Baş kahramanımız Anadoluda bir otel görevlisi, zihninden geçenler lirik olarak yazılmış. Psikoloji yoğun bir düşünce fırtınası. Anadolunun müthiş anlatımı. Veee şiir gibi bir roman...
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Bilgi Yayınları · 197437bin okunma
Anayurt oteli;
Bir röportajın da Anayurt oteli'ni kastederek: " çok tehlikeli şeyler yazıyorum" der. Yusuf Atılgan Gerçekten de öyle yazdığı dönemin çok ilerisinde bir eser bence. O dönemde etkili olan varoluşçu felsefe/ edebiyat akımlarının hatta psikanalizin Freud' un izlerini satır aralarında görmek mümkün. Satırları okurken cümleler karışıyor, geçmiş olaylar peş peşe sıralanıyor ve olay örgüsü zaman sonra kayboluyor... Tamda delirme eşiğindeki bir zihin gibi.
Bu roman aslında toplum tarafından yok sayılan dışlanan yalnızlığa itilen zebercet'in kaybettiği ruh sağlığı ve nevrotik sayıklamalarının kitabı. Hayatın sıradanlığı ve dünyanın kendi varlığına aldırış etmediğini fark ettikten sonra geçirdiği içsel sıkıntının neticesinde beklentilerinden vazgeçmesi bireyin köksüzlüğünü toplum dışına itilmişliğini merkeze alan bir anlatı ana karekterden pek haz edemesem de içsel tartışmalar ve gitgide kaybolan bir akli denge ancak böyle anlatılırdı. Ölüler ve yabancılarla dolu bir hayat. Yanlız ve kimsesiz biri için kaçınılmaz bir son. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim yazarın kullandığı teknik oldukça farklı ve ilgi çekici.
Bir de kitapta işlenen temel konulardan biri olan; Bastırılmış Cinsellikle kitabın müstehcen icerik nedeniyle yüz temel eser arasından çıkarılmış olması gayet yerinde bir karar. Sebeplerimiz farklı olsa da MEB'in bu kararını yerinde buldum. :)
-" Ne çok yalan söyleniyordu yeryüzünde sözle, yazıyla, resimle yada susarak."
-" Gelmez artık; ama benim beklemem gerek."
Anayurt OteliYusuf AtılganDilan Yamaç
Postmodernizm akımının örneklerinden olan Anayurt Oteli'nin incelemesine başlamadan önce biraz "Postmodern nedir? "bundan bahsetmek istiyorum.
Postmodern, postmodernizm akımını benimseyen kişilere verilen isimdir. Bu kişiler, postmodernizm akımının gerçekliğini ve geçerliliğini savunur. Postmodernizm akımının geçerli olduğu dönemde, sanatçıların genellikle modernizmin getirdiği kuralcı ve kısıtlayıcı bakış açısından sıyrılmaya çalıştığı görülür. Bu dönem ile birlikte daha fazla duygu, sezgi, fantazi, yaratıcılık ve hayal gücüne sahip olan eserler ortaya çıkmıştır. Postmodernizmin gelişimindeki en büyük pay ise, genellikle Fransızlara verilse de postmodernizme asıl ilham kaynağı olan kişilerin Alman filozofları olduğu düşünülür.
Gelelim kitabımızın konusuna;
Yusuf Atılgan’ın ikinci romanı olan ve kendisinin en önemli romanı olarak nitelendirdiği Anayurt Oteli (1972), bilinç akışı tekniğiyle yazılmış, başkahramanın ruh hâlinin son derece başarılı bir şekilde yansıtıldığı önemli bir eserdir. Bilinç akışı tekniği ile karakterin zihnindekileri en doğal şekilde görürüz. Tıpkı etten ve kemikten bir insan zihni gibi sırasız bir karmaşada, kimi zaman bulanık bir yüzeyde gösterir kendini. Yazar bu eserinde, iletişimsiz ve kopuk bir toplumun gerçekliklerini bizden birileriyle gösterir. Zebercet bizdir, bizizdir; bizden biridir. Onun yabancılaşmasını psikolojik sorunları körüklemiş ve harlamış olsa da bu sorun haricinde de yabancılaşmanın vuku bulduğu ve de hâlâ sürmekte olduğu bir gerçektir. Zebercet, yozlaşmışlığın, ahlaksızlığın artmış olduğu bir çağdadır. Bu çağ size de bir yerlerden tanıdık geliyor mu? Evet, her şeyden öte tüm bunlar ortak sancımız!
