Candide

·
Okunma
·
Beğeni
·
15094
Gösterim
Adı:
Candide
Yazar:
Baskı tarihi:
4 Ağustos 2018
Sayfa sayısı:
117
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052194966
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Candide, ou l'Optimisme
Dil:
İngilizce
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karbon Kitaplar
Candide est l’œuvre de Voltaire, philosophe français, la plus lue et commentée du siècle des Lumières à travers le monde. En quoi donc Candide est paradigmatique de la philosophie des Lumières ?Candide est une œuvre vaste, qui couvre tous les sujets philosophiques du temps de Voltaire : la religion et le fanatisme, la liberté politique et la tyrannie, la connaissance et l’obscurantisme, le bonheur et la fatalité, la liberté et l’esclavage.

C’est finalement cette quête du bonheur que relatent les aventures de Candide. Quête car le bonheur se construit contre les aléas du destin, la folie des hommes et la déraison générale.
120 syf.
Spoiler içerir

Voltaire tarafından kaleme alınmış önemli bir felsefi romandır. Voltaire, on yedinci yüzyıl rasyonalist (akılcı) filozofu Gottfried Wilhelm Leibniz'in temel felsefe düşüncelerini kitap boyunca yoğun bir kara mizah kullanarak hicvetmektedir. Kahramanlarımızın yaşadığı bitmek tükenmek bilmeyen olumsuzluklar zinciri boyunca Leibniz'in "Bu dünya mümkün olan dünyaların en iyisidir" ve "olası dünyaların en iyisinde bütün olaylar birbirine bağlıdır" düşünceleri sıkça elestirilmekte ve alaya alınmaktadır. Ayrıca Leibniz'in ortaya koyduğu yeter sebep ilkesi (olan herhangi bir şeyin olduğu şekilde olmasının nedeni başka türlü olamayacak olması) de yine kara mizah yoluyla eleştirilerden nasibini almaktadır.

Kahramanlarımızdan filozof Pangloss, Leibniz'i temsil etmektedir. Pangloss, serüven boyunca başına ne kötülük gelirse gelsin asla düşüncelerinden vazgeçmemektedir. Candide ise Pangloss'un öğrencisidir fakat başına gelen her şeyin sebebini sorgulamakta ve yolculuk boyunca dünyada insanların gerçekten mutlu olup olamayacağını araştırmaktadır. Başına gelen olaylara rağmen iyimserliğini devamlı korumaya çalışmış ama sorgulamaktan ve tartışmaktan asla vazgeçmemiştir. Candide'in yolculuk arkadaşı Martin ise devamlı kötümserdir. Martin insanların hiçbir zaman tam mutluluğa ulaşamayacaklarını, tüm insanların hayatlarından şikayet ettiğini ve kimsenin yaşadığı hayattan memnun olamayacağını söylemekte, serüven boyunca da devamlı bu konuda haklı çıkmaktadır. Birlikte yolculuk yaptıkları yaşlı kadın da kendi kötü hayat hikayesini anlattıktan sonra tüm insanların mutsuz olduğunu belirtmiştir.

Tüm dünyayı dolaşan Candide'in mutlu olarak bulduğu tek ülke, dışarıyla bağlantısını kesen, hiç bir din adamı olmayan ve tek Tanrı inancına sahip olan Eldorado'dur. Serüvenin sonu ise İstanbul'da bitmekte ve filozoflarımız derslerini, insanları can sıkıntısı, ahlaksızlık ve yoksulluktan tek uzak tutacak şeyin çalışmak olduğunu vurgulayan Türk köylüsünden almışlardır.

Oldukça akıcı ve bir gün içerisinde rahatlıkla bitirilebilecek bu romanı keyifle okudum. Özellikle felsefeye merak duyanlara tavsiye ederim. İncelememi Candide'in sözüyle bitiriyorum:

