Harika bir kurgu, sürükleyici olay akışı, muazzam betimlemeler ve kıyıda köşede kalmış bir başyapıt...
1935 yazında bir gün, Tallis ailesinin on üç yaşındaki kızı Briony, ablası Cecilia ile ailenin hizmetçisinin oğlu, Cecilia'nın çocukluk arkadaşı Robbie arasındaki bir yakınlaşmaya şahit olur. Hikâye anlatmaya merakı ve o yaştaki bir çocuğun hayal gücü ve hırslarıyla, üçünün de hayatını derinden etkileyecek bir suç işlemesine neden olur...
Bunun kefareti ne olacaktır? Masum bir aşkın, kıskançlık ve öfkeye dönüşmesi hangi hayatların yaşanmasına ya da yaşanamamasına neden olabilir? Kim masum, kim suçlu?
Kefaret; Ian McEwan'dan okuduğum beşinci eser, beni en çok etkileyen eseriydi diyebilirim. Eserle birlikte eşzamanlı olarak filmini de izlemenin bunda payı var sanıyorum. McEwan'a betimleme ustası da diyebiliriz.
Kahramanlarının alt üst olan hayatlarını, İkinci Dünya Savaşı'nın soğuk yüzünü, umutları, vicdan azaplarını, sevgiyi, şehveti, masumiyeti anlatan, geçmişten günümüze kadar tüm gerçekliğiyle gözler önüne sunan çok güçlü bir eser.
Peki ama, suç bu günlerde neydi? Ucuzdu. Artık herkes suçluydu ve hiç kimse suçlu değildi.( S/236)
Bir suç vardı, evet. Ama aynı zamanda âşıklar da vardı.(S/332)
Ve bir hayat, hayatlar bu denli ucuz olmamalıydı, bu denli acıtmamalıydı...
Cecilia ve Robbie... Unutulmazlarımdansınız artık... Sevgiyle ♡