Cengiz Aytmatov, eserlerinde doğayı ustaca bir şekilde okuyucuya sunmayı başarabilen, tabiatın kokusunu, yeşilliğini ve hissiyatını sayfalarına işleyen bir yazar.
Romanın iki ana karakteri, saf ve iyi niyetli Mümin Dede ile kaba, nobran ve çıkarcı Orozkul, bu zıtlıkları temsil ediyor. Mümin Dede, hayatını iyiliğe adamış bir figür olarak, her zaman alttan almayı ve insanlara hizmet etmeyi tercih ediyor. Buna karşın, Orozkul, kendi hırsları ve tutkuları uğruna doğayı ve insanları acımasızca harcayan bir karakter. Bu iki figür üzerinden Aytmatov, salt iyilik ve kötülük kavramlarını sorgulamamızı sağlıyor. Ancak yazar, bu zıt karakterlerin dahi dengeyi koruyamadığını gözler önüne seriyor. Mümin Dede’nin iyiliği, onu fedakârlıkta aşırıya götürerek kendisini ve inandıklarını koruyamaz hale getirirken, Orozkul ise tamamen kötülüğün pençesinde bir figür olarak karşımıza çıkıyor.
Hikâye boyunca gücün getirdiği hakimiyet duygusu ön plana çıkıyor. Orozkul, hem doğaya hem de insanlara hükmetme arzusuyla hareket ederken, Mümin Dede gibi iyi niyetli bir insan bile bu güç karşısında çaresiz kalabiliyor. Öyle ki, Mümin Dede kendi değerlerini çiğneyerek, damadının isteklerini yerine getirmek için ceylanları avlamak zorunda kalıyor. Burada yazar, okura önemli bir soru yöneltiyor: Şartlar değiştiğinde, iyilikten yana olan bir insan kötülüğe teslim olabilir mi? Salt iyilik ya da salt kötülük, insanın içinde her zaman var mıdır yoksa şartlar, insanın seçimlerini değiştirebilir mi?
Hikâye, umutsuz bir sonla bitse de insandaki çocuk vicdanının, iyilik tohumlarının varlığını sürdürebileceğine dair bir umut ışığı sunuyor. İnsan yaşadığı sürece hak, doğruluk ve iyilik kavramlarının filizlenmeye devam edeceğinin mesajını veriyor.