"Mümkün olan dünyaların en iyisi burası ise ötekiler kimbilir nasıldır".
170 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Eser tür açısından hem felsefi hem edebi hem de birazda maceraya kaçar yönü bulunmakta.
Çünkü felsefi olmasının yönü Candide adındaki, isminin anlamı saf, temiz, iyimser olan bir gencin hocasını eleştirmesidir.
Edebi yönü de Candide'nin sevgilisiyle olan ilişkisi ve bu ilişkinin serüven boyunca devam etmesi.
Son olarak macera yönü de Candide'nin sevgilisini arayış içinde olması ve ülke ülke çeşitli olayları başına gelmesidir.
Voltaire'nin okuduğum ilk romanıydı ilk eserinden kalemine aşık oldum.
Yazar aktarmak istediği mesajı çok güzel anlamlara yükleyerek okuyucuya sunuyor.
Üslup konusunda sorun yok dili oldukça sadedir.
Konusuyla olsun kurgusuyla olsun mükemmel bir eser. Herkese tavsiye ederim. İyi okumalar.
170 syf.
·10/10
Spoiler İçerir.
Candide adı gibi saf cana yakın ve maharetli bir gençtir. Candide askere alınır büyük bir çatışmadan sonra ordudan kaçar ve Başka ülkeye sığınır.
Burada yeni bir hayata karışmak ister derbeder bir dilenci ile karşılaşır ve onun eski hocası olduğunu anlar.
170 syf.
·Beğendi·9/10
BÜTÜN BUNLAR GÜZEL SÖZLER AMA.................

Güzel bir hafta sonu oldu. Kitabımı yüzüme oturan tebessümle bitirdim. "Candide Ya da İyimserlik" Voltaire'nin en önemli eserlerinden birisi. Eserin güzelliğinin yanı sıra Server Tanilli'nin ve Turhan Selçuk'un katkıları yadsınamaz. Çevirmenin ötesinde, açıklayıcı bir önsöz ve dipnotlarının yararlığı sebebiyle Sever Hoca kotarmış bu kitabı. Turhan Selçuk'u "Abdülcanbaz" öncelliğinde severek takip ederdim. Ayrı bir hava katmış kitaba.

Leibniz'in 'metafizik iyimserlik' üzerine yaptığım okumalarımda; Voltaire'nin iyimserlik felsefesi karşısında bayağı eğlendiğini ve eğlenmenin meyvesi olarak bu kitabı yazdığını biliyordum. Karşıma ne çıkacağını az çok tahmin etmeme rağmen yinede merakla kitaba sarıldım. O da ne !! Felsefe Sözlüğü gibi büyük bir eseri olan Voltaire'den beklediğim bir üslub yok. Karşıt görüşünü destekleyecek tezlerle dolu, aforizmaların cirit attığı bir metin değil tam tersine masalımsı bir anlatımla, bol bol hiciv taşları fırlatarak eleştirilerini aralara serpiştirdiği bir eser. Söylemek istediklerini kısa ve net bir şekilde ya kahramanlarına söyletiyor, ya da iyimserliği o kadar uç noktalarda gösteriyor ki ister istemez bu meczup iyimserliğe karşı bir tutum almak zorunda kalıyorsunuz.

Candide, Pangloss'un öğretileriyle iyimserliğe inanmış safderun genç bir adamdır. Akıl hocası olan Pangloss , yok artık dedirtecek belalar, sıkıntılar yaşamasına rağmen "Dünyamız, mümkün olan dünyaların en yetkinidir. Bu yetkin dünyada her şey en iyidir." diyebilecek kadar iyimserliğe batmış bir filozofdur. Candide'nin ilerleyen safhalarda karşılaşacağı bir diğer düşünce adamı Martin ise zıtlığı simgeleyen bir duruş gösterir ve Tanrının dünyayı kötülük üreten bir yaratığın eline bıraktığını düşünür. Candide bu iki fikir adamı arasındayken büyük bir aşk acısı yaşar ve binlerce badire atlatır. Ama bu badirelerin sebebini: Yeter nedensiz hiçbir sonuç yoktur. Her şey zorunlu olarak zincirlenmiş, en iyi amaç için düzenlenmiştir fikriyle açıklar.

