Kefaret : işlenmiş olan bir günahı bağışlatmak umuduyla verilen sadaka ya da tutulan oruç.
Her günahın kefareti olur mu?
Bu kitapta anlatılanlar bu soruyu sorduruyor okuruna. Yazardan her kitap okuduğumda aklıma şu soru geliyor;
Sen olsan ne yapardın?
Sizi belki de yüzleşmek istemediğiniz alanlara götüren bu soruyu sordurmak yazarın başarısı bana kalırsa.
Kitapta 13 yaşında Briony ile başlıyoruz yolculuğa. Öykü yazmaya meraklı, hayal gücü gelişmiş bir çocuk. Bir gün gördüklerini hayal gücünün etkisiyle yanlış yorumlaması, pek çok etkenin zihnini yanlış yönlendirmesi ile yaptığı tanıklık, söylediği yalan pek çok insanın hayatını baştan sona değiştiriyor.
Sonraki bölüm bizi savaş yıllarına götürüyor, sorgulamalar devam ediyor ve savaşın dehşeti karşısında insanın hayata bakış açısının nasıl bir değişime uğradığı, savaşın tüm dehşetine rağmen bir insanı tek bir cümlenin nasıl motive ettiği ve güç kazandırdığına tanıklık ediyoruz.
Çocukken yaptığı hatanın farkına varmasıyla bu günahını affettirmek adına kefaret ödemeye karar veren Briony bana Dostoyevski'nin şu sözünü hatırlattı;
"Yanlış trene bindiğinizde ilk istasyonda inmeye çalışın çünkü mesafe ne kadar artarsa, dönüş maliyeti de o kadar artar. "
KefaretIan McEwan · Can Yayınları · 20031,310 okunma
Stephen King'ın Uyuyan Güzeller kitabında Kefaret isimli kitabından bahsediliyor. Bazı karakterlerin kitap hakkındaki düşüncelerini okurken bu benim ilgimi çekmiş, alıp okumaya karar vermiştim. Baktım baskısı yok ve bu kitabı arayan birçok kişinin olduğunu gördüm. Kefaret, Booker ödüllü İngiliz yazarın en önemli eseri olarak kabul edilmiş ve BBC Culture’ın yaptırdığı ankete göre 21.yy’ın en iyi 20 romanı arasında yer almış. Bu sefer merakım daha çok arttı. Bazı kitap dostlarıma haber salmış, sahafları sorup kitabı bulmalarını rica etmiştim. Bulabilir miyim diye üzülüp umudumu kaybetmişken, ukitap'ta satışta olduğunu gördüm. Kitabın fiyatı yüksekti, arkadaş sağ olsun benim için indirim yaptı ve beni kırmayıp kitabın gerçek değerinin altında bana sattı...
Kitap 1935 yılında başlayıp günümüze kadar devam ediyor ve üç bölümden oluşuyor.
İlk bölümde, on üç yaşındaki Briony'ın yapmış olduğu bir hatanın sonunda kendisi de dahil üç kişinin hayatını tamamen değiştirecek bazı olaylardan bahsediliyor.
İkinci bölümde, birkaç yıl sonraya yani ll.Dünya Savaşı zamanına gidip, iftiraya uğrayan kişilerin geçmişe yönelik iç hesaplaşmalarını ve iftira sonucu hayatlarının değişip bir çıkmaza doğru sürüklenişlerini okuyoruz. Beni en çok etkileyen bölümde burasıydı.
Üçüncü bölümde tüm bunların sorumlusu olan kişi, nelere sebep olduğunu fark edip bundan pişmanlık duyacak ve suçun kefaretini ödemek için hem kendi ile yüzleşecek hem de kendini affettirmenin yollarını arayacaktır...
Kefaret, tartışmasız efsane bir eser. Harika bir anlatım, mükemmel bir kitap. Bazen istemediğimiz şeyleri bilinçsiz olarak yapıyor, içimizden gelen bu dürtüye engel olamıyoruz ve sonunda birkaç masum insanın köklü değişimine sebep olabiliyoruz. Hem de geri dönüşü olmayacak şekilde...
