Komiser Recai Bey; hastalık derecesinde titiz, karakola düşen insanlara karşı merhametsiz, kadınlara karşı tiksinti duyan buna karşın korkusuz, mesleğine saygılı, onurlu, namuslu bir polis memurudur. Çocukluğunda yaşadığı travmalar, eziyetler ve talihsizlikler, sevgisiz büyüyen Recai Bey'in, insanlara karşı bilinçaltında yarattığı kin ve tiksinme; onları yok edilmesi gereken bir böcek gibi algılamasına ve yaşadıgı Dünyanın bu böceklerden temizlenmesi gerektiğini düşündürmektedir. Böcek Romanı: Ana karakterin iç dünyasında ki çelişkileri, hezeyanları, paranoyalarını okuyucuya tüm şeffaflığıyla gösteren, benzerinin az olduğu psikolojik türde bir romandır.
Erhan Bener’in Böcek romanı, açıkça “faşizm” demese de bütün kurgusunu bu eksen üzerine kurar. Roman, faşizmi bir siyasi rejim olarak değil, bireyin gündelik yaşamına sızmış bir varoluş tarzı olarak
Böcek ~Erhan Bener
Merhaba sevgili kitapseverler, haftayı Türk Edebiyatının ustalarından Erhan Bener’in derin psikolojik anlatımıyla dikkat çeken ve beyaz perdeye de aktarılmış romanı ile açıyorum.
Erhan Bener’le neden daha önce tanışmamışım? Bir edebiyat öğretmeni olarak Yusuf Atılgan, Oğuz Atay vb. yazarlar kadar iyi bir kalem olduğunu düşünüyorum. Yani edebiyat derslerinde işlenmeli, kitapları daha çok okunmalı. Bu kitaba geçecek olursak Recai Bey’in hayatı geri dönüş ve bilinç akışı tekniği ile kronolojik bir sıra olmadan veriliyor. Kitapta bölüm yok. Bu da bilinç akışı tekniğinin Recai Bey’in kafasının içi gibi durmadan konuşmasını okura güçlü bir şekilde veriyor. Hangi paragrafta ne çıkacağı belli değil. Yeri geliyor aniden şok ediyor yeri geliyor üç beş sayfa önce söylediği olayın sırrı çözülüyor. Belli bir okuma birikimi isteyen bir kitap. Ee sonuçta modernizm. Ben çok sevdim, diğer kitaplarını da en kısa zamanda okuyacağım yazarın.
Erhan bener'in okudugum ilk kitabiydi ve dilini çok beğendim. Cümleler hiç sıkmadan o kadar akıcıydı ki sanki dizili boncuklar gibi. Kitaptaki karakterin psikolojik çöküntüsü hiç sıkmadan anlatılmıştı.
Eserin anakarakteri, Komiser Recai Bey; hastalık derecesinde titiz, karakola düşen insanlara karşı merhametsiz, kadınlara karşı tiksinti duyan buna karşın korkusuz, mesleğine saygılı, onurlu, namuslu bir polis memurudur. Çocukluğunda yaşadığı travmalar, eziyetler ve talihsizlikler, sevgisiz büyüyen Recai Bey'in, insanlara karşı bilinçaltında yarattığı kin ve tiksinme; onları yok edilmesi gereken bir böcek gibi algılamasına ve yaşadıgı Dünyanın bu böceklerden temizlenmesi gerektiğini düşündürmektedir. Böcek Romanı: Ana karakterin iç dünyasında ki çelişkileri, hezeyanları, paranoyalarını okuyucuya tüm şeffaflığıyla gösteren, benzerinin az olduğu psikolojik türde bir romandır.
Bir karaktere bu kadar sinir olup, aynı zamanda onu bu kadar çok anlamaya çalışmak duygusunu bana aşılıyor olduğu için yazara,yazarlığına, anlatımına bir kez daha hayran kalıyorum... harika bir kurgu... harika bir aktarım...
Erhan Bener'in "Böcek" adlı romanıni şimdi bitirdim. Okurken ister istemez aklıma Oğuz Atay'ın "Korkuyu Beklerken" öyküsü geldi. Her iki yazar da insanların toplumdan yabancılasmasini ve iç dünyalarındaki karmaşıklığı anlatırken bilinç akışı tekniğini çok başarılı şekilde kullanmış.
"Böcek"te Bener, karakterin zihnindeki karmaşık düşünceleri ve duygusal dalgalanmaları çok güzel yansıtıyor. Üstelik bunu yaparken gereksiz duygusallık ve klişelerden uzak duruyor. Bu da romanı hem gerçekçi hem de özgün kılıyor.