Kitapta ilgimi çeken iki husus vardı. Spoiler vermemeye çalışarak bunlardan bahsetmek isterim. Öncelikle kitapta bir çok yerleşim yerinden bahsedilir. Bunlardan biriside Eldorado. Nasıl bir ülkedir, nasıl bir yönetimdir, nasıl bir insanlıktır ağzım açık kaldı inanın. Bu ülke hakkında daha fazla konuşmak yersiz, okuyuculara bırakmak gerek. Diğer husus ise Venedikli soylu Pococuranté. Venedikli bu soylunun, mükellef bir kütüphanesi var. Candide'nin hayran kaldığı bu kütüphanedeki bazı kitaplar ve yazarlar hakkında olumsuz fikirlere sahip. Ancak kitapların hepsine vakıf, yani anlayacağınız hepsini okumuş. Etrafım-ız-da birçok insan bir yazarı bir şairi bir müzisyeni tabu olarak kabul edip haz etmediğini, fikirlerine uyuşmadığı için sevmediğini söyler her daim. Sorarsın kendisine, fikirlerini ne kadar biliyorsun o yazarın diye. Sana kulaktan dolma afaki bilgileri, şehir efsanelerini anlatır. Ancak hiç okudun mu diye sorduğunda apışıp kalakalır.Eee arkadaşım, okumadan nasıl fikir sahibi olabiliyorsun o zaman. En sinir olduğum konu ve insan tiplemesidir. Neyse ben daha fazla asabiyet takınmadan kitabımıza devam edelim.

Kitabın sonunda asıl alınması gereken dersi, bir Türk bahçıvanın ağzından duyunca şaşırıyorsunuz. Türk olduğundan dolayı değil, aslında ne kadar kolay bir açıklaması olduğunu farkedince şaşırıyorsunuz.

Kitap bittikten sonra, Victor Hugo'nun Voltaire ile ilgili bir söylevi varki, tam manasıyla bir şahaser. Böyle bir güzelleme olamaz, Voltaire bu kadar güzel anlatılamaz. Burada paylaşmayayım, okuyacak olan arkadaşlarım kitaptan okusun bir zahmet.

BAHÇEMİZİ İŞLEMEK GEREK.
86 syf.
·Beğendi·10/10
Güzel bir kitap basit bir inceleme...

İnsanlar maskeleriyle yaşarlar ve maskeleriyle ölürler. İyilik havada kalır. Yaşadığımız insan ilişkileride; sağlam bir dosta, sağlam sevgiye, sağlam ilişkilere rastlayamamızda bundandır diyor kitabımız.
Serüvenimiz iyilik ve acı çekmenin kavramını Candide'nin yaşadığı çeşitli ülkelerdeki maceralarıyla anlatıyor. Her gittiği yerdeki insanlarla bağları sürekli olarak karşımıza çıkıyor. Filozoftan, bakıcıdan, papazdan, uşaktan, köleden vb. her çeşitli insanla karşılaşıp onların fikirlerinden kendine pay çıkartıyor. Onlara göre hareket ediyor tek bir farkla. Bütün bu serüven Candide'nin Cunegonde'laya aşkından başlıyor ve sonuna kadar da gidiyor. En çok iyimserlikte hata yaptığımız kısım sanırım aşık olduğumuz insanla başlıyor.
Candide başta kaybettiği her insanla zamanla tekrar tekrar karşılaşıyor. Tabi onları bulduğunda pekte bıraktığı gibi olmuyor. Pişmanlıklar, hatalar bizi hep bıraktığımız noktaya geri götürüyor kazancımız ne peki bir avuç tecrübeden ibaret.
Son olarak çok acı çekmiş olan insanların, yaşadıkları ve gördüklerinden sonra iyilik denen kavramın sadece Tanrı'ya özgü olduğunu fark edebiliyor. Bunu kazandıktan sonra geriye çalışmak kalıyor.
170 syf.
·Beğendi·10/10
Voltaire mizahıyla tüm kraliyeti eleştirmiş, velhasıl kraliyet ailesinin aklı Voltaire'in mizahına yetmediği için ceza almadan göçüp gidebilmiş nadir Fransız yazarlardan. Sorduklarında Fransa'yı değil İspanya'yı eleştiriyorum diyerek tereyağından kıl çeker gibi sıyrılmıştır. Yaşadığı yüzyılın din baskısına rağmen, dini Candide kitabında öyle ince eleştirmiş ki, eğer inançsız bir bireyseniz Voltaire okurken çok eğleneceksiniz.
218 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Aydınlanma çağından eserleri ve özellikle özdeyişleriyle günümüze kadar yaşayan ünlü Fransız düşünürü Voltaire'in önde gelen eseri.
Özlü sözlerinde hissedilen hicivperest kişiliğini, üslubunu bu masalda da net olarak görüyoruz.
Masaldaki olaylar ve kahramanın yaşadıkları bana Binbir Gece Masalları ile Keloğlan Masallarını (Tahir Alangu'nun derlediği) çağrıştırmıştı. Kitabın sonundaki bölümde Voltaire'in Binbir Gece Masalları'nı tekrar okumuş olmasına değinilince düşünürümüzün meşhur Orta Doğu masallarından etkilendiği savım güçlendi.