Kitap bir yandan hüzünlendirip
Önce filmini izlemiştim. Kitaptan uyarlama olduğunu bilmiyordum. Ve filmi çok beğenmiştim.Kurgu ortam anlatım ambiyans çok güzeldi. Farklı bir konusu vardı. İlgi çekiciydi. Daha sonra araştırınca romandan uyarlama olduğunu öğrendim. Hemen kütüphanede aradım. Başladım okumaya. Tekrar gördüm ki bu harika bir kurgu.
Çok beğendiğim kurgusuna gelecek olursak, 13 yaşındaki ergen bir kızın aşkı ve cinselliği (gerçekleşen olaylar silsilesi ile ) yanlış yorumlaması ve yanlış kararlar vermesi ile kimilerinin hayatına zarar vermesi ve büyüdükçe nasıl büyük bir hata yaptığını farketmesini anlatıyor. ( ay ne uzun cümle oldu :) )
KefaretIan McEwan · Can Yayınları · 20031,310 okunma
13 yaşında bir kız(Briony) ve altından kalkamayacağı bir suç. Briony, ablası Cecilia ve ablasının aşığı Robbie. Briony'nin yalan söyleyip Robbie'yi hapse mahkum etmesi hiçte zor olmadı. Bunu ablası ve Robbie arasındakileri görüp yanlış anlayıp Robbie'nin kötü ve sapık birisi olduğuna kanaat getirdiği için yaptı. Kendince ablasını korumak istiyordu. Küçük bir kızın kendi yarattığı ve herkesi içine sürüklediği dünyası. Bundan, sonraları pişmanlık duyup kefaretini ödemeye çalışacak ama faydasız.
Kitap akıcı ve dili güzel. Güzel çözümlemeleri vardı. Briony'nin içsel çatışmaları, pişmanlıkları, hatasını telafi etmek istemesi. Robbie'nin kötü giden, sevdiğinden ayrılmak zorunda kaldığı, savaşa gittiği hayatı. Cecila'nın yıllarca Robbie'yi beklemesi ve bu yalan yüzünden ailesinden ayrı kalmayı seçmesi. Mutsuz sonlar. Kitabın son sayfalarında doğum günü partisinde gözüm hep Cecilia ve Robbie'yi aradı ama onlar yoktu. Aşkınız böyle bitmemeliydi.
Kitapta tek beğenmediğim kısım, bölümler arası geçişte zaman atlamasının yarattığı sıkıntılar. Bir anda 5 yıl geçiyor ve okuyucu "Ne oluyor yahu hangi ara buraya geldik" oluyor. Ya da en azından bende öyle oldu. Bunun haricinde güzel bir kitaptı. Okuyacaklara keyifli okumalar.
Ian McEwan, kesinlikle favori yazarlarımdan. “Meselesi” olan, anlatmak istediğini hikâyenin içine doğal ve sarsıcı bir şekilde yerleştirebilen gerçek bir anlatı ustası.
Kefaret ise bu ününü fazlasıyla hak eden bir roman. Suç, çocukluk, aşk, savaş ve statü üzerine; ama en çok da gerçek ile hikâye arasındaki kırılgan sınır üzerine.
İnsanlar, çoğunlukla, en büyük zararları kötü oldukları için değil, emin oldukları için verirler. Gerçeği umursamadıkları için, ya da iyi kurgulanmış bir hikâyeye inanmak daha kolay geldiği için.
Ve belki de en sarsıcı olan şu: Hayal gücü çok güçlü bir çocuğun sözüne, gerçeği sorgulamaya üşenen yetişkinlerin kolayca teslim olması.
Çünkü kimi zaman hikâyeler, gerçekten daha inandırıcıdır.
İnsan türünün en büyük yeteneği belki de kendi uydurduğu şeye inanmak. McEwan da bunu yüzümüze çarpıp gidiyor, hiçbir vicdan rahatlatma hizmeti sunmadan.
