Jack London okumalarım Martin Eden ile başlamıştı, peşinden Vahşetin Çağrısı ve Beyaz Diş sonra da Kurt Dölü geldi. Kurt, köpek, soğuk, altın avcılığı temalı okuduğum 3 kitabın en iyisi (Atalarının Tanrısı isimli öykü kitabı da sanırım benzer konular çevresinde işleniyor ama onu henüz okumadım.) Beyaz Diş bence, diğer ikisi Beyaz Diş’e uzanan basamaklar. İçlerinde bazı vahşi sahneler olsa da 12-14 yaş itibariyle okunabilir diye düşünüyorum.
Konuya gelecek olursak, insanın doğa ile imtihanı, büyümek, gelişmek, cesaret, ithaat etmek, baş kaldırmak ve yaşam mücadelesi üzerine notlarla dolu bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Köpeklerin ve kurtların gözünden insana bakış ve bunun yorumu, insanı tanrı olarak kabul etmeleri ve tanrı yorumu dikkat çekiciydi. Hatta Steinbeck’in Cennet Çayırı isimli kitabında Vahşetin Çağrısı ismen geçiyor ayrıca yine Steinbeck’in Cennetin Doğusu isimli kitabında da çocukların bir dönem ebeveynlerini tanrı olarak gördükleri yazıyordu. Çocuk-ebeveyn-tanrı yorumuyla kurt-sahip-tanrı yorumu birbirine benziyordu.
Bir başka yorum da insanların evcil hayvanlara ve diğer hayvanlara bakış açılarıyla ilgili belki de iki yüzlüce olan yorumdu, oldukça gerçekçiydi. Tüm bunlara değinirken maceradan maceraya da atlıyor kahramanımız ve oldukça sürükleyici bir anlatımla ilerliyor kitap. Erken yaşlarda okumak çok daha keyifli olabilir ama yine de denk gelirseniz kaçırmayın Beyaz Diş’i. İyi okumalar.
soğuk,açlık ve hayatta kalma mücadelesini insanların değil, aynı koşulları onlarla paylaşan hayvanların açısından anlatıyor yazar.. Beyaz Diş, damarlarında hem kurt hem de köpek kanı taşıyan bir kurt kırmasıdır.. ininden çıkıp gerçek dünyayla yüzleşmeye başladığında, yaşamın onu sürükledikleri karşısında onunla birlikte yuvarlandım adeta.. insan-tanrı olarak gördüğü insanların hükmü altında yaşadıkları, vahşi doğanın ona sunduklarından daha da vahşiceydi.. kafes dövüşlerinden yediği dayaklara uzanan acımsızlıklar yine bir insan eliyle son buldu nedense.. Weedon Scott’ın onu alıp sevginin gücüyle sarmalamaya başlamasını Beyaz Diş ilk zamanlar yadırgasa da, sonradan bunun sonsuz bir bağlılığa dönüşmesine engel olamıyor.. ve kuzeyden güneye California’ya uzanan yolculuğun son dönemecinde, bir katille aile arasına set ören Beyaz Diş, minnet borcunu ödemekle kalmıyor, aile içinde de kutlu bir duruma yükseliyor.. hayatın hayvanlar için de nasıl değiştiğinin çok güzel bir örneğiydi bu kitap.. Beyaz Dişi’n asaleti kadar da kutsaldı bence..
Beyaz DişJack London · Engin Yayıncılık · 200595,5bin okunma
Ne romandı be!
“Kendi soyundan bir dişiydi bu ve soyunun yasalarına göre erkekler dişilerle dövüşmezlerdi.”
Baştan sona tasvir ama harika tasvirler, bir enik kurdun gözünden bir roman, yetişkinliğine geldiği ana kadar hep onun gözünden yaban hayatı ve medeni hayat harikulade anlatılmış. Galiba baştan sona bir hayvanın baş karakter olduğu tek roman.
Jack London’u bu kadar geç okuduğuma hayıflanıyorum doğrusu!