Kitabın başında Candide'in yaşadığı şatodan kovulması, bolca din ve din adamı eleştirisini yaptığı bu eserde yazarın Candide ile Adem'e bir gönderme yaptığı izlenimi uyandırıyor. Ki elma hadisesi kimi yorumlara göre tam da bu kitapta işlenen kabahati simgeler.

Spoiler
Kitap boyunca karakterlerin ölüp dirilmesi(?) ya da öldüğü zannı ve mucizevi kurtuluşlarla geri dönüşünde Voltaire'in tam olarak neye değinmek istediğini anlamadım. Ölümden sonraki hayat ile ilgili bir dokundurma, dirilme ile alay olabilir.

Kitapta bahsi geçen ünlü dervişin Mevlana olup olmadığı mevzusu da bir diğer okuyucu tartışma konusu.

Kitap kulüplerinde okunup masaya yatırılması, üzerine tartışılması gereken bir eser olduğu düşüncesindeyim. Filozofun bu masalından yola çıkılıp derin felsefi muhabbetler yapılabilir. Çünkü insanlığın belki de en merak ettiği soruyu yönelterek kitabı bitiriyor...
120 syf.
·10/10
#voltaire ‘in önemli bir felsefi romanı #candide adı gibi saf, cana yakın ve maharetli bir gençtir. İyilik ve acı çekmenin kavramını Candide'nin yaşadığı çeşitli ülkelerdeki maceralarıyla anlatılıyor. Filozoftan, bakıcıya, papazdan, uşağa, köleden tutun da her çeşit insanla karşılaşıp onların tecrübeleri ile ilerliyoruz. Çok acı çekmiş insanların, yaşadıklarını ve gördüklerinden sonra iyilik denen kavramın sadece Tanrı'ya özgü olduğunu fark ediyor. Yani anlayacağınız her yönden donanımlı bir kitap. Okuma listenize eklemenizi tavsiye ederim
200 syf.
‘‘İyimserlik, insanın kötü bir durumdayken her şeyin iyi olduğunu ileri sürmek çılgınlığına tutulmasıdır.’’ Candide