Bener'in sade ama etkili anlatımı ile Türkçe'yi kullanımı müthiş. Dil kullanımı, karakterlerin duygusal durumlarını ve psikolojik derinliklerini çok iyi yansıtıyor.
Romanının sonu ise gerçekten etkileyici. Bener, okuyucuyu tatmin eden, hakkaniyetli ve anlamlı bir sonla bitiriyor romanı: Etkileyici ve düşündürücü bir son.
Uzun lafın kısası, Erhan Bener, okuyun, okutun.
Yazardan okuduğum ilk kitaptı, beğendim. Başka kitaplarını da okuyacağım.
Bundan sonrası için spoiler olabilir.
Çocukluğunda yaşadığı travmalardan dolayı takıntılı (bayağı okb'li) işkolik bir polisin, daha basit ve düşük bir göreve çekilmesiyle ruh sağlığının daha da bozulmasını konu ediyor. Okurken ister istemez adama acıdım, kızamadım. Özellikle yaptığı son derece yanlış evlilik de her şeyin tuzu biberi olmuş. Karısına gene de iyi dayanmış ama en sonunda astım ilacını kasıtlı olarak vermeyerek ölümüne sebep olmuş. Her ne kadar karısından nefret bile etse ölümü onu etkilemiş ve psikolojik olarak daha da kötüye gitmiş.
Sonunda da beyin kanaması geçirip ölüyor.
"İçini çekti. Elini yüreğinin üstüne bastırdı. Orada sürekli kanayan bir yara vardı. Bu yarayı doktor göremezdi. Onun acısını kendisinden başka kimse bilemezdi. Onu öldüren, daha doğrusu yavaş yavaş ölüme götüren bir yaraydı bu. O yarayı açan kurşunu sıkan el yoktu artık, ama yara durmadan kanıyordu. Korkuyordu Recai Bey. Ölmekten değildi korkusu. İnsan bir kez ölürdü. Zamanı gelince, ki bu zaman birdenbire de gelebilirdi, ölememekten korkuyordu."
Erhan Bener, Türk yazar ve bürokrattır.
Türkiye'nin ilk fen doktorlarından Raşit Bener'le Mediha Hanımın oğlu, felsefeci Cemil Sena Ongun'un yeğenidir. Ayrıca kendisi gibi yazar Vüs'at O. Bener'in kardeşi, Yiğit Bener'in babasıdır.
Türk edebiyatının 1950 kuşağı yazarlarındandır. Roman, öykü, anı, deneme ve tiyatro oyunları yazarlığının yanı sıra, çocuk kitapları, radyo oyunları ve senaryolar yazdı, çeviriler yaptı. Eserleriyle çok sayıda ödül kazandı.
Böcek, Sisli Yaz, Ölü Bir Deniz ve Yalnızlar romanları sinemaya aktarıldı. Böcek filmi, 32. Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Film Ödülü'ne değer görüldü.
YAŞAMI;
1929 yılında Lefkoşa'da doğdu. Babası Türkiye'nin ilk fen doktorlarından Mustafa Raşit Bey, annesi Mediha Hanım'dır. Babasının Kıbrıs Türk Lisesi'nde fen bilgisi öğretmenliği yaptığı sırada doğdu. Ailenin ikinci çocuğu idi. Ağabeyi öykücü Vüs'at O. Bener onun yetişmesinde etkili oldu. Amcası felsefeci Cemil Sena Ongun ise çocukluk ve gençlik yıllarında değil ama sonraki yıllarda onun düşüncelerinde etkili oldu. Kız kardeşi Bilge, kendisinden on yıl sonra doğdu.
Ortaöğrenimini, öğretmen olan babasının sık sık görev yerinin değişmesinden ötürü Anadolu'nun çeşitli il ve ilçe merkezlerinde tamamladı. İlkokul yıllarından itibaren yazarlığa heves duydu. Öğrenimi sırasında en uzun süre kaldığı yer olan Kayseri'de geçirdiği yıllar, düşünsel ve edebi yaşamında önemli yeri oldu. İlk şiirleri ve ilk öyküsü Küçük İstasyon, Kayseri Halkevi Dergisi olan Erciyes'te yayımlandı. 1948'de Sesler adlı şiir kitabını babası Kayseri'de kendi bütçesinden karşılayarak bastırdı.
