Selam! En sevdiğiniz serime Gizem 'nin ricası ile Jack London ile devam ediyoruz. Ancak bundan sonra seriyi isteklere kapatmak istiyorum izninizle..
Jack London önce macerayı yaşayıp sonra yazan nadir yazarlardan. Korsanlık yaptı, hapse girdi, altın aradı, okyanuslara açıldı, devrim hayalleri kurdu, servet kazandı, servet kaybetti ve henüz 40 yaşında gizemli bir şekilde öldü. Kısacası Jack London'ın hayatı, romanlarından bile daha çılgındı.
Korsanlıktan Polise: İstiridye Hırsızlığı Günleri
Jack London'ın suç kariyeri oldukça erken başladı. Henüz 15 yaşındayken borç para ile bir tekne satın aldı ve San Francisco Körfezi'nde istiridye korsanlığı yapmaya başladı. Geceleri başkalarına ait istiridye yataklarını yağmalıyor, sabah olduğunda da çaldığı ürünleri satıyordu.
İşin en komik tarafı ise birkaç yıl sonra taraf değiştirmesiydi. Bu işten sıkılınca ya da yakalanma riskinin arttığını görünce Balık Polisi Devriyesi'ne (Fish Patrol- Türkiyede sanırım yok.) katıldı. Böylece bir zamanlar birlikte çalıştığı korsanların peşine düşen kişi oldu.
Hapis ve Serserilik Okulu
Genç London bir dönem Amerika'yı yük trenlerine kaçarak dolaşan işsiz gezginlerden biri hâline geldi. Bu yolculuklardan birinde serserilik suçlamasıyla tutuklandı ve kısa süre hapis yattı.
Daha sonra bu deneyimin hayatını değiştirdiğini söyleyecekti. Hapishanede gördüğü yoksulluk ve eşitsizlik onu derinden etkiledi; ilerideki sosyalist görüşlerinin temelleri de büyük ölçüde burada atıldı.
İntihar Girişimi ve Bir Sarhoşluk Hikâyesi
Jack London içkiyle hayatı boyunca pek çok problem yaşadı. Bunu da son derece dürüst bir şekilde John Barleycorn adlı eserinde anlatmış.
Gençlik yıllarında bir gece körfezde sarhoş haldeyken denize düştü. O sırada yaşama isteğini tamamen kaybettiğini ve kendisini
Bazı yazarlar vardır; yalnızca hikâye anlatmaz, insanın içine yürür. Jack London benim için tam olarak böyle bir yazardır. Onu okurken sadece bir romanın içinde değil, bir hayatın, bir mücadelenin, bir varoluş sancısının içinde bulurum kendimi.
Oyun ile insanın onurunu
Uçurum İnsanları ile yoksulluğun yüzünü
Denizin Çağrısı ile gücün vahşetin sınırlarını
Vahşetin Çağrısı ile doğaya dönüşü
İyi Köpekler Kötü Köpekler Ve Kuzey Toprakları ile sadakati
Ateş Yakmak ile hayatta kalmanın acımasızlığı
Demiryolu Serserileri İle senin başıboş ruhunu
Bir Kuzey Macerası ile soğuğun yalnızlığın edebiyatını
Kızıl Veba ile insanlığın sonunu
Âdem'den Önce ile geçmişimizi
Beyaz Diş ile vahşilik ile sevgi arasındaki çizgiyi hissettim.
Kimine göre Jack London, yalnızca Martin Eden’dır: hırslı, yalnız, anlaşılmamış bir yazarın hikâyesi. Kimine göre bir başarı öyküsü, kimine göre büyük bir yenilgidir. Ama benim için Jack London bundan çok daha fazlasıdır.
Şu anda ise John Barleycorn’u okuyorum. Bu kitapta onun en çıplak, en kırılgan hâlini görüyorum. Güçlü olduğu kadar yorgun, cesur olduğu kadar kaybolmuş bir insanı…
Kimine göre Jack London Martin Eden’dır.
Kimine göre John Barleycorn’dur.
Ama benim için o, uçurumun kenarında yaşamış, düşmüş, kalkmış, yine yazmış bir insandır.
O, hem vahşeti hem merhameti, hem umudu hem yıkımı aynı satırda taşıyabilen nadir yazarlardandır.Ve bazen içimden şunu geçirmek geliyor:
Gel, seninle varoş bir meyhanede, salaş bir masada rakı içelim Jack London. Gürültüden uzak, hayatın kenarına kurulmuş bir yerde… Birer kadeh kaldırıp susalım önce. Masada eski bir örtü, camı buğulanmış bardaklar, dışarıda yarım kalmış hayatlar…Kadehler çarpışıyor.
Camın sesi kısa, anlamı uzun.Bizi yerden yere vurduğun, aynaya bakmaya zorladığın,
kaçamadığımız gerçekleri yüzümüze çarptığın için mutsuzluğuna ...
Sen de az yakışıklı sempatik değilmişsin Bay London🙂↔️, her ne kadar elinde Beyaz Diş olsa da asıl sohbetimiz, Martin'imiz üzerine oldu. 🕵🏽♀️
" Asıl yaralayan şey duygularıydı. " 🎈
Beyaz Diş