Alengirli aşk ikilemesinin sonuna mı geldik şimdi? Aslında bütün kitaplar karakterlerin ölümüyle bitmeli, bitmiyor çünkü hikâyeler ölmeden. Bu yüzden hiç anlamıyorum her şeyden emin kalabilen insanları. Benim en çok bildiğim şey sanırım her şeyin mümkün olduğu ve o mümkün olan her şeyi saydığımız doğrularla kavrayamayacağımız her zaman.
Stuart, Gillian’ı unutamadı. Unutamadığı Gillian mı, bahsettiğimiz aşk mı, tartışabiliriz. Ne olacak ya, diye bir itiraz çıkabilir, neden çıkmasın. Aşklar biçim biçim. Oliver olmasaydı hesapta peki? O biraz işleri karıştırıyor değil mi? Yani en yakın arkadaşınızın karınızla aşk yaşaması? En yakın arkadaşınızın sizden vazgeçmesi? Ya da daha ilginci, karınızla sevişirken sizi de hiç oyundan çıkarmak istemeyişi? Size olan sevgisi uçup gitmiyor ya, ne var bunda? Sizinki gidebilir, muhtemel bir ihanet daveti olan güveniniz yerle bir oldu çünkü, ama onunki sapasağlam duruyor, yani Oliver’in, iki bira içebilirsiniz hâlâ. O kadar rahat olamaz mı dersiniz? Ne de olsa bir zamanlar sevdiği adamdınız, ateş yeniden parlayabilir. Her şey mümkün dedik ya. Ahkam kesenler beri dursun. Oliver’in teorisine kulak verecek olursak, ne tarafta durduğunuz önemli; dünya, aşkın her şey olup, yaşamın geri kalan şeylerinin sadece bir “vs” olduğunu düşünen insanlarla, aşka yeterince değer vermeyen ve yaşamın en heyecan verici kısmının bu “vs”de yattığını düşünen insanlar arasında ikiye ayrılır. Mesele ikiye ayırmaksa aşkın yerine yazılacak bir sürü başka “şey” bulabiliriz gerçi. İkilikler bizi parçalamak işini çok iyi kotarıyor çünkü, biliyorsun değil mi? Zamanla öğrenirsin, öğrensen iyi olur ya da. Gillian’ı unutmadım bu arada. Bence en çok onu nasıl okuyacağın tamamıyla kim olduğunla, aşkı nasıl tanımladığınla ilgili. Aşk mı, aşk vs mi ya da belki başka