Postmodern eserlere örnek niteliğinde olan bu kitabı okuyarak postmodernizm akımı hakkında bilgi sahibi
Okuması kolay bir kitap değil. Beş, altı kelimeden kurulu kısa cümleler, neredeyse hiç virgül bile kullanılmayan, devrik cümle olmayan, mümkün olan en kısa ve açık anlatımı tercih eden bir eser. Şüphesiz bilinçli bir tercih, böylece daha ilk paragraftan itibaren sizi saran ve rahatsız eden bir iklim oluşuyor. Kitapta yalnız, psikolojik problemleri olan, cinsel olarak sorunlu bir adamın hezeyanlarının dozunun giderek artışına ve kendisini psikolojik bir çıkmaza sokuşu anlatılıyor. Kitapta pek çok yan öykü ve karakterde en az ana karakter kadar sorunlu ve ana karakterin öyküsüyle birleşince sert bir metin ortaya çıkıyor. Yabancılaşma, yalnızlık, adalet, cinsellik gibi konular etrafında dolaşan etkileyici, sert, okuması kolay olmayan ve kesinlikle herkese hitap etmeyen bir metin.
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Bilgi Yayınları · 197437bin okunma
Okurken garip bir sıkıntı hissi hiç gitmiyor. Zebercet’in yalnızlığı ve iç dünyası insanı yoruyor ama bir yandan da merak ettiriyor. Bilinç akışının bu kadar yoğun kullanıldığı az sayıda kitap vardır sanırım. Düşünceler düzensiz, tekrar eden ve bazen yorucu ama bu da karakterin ruh hâline çok uyuyor. Olaylar çok değil, daha çok ruh hâli anlatılıyor. Otel de bu sıkışmışlığı güzel yansıtıyor. Bittiğinde rahatlayamıyor insan. Sıkışmışlık hissi başlangıçtan kitabın sonuna kadar artarak devam ediyor. Bir de filmi var kitabın. Film kitap ikileminde kitaplar filmin her zaman önüne geçmiştir ama burada farklı. Filmin Zebercet karakteri inanılmaz iyi. Film dönemsel farklılıklar dışında(fayton-araba…) içeriği çok iyi yansıtmış. Bu hisse kapıldığım bir de Zorba kitabının filmi vardı. Hele film sonundaki harika müzik..Zorba ve Kâğıt Fare’sinin dansı…
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Bilgi Yayınları · 197437bin okunma
Anlaşılması biraz güç bir kitaptı. Bazı yerlerinde müstehcen kısımlar mevcut. Genel olarak zebercet adlı bir karakterden bahsediyor. Günbegün oteldeki konuklardan, otelde yaşananlardan bahsediyor.
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Bilgi Yayınları · 197437bin okunma
Arkadaşım kitabın güzel olduğunu söylemesi üzerine okuduğum Anayurt oteli . Nacizane düşüncem kitabı beğenmedim.Yusuf atılgan'ın aylak adam isimli kitabını beğenmiştim.Bunu o kadar başarılı bulmadım
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Bilgi Yayınları · 197437bin okunma
Hiç bir şekilde anlamlandiramadigim bir olay örgüsü bulunuyor bu kitapta hepsi birbirine karışmış anlamsızlaşmış bir yaşam hikayesi Yusuf Atılgan bir türlü ısınamadığım bir yazar
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Bilgi Yayınları · 197437bin okunma
Spoiler içermektedir:
Kitapta işlenen temel konulardan biri olan 'bastırılmış cinsellikle', kitabın müstehcen içerik nedeniyle 100 temel eser arasından çıkartılmış olması durumu sebep-sonuç ilişkisi bakımından çok anlamlı..
Yusuf Atılgan bu kitabı için 'çok tehlikeli şeyler yazıyorum, göreceksiniz' demesine rağmen kendisini ciddiye alan tek kişinin eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik olması bir başka anlamlı durum...
Sebeplerimiz farklı olmakla birlikte MEB'in bu kararını yerinde buluyorum. Kitap o kadar çok psikolojik ve felsefik bir derinliğe sahip ki günümüz ortalama bir lise öğrencisinin kitabı bütünüyle anlayabileceğinden emin olamıyorum. Günümüz üniversite mezunu ve belirli bir okuma background'ına sahip okurların bile (kendimi ayrı tutmuyorum) kitabı anlamakta güçlük yaşadığını buradaki incelemelerden görebiliriz.
Kitabı dümdüz okursak, okuma deneyimimiz Zebercet isimli anti kahramanın yaptığı iğrençliklerden gelen mide bulantısından ibaret kalacaktır. Ayrıca eski konaktaki karakter bolluğundan başınız dönebilir. Kim kimin dayısı, yengesi, annesi, kahyası, abisi... olayı çözmek için ALES sözel mantık sorularındaki gibi şekil şema çizmeniz gerekir. Yusuf Atılgan 'kitabımı herkes okuyamasın, her okuyan anlayamasın diyerek elit bir okur kitlesine ulaşmayı amaçlamış sanırım. Bu karakter ve kuram bolluğunun başka bir açıklaması olamaz.