Çok güzeldin Beyaz Diş... İnsanoğlunun sana yaptığı onca işkenceye rağmen hala içinde filizlenen sevgi tohumları okurken beni derinden etkiledi.. Sevgi her şeyi iyileştirir
Beyaz DişJack London · Engin Yayıncılık · 200595,5bin okunma
Jack London okumayı seven biri olarak bu kitaba da başlarken pozitif bir ön yargı ile başladım, sonuçsa benim ön yargımdan çok yazarın başarılı kaleminden ve hayal gücünden dolayı bu kitabı çok ama çok
Bu tarz klasikler okuyacaklara naçizane tavsiyem kesinlikle iyi bir yayınevinden okuyun. Bunu belirtmekteki amacım bir dönem, ne olacak kitap işte deyip bazı klasikleri murdar etmiş yayınevlerinden
Beyaz diş farklı hayatların bakış açısını bize ustalıkla sunmuş bir hikaye. Ancak beni en çok etkileyen şey beyaz dişin bakış açısıyla bir hayvanın insana olan bağlılığı sevgisi nefreti ve bütün duygularını onun saf hayvan içgüdüleri ile gözlemleme şansnı bize vermesiydi.. Hayvansever biri olarak bazen hem güldüm hem heyecanlandım hem de birçok kez hüzünlendim.
Bazen insanoğlunun ne kadar kötü ne kadar korkunç duygular besleyebileceğini görmek bazen de bir insanın melek kadar mükemmel bir varlık olabileceğini de yüzümüze vuruyor. Kitapta Beyaz diş'in başından geçen iyi ve kötü her şeyi onun duygularıyla harmanlanıp okuyacaksınız. Benim için bu hikaye listemde ilk üçe girmeyi basardi. Tabii ki size de şiddetle tavsiye ediyorum. Beyaz DişJack London
Beyaz diş'e sevgilerimle
Beyaz Diş benim için, “vahşilik” ile “medeniyet” arasındaki çizginin aslında ne kadar geçirgen olduğunu anlatan çok güçlü bir roman.
Beyaz Diş’i okurken onu bir hayvan kahramandan çok, koşulların şekillendirdiği bir bilinç gibi görüyorum. Kitap boyunca Beyaz Diş ne “iyi” ne de “kötü”; sadece hayatta kalmayı öğreniyor. Kuzeyin acımasız doğasında sertleşmesi, saldırganlaşması bir tercih değil, zorunluluk. Bu yüzden onun vahşiliği bana korkutucu değil, son derece anlaşılır geliyor.
Romanın en çarpıcı yanı bence şu fikir:
Sevgi öğrenilen bir şeydir.Beyaz Diş sevgiyle doğmuyor; hatta uzun süre sevginin ne olduğunu bilmiyor bile. Ama doğru insanla, doğru ortamda, yavaş yavaş değişebiliyor. Bu dönüşüm, “doğa mı, yetiştirme mi?” tartışmasına çok insani bir cevap veriyor: İkisi de.
Ayrıca kitap bana şunu da hissettiriyor:
İnsanın zalimliği, doğanın zalimliğinden daha yaralayıcı. Doğa öldürür ama kin tutmaz; insanlar ise gücü ele geçirdiklerinde acımasızlaşabiliyor. Beyaz Diş’in en derin yaralarını dişler değil, insanlar açıyor.
Son olarak, Beyaz Diş’in vahşetten evcilliğe doğru yolculuğu bana ters bir evrim gibi geliyor:
Modern dünyada bizler de bazen tam tersini yaşıyoruz kalabalıklar içinde yaşayıp içten içe yabanileşiyoruz.
Kısaca, Beyaz Diş benim için sadece bir macera romanı değil;
koşulların ruhu nasıl yoğurduğunu, sevginin ise onu nasıl yeniden şekillendirebildiğini anlatan çok güçlü bir hikâye.
Her insanın içinde çatışan bir iyi ve bir kötü kurt vardır diye başlayan ve "hangi kurdu beslersen o kazanır" diye biten çok bilindik bir hikaye vardır ya. Hah! İşte bu roman tam tersini iddia ediyor. Bir iyi insan vardır bir de kötü insan. "Hangisi kurdu beslerse o kurdun kaderidir."