Kelebek etkisinin en yoğun hissedildiği küçücük detayların başkaları tarafından nasıl görüldüğü ve harmanlandığını gösteren bir kitap. 13 yaşındaki bir kızın kararıyla değişen hayatlar. Kitap çok hüzünlü bir o kadarda umut verici. Son ana kadar o heyecan o hikayenin sonunu bulma isteği insanı sürüklüyor. Son ana gelince de her şey değişiyor. Ben bir kitabı efsane yapan şeyin her şeyden önce son final vuruşunun iyi olması gerektiğini düşünenlerdenim bu kitabın final vuruşu da bunu göstermiş. Bu kadar iyi bir kitap olup çok az okunması ve bilinmesi de üzücü. Bu arada başlarken Aşk ve Gurur yada Emma veya Jane Eyre gibi bir hikaye bulacağınızı düşünmeyin bu kitap daha çok hüzün barındıran bir kitap. Bunun yanında savaş dönemini de Dunkirk olaylarına da çok güzel değinen bir kitap. Yine söylüyorum tek kelimeyle EFSANE.
Son dönemlerde yazım dili bu kadar sağlam bir kitap okumamıştım. Kıdemli bir yazar olduğunu bildiğimiz, Ian Mc Ewan, kelime hazinesi geniş bir yazarın, cümleleri nasıl güçlü kullanabileceğine güzel bir örmek vermiş. Kitabın çeviri olduğu dikkate alındığında; çevirmenin de hakkını teslim etmek gerekir. Kitabın sadece dili değil, konusu da güçlü ve akıcı. 366 sahife çok keyifle okuma imkanı veriyor. Öncelikle yazmaya dönük hevesi olan arkadaşların bu kitabı okumalarını mutlaka öneriyorum. Zaten, yazar, kitabın kurgusuna dolaylı yoldan nasıl etkili yazı yazılırı da eklemiş. şöyleki, kitabın karekterlerinden Briony, yazma hevesi olan bir çocuktan ünlü bir yazara evrilen bir kişiliği temsil ediyor. Okuyan arkadaşların bu kitap hakkındaki yorumlarını duymayı çok isterim.
KefaretIan McEwan · Can Yayınları · 20031,310 okunma
Yürek parçalayan ve insanın içini ezen bir hikaye. İftira sonucunda parçalanıp dağılan hayatlar ve iftiracının sonsuz kefareti. Bazı sayfalarda ara vermek isteyebilirsiniz.
Harika bir kurgu, sürükleyici olay akışı, muazzam betimlemeler ve kıyıda köşede kalmış bir başyapıt...
1935 yazında bir gün, Tallis ailesinin on üç yaşındaki kızı Briony, ablası Cecilia ile ailenin hizmetçisinin oğlu, Cecilia'nın çocukluk arkadaşı Robbie arasındaki bir yakınlaşmaya şahit olur. Hikâye anlatmaya merakı ve o yaştaki bir çocuğun hayal gücü ve hırslarıyla, üçünün de hayatını derinden etkileyecek bir suç işlemesine neden olur...
Bunun kefareti ne olacaktır? Masum bir aşkın, kıskançlık ve öfkeye dönüşmesi hangi hayatların yaşanmasına ya da yaşanamamasına neden olabilir? Kim masum, kim suçlu?
Kefaret; Ian McEwan'dan okuduğum beşinci eser, beni en çok etkileyen eseriydi diyebilirim. Eserle birlikte eşzamanlı olarak filmini de izlemenin bunda payı var sanıyorum. McEwan'a betimleme ustası da diyebiliriz.
Kahramanlarının alt üst olan hayatlarını, İkinci Dünya Savaşı'nın soğuk yüzünü, umutları, vicdan azaplarını, sevgiyi, şehveti, masumiyeti anlatan, geçmişten günümüze kadar tüm gerçekliğiyle gözler önüne sunan çok güçlü bir eser.