Zebercet'in dünyası ölü tanıdıklar ve yaşayan yabancılarla dolu. Annesi, babası ailesi hayatının erken bir döneminde yaşamlarını yitirmişlerdir. Konaktan dönüştürülen otelde, hayatının öncesinde olmayan sonrasında da olmayacak yabancılarla yaşamaktadır.
Zebercet'in bir dünyası bile yok aslında. Sesine yankı bulmaya çalışan 52 Hertz balinası gibi yaşamaktadır. Sürekli farkedilmek istiyor, bıyığı için "sabah var mıydı?"
Son 10 gündür bu kitapla yatıp kalkıyorum desem yalan olmaz... Okuma serüvenimde bu kitap bir kilometre taşı oldu benim için. Nedenlerini dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım. Çünkü anlatacak gerçekten çok şey var bu kitapla ilgili. Hepsini bir incelemeye sığdırmak mümkün olamayacağı için kendimce önemli gördüğüm bazı konuları masaya yatıracağım... Hazırsanız başlayalım o halde:)
----------------------
Ara sıra fırsat buldukça tekrar okumalar yapmaya çalışıyorum. Öyle ki, 15-20 yıl önce okuduğumuz bazı kitaplar zaman aşımına uğrayarak bugün hiç okumadığımız kitaplarla eşit seviyeye gelebiliyor. O yüzden kendinizce özel olduğunu düşündüğünüz bazı kitapları yıllar sonra tekrar elinize almanızda fayda var! Nereden nereye geldiğinizi ölçmek için de güzel bir test oluyor bu tekrar okumalar... Ben açıkçası kendi adıma çok katkısını görüyorum...
Uzun zamandır yeniden okumayı düşündüğüm iki kitap vardı kafamda; Albert Camus'nün Yabancı 'sı ve Yusuf Atılgan'ın Anayurt Oteli ... İki kitabın da ilk okunmaları üzerinden en az 15-20 yıl geçti...
Çok bilinçli bir tercih değildi benimki ama iki eseri de okuduktan sonra anladım ki, ard arda okumak için bundan daha güzel bir ikili az bulunurmuş gerçekten de :)
Zaten akademik çevrelerde ve benzeri araştırma gruplarında, özellikle 'karşılaştırmalı edebiyat' denildiğinde en çok okunan ve incelenen kitapların başında geliyormuş bu ikili... Gerek yazarlarının hayata bakış açısı, gerek karakterlerin orijinalliği, farklı bir iç dünyaya sahip olmaları ve yaşamlarında kesişen pek çok benzerlik, karşılaştırmalı okumalar için harika malzemeler sunuyor size... Meursault ve Zebercet için evrensel edebiyatın iki kardeşi veya iki sırdaşı tabirini kullanabiliriz:)
Diğer
Yusuf Atılgan (d. 27 Haziran 1921, Manisa - ö. 9 Ekim 1989, İstanbul) Türk roman ve öykü yazarı.
1936 yılında Manisa Ortaokulu'nu, 1939 yılında ise Balıkesir Lisesi'ni ve ikinci sınıftan sonra askeri öğrenci olarak devam ettiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Nihat Tarlan'ın yönetiminde hazırladığı bitirme tezinin konusu Tokatlı Kani: Sanat, şahsiyet ve psikoloji idi. Aynı dönemde Akşehir'de Maltepe Askeri Lisesi'nde bir yıl edebiyat öğretmenliği yaptı. Üniversite öğrenciliği sırasında Türkiye Komünist Partisi'ne katılarak faaliyette bulunduğu iddiasıyla sıkıyönetim mahkemesince tutuklanarak ceza kanunu'nun 141. maddesi uyarınca hapse mahkûm edildi. altı ay Sansaryan Han'da, dört ay da Tophane Cezaevi'nde olmak üzere on ay hapis yattı.
26 Ocak 1946'da serbest kalmış, öğretmenliği elinden alınmıştır. 1946 yılında Manisa'nın Hacırahmanlı Köyü'ne yerleşerek çiftçilik yaptı. 1976'da İstanbul'a döndü danışmanlık, çevirmenlik ve redaktörlük yaptı. Yazımı devam eden "Canistan" adlı romanını tamamlayamadan 9 Ekim 1989'de kalp krizi nedeni ile İstanbul, Moda'da öldü.
Aylak Adam ve Anayurt Oteli adlı romanlarında psikolojik yabancılaşma ve yalnızlık temasını başarıyla işleyen bir yazar olarak tanındı ve modern Türk edebiyatının önde gelen ustaları arasında yer aldı. 1987'de Anayurt Oteli romanı, Ömer Kavur tarafından aynı adlı sinema filmi olarak çekildi.