Jack London hikayeye, bizi sert doğa koşullarında hem insanın hem de yaban hayvanlarının yaşam mücadelesinin arasına atarak giriş yapıyor. Sonra Beyaz Diş'in doğuşundan gözünü açışına, hayatta kalma içgüdüsünden insanları tanıyışına, acı deneyimlerinden aidiyet duygusana kadar hayatını bölüm bölüm bizlere anlatıyor.
London bize Beyaz Diş'i sanki bir çocuğun dünyayı algılayışındaki o saflığı tadında aktarıyor ki bunu çok sade dilde ve olay geçişleri okuyucuyu zinde tutacak şekilde yapıyor. Belki size gülünç gelecek diyeceğim şey ama ben Beyaz Diş'i, hikaye akarken hep Zeze'ye benzettim.
Hayatımda geç okuduğuma en üzüldüğüm kitaptır Beyaz Diş! Keşke herkes en geç yirmisine kadar okumuş olsa.
Beyaz DişJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202095,5bin okunma
Karların içinde başlayan yolculuk bir anda kurtların yaşamına evrildi. Jack London analiz konusunda çok başaralı bir yazar. Bir kurdun bakış açısıyla okuduğum bu kitabı çok sevdim. Kitabı elime aldığım her an soluksuz okudum. (İş yüzünden bir süre elime alamadım yoksa kısa sürede okumak isteyeceğiniz bir kitap)
Yazarın diğer kitaplarını da okuyunca olayları detaylandırma kısmında ne kadar haklı olduğunu fark ettim. Kitabın uzun ya da kısa olması Jack için önemli değil. Karakter gelişimini okuyucuya ne kadar sürede yansıtırsa kitabı da tam o zaman bitiriyor. Kısaca yazım dili olarak, kurgu olarak enfes bir kitaptı…
12 Ocak 1876’da San Francisco’da doğdu. Gerçek adı John Griffith Chaney’dir. Evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelen Jack London, soyadını, henüz sekiz aylıkken annesinin evlendiği John London adlı savaş gazisinden aldı. Maddi sıkıntılar nedeniyle küçük yaşta okulu bırakıp gazete satıcılığı, tayfalık, balıkçılık, istiridye korsanlığı, gazetecilik, sahil koruma devriyeliği gibi çeşitli işlerde çalıştı ve Amerikan işçi sınıfını tanıdı. 1894’te serserilik suçlamasıyla otuz gün hapis yattı. Hapisten çıktıktan sonra hayatını değiştirmek arzusuyla liseye kayıt yaptırdı. Lise öğrenimini bir senede tamamlayarak 1896 yılında Kaliforniya Üniversitesi’ne girdi. Bir dönem okuyabildiği üniversiteden maddi zorluklar sebebiyle ayrıldı. 1897’de Klondike bölgesinde altın arayanlara katıldı ama bir yıl sonra yine yoksul ve işsiz olarak geri döndü. Yoğun bir çalışma programı hazırlayarak şansını yazarlıkta denemeye karar verdi. Soneler, baladlar, nükteli fıkralar, anekdotlar, korku ve serüven öyküleri yazmaya başladı. 1909’da yazdığı Martin Eden bu dönemi yansıtması bakımından otobiyografik izler taşır. İlk kitabı Kurt Dölü (1900) büyük ilgiyle karşılandı. Aynı yıl Elisabeth Maddern ile evlendi ve bu evlilikten iki kızı oldu. Ancak bu beraberlik uzun ömürlü olmadı ve 1904’te sona erdi. Charmian Kittredge ile ikinci evliliğin ardından 1916’da Kaliforniaya’daki çiftliğinde hayatını kaybetti. London yazarlık kariyeri boyunca elliye yakın kitap yazdı ve döneminin en çok okunan yazarlarından biri oldu. Yazdıkları, yaşadıkları etrafında şekillenmiş, sosyalizmin de etkisiyle toplumcu bir dünya görüşüne ulaşmıştır. Başlıca eserleri arasında Beyaz Diş, Martin Eden, Uçurum İnsanları, Vahşetin Çağrısı yer alır.