Orijinal adı Candide, ou l'Optimisme olan, ünlü Fransız Aydınlanma filozofu, oyun yazarı Voltaire’in (1694-1778) pikaresk türündeki meşhur romanıdır. Voltaire, yaşadığı dönemde çağını, ülkesini, bazı kurumları, kiliseyi ve dogmalarını eleştirdiği, aynı zamanda fikir özgürlüğünü savunduğu için Fransız Devrimi’nin oluşmasında adı sayılan en önemli kişi olarak gösterilmiştir.
Voltaire’in, 1759 yılında kaleme aldığı bu roman, her biri diğeriyle uyumlu, bağlantılı bir şekilde otuz bölümden oluşan, hiciv türünün örneklerini kapsayan, felsefi bir yoğunluğa sahiptir. Eserin, 1756 yılında büyük Avrupa Devletleri arasındaki sömürge ve hegemonya çatışmasıyla başlayan ‘7 Yıl Savaşları’ içerisinde olması da yine onu mühim kılan özellikler arasında değerlendirilmesine sebep olmuştur. Roman, Leibniz’in kötülük problemiyle ilgili ortaya attığı çözüm üzerine Voltaire’in satirik bir silsile biçiminde, açık ve akıcı bir dille konuyu ele almasıyla oluşmuştur. Kabaca kitabın ana temasını ‘Kötülük Problemi ve Leibniz’in Teorisi’ bağlamında belirleyebiliriz.
Ahlak argümanlarının başında gelen sorunlardan “Kötülük Problemi”ni daha detaylı olarak izah edersek; bu problem, ateist filozofların ileri sürdükleri teolojik sorunlardır. Doğal kötülükler (deprem, sel vs.) ve bireyden kaynaklanan kötülükler olmak üzere ikiye ayrılır.
Bunu etraflıca işleyen ilk filozof Epikür’dür. Ona göre, Tanrı madem iyi ve adildir, peki dünyada neden bu kadar kötülük vardır? Nasıl oluyor da mutlak anlamda iyi olan Tanrı, bu kötülüğe müsaade ediyor? Kötülük problemini ele alan bir diğer filozof ise D. Hume’dur. Hume, ‘‘Tanrı’nın gücü her şeye yetiyor da bu kötülüklerle baş edemiyor mu? O halde Tanrı’nın her şeye gücü yetmez. Yoksa gücü yetiyor da engellemek mi istemiyor? O zaman mutlak olarak iyi bir varlık değil. Tanrı hem güçlü hem de kötülükleri ortadan kaldırmaya niyetli iyi bir varlıksa nasıl oluyor da bu kadar kötülük ortaya çıkabiliyor?’’ gibi birçok sorularla kafasını bu sorun üzerine kurcalamıştır. Ortaçağda insan, bulunduğu yerin görevini bilmezse ortaya kötülükler çıkar. Ortaçağ filozoflarından Augustinus da insanın doğuştan günahsız olarak yaratıldığını, kişinin özgür seçimiyle kötüye ulaşıp günaha girdiğini, haliyle iyiliğin yokluğunda çıkan bu şeyin Tanrı’dan değil insanın bizzat kendisinden kaynaklandığını belirtmiştir, ki bana da en yakın gelen, bu Hristiyan öğretisine uygun olan görüştür. Aynı probleme başka bir çözüm getiren Leibniz’e göre ise, içinde yaşadığımız bu dünya mümkün olan dünyaların en iyisidir.
Sivri diliyle Aristokratik çevrenin ilgisini çekmeyi başaran Voltaire, J.J.Rousseau’nun insanın doğuştan iyi bir doğasına sahip olduğu, zamanla kurtlaştığı, kötüleştiği düşüncesine karşı çıkarak bir çatışmaya girmiş, hedef tahtasına Leibniz’i oturtarak, bunu kitaptaki Martin kahramanı üzerinde kendi fikirlerini göstermeye çalışırken; karşısına da Pangloss karakterine Leibniz’i yerleştirerek bir nevi fikir atışmasını okurlara sunmuştur.
Olayın asıl kahramanı, kelime karşılığı saflık, iyilik, iyimserlik anlamlarına gelen ‘Candide’ Vestfalya’da Baron Thunderten Tronckh’un şatosunda yaşayan bir gençtir. O, kitap boyunca hep iyiyi arayan kişi olarak karşımıza çıkar. ‘Ey, dünyaların en iyisi neredesin?’ diyerek diyar diyar gezmiş ve en iyiyi bulmaya çalışmıştır. Şatoda Baron’un kızı Cunegonde’a aşık olmuş ve bu yüzden Hz. Adem’in yasak elmayı yiyip cennetten kovulması gibi, Candide de memnu sevdaya tutulduğu için şatodan ayrılmak zorunda kalmıştır. Her şeyden bihaber olan Candide, Leibniz düşüncesinin temsilcisi diyeceğimiz hocası Pangloss ve buna karşıt görüşlü Martin ile dünya turuna çıkmıştır.
Leibnizci bir iyimserliği benimseyen Pangloss, ‘olası dünyaların en iyisinde bütün olaylar birbirine bağlıdır’ diyerek dünyanın yaşanacak iyi bir yer, olabilecek dünyaların en iyisinin de Baron’un şatosunun olduğunu; içinde mevcut olan kötülüklerin ise insana ait arızi bir şey olduğunu yani evrende reel olarak kötülüğün varlığını reddederek Candide’i de bu şekilde eğitmeye çalışmıştır. Çünkü o, Leibniz’in belirttiği gibi tabiatta hem doğal hem de yapay bir kötülüğün olmadığını, bunların ancak insanların işlediği günahlardan ötürü Tanrı’nın onlara yaptığı birtakım uyarı alameti olduğunu düşünmüş ve benimsemiştir. Kötülüğün kötü bir şeyden ibaretliğini yok sayarak; aksine insanın olgunlaşıp, kemale ermesine meydan veren, iyiliğe katkıda bulunan, iyiliği anlamayı sağlayan, bilakis kötülüğü, iyiliğe hizmet eden unsur olarak bir kefeye koymuştur. Farazi kötülüğün olmadığı bir dünya düşünüldüğünde; o zaman da iyinin ve yapılan iyiliklerin herhangi bir ehemmiyetinin kalmayacağını belirtmiştir. Çünkü sebepsiz sonucun, nedensiz hiçbir şeyin olmadığı gibi evrende var olan her şeyin de bir gayesi vardır. Yani kötülük varsa onun bir amacı da beraberinde yaratılmıştır. O da iyinin değerini ortaya koymak içindir. O halde yapılan her şeyin en iyi amaç taşıdığı bir gerçektir.