Peki ama, suç bu günlerde neydi? Ucuzdu. Artık herkes suçluydu ve hiç kimse suçlu değildi.( S/236)
Bir suç vardı, evet. Ama aynı zamanda âşıklar da vardı.(S/332)
Ve bir hayat, hayatlar bu denli ucuz olmamalıydı, bu denli acıtmamalıydı...
Cecilia ve Robbie... Unutulmazlarımdansınız artık... Sevgiyle ♡
KefaretIan McEwan · Yapı Kredi Yayınları · 20201,310 okunma
Yıllardır kitaplığımda sessizce duran bir kitaptı Kefaret. Defalarca gözüme ilişti ama hiç elime almadım. O arada ne çok sıkıcı kitap okudum… Keşke bu roman bana fısıldayabilseydi: “Ben çok güzelim, beni çok seveceksin.” :)
McEwan, bir çocukluk hatasının nelere yol açabileceğini öyle derin ve incelikli anlatıyor ki sayfaların arasında kayboluyorsunuz. Bir yanlış anlama, söylenen tek bir söz, hayatların akışını tamamen değiştirebiliyor. Üstelik bunu yalnızca bireyler üzerinden değil; sınıf farkları, savaş ve zamanın yıkıcılığıyla da harmanlayarak sunuyor.
En çok etkilendiğim kısım ise son bölümdeki itiraftı. Romanın bütün duygusunu tersyüz eden, okuru vicdan, suç ve affetme üzerine düşünmeye davet eden bölüm… Bence kitabı büyük yapan da tam olarak buydu.
Kefaret, hem hikâyesiyle hem de anlatım gücüyle uzun süre aklımda kalacak. Bazen doğru kitabı doğru zamanda okumak gerekiyor; bu da benim için öyle oldu. Ve evet, çok güzeldin Kefaret. Seni çok sevdim.
Bir de filmini izlemek istiyorum. 2007’de çekilen Kefaret filmi, En İyi Özgün Müzik dalında Oscar kazanmış. Bakalım, kitabın bende bıraktığı etkiyi sinemada da yaşayabilecek miyim?
KefaretIan McEwan · Yapı Kredi Yayınları · 20201,310 okunma
İngiltere’nin Aldershot kasabasında doğan McEwan çocukluğunun büyük bir kısmını subay olan İskoç babası David McEwan’ın atandığı Doğu Asya, Almanya ve Kuzey Afrika’da geçirdi. Woolverstone Hall School, University of Sussex ve University of East Anglia’da öğrenip gören yazar, Malcolm Bradbury’nin öncülük ettiği “Yaratıcı Yazarlık Kursu”nun ilk mezunlarından biri oldu.
İki kere evlenen McEwan’ın ikinci eşi olan Annalena McAfee The Guardian’ın eleştiri bölümünün eski editörlerindendir. 1999 yılında ilk eşi olan Penny Allen vesayeti tıpkı 15 yaşındaki abisi gibi babaları McEwan’a verilen 13 yaşındaki küçük oğulları ile birlikte kaçtı.
2004’ün Mart ve Nisan aylarında - Britanya Devleti, yazarı Amerika’nın First Lady’si Laura Bush’la yemek yemeye davet ettikten hemen sonra - McEwan’ın Amerika Birleşik Devletleri’ne girişi uygun vizeye sahip olmadığı için reddedildi. Britanya basınında yapılan yayınların arkasından McEwan Birleşik Devletler’e “Sizi hala kabul etmek istemiyoruz ama dışarıda olmanız pek çok uygunsuz yayına sebep oluyor” açıklaması ile kabul edildi. Daha sonra Birleşik Devletler kendisine bir özür mektubu yolladı.
Royal Society of Literature, Royal Society of Arts, American Academy of Arts and Science McEwan’ın üye olduğu bazı gruplardır. 1999 yılında Hamburg’da Alfred Toepher Vakfı tarafından Shakespeare Ödülü’ne layık görüldü. Ayrıca British Humanist Association’ın seçkin destekçilerinden olan McEwan 2000 senesinde İngiliz Şövalyelik Ödülü ile ödüllendirildi.