1946 yılında girdiği Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden 1950 yılında mezun oldu. Üniversite öğrenimi sırasında edebiyat tutkusu devam etti. Öğrenciliği sırasında iki roman yazdı ve Ahmet Halit Yaşaroğlu'na başvurarak yayımlatmak istedi ancak o yaşta bir gencin bu tarz romanlar yazamayacağı gerekçesiyle reddedildi.
1950'de Maliye Bakanlığı'na memur olarak girdi; müfettiş yardımcılığı, hesap uzmanlığı ve hazine genel müdür yardımcılığı, kambiyo kontrol dairesi başkanlığı görevlerinde bulundu. Bu dönemde maliye üzerine eserler yazdı. Uzman yardımcısı olduğu üç yıllık dönemde görevi gereği Anadolu kentlerinde gezdi, işinden arta kalan zamanı yazarak değerlendirdi. Bu dönemin ürünü olarak ilk romanı Acemiler'i 1952 yılında yayımladı. Ardından Yalnızlar romanı, Bülent Ecevit'in arka kapak yazısı ile Ulus gazetesinde tefrika edildi.
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 1956'da lisans diploması aldı. 1957'de Neşecan Otyam ile evlendi. 1957'de staj için bir yıllığına Brüksel'e gönderildi. İlk çocuğu Yiğit Bener, Brüksel'de bulundukları sırada doğdu. Erhan Bener bu görev sırasında katıldığı Expo’58'e ilişkin izlenimlerini Batıdan başlığıyla bir yıl boyunca Varlık dergisinde yayımladı. Avrupa Yazarlar Birliği'nin Roma'daki genel kuruluna katılarak birçok batılı yazarla tanıştı.
1963-1966 ve 1969-1973 yıllarında Paris'te, önce Türkiye Büyükelçiliği maliye müşaviri daha sonra da OECD Türkiye Daimi Temsilciliği başkan yardımcısı olarak görev yaptı. Ara Kapı adıyla 1961'de yayımladığı romanı ilk yurtdışı görevi sırasında 1965'te Fransızcaya çevrilerek Le Chat et la mort adıyla yayımlandı; Fransız-Türk Kültür Cemiyeti Büyük Roman Ödülü'ne değer görüldü (Fransızca baskısı sonrasında yazar, eserinin ismini Kedi ve Ölüm olarak değiştirmiştir).
1966'da ilk yurtdışı görevinden sonra edebiyat çalışmalarına ara verdi. 1966'da yayımlanan Baharla Gelen romanından sonra 1977'ye kadar eser yayımlamadı. İkinci çocuğu Yaprak, 1967'de Ankara'da doğdu.
1975'te, Emekli Sandığı genel müdürüyken kendi isteğiyle emekliye ayrıldı; 1990 yılına kadar özel sektörde danışmanlık, 1992-1994 arasında avukatlık yaptı. Emeklilik yaşamında yazarlığını sürdürdü ve siyasetle uğraştı. İlk siyasi deneyimi, 1975'te CHP'ye üye olması idi. Parti ile aynı çizgideki Özgür İnsan dergisinin genel yayın yönetmenliğini üstlendi. İkinci siyasi deneyimi ise 1999 yılında ÖDP'ye üye olmasıdır. Bener, bu partiden Ankara 1. Bölge milletvekili adayı oldu.
Emekli olduktan sonra edebiyat alanındaki ilk çalışması, bürokrasi yaşamındaki gözlemlerine dayanan Bürokratlar adlı öykü kitabı oldu. Eser önce Milliyet gazetesinde tefrika edildi ve büyük ilgi gördü.[6] Ardından Yalnızlar romanını yeniden yazdı. Eser, Tuncer Baytok tarafından televizyona uyarlandı; dokuz bölümlük dizi olarak çekildi. Bener, eski kitaplarının yeni baskıları ile birlikte art arda eserler yayımladı ve birçok edebiyat ödülüne değer görüldü. 1980 Askeri Darbesinin ardından yazdığı Oyuncu (1981), Böcek (1982) ve Ortadakiler (1988) romanlarında toplumsallığa daha yoğun vurgu yaptı.
Ölü Bir Deniz (1983) romanı 1989'da Atıf Yılmaz tarafından; Böcek (1982) adlı roman ise 1995'te Ümit Elçi tarafından sinemaya uyarlandı. Böcek filmi, 32. Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Film, 9. Altın Koza Film Festivali'nde En İyi İkinci Film seçildi.
8 Aralık 2007'de Ankara'da öldü.