Leibniz, tüm bunların yanında ‘sanatsal analoji’ diye bir tanım ortaya atarak, bu bağlamda dünyayı bir sanat eseri olarak düşünmeye başlamıştır. Büyük resimde beliren karanlık noktaları ve gölgeleri bir kusur olarak görmemiş; onları merkez sahada beliren aydınlığın, güzelliğin, iyiliğin habercisi olarak nitelendirmiş, kötülüğü de aynı şekilde bir yere oturtarak bu kanıya varmıştır.
Voltaire ise tam bu devrede araya girmiş, sanatsal analojiye karşı çıkmış ve karanlıklarla gölgelerin koca bir leke olduğunu söylemiştir. Voltaire Leibniz’in kötülük problemiyle ilgili ortaya koyduğu argümanlarla kitap boyunca Martin kılığında dalga geçmiş ve onun felsefesini alaycı bir üslupla çürütmeye çalışmıştır. Leibniz’in mükemmel olarak tasvir ettiği, düşler ülkesi olan Eldorado’nun bir ütopyadan ibaret olduğunu, Leibniz’in burada Tanrı’yı sınırlandırdığını belirterek eleştirmiştir. Ona göre Tanrı istese daha iyi olan başka bir dünya yaratabilir. Bu yüzden Leibniz gibi düşünmenin toplumu kaderin razılığına ittiğini, bunu aşmanın ilk basamağının da hâlihazırdaki dünya sisteminin daha iyisinin mümkünlüğünü kabul etmekle oluşacağını öngörmüştür. Kitaptan bir diyalog alıntısıyla durumu izah etmeye çalışırsak:
‘‘Dünya’nın başka hiçbir yerinde bilinmeyen, doğası bizimkinden bambaşka görünen bu ülke acaba neresi? diye soruyorlardı. Candide, burası herhalde her şeyin en iyi olduğu ülke olacak; çünkü elbet böyle bir ülke vardır. Hem üstat Pangloss ne derse desin, ben Vestfalya’da her şeyin çoğu zaman bir hayli kötü olduğunun farkına varmıştım’’ diye düşünüyordu. Eldorado’da her şey gerektiği gibi verildiği için Tanrı’ya hiç dua edilmez; çünkü O’ndan isteyecek ekstra hiçbir şey yoktur. O’na devamlı şükredilir. “Dostumuz Pangloss, Eldorado’yu görmüş olsaydı artık T. Tronckh şatosunun dünyanın en iyi yeri olduğunu söylemezdi; şu kesin ki insan yolculuk yapmalı!”
Seyahat ederek bu kanıya varan Candide Almanya, Hollanda, Portekiz, Amerika, Fransa İtalya ve son durak Türkiye’ye gitmiş, gittiği her yerde türlü türlü musibetlerle karşılaşmış ve birçok felaketi iyimserliğinden bir şey kaybetmeyerek umut dolu bir halle atlatmıştır. Çünkü Candide’e her zaman öğüt veren, herkesin bu dünyada eşit haklara sahip olduğunu söyleyen Pangloss, öğrencisini hep iyiye yöneltmekle yetiştirmiştir. Her şeyin iyi olduğu düşüncesi onun Türkiye’deyken karar değiştirmesine sebep olmuştur. Bunun müsebbibi ise ona, ‘bahçemizi yetiştirelim’ sözü ile hayatın anlamını sorgulatan bir derviştir. Candide:
‘‘Ey Pangloss! Sen böylesine bir facianın olabileceğini hiç düşünmemiştin; artık olan oldu; sonunda senin iyimserliğinden vazgeçmem gerekecek!’’
Zaten hep bir arayışta olan Candide için yaşam, iyice felsefi alanın sorgulama sahasına girmiştir. Bu zamana kadar boşa yaşadığını düşünmüş ve aklını başına alarak, hikâyede adı geçen karakterlere iş bölümünde bulunarak görev dağılımı yapmıştır. Böylece herkes en iyi bildiği işi yaparak, bahçeyi yetiştirmiş ve kahramanlar, kendi bahçelerine bakma aydınlığına erişmişlerdir.
‘‘Bahçemizi yeşertmek gerektiğini biliyorum, Pangloss haklısınız. Çünkü insanoğlu cennet bahçesine onu işle diye konuldu. Bu da insanın dinlenmek için yaratılmadığını gösterir’’ diyen Candide aslında kovulduğu cennet gibi şatoyu aratmamak için bu bahçeyi işleyerek cennete dönüştürmek niyetindedir. İnsanın hiçbir yerde rahat edemediğine inanan Martin ise ‘‘fazla düşünmeden çalışalım; bu, hayatı dayanılır kılan tek çaredir,’’ diyerek bu zamana kadar iyi düşündüklerini, buraya kadar hep deneye yanıla geldiklerini, artık bu saatten sonra tek bir amaç uğruna çalışmanın makul bir iş olduğunu vurgulamıştır. Çünkü çalışmanın olduğu yerde ahlaksızlık, yoksulluk ve can sıkıntısı bertaraf olur.
Hikâyede her şeyin mükemmel olduğunu anlata anlata bitiremeyen Pangloss’a Anababtist Jacques adlı karakter şöyle karşılık vermiştir: ‘‘İnsanlar da doğayı biraz bozmuş olmalılar. Çünkü insanlar kurt doğmadıkları halde kurt olmuşlar. Tanrı onlara ne yirmi dörtlük top ne de süngü verdi. Oysa onlar birbirlerini yok etmek için süngüler, toplar yaptılar…’’ Bu pasaj, beni Muhammed İkbal’in ‘Çöl Lalesi’ isimli eserindeki Allah ile İnsan arasındaki konuşmaya götürdü:

Allah
Ben tüm dünyayı su ve topraktan yaptım
Fakat sen İran’ı, Tataristan’ı ve Etiyopya’yı yarattın.

Ben dünyanın derinliğinden demiri getirdim,
Fakat sen bu demirden kılıç, ok ve tabanca yaptın.

Bahçedeki ağaç için balta yaptın
Ve bir kafes, bülbül için.


İnsan
Sen geceyi yarattın, lambayı yapan benim,
Çamuru sen yarattın, kâseyi yapan benim.

Çölleri, dağları ve vadileri yarattın,
Bahçeleri, çayırları ve parkları yapan benim

Benim bir taşı cama çeviren,
Bir zehirden tatlı bir şarap yapan benim.

Pangloss, ara sıra Candide’e olası dünyaların en iyisinde bütün olaylar birbirine bağlıdır, diyordu. Yani Matmazel Cunegonde’un aşkı uğruna güzel bir şatodan kovulmasaydın, engizisyonun işkencesine uğramasaydın, yaya olarak bütün Amerika’yı dolaşmasaydın, Eldorado ülkesinden aldığın bütün koyunları yitirmeseydin şimdi burada turunç reçeliyle fıstık yiyemezdin, diyerek zahmet olmadan rahmetin olamayacağını söylemek istemiştir. Candide’in bu zamana kadar çektiği sıkıntılara karşı sebatkar olması, yılmaması ve umudunu her daim koruması ulaştığı hakikatin tadına varması açısından büyük önem arz etmektedir. Hayatın ta kendisi böyle değil midir zaten?
170 syf.
·8/10
Kalemi kuvvetli Voltaire, Leibniz'in "yaşadığımız dünya dünyaların en iyisidir" sözüyle alay ettiği bir eser yazmış, iyi ki de yazmış. Eserde Leibniz'in bu sözü ile alay eden olaylar gerçekleşirken, aynı zamanda Voltaire düşüncelerini paylaşmıştır. Yani Voltaire roman yazmıştır ama amacı roman yazmak değildir.Amacı düşüncelerini roman aracılığı ile aktarmaktır.

