Askeri görevi sahne olarak kullanmak, kapalı ve disiplinli bir topluluk olduğu için etkileri göstermek için mükemmel bir yol olmuş. İki subay arasındaki tartışma, romandaki çatışmayı en iyi şekilde aydınlatıyor.

Gerisini kendi başına keşfetmen için bırakacağım. Eseri okuduktan sonra aydınlanmayı beklemeyin, sadece tamamen tatmin olmayı bekleyin.
104 syf.
Gerçek bildiğimiz şeyler her zaman geç ortaya çıkar ve o anda Deli diye nitelendirdiğimiz insanların aslında ne kadar gerçekçi olduğunun, içinde yaşadığımız yanılsamanın ise ne kadar sahte olduğunun çarpıcı farkındalığına geçte olsa varırız. Alison kitaptaki bahsedilen Deli Yaftası yapıştırılan tek masumdu. Sadakatsiz Mankafa kocası Binbaşı Moris, Manyak korkak bir o kadar da hasta ve bilgili Yüzbaşı (ki ismi söylenmeye bile layık değil) ve onun sadakatsiz aptal karisi Leonora artı tuhaf Er William... İşbankası yayınlarındaki kapak resmi ise ayrı bir etkileyicilige sahip, 44. 45. Sayfalarda kapak resminin manasını o kadar güzel betimlemiş ki... Kitap İsmini ise Er William'ın karakterini çözdüğünüzde daha iyi anlayabiliyorsunuz.
Ayrıca Carson McCullers'i daha iyi anlamak için kitaplarını yazılma tarihi sirasina göre okumanızı tavsiye ederim. Ben ilk kitabı Yalnız bir Avcıdır Yürek'i okumama rağmen tekrar okuma kararı aldım. Çünkü o kitabı yanlis zamanda okuduğumdan çok şey kaçırdığımı düşünmekten kendimi alamıyorum
104 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10 puan
Zihnin size yaptığı bir oyun olabilir mi yaşadığımız dünya?
Bir yansıma olabilir mi?
Aslında yaşamıyoruz da, birinin kafasının içindeki hayali kahraman olabilir miyiz?

Bol bol düşünmek lazım, bol bol yazmak lazım. Bol bol okumak lazım.
Öldüğümüzde kıymeti olsun.
...
104 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
Bu kitap biraz daha psikolojik karakter analizleri yapmaya sürüklüyordu sizi. Akıp gitmesi yerine durup anlamaya çalışıyordunuz. Onlarca karakterin olduğu bir kitaptan sonra sadece beş karakterin olduğu bir kitap olarak bana iyi geldi açıkçası. Beğendim mi evet beğendim tavsiye eder miyim evet tavsiye de ederim. .
104 syf.
·4 günde·6/10 puan
Kitap yorumlarımı görmek için beni @kitapdusum instagram sayfasından takip edebilirsiniz.


Kitapta anlatılan olaylar ABD’de bir ordugahta geçiyor. Penderton ailesi , Langdon ailesi ve Er Williams olmak üzere 5 karakter üzerinden ilerleyen roman , bu karekterlerin birbirleriyle olan ilişkilerini , bastırılmış duygularını , birbirinden sakladıkları gerçekleri , psikolojilerini ve bu psikolojilerinin kişiliklerine olan yansımalarını okuyucuya sunuyor.

Kısaca hikayemiz yüzbaşı ile karısı , binbaşı ile karısından oluşan iki aile arasında aldatma ile şekilleniyor. Bu çarpık ilişkinin karakterler üzerinde oluşturduğu psikolojik durumun değerlendirilmesi üzerinden ilerliyor.Bu karakterler dışında bir de sürekli onları dışarıdan gözetleyen , asosyal , içine kapanık , benim gözümde tehlikeli ve psikopat olan Er Williams var. Kitap içindeki olay örgüsü ile 6 sezon Türk dizisi çekebilirler fakat buna rağmen kitap benim için yarım bırakılmış gibi. En son sayfasını okuduğumda ‘ee sonrası ne peki ?’ Diye soru sormama sebep oldu. Benim için yarım kalmış bir kitapta olsa tavsiye eder miyim ? Kesinlikle ederim. Alın okuyun Yüzbaşı Penderton’u , kitapta tek masum ve acı çeken Allison’u tanıyın.
104 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı.Genel olarak betimlemeler ağırlık bassa da sizi asla sıkmıyor ve karakterleri ayrıntılı olarak anlayabiliyor ve onların dünyasına girmekte zorlanmıyorsunuz. Kitapta bir orduda görev yapan çeşitli rütbedeki askerlerin hayatları ve aileleri aralarındaki bağ anlatılmış. Çok fazla ayrıntı vermeden söyleyebilirim ki sonunu sevdim. Binbaşının karısı ve yardımcısı sevdiğim karakterlerdendi. Kısaca,okumanızı öneririm.
"Kızgınlığının nasıl olup da nefrete ve nefretin de hastalıklı bir takıntıya dönüştüğünü mantık yoluyla anlayamıyordu."
Carson McCullers
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 4. Baskı Ocak 2020, Çeviren: İpek Babacan (PDF)
Aslında, büyük ama bilinmeyen bir şok beklendiğinde, zihin içgüdüsel olarak bir an için şaşırma yetisini yitirerek kendini hazırlar. O savunmasızlık anında yarı yarıya tahmine dayanan çeşit çeşit olasılıklar öne çıkar ve felaket biçimlendiğinde bunu doğaüstü bir yoldan önceden anlamış olma duygusu oluşur.
İleriyi düşünmeye çalıştığı zaman zihnine tuhaf hayaller üşüşüyordu ve gerilim dolu birtakım dürtüler yakasını bırakmıyordu.
Carson McCullers
Sayfa 27 - İş Bankası Yayınları - 2. Baskı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Altın Gözde Yansımalar
Baskı tarihi:
1991
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755450025
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Reflections In A Golden Eye
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Telos Yayıncılık
Baskılar:
Altın Gözde Yansımalar
Altın Gözde Yansımalar
Altın Gözde Yansımalar
Altın Gözde Yansımalar
"İnsanlar asker olduğunda, ondan tek beklenen, önündeki topukları izlemesidir... Güney'de bir karakol vardır. Birkaç yıl önce, burada bir cinayet işlendi. Bu trajedide iki subay, bir er, iki kadın, bir Filipinli ve bir at yer aldı." Bu kez, McCullers'ın "kurbanları", işte bunlar. ABD'nin güneyinde bir ordugah... Olanca sıradanlığıyla süren yaşamı biraz olsun hareketlendiren bir cinayet... Partiler, at gezileri, subaylar, subay eşleri ve dedikodu... Çapraz aşklar... Sevgisizliğin ve yalnızlığın çarpıttığı iç dünyalarıyla beş insan ve aralarındaki ilişki, McCullers'ın süzgecinden geçerek ulaşıyor okura. "Altın Gözde Yansımalar", 1967'de sinemaya aktarıldı. Başrollerini Marlon Brando ve Elizabeth Taylor'un paylaştıkları film, Francis Ford Coppola'nın da ilk senaryo denemesiydi...
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 517 okur

  • Furkan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0.5 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0