Ian McEwan, 2002 yılında II. Dünya Savaşı sırasında başka bir aileye evlat olarak verilen bir erkek kardeşe sahip olduğunu öğrendi ve bu hikâye 2007 yılında kamuoyu tarafından duyuldu. McEwan’dan 6 yaş büyük olan ve aynı anne babaya sahip olan duvar ustası David Sharpe, McEwan’ın ebeveynlerinin evlenmeden önce yaşadıkları yasak aşkın meyvesi olarak dünyaya geldi. McEwan’ın annesi aşığıyla ilk kocası savaşta öldükten sonra evlenebildi. Ian ise bu nikahtan birkaç sene sonra dünyaya geldi.
McEwan’ın yayınlanan ilk eseri 1976 yılında Somerset Maugham Ödülü’nü kazandığı kısa hikâyelerinden oluşan İlk Aşk, Son Törenler (First Love, Last Rites, 1975) isimli kitabıdır. Bu kitabı iki ilk roman sayılabilecek The Cement Garden (1978) ve Yabancı Kucak (The Comfort of Strangers, 1981) isimli eserler takip etti. Bu iki roman McEwan’ın edebiyat dünyasında “Ian Macabre” olarak anılmasına sebep oldu.
1997’den yayınlanan ve erotomani hastalığına yakalanmış bir insanı konu alan Sonsuz Aşk (Enduring Love) isimli romanı Man Booker Ödülü aday listesinde yer alamamasına rağmen pekçokları tarafından bir başyapıt olarak nitelendirildi. McEwan Booker Ödülü’nü 1998 yılında Amsterdam’da Düello (Amsterdam) isimli romanı ile aldı. Bir sonraki romanı Kefaret (Atonoment, 2002) de çok büyük beğeni kazandı. Time Dergisi eseri 2002 yılının en iyi romanı ilan etti ve roman Booker Ödülü aday listesine girdi.
2005 yılında yayınlanan romanı Cumartesi’de (Saturday, 2005) başarılı bir beyin cerrahının bir cumartesi günü yaşadıklarını işledi. Romanın ana karakteri olan Cerrah Henry Perowne’un evi Londra’nın merkezinde ünlü bir meydandadır. McEwan da Oxford’dan Londra’ya geri taşındıktan sonra aynı meydanda bulunan evinde yaşamaktadır. “Cumartesi” James Tait Black Memorial Prize ile ödüllendirildi. An itibarı ile son kitabı olan On Chesil Beach, 2007 senesinde çıktı ve aynı sene Booker Ödülü adaylarından biri oldu.
McEwan ayrıca pek çok film senaryosuna, bir adet sahnelenmiş oyuna ve bir oratoryaya imzasını atmıştır. 2007 Ağustos’unda “For You” isimli operanın metinlerini yazmaya başlayan McEwan’ın bu eseri Michael Berkeley tarafından bestelenecek ve 2008 yılı içinde icra edilecektir.2006 yılı sonunda, McEwan’ın büyük beğeni kazanan romanı Kefaret’i Lucilla Andrews’ın otobiyografisi “No Time for Romance”’den yaptığı intihalle yazdığı iddia edildi. Yazar masumiyetini The Guardian’da savundu, Andrews’un çalışmasından Kefaret’i yazdıktan sonra haberi olduğunu söyledi. McEwan, Amerikalı büyük yazar Thomas Pynchon’ın da içinde bulunduğu pek çok önemli yazar tarafından da savunuldu.
İlk romanı The Cement Garden’ın orijinalliği hakkında da yorumlar yapılan McEwan’ı son olarak Claire Henderson-Davis “On Chesil Beach”’de annesinin ismini kullanıp ebeveynlerinin hayat öykülerini anlatmakla suçladı. McEwan bütün bu suçlamaları da reddetmektedir.