Dini eleştirmenin yasak olduğu zamanlarda dini ve insanları sömüren din adamlarını eleştiriyor. Mesela Candide'i bir kaptan soyar, sonrasında kaptanın gemisi bir savaşta batar ve Candide bunu görür ve şöyle der :
"Görüyor musunuz,dedi Candide Martin'e kimi kez suçlar cezalandırılıyor.Bu alçak Hollandalı patron layık olduğu cezayı çekti.
-Evet,dedi Martin,aynı gemide olan diğer tüm yolcuların da ölmesi mi gerekiyordu ? Tanrı bu dolandırıcıyı cezalandırdı, şeytan da diğer yolcuları denizde boğdu"
Yani iyilikler tanrıdan biliniyor, kötülükler şeytandan böyle iş olmaz diyor Voltaire :) Yeter bu kadar inceleme, kitabı okuyun :)
117 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Bu tarz kitapları seviyorum, herkesin bildiği ama uygulamadığı bir çok öğreti taşıyor. Felsefik ama akıcı, bir solukta okunabilen bir kitap.
Kitabın konusu saf, temiz, genç bir erkek olan Candide'nin kaldığı evin sahibinin kızına aşık olup bu nedenle evden kovulmasından sonraki yaşadıklarını anlatıyor. Candide dünyaya bir çocuk masumiyetinde gelip iyimserlik ile bakarken, yaşadığı maceralar ve tanıdığı insanlar sayesinde gerçekler ile yüzleşiyor. Insanlarin mutlu olduğuna inanan Candide, gittiği bir çok ülke arasında sadece birinde buna tanık oluyor. Bu ülke dışındaki insanlarda olduğu gibi kendide mutluluğa ulaşamıyor. Yolculuğu son bulan amacına da ulaşan Candide, insanoğlunun tatmin edilemez bir varlık olduğu ve çalışarak ömrünü tamamlamasının daha az mutsuzluk yaratacağı düşüncesine varıyor.
Birçok kenti dolaştım. Kimi yerlerde insanların yarısı deli, kimi yerlerde insanlar çok kurnaz, başka yerlerde çok uysal ve hayvan gibi, kimileri de zeki insanlar. Ama her yerde başlıca uğraşı aşk. İkinci uğraşı insanları çekiştirme, üçüncüsü ise aptalca şeyler söyleme.
Ben ne düşünüyorsam onu söylüyorum; başkalarının da benim gibi düşünüp düşünmediklerine aldırış bile etmem.
"Ona göre çalışmak üç büyük fenalığı yani can sıkıntısı, ahlâksızlık ve yoksulluğu insanlardan uzak tutmaktadır."
Voltaire
Sayfa 30
- İyimserlik nedir? diye sordu Cacambo.
- Her şey kötü gittiğinde her şeyin iyi gittiğini savunmak tutkusudur, dedi Candide.
Voltaire
Sayfa 98 - Alfa

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Candide
Yazar:
Baskı tarihi:
4 Ağustos 2018
Sayfa sayısı:
117
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052194966
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Candide, ou l'Optimisme
Dil:
İngilizce
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karbon Kitaplar
Candide est l’œuvre de Voltaire, philosophe français, la plus lue et commentée du siècle des Lumières à travers le monde. En quoi donc Candide est paradigmatique de la philosophie des Lumières ?Candide est une œuvre vaste, qui couvre tous les sujets philosophiques du temps de Voltaire : la religion et le fanatisme, la liberté politique et la tyrannie, la connaissance et l’obscurantisme, le bonheur et la fatalité, la liberté et l’esclavage.

C’est finalement cette quête du bonheur que relatent les aventures de Candide. Quête car le bonheur se construit contre les aléas du destin, la folie des hommes et la déraison générale.

Kitabı okuyanlar 1.461 okur

  • Emre
  • Z G
  • Niyazi Bay
  • Tezzcan
  • Esra değer
  • Bengisu
  • Aslı S
  • Nazmiye Altınkaya
  • Eren Baki
  • Selective Participant

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.9 (10)
9
%1.9 (10)
8
%2.5 (13)
7
%0.8 (4)
6
%1.2 (6)
5
%0.2 (1)
4
%0.2 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları